HKP İzmir İl Örgütü, Yunanistan’ın İşgalindeki Ege Adaları’nın peşini bırakmıyor

04.10.2017
A+
A-

HKP İzmir İl Örgütü, 23 Eylül Cumartesi günü 2004’ten beri Yunanistan işgali altında bulunan ve Yunanistan tarafından yerleşime açılan, silahlandırılan, maden çıkartılmaya başlanan Ege Adaları’yla ilgili bir panel düzenledi.

Haftalar öncesinden İzmir ve tüm Ege Bölgesi’nde afiş, pankart ve stantlarla çağrısı yapılan, Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, YARSAV Kurucu Başkanı Av. Ömer Faruk Eminağaoğlu ve HKP Genel Sekreter Yardımcısı, İzmir İl Başkanı Av. Tacettin Çolak’ın konuşmacı olduğu panel, İzmir Enternasyonal Fuarı Gençlik Tiyatrosu’nda gerçekleştirildi.

 

Panel, işgal edilen Ege adaları için o güne kadar yapılanların ve adaların işgali ile ilgili hazırlanan sinevizyon gösterimi ile başladı.

Panelin ilk konuşmacısı, Ege Adaları meselesini belgeleriyle ortaya koyan, bu konunun ısrarlı takipçisi, vatansever duygularla ve bilinçle hareket eden Milli Savuma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım idi.

Panelin düzenlenmesinden dolayı Avukat Tacettin Çolak’a ve HKP’ye teşekkür ederek konuşmasına başlayan Ümit Yalım, çeşitli görsellerle yaptığı konuşmasında, gerek Lozan Anlaşması’ndan, gerek İngiliz belgelerinden, gerekse de Türkiye’deki belgelerden yola çıkarak bu adaların Uluslararası Hukuk çiğnenerek işgal edildiğini ve iktidarın da buna sessiz kalarak göz yumduğunu söyledi.

 Ümit Yalım konuşmasında; Tayyip Erdoğan’ın Lozan’da verildi dediği adalar, 1913 ve 1914’te yapılan anlaşmalar ve tebliğlerle Osmanlı devleti tarafından Yunanistan’a bırakılan ve Lozan’da teyidi yapılan adalardır. Adalar Lozan’da Yunan’a verildi diyen; Siyasetçi ya da Tarihçi, Lozan Anlaşmasını ya okumamış ya da Tarih bilmiyor, dedi.

Ümit Yalım devamla, şu anki siyasi iktidar, Türk milletinden 9 Eylül 1922’nin intikamını alıyor. Hiç merak etmeyin, aynen 9 Eylül 1922’de olduğu gibi, yine Yunan askerlerini denize dökeceğiz, hem de işbirlikçileri ile birlikte, dedi.

Ümit Yalım, şu anda Aydın’da iki vali var; biri Türk, biri Yunan. Çünkü işgal edilen adaların bir kısmı Aydın İl sınırları içinde. Muğla’da iki vali var; biri Türk, biri Yunan. Çünkü işgal edilen adaların bir kısmı Muğla İl sınırları içinde. Keza İzmir’de de iki vali var; biri Türk, biri Yunan. Çünkü işgal edilen adaların bir kısmı da İzmir İl sınırları içinde kalıyor.

Bizler bu işin peşini bırakmayacağız. Vatan topraklarının işgaline sessiz kalanlardan da, işgal edenlerden bunun hesabını soracağız, diyerek bilgilendirici, doyurucu,  tatmin edici, konuyu her yönüyle aydınlatıcı konuşmasını sonlandırdı.

İkinci konuşmacı YARSAV Kurucu Genel Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’ydu.

Ömer Faruk Eminağaoğlu da konuşmasına HKP’ye ve HKP İzmir İl Başkanı Avukat Tacettin Çolak’a teşekkür ederek başladı.

Eminağaoğlu konuşmasında; deniliyor ki Ege adaları ve Ege’deki sorunlar Lozan’dan kaynaklanmaktadır.

Geriye gidelim, Lozan’ın da gerisine gidelim. Sayın Yalım çok açıkça ifade etti. Türkiye’den önce Osmanlı döneminde Sevr’e konan maddelerle Ege’deki bütün haklarınızı vermişsiniz. Ege’deki bütün haklarınızı verirken, bu adalar, kayacıklarla ilgili haklarınızı kaybetmişsiniz. Bu süreç ile ilgili TBMM tarafından 42 kişi hakkında idam kararı verilmiş. Sevr sürecinde yer alanlar hakkında.

Sevr hiçbir zaman kabul görmedi. Kurtuluş Mücadelesi de zaten bunun için verildi.

Baktığımızda Cumhuriyet döneminde ulusal sınırlarımız, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” anlayışıyla belirlendi. Ve bu sınırlarımıza bağlı kaldık.

