DSF Başkanlık Kurulu Üyesi, TUI Transport Genel Sekreteri, Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Venezuela Halkı ve İşçi Sınıfı yalnız değildir!

06.07.2019
A+
A-
DSF Başkanlık Kurulu Üyesi, TUI Transport Genel Sekreteri, Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Venezuela Halkı ve İşçi Sınıfı yalnız değildir!

DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı ve aynı zamanda Dünya Sendikalar Federasyonu (DSF) Başkanlık Kurulu Üyesi, DSF’ye bağlı Taşımacılık İşçileri Enternasyonali (TUI Transport) Genel Sekreteri Ali Rıza Küçükosmanoğlu, 30 Mayıs-3 Haziran tarihleri arasında Venezuela Halkı, İşçi Sınıfı ve devlet başkanı Maduro’yla dayanışma etkinlikleri çerçevesinde Venezuela’nın başkenti Karakas’a gitti. Kurtuluş Yolu Gazetesi olarak Küçükosmanoğlu ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.

Kurtuluş Yolu Gazetesi: Bu ayın başında çeşitli toplantılara ve etkinliklere katılmak üzere Venezuela’ya gittiniz. Bu toplantıların ve etkinliklerin içeriğiyle ilgili neler söylemek istersiniz?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Bizim de, Dünya Sendikalar Federasyonu (DSF) ve DSF’ye bağlı TUI Transport’un da içinde olduğu, Venezuela ve Latin Amerika’nın diğer ülkelerinden çeşitli örgütlerle birlikte düzenlediğimiz toplantılara katılmak üzere geçtiğimiz ayın başında Venezuela’ya gittim. Latin Amerika’daki sendikal örgütler FUTAC, ULTA, CBST; ondan sonra TUI Transport, DSF’nin katkıları, bir de Venezuela’dan sendikaların da dâhil olduğu ortak örgütlenmiş bir buluşmaydı bu. Venezuela Halkıyla ve İşçi Sınıfıyla antiemperyalist nitelikte bir dayanışma toplantısıydı.

Toplantının içeriği de; şu anda Venezuela’daki Bolivarcı Hareketin önderi olan Maduro aynı zamanda geçmişte şoför olarak çalışan, taşımacılık işkolundan gelen bir devrimci önder. Yani Aynı zamanda Maduro’yla da dayanışmak, hem Venezuela Halkıyla ve İşçi Sınıfıyla, hem de Taşımacılık işkolundan Devlet Başkanlığına kadar, bir Halk Hareketinin önderliğine kadar gelen Maduro’yla da dayanışmak amacıyla düzenlenen uluslararası bir toplantıydı, bir etkinlikti.

İçerisinde bizim de yer aldığımız bu organizasyon için dünyanın değişik ülkelerindeki örgütlere çağrılar yapıldı bu toplantıya bu etkinliğe katılım için. Farklı ülkelerden gelenler vardı. Daha çok, ağırlıkla, Latin Amerika ülkelerinden gelenler vardı. Onun dışında gelen Fransa’dan vardı, İngiltere’den gelen katılımcılar vardı, Türkiye’den işte katılımcı olarak ben vardım. Onun dışında Latin Amerika’dan; Brezilya’dan, Panama’dan, Şili’den katılımlar vardı. Toplantıya katılamayıp dayanışma mesajı gönderenler vardı. İşte; Rusya’dan, diğer Latin Amerika ülkelerinden, Ukrayna’dan,  gelemeyip de mesaj gönderen ülkeler de vardı.

Üç gün devam etti oradaki etkinlikler. İki gün toplantı yapıldı, son üçüncü gün de toplantıyla ilgili sonuç bildirgesi, deklarasyon hazırlandı o açıklandı.

Kurtuluş Yolu Gazetesi: ABD ve AB Emperyalistlerinin Venezuela’ya yönelik yaptırımları, ekonomik saldırıları ülke halkını nasıl etkiliyor? Bu konudaki gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Şimdi Venezuela tabiî dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip olan bir ülke. Yani kendi kendine yetebilecek bir ülke. Hem doğal zenginlikler bakımından, başta petrol olmak üzere, turizm, doğal zenginlikler, tarım açısından kendi kendine yeterli olabilecek bir ülke.

Venezuela’nın belki birkaç katı nüfusu da besleyebilecek ekonomik potansiyeli var aslında ama ABD Emperyalizmi, geçmişte İspanya’daki İspanyol sömürgeciler, şimdi de günümüzde ABD Emperyalistleri Venezuela’yı olduğu gibi tüm Latin Amerika’yı kendi arka bahçesi olarak görüyor.

