Hikmet Kıvılcımlı’nın Ant Dergisi Röportajı: “Kıvılcımlı ‘Burjuvazi’ Üstüne Konuşuyor

02.07.2026
1.526
A+
A-

 

Ant Dergisi, 27 Ocak 1970’te 161’inci sayısında şimdi hâlâ günümüzde bile karıştırılmaya devam edilen
Türkiye’de hakim sınıfların yapısı konusunda Hikmet Kıvılcımlı’yla bir röportaj yapmıştı. Bu röportajı da;
“Kıvılcımlı ‘Burjuvazi’ üstüne konuşuyor” başlığıyla yayımlamıştı.
Ant Dergisi röportaja verdiği adla bile tüm sol ortamımız gibi Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye’deki hakim
sınıflar olan Finans-Kapital ve Tefeci Bezirgân İttifakı üzerine yaptığı tahlilleri anlamaktan uzak olduğunu
göstermektedir çünkü yalnız Türkiye’de değil dünyada bile hiç bir ülkede Kapitalist Sınıfı (Burjuvazi) tüm
bileşenleriyle iktidarda değildir. emperyalizm çağında egemen olan Kapitalist Sınıfı içinde yalnızca bir
avuçtan oluşan Finans Kapitalistler Zümresinin – Tekelci Kapitalistlerin (Modern Parababalarının) iktidarı
söz konusudur. Türkiye’de buna bir de Antika Parababaları demek olan, en az Finans Kapitalistler kadar
sömürgen nitelikteki Ortaçağ kalıntısı Tefeci Bezirgân Sermaye Sınıfı eklemlenmiştir.
Yani konu bu kadar önemli ve günceldir.
Ant Dergisi’nin röportajını aynen yayımlıyoruz.

 

Ant Dergisi Röportajı:

Kıvılcımlı “Burjuvazi” Üstüne Konuşuyor

Ant Dergisi’nin notu: Bugün devrimcilerin üzerinde durması ve açıklık getirmesi gereken konulardan biri de, Türkiye’deki burjuvazinin yapısıdır. Emperyalizmle bütünleşen kapitalizmin ülkedeki gelişimi, tekelci sermayenin güdümünde olmaktadır. Bu yerli Tekelci Sermaye (Finans-Kapital), aynı zamanda dünya emperyalizminin bir parçasıdır. Bugün bankacılık ve sigortacılık alanlarında ve temel sanayi dallarında tekelci sermaye hâkimdir. Bankalar ve holdingler yoluyla yabancı sermayenin ortaklığını, temsilciliğini yapmakta olan bu gruplar bir yandan politik alanı hâkimiyetlerinde tutarken, öte yandan montaj sanayisi yatırımlarına yönelmekte, ülke kaynakları israf edilmekte, monopollerce aktarılmaktadır. Bütün küçük üreticiler (tarım-şehir) banka sermayesinin pençesine düşmüştür. Aynı gruplar dış ticareti de kontrol etmektedir. İşçilerin ve küçük burjuvaların tasarruflarına el atma meselesi, holdingler arası kavgayı kızıştırmıştır.

Öte yandan, bu ahtapotun Anadolu’daki kollarının, kendi beyinlerine karşı çıkma çabaları yenik düşmüştür. Türkiye’de burjuvazi ve kapitalizm meselesinin açıklığa kavuşması, devrimci kavganın daha somut ve sağlam temellere oturmasına, düşmanın niteliğinin iyice belirlenmesine yardım edecektir. Bu konuda araştırmaları ve konuşmaları sürdüreceğiz. Bu sayıda Türkiye’de burjuvazi, Finans-Kapital meselesine ilk eğilenlerden Dr. Hikmet Kıvılcımlı ile yaptığımız konuşmayı yayınlıyoruz.

Ant Dergisi: Türkiye’de genellikle emperyalizmden, “Dışsal bir güç” olarak söz ediliyor. İç alanda ise, yerli Finans-Kapital konusunda durulmuyor. Çoğunca soyut “Milli Burjuvazi”, “Komprador Burjuvazi” kavramlarından söz ediliyor. Siz Türkiye’de sermayenin tekelci eğilimine en erken dikkati çekenlerdensiniz. Bu konunun eksik bırakılması, devrimci mücadelenin dayanacağı stratejik ve taktik temelleri zayıflatmayacak mıdır?