Hiçbir zaman toprak kaybetmedik derken, işte ilk kez bu Adalar ve bu Kayacıklarla Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet tarihinde ilk kez toprak kaybıyla baş başa bırakıldı, dedi.

Eminağaoğlu devamla; Anayasanın değişmez hükümlerinde yazıyor, Türkiye Cumhuriyeti devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Anayasanın bu hükümleri asla ve asla değiştirilemez. Anayasanın bu hükümleri değiştirilemezken, sınırlarımızın ne olduğu Lozan ve o çerçevedeki, daha sonra 1932’deki anlaşmayla da ortaya konulmuş iken, sınırlarına sahip çıkamayan, kendi sınırları içerisindeki, karaparçasına-ülkesine pasaportla giden ama milletvekili sıfatını kullanan, bakan sıfatını kullanan bir hükümetin yönetiminde bir Türkiye Cumhuriyeti söz konusu.

Evet Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre Cumhuriyetin nitelikleri değiştirilemez. Değiştirilemez olan nitelikleri arasında Laiklik, Demokrasi Cumhuriyet’in bütün niteliklerine bağlılık varken, Cumhuriyeti layık olmadığı yere götürme isteği Anayasa Mahkemesi kararı ile açık ve sabit olan, Cumhuriyet’e karşı olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile açık olan, Demokrasi dışılığı Anayasa Mahkemesi kararıyla açık ve sabit olan bir hükümete teslim ederseniz, o hükümetten Anayasaya bağlılığı nasıl bekleyebilirsiniz? Artık kendi sınırlarına ve kendi ülkesine sahip çıkamayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu kadar açık ve net. Ve Sevr’deki anlayışı uygulayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Emperyalizme karşı duran değil, Emperyalizmin bakışına göre şekillenen bir iktidarla karşı karşıyayız, dedi.

Eminağaoğlu konuşmasında devamla; Bu konular ilk kez bir soru önergesi ile 2004 yılında TBMM’nin gündemine getirilmiş. Ege’de Kardak sonrası bazı kayacıklara bayrak dikilmiş. Bu doğru mudur, diye soruluyor. Yanıt verilmiyor. Bu şekilde 2004’te başlayan ve sonuncusu 2017 Haziranında verilen tam 67 tane soru önergesi var. Bunların önemli bir bölümü iktidar tarafından yanıtlanmıyor, kalanlara da şablon yanıt, konu Ege Denizi’nde sınırların açıkça çizilmemesinden kaynaklanmaktadır, gibi aslı astarı, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan biçimde verilen yanıtlarla geçiştiriliyor. 2013-2017 yılları arasında bu konuyla ilgili sekiz tane meclis araştırma önergesi veriliyor, ama bugüne kadar tek bir araştırma yok. Şimdi burada yapılması gereken ne?

Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altındaki bir kara parçasının işgaline sessiz kalan Bakanların, Başbakanların Yüce Divana sevk edilmesi gerekiyor. Ancak ve ancak mensubu olduğum partiye de (CHP’ye. – Kurtuluş Yolu) sorumluluk düşüyor. TBMM’de elli beş tane imza, böyle bir Meclis soruşturma önergesinin altına atılmıyor.

Elli beş imza ile başvursan ne olur?

O da çıkar, 276 imza ile reddeder.

Soru önergelerini kaale almıyor ama bu önergeyi gündeme almak zorunda. Elli beş tane imzayı attığın zaman çıkacak, neden Meclis Soruşturması açılmaması gerektiğini, halkın gözünün içine baka baka, ben bu bayrağın dikili olduğu topraklarda egemen değilim mi diyecek?

Bu hesabı sormanın yolu Meclisten de geçiyor, bu hesabı sormanın yolu halkın hesap sormasından da geçiyor. Ancak burada sadece soru önergesi vermekle, Meclis soruşturması önergesi vermekle bu sorun çözülmüyor. Eğer sorunun çözümü böyle olsaydı, herhalde 1920’de TBMM açıldığında, Anadolu’nun neresi Yunan işgalinde, diye Gazi Mustafa Kemal verirdi soru önergesini.

Sorunlar böyle mi çözülürdü?

Sorunlar böyle çözülmüyor. Bugün on sekiz ada, yarın… Bu gidişin sonu nereye kadar?, dedi.

Eminağaoğlu son olarak; Lozan’da egemenliği devredilmemesine rağmen kurşun atmadan, herhangi bir mücadele etmeden İzmir’de denize dökülenler, Türkiye Cumhuriyeti kara parçasına tekrar bayrağını dikecek. Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyetçiler buna sessiz mi kalacak?

Elbette hayır!

Biz elbette bağımsız Türkiye diyoruz, biz elbette barış diyoruz, ama bu topraklar nasıl kazanılmışsa asla ve asla kaybedilmeyecek, diyoruz.