O bakımdan da Chavez’le başlayan Bolivarcı Yurtsever Halk Hareketine karşı, devrim sürecine karşı başta ABD Emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalistler ekonomik ve siyasi bir abluka uyguluyorlar.  Yani yıllardan beri Venezuela’nın kendi kendine yetebilecek kaynaklarının çok daha fazlası olmasına rağmen uygulanan ekonomik yaptırımlar, abluka, siyasi yaptırımlardan dolayı hem bölge içerisinde hem de dünyada bir yalnızlaştırma politikası izliyor ABD Emperyalistleri. Yani kendisine, kendi politikalarına karşı çıkan orada bağımsız tutum alacak olan, kendi halkının, kendi ülkesinin geleceğini bağımsız bir şekilde belirleyebilecek bir hür ülkenin ekonomik politikasının olmasını istemiyor. ABD başta o bölgede olmak üzere, tüm dünya ülkelerinde kendisine bağımlı, yarı bağımlı ülkeler olsun istiyor, kendi emperyalist ekonomik örgütleri aracılığıyla; IMF, Dünya Bankası ve diğer örgütler kanalıyla tahakküm altına alabileceği…

Ticari olarak tabiî bu yaptırımların etkisiyle kendi ekonomisini düzenleyebilecek, o ekonomik zenginliği,  coğrafyanın doğal zenginliklerini değerlendirebilecek bir olanak yaratılmasını da engellemeye çalışıyor ABD. Yani dış ülkelerle yapabileceği ticarete yönelik baskılarla yalnızlaştırıyor her anlamıyla bir abluka altına alarak. Kendisine teslim olmaya zorluyor.

O bakımdan da 20 yıla yakın süreyle Venezuela’da devam eden Bolivarcı Devrim süreci, Halk Hareketi tüm bu ablukaya rağmen, zorluklara rağmen varlığını-iktidarını koruyor.

Peki bu nasıl yansıyor bu durum Venezuela işçilerine, halkına?

İster istemez yatırımlar yapılamadığı için istihdam olanakları sınırlı oluyor. Yani ekonomik olarak dış ülkelerle olması gereken ticari ilişkileri; ithalat, ihracat ekonomisine direkt yansıyacaktır. Gelişmeler senelerce belirlenemediği için bu kaçınılmaz olarak halkın zorluklar yaşamasını beraberinde getiriyor tabiî, doğal olarak.

Ancak tüm bunlara rağmen Venezuela İşçi Sınıfı ve Halkı bu Bolivarcı Devrim sürecine sahip çıkmaya devam ediyor.

 

Kurtuluş Yolu Gazetesi: Size göre Venezuela’daki Bolivarcı Hükümetin bu saldırıları bertaraf etmek için atması gereken adımlar nelerdir?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Şimdi orada tabiî, özellikle Chavez döneminden başlayarak birçok alanda Bolivarcı Devrim sürecinin, Halk Hareketinin uygulamış olduğu; tüm ekonomik, siyasi yaptırımlara karşı uygulamış olduğu politikalardan kaynaklı olarak, halkta bunun olumlu bir karşılığı var tabiî ki. Yani yapmış olduğu uygulamalarla çocuk ölüm oranları düşmüş durumda, okuma yazma bilmeyen bir kitle yok artık. UNESCO’nun verileri de ortada. Okullaşma oranı, eğitim düzeyi, eğitim ve sağlığın parasız olması gibi uygulanan ekonomik politikalar, sosyal politikalardan dolayı Venezuela Halkı ve İşçi Sınıfı Bolivarcı Devrim Sürecini sahiplenmiş durumda, yani tüm zorluklara rağmen sahiplenmiş durumda.

Ancak karşıdevrimci Amerikancı burjuva ve sermaye grupları da hâlâ tasfiye edilememiş durumda. Yani Bolivarcı Halk Hareketinin de sosyal bir devrimle sonuçlanamamış olmasının getirdiği sonuçlar var. 20 yıla yakın bir süre devam etmesine rağmen sosyal bir devrimle sonuçlanmamış olmasının getirdiği zorluklar da var ayrıca. Çünkü karşıdevrimci güçler; ABD ve diğer emperyalistlerle birlikte, CIA’sıyla diğer gizli açık ajan örgütleriyle, ekonomik örgütleriyle; bu ablukanın getirmiş olduğu olumsuzlukları da kullanarak, Venezuela kendi kendine bağımsız bir politika izlemesin diye her türlü yolu yöntemi kullanıyor, her türlü ahlâksızlıkları deniyor.