Hikmet Kıvılcımlı: Sol ağızların alışkanlığı, Birinci Kuvayimilliye günlerinden kalmadır. O zaman, Birinci BMM bildirisindeki ve Mustafa Kemal’in söylevlerindeki deyimle, Türkiye, kendine saldıran “Kapitalizme ve Emperyalizme karşı” savaşıyordu. Bu emperyalizmin özü olan Finans-Kapital Türkiye’nin yalnız dışında sanıldı. Yanıltı [yanılgı], en “Keskin Sosyalist”lere dek yayıldı.

Finans-Kapital, en kodaman kapitalistlerle emlak sahiplerinin kaynaştıkları tekelci şirket demektir. Bu tip şirketler, Batı’dan önce (Kırım Savaşı’ndan beri) Türkiye’de kayıtsız şartsız egemen olmuşlardır. Batı’dan tek “ileri” olduğumuz alan, bu soysuzlaşmış tekelci kapital boyunduruğuna düşürülmemiz alanıdır.

O zamandan beri, kumpanyalar, Truva Atı gibi gelip içimize yuvalanmadıkça, dış düşmanlar Türkiye kalesini dışarıdan o denli kolay vuramazlardı. Bugün, içimizde 40 yıldır egemenleşmiş Finans-Kapital “yerli-milli” maskesiyle haydutluğunu yürütmeseydi; Amerika, böyle burnumuza üfürerek yüzlerce üssüne Atom-Mikrop-Kimya öldürücü silahlarını “Demokrasi” duman perdesi altında yerleştiremezdi.

Milli Burjuvazi” ve “Komprador Burjuvazi” kavramları da, ne yazık ki, tercüme kokar. Özellikle Çin yazıları çevrildi çevrileli moda oldu.

Anlamları?..

Çoğu “Şairinin karnında” kalıyor.

Milli” sözcüğü, zaten “Burjuvazi”nin yaratığıdır. Türkiye’de insanlar düne dek “Ümmet”ti. Komprador’a Türkçede, yabancı tercümanından gelme “Dragoman” da denebilirdi. “Komprador” da, “Milli Burjuvazi” de artık “Yaban Kapitalist”, “Vahşi Burjuva” adını alır.

Belirttiğimiz gibi, o terimlerin birbirine karıştırılması, Türkiye’nin Sosyal Sınıf yapısını kavramamaya, dolayısıyla da Devrimci Mücadele Strateji ve Taktiğini tekerleme yapmaya indirgemiştir. Komprador, Kapitalistlerin sömürge ve yarısömürge limanlarında Kontuvar adıyla kurdukları alışveriş yerlerindeki ajanlarına verilmiş bir addır. Komprador bir 19’uncu Yüzyıl kategorisidir. Üretim alanına el atmış, sınırlı, iğreti bir ur gibidir. Mustafa Kemalce iktidardan kesilip atılıvermiştir.

Finans-Kapitalist: 20’nci Yüzyıl’da evrenselleşmiş bir ekonomik ve sosyal zümredir. Bütün üretim alanlarına tekelini egemen kılar. Ameliyattan sonra bütün vücuda “metastaz” yapan, yavrulamış kanseri andırır. Birinci Kurtuluş Zaferi Dragomanların, Kompradorların İstanbul, İzmir gibi kozmopolit şehirlerin “Beyoğlu”, “Frenk Mahallesi” gibi “parlak” semtlerinde alt, hatta yok edilmiş oldu. Gerçekte o “lokalize” (yani bir semtte sınırlı) ve “benign” (yani zalimliği, zararı sınırlı) ur, Türkiye’nin tüm ekonomi ve üretim alanlarına sessiz sedasız ve metastazlarını yavrulayarak, en son sistem yaygın vurguncu Finans-Kapital kanserine kardı.

Sollarımız hâlâ onu Komprador saymakla küçültüyor, “İşbirlikçi” diye anmakla yüzeyde şirinlik muskası taktıkça tedavi edebildiklerine inanıyorlar.

 

Ant Dergisi: Yerli finans-kapitalle emperyalizmin bütünleşmesi üzerine açılımlar getirir misiniz?

Hikmet Kıvılcımlı: Birinci Kuvayimilliyeci atalarımız iyi niyetli, sağduyulu operatörlerdir. İzmir’deki “Frenk Mahallesi” kurtuluş ateşiyle yanarak kül oldu. “Saray”, Beyoğlu’na bitişik Yıldız’dan Çankaya’ya taşınınca; Dragonmanların, Kompradorların köklerine kibrit suyu döküldüğünü umdular.