Kuzey Irak’ta yapılacak olan referandum için Meclisi olağanüstü toplayanların, söz konusu Ege Adaları olunca niye sesi çıkmıyor acaba? Amerika’nın, Almanya’nın, İngiltere’nin sesi çıkmadığı için mi? Ege adaları vatan toprağı değil mi? Cumhurbaşkanına soruyorum, Başbakana soruyorum Ege Adaları’nın Kuzey Irak’tan geri kalır yanı ne?

Ege Adaları sorunu için neden bir Meclis Soruşturma Önergesi verilmiyor, diye hesap soracağız. Bunların mücadelesini vereceğiz.

Bu konuda Suç Duyurusunda bulunan HKP’ye gönülden şükranlarımı iletiyorum.

Bu konuda duyarlılığıyla herkesi bilgilendiren Sayın Ümit Yalım’a gönülden şükranlarımı iletiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti her türlü bedel ödenerek kurulmuş bir Cumhuriyet’tir. Ve o her türlü bedel bu sınırlarda, asla ve asla tek bir kara parçası kaybedilmemesi adına yine verilecektir, diyerek, akıcı, doyurucu, somut talepleri içeren konuşmasını alkışlarla sonlandırdı.

Üçüncü ve son konuşmayı HKP İzmir İl Başkanı ve Genel Sekreter Yardımcısı Avukat Tacettin Çolak yaptı.

Tacettin Çolak’ın konuşması özetle şöyleydi:

Saygıdeğer katılımcılar, iki kurmayın arasında ben ne söyleyeceğim şimdi?

Yani hukukun kurmayı ve askerliğin kurmayıyla panelistlik yapmak gerçekten zor.

Neden iktidar, bu iktidar koltuklarını işgal edenler, Adalar konusunda ölü numarası yapmaktadırlar?

Neden bir ülkenin egemenlik hakkı göz göre göre ihlal edilirken, artık Ege’deki sınırlarımız, karasularımız, hava sahamız kevgire dönmüşken, üstüne üstlük bir de hava sahamızı ihlal eden bakanlarını uyaran görevlimize Türkçe kelimelerle küfredilirken, bir ulusun onuru neden bu kadar ayaklar altına alınır?

Kendileri onursuz. Kendilerinin bu tür hakaretler karşısında sessiz kaldıkları ve hatta hiç olmamış gibi davrandıklarını çok iyi biliyoruz.

Hatırlayın, Suriye sınırında birkaç saniye hava sahamızı ihlal ettiler diye Rus uçağını düşürdüler. Ondan sonra da böbürlendiler değil mi?

Emri ben verdim, egemenlik hakkımız ihlal edildi. Bir daha olsa, bir daha veririm, dedi.

Ondan sonra Putin ne dedi?

Tüm dünyanın gözü önünde, bir ülkenin devlet başkanına burada söyleyemeyeceğim, ağza alınmayacak sözler söyledi.

Şu anda Putin ile kanki. Kendileri böyle bir olumsuzluğu kabullenebiliyorlar. Lanet olsun, o onların meşrebi. Bizi ilgilendirmez.

Ama şu anda bu ülkenin yönetim kadrolarını işgal ettikleri için ve sayın komutanımın ve yargıcımın baştan beri söylediği gibi, yapılması gerekeni yapmadıkları için, koskoca bir ulusun onurunu ayaklar altına alıyorlar. Yazıklar olsun bunlara!

Bunun nedeni de şu, arkadaşlar. Bunlar Tefeci-Bezirgân Sermayenin temsilcileri. Ve Tefeci-Bezirgan Sermaye, 15 yıllık iktidarlarında gördüğünüz gibi, bunlar Doğu toplumlarında yedi bin yıldır, ülkelerin, halkın, insanın iliklerine işlemiş, onları perişan etmiş, her türlü düşünmeden, davranmadan, pozitif hareketten mahrum bırakmış bir sınıfın temsilcileri.

O nedenle bunlar; Ulusal Onur, diye bir şey bilmezler. Bunlar Ortaçağcılığın, ümmetçiliğin özlemi içerisindeler.

Hiç üretimle filan da ilgileri yok. Görüyorsunuz on beş yıldır ne üretim yaptılar?

İnşaat ve yol yapıldı, vurgun ve talan…

Daha dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı istifa etti. Sebebi; vurgun ve talan.

Maalesef HKP olarak öyle bir susuş suikastine uğruyoruz. Ülkemizi ve halkımızı ilgilendiren çok önemli meselelerle ilgili yaptığımız eylemler, suç duyuruları bile basında yer almıyor. Ancak sosyal medya üzerinden sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. O da kısıtlı oluyor.