Venezuela’nın İngiltere’deki, diğer yerlerdeki altınlarına, mal varlıklarına, nakit olarak para varlıklarına el koyuyorlar. Onları istediği gibi değerlendirmesini engellemek istiyorlar. O bakımdan burada tüm bu olan bitenlere, yapılanlara karşı, karşıdevrimci faaliyetlerin etkili bir şekilde ezilmesi gerekiyor.

Venezuela’daki İşçi Sınıfı ve Halk Hareketinin, gelecek açısından bu karşıdevrimci faaliyetlerin ülke içerisindeki sınıfsal temelinin, yani sermaye ilişkilerinin ve gruplarının tümden tasfiye etmesi gerekiyor. Yani bir sosyal devrim, altüstlük yaşaması gerekiyor. Bu konuda aslında bir belirsizlik var ya da gerekenlerin yapılmamasının getirmiş olduğu olumsuzluklar var. Ama tüm zorluklara rağmen Venezuela Halkı ve İşçi Sınıfı sahipleniyor bu süreci. Dediğim gibi tüm ekonomik, her türlü siyasi olarak baskılara rağmen böyle bir süreç devam ediyor…

Ama dediğim gibi aslında oradaki gözlemlerimizden yola çıkarsak; sosyal devrimle ilgili gerekenler yapılmadığı sürece de, her zaman karşıdevrimci faaliyetlerin bir zemini olmaya devam edecek. Yapılması gereken aslında bu sosyal devrim sürecinin hakkıyla bir an önce tamamlanması.

Kurtuluş Yolu Gazetesi: DSF’ye bağlı Taşımacılık Enternasyonali TUI’nin Genel Sekreterliğini yürütüyorsunuz. Bu kapsamda geçmişte de Emperyalizmin, Siyonizmin saldırısı altındaki birçok ülkenin işçileriyle dayanışmak için yurtdışında çeşitli etkinlikler yaptınız, Nakliyat-İş olarak Türkiye’de eylemler düzenlediniz. İşçi Sınıfı mücadelesiyle ezilen uluslar mücadelesi arasındaki ilişki konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Şimdi tabiî İşçi Sınıfı mücadelesi ya da sendikal mücadeleyi sadece bir toplusözleşme imzalamak olarak değerlendirmek doğru değil.

İşçi Sınıfı mücadelesi; ekonomik, siyasal ve ideolojik mücadelesi ile bir bütün. Yani sadece sendikal alandaki mücadeleyle, sadece ekonomik kalıplar içerisine hapsetmek doğru değil. O bakımdan da İşçi Sınıfı mücadelesi aynı zamanda Enternasyonal bir mücadele. Sınıf hareketi bakımından da uluslararası İşçi Sınıfı dayanışmasını güçlendirmek gerekir. İşçi Sınıfının mücadelesi aynı zamanda dünyanın ve İşçi Sınıfının başdüşmanı olan Emperyalizme karşı mücadelenin de bir parçası aslında. Yani ekonomik mücadeleyi sadece, dediğim gibi, dar kalıplar içerisinde düşünmemek lazım. Toplusözleşme mücadelesine indirgememek lazım. Zaten ona indirgediğin anda bir ren örgütü durumuna dönüşürsün, kaçınılmaz olarak oraya gidersin.

O bakımdan biz sendika olarak da, DSF olarak da (Dünya Sendikalar Federasyonu olarak da) mesela Filistin Halkıyla dayanışmak için, İsrail Siyonizminin baskısında olan (sürekli, ta 1948’lerden başlayarak) Filistin Halkıyla dayanışmayı güçlendirmek için Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerinde, zaman zaman bizzat Filistin’e giderek eylemler yaptık. Mesela Rammallah’ta, Filistin’de etkinlikler yapıldı.

Onun dışında Türkiye’de de bu mücadelenin bir parçası olarak burada, İstanbul’da İsrail Konsolosluğu’nun önünde Filistin Halkıyla dayanışma eylemlerimiz oldu.

Amerikan Konsolosluğu önünde, hem İstanbul Amerika Konsolosluğu önünde, hem geçmişte ABD Büyükelçiliği önünde yine eylemlerimiz oldu Filistin Halkıyla dayanışma amacıyla.