Hele Dragonman-Kompradorlar “Gazi’ye Suikast”ler ve “Şark İsyanları” üzerine büsbütün sindirildiği zaman, ekonomik köklerinin yolunmasına da gidildi. “Yabancı sermaye”ye karşı “devletleştirme” kampanyası açıldı. Sermayeye “Yerli-Milli” etiketi takılmak önerildi. Bildiğimiz kumpanyalar saç-sakal kesen “Tebdili Kıyafet İnkılâbı” ile sinekkaydı makyajına uğratıldılar. Milletin başına Mezartaşı dikercesine bildiğimiz eski kumpanyaların sonlarına birer “TAŞ” (Türk Anonim Şirketi) kuyruğu eklendi. Milli ekonomi temellerimize hepsi kapılıp koyverildi.

Bu yaman “Devrim”den öylesine hoşlanıp coştuk ki, şimdi adını duyurtmadığımız: “imtiyazsız, sınıfsız”, “On Yılda On beş Milyoner yarattık her yaştan” marşı ile bağrışıp çığrışmaktan kasıklarımız çatlatıldı. İçeride şirketler şirketleri, bankalar bankaları kovaladı. İç Ticaret, Dış Ticaretle kaynaştı. Takas, Kliring, Kredi, Tahsis, Dostluk, Yardım, İnkılâpçılık, Devletçilik, Medeniyetçilik, Batıcılık… derken döviz gerizlerinde, Seba Bentlerini aşındıran efsane sıçanları gibi Uluslararası Finans-Kapital ile Yerli Finans-Kapital ekonomi temellerimizi delik deşik ettiler; birbirlerine ulaşan gizli ve karanlık yollarda (ayrıntıları “Giridin Derdi”nden “büyük”tür: “Onu hiç anmayalım”) buluşup, yan yana, can cana kuzu sarması oldular.

 

Ant Dergisi: Yerli Finans-Kapitalin siyaset alanına yansıması nasıl olmuştur?

Hikmet Kıvılcımlı: Genç Atatürk’ü, kutsal şölenler zehriyle acı duyurmaksızın öldürmeyi ustaca beceren bu (Ulusal-Uluslararası) Finans-Kapital (Mali Sermaye) tarikatçıları, İkinci Emperyalist Evren Savaşı’na girilirken, Almanya’dan Mısır’a, US Amerika’dan Japon’a dek karşılıklı dalbudak örgütleşmelerini sağladılar.

“— Aman, Değişmez Önder Milli Şef’e sıkı tutunun ve durmayalım, düşeriz. Biz bize benzeriz, Ne mutlu Türküm kürküm diyene!” … gibi sloganlarla, Hitler’in; “Tek Führer, Tek Parti, Tek Vatan!” ilkelerinde; “Sosyalizmi nerede görürsen ez!” bayrağını Çörçil’in, Ruzvelt’in bile başına dikmeye yeltendiler. Savaş biter bitmez, ilk işleri, “Değişmez Milli Şef”i petrol krallarının Müslüman “tahareti” ile sünnet edilmiş “Demirkırat”ına çiğnetmek oldu.

O gün, bu gündür, Milletin sancısı tuttukça, Aspirin-Bayer’e paralel Menderes-Bayar gidiyor, Gümüşpala-Demirel geliyor. Sayın İ. İnönü bile; Bu gidiş iyi gidiş; gideriz, geliriz, bu ne güzel Parlamenter Cici Palavra Mantar Demokrasi!”, yollu ağıtlar okuyabiliyor. Finans-Kapital her üniversiteli genç kurşunladıkça biz de “Aşırı Sağ” gibi yumruğumuzu kaldırıp “Aşırı Sol”a indiriveririz. Emperyalist Dünya güllük gülistanlık kesilir!

 

Ant Dergisi: Türkiye’de geleneksel Osmanlı yapısından Cumhuriyete geçişte Devlet kadrolarının tekelci gruplarla ilintileri ne olmuştur? Devlet kapitalizminin tekelci gruplarla ilişkilerini açıklar mısınız? Bürokrat kapitalizm, bürokrat burjuvalar kavramlarını açar mısınız?

Hikmet Kıvılcımlı: Birinci Milli Kurtuluş Savaşı’mız, bir 20’nci Yüzyıl devrimi olmakla birlikte, tarihçil gelenek-göreneklerimizin etkisiyle, sosyal yapımıza uygunca bir Tarihsel Devrim nitelikleri ve paralellikleri göstermekten geri kalmadı.

