Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrettiklerinden: Devrimci, zümrüt bir denize dalar gibi Devrim Ateşinin içine dalan kişidir

10.12.2019
A+
A-

Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’yı bir kez daha coşkuyla andık

Ömrünü İşçi Sınıfının Kurtuluşu Davasına adamış, bu uğurda bir an olsun tereddüt etmeden Bilimsel Sosyalizmin büyük Ustaları Marks, Engels ve Lenin’in miraslarını geliştirip İşçi Sınıfına yeni mücadele araçları kazandırmış, Türkiye Devrimi’nin Teorik ve Pratik Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’yı, düzenlediğimiz bir Salon Anması etkinliğiyle bedence aramızdan ayrılışının 48’inci yılında bir kez daha coşkuyla andık.

Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlediğimiz Anmaya Partili Yoldaşlarımızın yanı sıra demokratik kitle örgütlerinden ve çeşitli sendikalardan temsilciler, Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde direnişlerini kararlıca sürdüren Real Market, Makro/Uyum Market, TÜVTÜRK, REYSAŞ, POLÇAK ve Uzel İşçileri de katıldı.

Hep bir ağızdan Enternasyonal Marşı’nın büyük bir coşkuyla koro eşliğinde okunmasının ardından ömrünü Devrimci Kavgaya vakfetmiş, Kıvılcımlı Usta’nın öğrencisi, Gerçek Devrimci Nurullah Ankut kürsüye çıktı.

Türkiye’de ve dünyada son dönemde yaşananları değerlendiren Ankut, Türk ve Kürt halklarında devrimci bir potansiyel bulunduğunu ancak CHP ve HDP gibi sözde muhalefet partilerinin gerçek muhalefeti bloke ederek halkları kandırdığını ifade etti. Genel Başkan’ımız, Meclisteki Amerikancı Beşli Çete’nin ve onların kuyrukçuluğunu yapan sol hareketlerin AKP’ye karşı gerçek bir mücadele yürütmediğini ifade ederek şunları söyledi:

“Hem resmi evrakta sahtecilik yapıyor hem de nitelikli dolandırıcılık yapıyor Tayyip. Kendisini olmayan bir sıfata büründürerek milyarlık vurgunlar yapıyor. Çıkardığı sahte KHK’larla Türkiye halkını prangaya vuruyor. Ama bunu bizim dışımızda söyleyebilen yok. Defalarca söyledik bunun gerçek bir Cumhurbaşkanı olmadığını, o sıfatı taşımadığını, piyasaya çıkardığı diplomaların sahte olduğunu. Bize açtığı davalarda defalarca avukatlarına da söyledik, ‘getirin şu diplomayı’ dedik. Yok, getiremiyorlar çünkü yok diploması.

“O sebeple davaların girişinde diyoruz ki, ‘olmayan bir insana hakaret ettiğimiz için bizi yargılamaya kalkıyorsunuz.’ Cumhurbaşkanı diye biri yok şu anda. O sıfata sahip değil. Ama bu Meclisteki Amerikancı partiler ‘Cumhurbaşkanı’ diyorlar. Parababaları medyası ve sahte muhalefetin medyası da Cumhurbaşkanı diyor. Onu dediğin anda sen onun yörüngesine girmiş oluyorsun. İnanmadığın bir şeyi korkundan dolayı savunmuş oluyorsun. O yüzden biz asla Cumhurbaşkanı falan demeyiz.”

Hikmet Kıvılcımlı’nın Antika Tarih üzerindeki örtüyü kaldırdığını, bu nedenle de Marks, Engels ve Lenin’den sonra Bilimsel Sosyalizm’e en büyük katkıyı yapan Devrimci Önder olduğunu ifade eden Genel Başkan’ımız, “20’nci Yüzyıl’da Lenin’i anlamadan, sadece Marksist olmanız sizi nasıl gereçk bir devrimci yapmıyorsa, günümüzde de Hikmet Kıvılcımlı’yı anlamadan devrimcilik iddiasında bulunmanız kendinizi kandırmaktan başka bir anlam taşımaz. Türkiye solunun bir trajedisi de budur. Kıvılvımlı’yı küçümsemek onların devrimci hattan fırlayıp gitmesine sebep oldu. İşte bu yüzden bir tek biz doğru devrimci mücadeleyi yürütebiliyoruz” dedi.

Son dönemde artan toplu intihar olaylarına da değinerek intihar eden ailelerin ve sözleşmeli öğretmen olarak çalıştığı okulda yaşadığı taciz ve baskılara dayanamayarak intihar eden Saadet Öğretmen’in fotoğraflarını gösteren Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut konuşmasına şöyle devam etti:

“Hekim arkadaşlarımız daha iyi bilecektir. ‘Holistik tıp’ diye bir akım var. Bence diyalektik bakış açısına sahip bir akımdır. Bu anlayışa göre insan psikolojik durumuyla, bedensel yani fiziki durumuyla ve sosyal durumuyla bir bütünür. Bütün psikolojik rahatsızlıkları ele alırken bu bütünlüğü göz önünde tutmak gerekir. Diyalektik de nedir? Olayı tüm yönleriyle görmek. Yani diyalektik bir yaklaşımdır bu tıp anlayışı.

