Gerçekten aynı gemide miyiz?

07.09.2018
A+
A-
Gerçekten aynı gemide miyiz?

Son günlerde en çok duyduğumuz nakarat ABD’ye karşı aynı geminin yolcuları olduğumuz teraneleri. Kitlesel coşkunluğumuzun bir üst hallerini yaşıyoruz. Reyizin emriyle cümbür cemaat sokaklarda dolarları yırtarak yakarak, tek yürek emperyalist oyunları bozduğumuzu sanıyoruz!

Peki gerçekte söylenildiği gibi bu “dış güçlerin oyununu” bu şekilde alt edebilir miyiz?

AKP’giller’in şeceresine baktığımızda bunun pek de mümkün olmadığını çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz. Bununla ilgili güzel bir atasözümüz var: ”Kılavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz.”

Tam da içinden geçtiğimiz günlere ne de güzel ayna tutuyor. Bir işe başlarken, bir yola çıkarken bize önderlik edecek kişi doğru dürüst yapıya sahip olmalı ki yolumuzu şaşırmayıp düzlüğe çıkalım. Yoksa başımız beladan kurtulmaz.

İşte Türkiye’nin başında bugün AB-D Emperyalistlerine göbekten bağlı Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının temsilcisi ve vücut bulmuş hali olan Erdoğan yer alıyor. İktidarını bu sınıfın varlığına muhtaç olan bir figürün ne vatan ne de bağımsızlık gibi bir derdi olamaz. Onlar için hedef saltanatlarını kurup ülkenin tüm kaynaklarını yerli yabancı işbirlikçilerine satmak ve küplerini doldurmaktır. Bu uğurda veremeyecekleri taviz, işleyemeyecekleri suç yoktur. Ülkemizi 16 yıldır neoliberal saldırılara karşı açık hedef haline sokan AKP’nin “Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı”, yerli-yabancı Finans-Kapitalistlerin güdümünde, fabrikalardan derelere, madenlerden hastane ve okullara kadar iğdiş etmediği, satılığa çıkarmadığı tek bir alan bırakmadı. Tüm bunları yaparken “Başkanlık zırhına” ihtiyaç duyan AKP’nin Kaçak Saray’daki Vekili, gayrimeşru yollarla ve muhalefetin büyük desteği ile dizginlenemez yükselişini 24 Haziran’daki seçimlerle “yasal kılıfa” sokmayı başardı. Erdoğan’ın yarattığı “Tek Adam Diktatörlüğünde” olan biten bu kadar açık ve netken kimsenin soru sorup düşünmesine fırsat verilmiyor. Artık her şey “tek bir merkezden” tanımlanıyor. Döviz kurundaki önlenemeyen yükseliş mi ”dış güçler”, adalet isteyenlerin çığlıkları mı “vatan haini, terörist, FETÖCÜ” biçimindeki şablonlar üzerine temellendirilmeye çalışılıyor. Yaşanan her hareketlilik Erdoğan üzerinden sahte bir tarih yaratmaya yönelik bir araca dönüştürülüyor. Son günlerde ekonomik kriz derinleştikçe gerçeği örtbas etme çabaları daha gürültülü bir hal almaya başladı.15 Temmuz Ganimet Paylaşma Çatışmasından sonra kitleleri sokağa inmeye alıştıran AKP’giller’in Başkanı elinin altında tuttuğu “Hüloğcularını” her fırsatta “yerli ve milli “ söylemiyle sokağa döküyor.

Nasıl mı ?

Ellerindeki sahte dolarları sokak ortasında yırtarak ya da yakarak, biraz daha üst düzeydekiler ise IPHONE’larını kırarak. Toplu ayinleri aratacak düzeyde bir ruh hali ki sormayın…

Düne kadar ABD’nin en güçlü stratejik müttefikiyken bugün en azılı düşmanı oluverdik. Kitlesel hezeyanlarımız sayesinde yarın Reyis ne derse o olur kıvamındayız! Geçmiş ve şimdiki anın bağlantısını kuramayan dolayısıyla yarınını düşünemeyen uzaktan kumandalı uyutulmuş yığınlar gördüğümüz sağda solda.