Milli Kurtuluş kahramanlarımız, Tarihcil Devrimlerin Muzaffer Fatihleri durumuna girdiler. “Memleket”i ve “Devleti Kurtaran”lar, ister istemez “kurtardıkları” değerler üzerinde, Osmanlı “Sahib-ül Arzı: Toprağın koruyucusu” denli olağanüstü yetkiler benimsediler. Öylesine ki, Devlet’e ve Memleket’e doğru bildikleri en iyi biçimleri verebilmeye çok uğraştılar. Bu onların “Kılıçlarının hakkı” idi. Hepsi kılıçlarının haklarını paylaştılar.

Amaçları şu oldu: Memleketi ve Devleti zengin etmek! Düz mantığa göre, zenginlik ya vardır; o zaman fukaralık yok olur yahut yoktur; o zaman fukaralık olur. Diyalektik gerçeklikte ise, tersine; zenginlik, ancak ve yalnız fukaralık bulunan yerde olur. Nitekim, “Memleket”te zenginliğin artması, fukaralığın azması ile atbaşı bir gitti. Devletin zenginleşmesi de, zenginlerin Devleti almasını gerektirdi.

O zaman Devleti elinde tutan muzaffer Fatihler, bal tutan parmaklarını yalamamazlık edemediler. İri Burjuvalar ile iri Burjuva aydınları arasında maddecil, moral değiştokuşlar oldu. Bu alışverişin püf noktası, ünlü Devletçiliğimiz idi. Devletçiliğimiz, Modern Finans-Kapitalizm ile Antika Tefeci-Bezirgânlık arasında işletilen “asgari müşterek”ti. “Bizi bize benzeten” her şeyimiz: Devlet Kapitalizmimiz, Bürokrat Burjuvalarımız, o (Modern + Antika) egemen sınıflar kaynaşması altında gelişti.

 

Ant Dergisi: Türkiye’de tekelci sermaye yeni gelişimler göstermekte. Bir yanda subay holdingleri kurularak geleneksel ilerici tutumları olan gruplara el atılmak isteniyor. Diğer yanda “halk kapitalizmi” teraneleriyle küçük tasarruflara, işçi tasarruflarına el atılıyor, tekeller, holdingler savaşı kızışıyor. Finans-kapital ve onun organı holdinglerin son gelişimleri üzerine düşündükleriniz?

Hikmet Kıvılcımlı: Holdingleşme, aynı (Modern Finans-Kapital + Antika Tefeci-Bezirgân) karması dikenli çöl çiçeğinin en “son” zehirli meyvesidir. Bir yol, en “Hür açıklık” perdesi ardında gene her şey en soysuz tarikat esasına boğulduğu için, rakam ve olayla ölçülü karakteristik yapma güçleştiriliyor. En büyük “orijinalitemiz” bu: Bulanık suda balık avlanılıyor, kurt dumanlı havayı seviyor.

Görünebildiği kadarıyla, Kapital hazretleri, Babil çağından kalma geniş Küçükburjuva yığınlarımıza, Devletçiliğimiz tırpanıyla attığı geleneksel satır yanında, artık Uluslararası kumpaslara dek palazlanmış “Yerli Milli” Finans-Kapitalin “Tam Bağımsız” gazveler (Kutsal çapul çetecilikleri) yapma aşamasını azıttırıyor. Şimdiye dek Devletçiliğimiz küçük mülkleri ekspropriye etmekte [el koymakta] Zaloğlu Rüstem’di. Artık yeterli sayılmıyor.

Hele, “NATO CAMİASI” içinde işsizlerimiz 100 binlerden milyonlara çıkıp, Arapların “Eyn-el mefer?” (Kaçacak delik nerede?) çığlığı ile “füg” yapısı gibi “Firar” akınlarına kalkışı, o yönde de, yolunacak kuşu kaçırtmak eğilimini doğurdu. Bu tutum, Devletçilik kılıcıyla küçük mülkleri öğütmekten daha verimli sayıldı. TAŞ (Türk Anonim Şirket) yağdırma işinde: “Hür Vatandaş”, kendi “Serbest İradesini” kullanarak soyulursa, kendi düşen ağlamaz.