Suriye’de yaşananlarla ilgili olarak, örneğin, Suriye’de birden fazla kez emperyalizmin saldırılarına karşı Suriye Halkıyla, İşçi Sınıfıyla dayanışma etkinlikleri, konferansları yaptık.

Yine aynı şekilde Küba Halkıyla dayanışmayı güçlendirmek için, Dünya Sendikalar Federasyonu olarak farklı etkinlikler yapıldı zaman zaman. Biz sendika olarak da bu etkinlikler içerisinde yer aldık.

Geçtiğimiz günlerde, Venezuela’dan döndükten sonra, Venezuela Halkıyla dayanışma, İşçi Sınıfı ve Halkıyla dayanışma amacıyla, ABD Emperyalizmini protesto etmek için Ankara’da ABD Büyükelçiliği’nde bir eylem gerçekleştirdik.

Yani biraz önce de anlatmaya çalıştığım gibi İşçi Sınıfı mücadelesini sadece sendikal ve ekonomik sınırlar içerisinde düşünmemek lazım. Elbette sendikalar ekonomik mücadele örgütü ama ekonomik mücadele; siyasi mücadeleden, Uluslararası İşçi Sınıfı Hareketinden bağımsız değildir, diye düşünmek lazım.

Bunun mücadelesini vereceğiz, vermeye çalışacağız.

Kurtuluş Yolu Gazetesi: Son olarak paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Venezuela’yla dayanışmayı güçlendirmek gerekiyor. Yani biraz önce de söylediğim gibi, dayanışmanın güçlendirilmesi çerçevesinde biz bir eylem yaptık, dayanışmamızı bir kez daha sergiledik. Çünkü Venezuela’da yaratılan bir ortam var. İşte “güvenlik açısından oraya gidilmez, sakıncalıdır” deniliyor. Oysa Venezuela’nın, Venezuela Halkı ve İşçi Sınıfının emperyalizme karşı vermiş olduğu bu mücadeleyle dayanışma içerisinde olmak, güçlendirmek gerekiyor.

Çünkü o direniş aynı zamanda tüm dünya halkları adına verilen bir mücadele ve direniş. O bakımdan da bu dayanışmanın güçlendirilmesi gerekiyor, her alanda sahiplenilmesi gerekiyor. Çünkü dayanışma gerçekten önemli…

Yani orada da, gittiğimizde de zaten gördük, tanık olduk. Başta da söylediğim gibi, Venezuela’da taşımacılık işçileriyle de toplantılarımız oldu, karşılıklı değerlendirmelerimiz oldu. Yani dayanışmada bulunmamız, Türkiye’den gelmiş olmamız, farklı ülkelerden oradaki mücadeleyle dayanışma içerisinde bulunmak, oradaki mücadeleye de bir katkı oluyor her anlamıyla.

Biraz önce de dediğim gibi, olayı sadece Venezuela Halkının mücadelesi olarak düşünmemek lazım. Tüm dünyadaki ezilen, sömürge halkların emperyalizme karşı mücadelesi olarak düşünmek gerekiyor.

Bir diğer şey de ABD Emperyalizmi orada faşist bir karşıdevrimciyi Devlet Başkanı olarak ilan etti. Onu tanıyacağını söyledi, Venezuela Halkında hiçbir karşılığı olmamasına rağmen.

Aslında bu da dünya halklarına bir saldırı. Yani sadece Venezuela ile ilgili olan bir şey olarak kabul edilemez. Yani herhangi bir ülkede yarın bir gün, “ben meşru olarak bunu devlet başkanı olarak kabul ediyorum” da diyebilir, halkın benimsediği meşru iktidarları devirmeye kalkışabilir ABD Emperyalistleri. İşte bu tutumu da dünya halklarına yaklaşımının nasıl ahlâksızca bir saldırganlık içerisinde olduğunu netçe ortaya koyuyor emperyalistlerin.

O bakımdan şu anda işte Küba’yla nasıl dayanışmak gerekiyorsa, Suriye Halkıyla nasıl dayanışmak gerekiyorsa, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’yle nasıl dayanışmak gerekiyorsa; emperyalizme karşı direnen, baş kaldıran tüm halklarla dayanışmayı daha etkili hale getirmek, daha güçlendirmek lazım.

Teşekkür ederim.

Kurtuluş Yolu Gazetesi: Biz teşekkür ederiz. Mücadelenizin her zaman yanında olacağız. Sesi olacağız…