Dün öğle saatlerinde, öyle bir ironik çakışma oldu ki… Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesinde TÜRGEV ve benzeri Ortaçağcı vakıflara çekilen peşkeşlerle ilgili, Kadir Topbaş hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz saatlerde Kadir Topbaş Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan imar meselesinde AKP’li belediye meclis üyeleriyle çelişkiye düştüğü için istifa etti-rildi. Bu suçlarını gördüğümüz anda, maalesef adalete teslim ediyoruz diyeceğim ama Tarihe not düşmek için dosyalarını açıyoruz. O yüzden bunlarda vatan sevgisi de, millet sevgisi de yok. Varsa yoksa ümmetçilik.

Ve dikkat edersek, özellikle son süreçte gemi iyice azıya aldılar. Cumhuriyet düşmanlığı, Laiklik düşmanlığı, Mustafa Kemal düşmanlığı konusunda pervasızlaştılar.

Bunlar bir proje ürünü olarak başımıza getirildi. Ve dikkat edersek hepsi deşifre olmaya başladı. Yani kendilerinin duayenleri, ideolojik besi kaynakları, şerefsiz Abdurrahman Dilipak bile yıllar önce FETÖ’cü Abdurrahim Karslı ile yaptıkları görüşmeleri deşifre etti.

Bunlar hep ABD Emperyalizminin BOP projesinin bir parçasıdır. Ergenekon ve Balyoz operasyonları, bu projeye karşı direnç oluşturabilecek ordu içindeki Mustafa Kemal’ci askerlerin tasfiyesi için yapılmıştır. Bu projenin sahibi ABD’dir.

Yalnız bir konu yanlış anlaşılıyor. Bizim Yunan Halkıyla bir sorunumuz yok. Geçenlerde Yunanistan’a gittim görev dolayısıyla. Oradaki insanlar da bizim gibi düşünüyor. Yani halkları böylesine kışkırtıcı hareketlerle birbirine düşman etmek istiyorlar. Ve biz de buna karşı mücadele ederken, Yunan Halkıyla değil bizim sorunumuz. Bizim sorunumuz Yunanistan devletiyle, AB Emperyalizminin, dolayısıyla ABD Emperyalizminin oyuncağı olmuş, Yunanistan hükümetinin emperyalist çıkarlarına karşı biz mücadele ediyoruz. Dolayısıyla Yunanistan, insanlarımıza karşı da suçlar işlemektedir.

Yunanistan, Ege Denizi’ni kendisine ait bir göl olarak görüyor. Böyle giderse Didim’de, Çeşme’de denize de giremeyiz.

23 Mayıs’ta biz Çeşme’de bir suç duyurusunda bulunduk. Bizim işgal edilen adalar etrafında devriye atmak isteyen Sahil Güvenlik Komutanlığı elemanlarına, aman adalara yaklaşmayın, diye talimat veriliyor. Yazılı emir isteniyor, verilmiyor. Biz de bunun üzerine, Sayın Ümit Yalım’ın tanıklığına başvurun, diyerek, talimatı verenler hakkında suç duyurusunda bulunduk.

Yunanistan hükümeti hakkında, Uluslararası Ceza Mahkemesine suç duyurusunda bulunduk, savaş suçu işlediği için.

Biz bu dosyaları 302’den açtık. Bizde zaman aşımı yok. Biz bu dosyaları açacağız. Bu dosyaları açtığımızda, ya Çeşme’de kaleye bir mahkeme kuracağız. O zaman yargıcı da Sayın Eminağaoğlu olacak. Ya Didim’de Poseydon Heykeli’nin önüne, ya da Bodrum Belediye Meydanı’na kuracağız mahkemeyi.

Orada bunları ama şimdiki hukuk sistemi içinde, yürürlükteki yasalara göre yargılayacağız. Yeni bir yasa getirmeye filan da gerek yok.

Bursa Nutku’nu hayata geçirmemiz lazım. Sonuç olarak ben de Nazım Usta’yla bitireceğim sözlerimi:

Alçaklığın, hainliğin

İkiyüzlülüğün puştluğun

Kısacası cümle kokuşmuşluğun

At oynattığı bir dönemde

Yaşamdan zevk alabilmek

Ancak zayıfların bahtiyarlığıdır

Esas olan sadece yaşamak değil

İnsana yakışır şekilde ve

Onurlu yaşamaktır

Teslim olmadan

Boyun eğmeden

Sürünmeden el etek öpmeden yaşamaktır.

 

Biz; teslim olmadığınız sürece yenilmiş sayılmazsınız, diyen anlayışın temsilcileriyiz.

Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmek yeğdir, diyenlerdeniz.

Bu konuşmanın ardından panel, atılan “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye”, “Emperyalistler İşbirlikçiler Geldikleri Gibi Gidecekler” sloganları ile son buldu.

 

İzmir’den Kurtuluş Partililer