Böylece, hem yerli Finans-Kapital; dışarıya kaçmış kuşu gönlüyle ölesiye oturtmuş olur, hem Uluslararası Finans-Kapital, köle ücretleri ve şartları ile çalıştırdığı Türkiyeli “göçmen kuş”ların, şayet kursaklarında kalmış üç beş tasarruf milyonu varsa, onu da usulü ile yolmuş olur. Finans-Kapital, artık her ülkede yerli tasarrufları sömürerek Süper-Emperyalizm talanını başarıyor. Bu talan yalnız Hilton Oteli gibi Finans Piramitleri ile elbet kalmayacaktı. Alameriken “Holding”lerin “Halk Kapitalizmi” denilen Finans Babil Kulelerini de dikecekti.

 

Ant Dergisi: Tekelci sermaye ile devrimci savaşın dayanacağı temeller ne olmalıdır?

Hikmet Kıvılcımlı: Çivi, çivi ile sökülür. Finans-Kapital, birkaç yüz ailenin bütün Türkiye kaynaklarını tekelleştirerek kurduğu olağanüstü santralize ağalarıyla örgütlü olduğu için, “bütün millet” gibi görünme oyununu beceriyor. Yedeğine aldığı birkaç bin Tefeci-Bezirgân hacıağa ile de 40 bin köyü 500 kasanın kapanı altında “Demokrasicik” oylamasında boğuntuya getirebiliyor.

Bu dişlerine tırnaklarına dek silahlanmış “örgütlü haydutluk” önünde, Türk milletinin tek eksiği, “çil yavrusu gibi dağınık” olmasında toplanıyor. Millet, ya ham “tüvenan” denilen maden filizi gibi dağlaşmış, her kazma kürek vurana av olan bir yığındır. Yahut, ondan bin kez kötü olan sözde “örgütlenmiş” görünen bir sürü politik, ekonomik, sosyal, kültürel, dincil ve ilk “iğneli fıçılar” içinde boyuna kanatılarak [kanı] emilen acıklı masal çocuğudur.

Türkiye Halkı içinde, 40 yıl öncesinden en az 40 kat nicelik ve nitelik edinmiş İşçi Sınıfından daha tutarlı bir Milli Kurtuluş Özgücü yoktur. İşçi Sınıfımız, gerek ekonomik açıdan, gerek politik açıdan o “bin kez kötü iğneli fıçı” içinde bunaltılmak isteniyor. 27 Mayıs gölgesinde; yarı feodal artığı, yarı küçükburjuva kusuntusu mücadele ve örgüt parolaları ve biçimleri yeterince denendi. Bunlardan çıkan ders açıktır.

Halkımızı kemirilen bir yığın olmaktan kurtarmak için önce İşçi Sınıfımızı, içine düşürüldüğü ekonomik ve politik örgütler iğneli fıçısından kurtarmak gerekir. Bu da, ne Derebeyi Sosyalizmi, ne Küçükburjuva Sosyalizmi gibi reaksiyoner (tepkici-gerici), ne Burjuva Sosyalizmi gibi konservatif (tutucu-muhafazakâr) sosyalizmlerle başarılamaz. Yoksa, 19’uncu Yüzyıl’da değiliz: Kolayca Ultraşoven “Finans-Kapital Sosyalizmi”, yani Faşizm boynuzlarını dayatabilir.

Proletarya Sosyalizmi: Artık, parlak kürsü, yahut çamurlu sokak “sloganı” olmaktan çıkmalıdır. Proletarya Sosyalizminin Türkiye’deki yarım yüzyıllık trajedisi Primitivizm (İlkelcilik) denilen; dağınık mahfilcilikler ölçüsünde çakmaklı tüfekle çetecilikten öteye bir türlü geçememiş olmakta toplanır. Dünyanın hiçbir yerinde sırf çetecilikle modern savaş kazanılamamıştır. Türkiye’nin Milli Kurtuluş Savaşı; ilk ve kaçınılmaz Kuvayimilliye Çeteciliğinin yerine Milli Kurtuluş Düzenli Ordusu’nun geçmesi ile zafere ulaşmıştır.

Proletarya Sosyalizmi; hem mücadele hem örgüt biçimleri ve parolaları ile, gelişkin İşçi Sınıfımıza layık olacak kertede düzenlice ordulaşmadıkça, yedi bin yıllık Nemrutlar ve Firavunlar posası olmuş kahredici küçükburjuva mahşerinden kurtulunamayacaktır. Proletarya Sosyalizminin ordulaşması; en az Finans-Kapital tekelciliği kadar bilinçli santralizmi ilk prensip saymış, alabildiğine seçkin bir çelik çekirdek Sosyalist Parti ile gerçekleşebilir.