Öylesine güçlüyüz ki asrın liderimiz; “Onların doları varsa bizim de Allah’ımız var” deyip kafa tutarken milyonlar, yaratılan dolar savaşında eritilecek muma çevriliyor haberimiz yok.

Ekonomi batmış durumda ama hâlâ yastık altındakilerden medet umuluyor, öte yandan 46 milyar dolara mal olacak Kanal İstanbul için betona yatırım yapılmak isteniyor.

Varlığını emperyalistlerin uşaklığına borçlu olanlar meydanlarda sahte ABD düşmanlığı yaparak halkı kandırmaya çalışırken gerçekler farklı işliyor.

Her türlü ekonomik tavizin verildiği ve verilmeye devam edildiği süreci yaşarken Atatürk’ün Türk Halkına miras bıraktığı AOÇ arazisinden 37 bin metrekarelik kısmının ABD’ye satıldığı ortaya çıktı.

Bir bardakta koparılan fırtına misali ayrıştırılan tüm toplumsal farklılıklar “milli mücadele” saflarına çekilmek isteniyor. Kurtuluş mücadelesini verdiklerini iddia edip her türlü dolara endeksli anlaşmaların devamını getirmekle sakınca görmüyorlar.

Nedeni çok açık… Krizin faturasını işçi ve emekçilerin sırtına yüklemek. Sarayın ekonomiden sorumlu Bakanı düzenlediği basın toplantısında patronlara güvence verirken, borç yükü altında günden güne yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm edilen yoksul emekçi halk ise Saraydan çalınan “hücum borusu” eşliğinde tek sıra halinde 3-5 dolar bozdurma yarışı içine “vatanı” “dış güçlerin” elinden kurtarma çabasında.

Ekranlara yansıyan bu ve benzeri görüntüler sırasında dolar beklenen seviyeye düştü mü?

3-5 İPHONE kırdık diye ithalata bağlı ekonomik düzen mi değişti?

Hepsinin başında ABD’yi dize mi getirdik?

Tabiî ki hayır!

Tayyip her zaman oynadığı rolün aynısını oynuyor sadece kostüm değişik. İç kamuoyunda sürekli “dış güçlere” kafa tutup halkı oyalarken ABD ile siyasi ve askeri ortaklığımız devam ediyor. Yani eski tas eski hamam değişen bir şey yok.

“Tek Adam “ zihniyetiyle iktidarlarını sürdürülemezlik aşamasına taşıyan AKP’giller’in  her faşist yönetimin uyguladığı yöntemleri uygulamasına şaşırmamalı. Yoksulluk arttıkça daha çok inanç sömürüsüne sarılmaları bu yüzden. Oysa gerçekler ekonomik ve siyasal terörün artarak devam ettiği yönünde. Kamu kaynaklarını halkın elinden alıp yerli yabancı Parababalarına yok pahasına satan AKP diktatörlüğünde; fabrikalar özelleştirilip çalışan işçiler sokağa atıldı. Kıdem tazminatları ödenmeden kapı dışarı edildi işçiler.  Ucuz işgücü cennetine çevirdiler ülkeyi.

İş cinayetlerinde önlenemez yükselişimiz artarak devam ederken, dünyaya kafa tutan asrın liderimiz(!) işçi hakları konu olunca yerli-yabancı Parababalarının savunucusudur. Yasa dışı şekilde işten atılan işçilere hangi masalı anlatabilir ki onları inandırabilsin. Açlıktan yavrusuna kıyanların memleketinde zalimlerin ancak zulmü olur, insafı değil.  Kaçak Saraylının İşçi Sınıfı düşmanlığını yabancı patronlara yönelik toplantıda ettiği şu sözlerden daha açık ne gösterebilir ki:

“OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz.”, itirafı, Temmuz 2017’de söyleneli tam bir yıl olmuşken krizin faturası katlanarak emekçilerin omuzlarına yüklenmeye devam ediyor.

Ankara’dan Bir Yoldaş