Ancak o çelik çekirdek çevresinde; İşçi Sınıfının, Köylü, Esnaf, Aydın Küçükburjuva Tabakalarının, Yaban Burjuva Zümrelerinin ve bu toprağı, bu insanları içten seven her Türkiye kişi ve yığınlarının en yaygın, en demokratik derlenişi olağanlaşabilir. Öyle ne dediğini, ne yaptığını bilen bir Bilimsel Sosyalist Parti, teoride ve pratikte ciddiye alınmadıkça, her düşünce ve davranış Finans-Kapital tuzağına av olmaktan yakasını kurtaramaz.

Bilimcil Sosyalist Parti çelik çekirdeğinin iki diyalektik momenti, yani Parti’nin Parti adını alabilmesi için gereken iki ana şartı:

1- Kıyasıya Biçimlenmiş Otokritik (Özeleştiri),

2- Kıyasıya Örgütlenmiş Yığınla Bağlılık ilkeleriyle sağlanır.

Kılına dokundurmayan yarı feodal kahramanlıklar gibi, havanda su döven yığın dışı popülizm düşünce ve davranışları da yeter!

“Sosyalist” de olsalar, Çakmaklı Tüfekle ahbapçavuş meclislerine ve kendini beğenmiş çeteci mahfillere paydos!

Bilimcil Sosyalist Parti çelik çekirdeğinde; bütün molozlar, bütün abdallar, bütün kariyeristler (külah kapıcılar), bütün gevezeler, bütün pozcular, ne denli “çoğunluk” olurlarsa olsunlar, kuru kalabalıkların topu birden dışarı!.. Yalnız inisiyatifliler (girişkenler), yalnız zekiler, yalnız fedailer, yalnız aksiyoncular, yalnız gönlüalçaklar içeri!

 

Hikmet Kıvılcımlı Kimdir?

Dr. Hikmet Kıvılcımlı, 1318 (1902)’de Rumeli’de doğdu. Mütareke üzerine gönüllü Kuvayimilliyeci yazılıp Aydın cephesinde, Çine Köprüsü’nde çarpıştı. Köyceğiz Kuvayımilliye Askeri Komutanlığı’na tayin edildi. 1341 yılında Tıbbiye’yi bitirdi. Basın hayatına 1919 yılında Menteşe Gazetesi’yle başladı. 1923-25 yılında kurulan Marksizm Biblioteği – Tarihi Maddecilik Kütüphanesi adlı yayın serilerinde başlıca şu tercüme ve telif kitapları çıktı: Gündelikçi İş ve Sermaye, Edebiyat: Cedide’nin Otopsisi, Karl Marx’ın Felsefesi ve Sosyolojisi, İnkılapçı Münevver Nedir?, Karl Marx’ın Ekonomi Politiği ve Sosyalizmi, Türkiye İşçi Sınıfı’nın Sosyal Varlığı, Emperyalizm: Geberen Kapitalizm, Marksizm Kalpazanları Kimlerdir?, Marx – Engels Hayatları, Marx’ın Kapital’i (Birinci Kitap)…

1937 yılı Günün Meseleleri Serisinde: Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikası… 1954 yılı Vatan Partisi yayınlarında: Gerekçe, Program ve Tüzük… …1957: Siyasetimiz… 1953: Fetih ve Medeniyet… 1955: Soğan Ekmek Kongresi… 1960: Milli Birlik Komitesi’ne İki Açık Mektup, Layihâ… Anayasa Projesi…

1965 yılında kurulan Tarihsel Maddecilik Yayınları serisinde çıkan son kitaplar: Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi, Kuvayı Milliyeciliğimiz ve İkinci Kuvayı Milliyeciliğimiz, Tarih-Devrim-Sosyalizm, İlkel Sosyalizmden Kapitalizme Birinci Geçiş, İngiltere: Karl Marx’ın Özel Dünyası…

Dr. Kıvılcımlı, düşün hayatında olduğu gibi, eylem alanında da mücadele etmiş, yıllarca hapishanelerde yatmış bir sosyalisttir. 1960’tan önce Vatan Partisi’ni kurmuş ve bu yüzden de tutuklanmış bulunan Dr. Kıvılcımlı, halen çeşitli dergilerde incelemeleri ve yazılarıyla sosyalist mücadeleye katkıda bulunmaktadır. Dr. Kıvılcımlı, halen TDGF üyelerine eğitim semineri yapmaktadır.

(Ant Dergisi, Sayı: 161, 27 Ocak 1970)

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.