“Eğer yeterli gelirleri olsaydı, insanca yaşamalarına yetecek gelirleri olsaydı bu ailelerden bir teki ya da öğretmen kızımız intiharı seçer miydi? Hayır. Öyleyse bu aşağılık vurgun, soygun düzeni, Amerikancı düzen, özellikle çalışan insanlarımızın tamamına yakınında intiharın psikodinamiklerini olşturuyor. İşte o zeminden kaynaklanan bir anlık bunalımla intihara yöneliyor bu insanlarımız. 700 bini bulmuş atanamayan öğretmenler, intihar edenlerin sayısı ise 42. Bütün kötülüklerin kaynağı bu her türlü kötülüğü insanlara her an yapan bu vurgun düzenidir”

Bolivya’da Evo Morales’e karşı gerçekleşen Amerikancı darbeye de değinen Ankut, yaşanan trajediyi şu sözlerle dile getirdi:

“Bolivya’da kendine sosyalist diyen bir devlet başkanı vardı. Halk yararına girişimlerde bulundu, reformlar yaptı. Bu tavrı tabii Emperyalist Çakal Amerika’nın işine gelmedi, hoşuna gitmedi. Orduyu ve polisleri satın aldı. Hainlerden derleşik silahlı bir güç oluşturdu ve Devlet Başkanı Morales’in üzerine salarak istifa ettirdi.

“Morales ne yaptı? Meksika’ya gitti. Ama halkı direniyor. Demek ki gerçek bir devrimci olmak için gerçek bir yüreğe sahip olmak gerekir. Namuslu Meclis Başkanı, Vekiller ve halk devrimi savıunuyor. Onlar mücadele ediyor emperyalizme karşı. Morales de onlarla birlikte direnseydi şimdiye zaferi kazanmış olacaktı. Hayat böyledir arkadaşlar. Ölümle yüzyüze gelmeyi göze alamazsanız ‘ben devrimci önderim’ diye ortaya çıkmayacaksınız. Mücadeleye zarar verirsiniz. Cesaret bizim için bir vatandır. Cesaret vatanına sahip olmazsanız vatan yaptığınız coğrafyayı da savunamazsınız, düşünce dünyasının içinde varolduğu dilinizi anadilinizi de savunamazsınız” dedi.

Türkiye’nin en yakıcı ve en güncel meselelerine ilişkin sistematik çözümlemelere devam eden Genel Başkan’ımız, Gümüşhane’deki 12 bin yıllık Dipsiz Göl’ün Valilik ve Bakanlık izniyle define aramak için yok edilmesiyle ilgili olarak da şunları söyledi:

“12 bin yıllık gölü, “‘Buraya Roma İmparatorluğu zamanında Doğu Roma komutanı hazinelerini gömmüştü, bu gölün dibinde hazine var’ diyerek katlediyorlar. 12 bin yıl sonra gölü kara bir çukur haline getiriyorlar. Bunların tarihe de saygıları yok. Bir şey çıkmıyor içinden de. Hep dediğimiz gibi, vicdanları yok olmuş bunların. Ya da hiç oluşmamış. 3 – 12 yaş arasındaki kritik eşiği heba etmiş bunlar. İnsani hiçbir değer yüklenmemiş bunlara. Sadece para, mal mülk elde edebilmek için yalan, hile, dümen, her şey mubah gösterilmiş. Dini kullanmaları da sadece siyasette bir araç olsun diye, halkı kandırmak için. Kuranın deyişiyle, insanları Allah ile aldatıyorlar. Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk, ‘bunların Müslüman sıfatıyla cenaze namazı bile kılınmaz’ demişti. ‘Gittikleri camide namaz olmaz’ demişti. Çok haklı.”

Ders niteliğindeki konuşması ilgiyle dinlenen Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut, devrimci kavgayı eninde sonunda zafere ulaştıracağımızı bir kez daha vurgulayarak sözlerini şöyle noktaladı:

“Böylesine hain bir iktidarla yüz yüzeyiz. Türk Halkının da Kürt Halkının da kurtuluşu bu hain iktidarı alaşağı etmekten geçer. Bu gerçeği sadece biz haykırıyoruz. Yüzlerine karşı, onların mahkemelerinde bile haykırıyoruz. Çünkü Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı bize devrimciliği böyle öğretti. Mutlaka kazanacağız. Zor olacak ama sonunda halklarımız anlayacak bizi. Halkız, haklıyız, yeneceğiz”

Genel Başkan’ımızın coşkulu ve öğretici konuşmasının ardından verilen 1 saatlik yemek molasından sonra, Anma etkinliğimiz Partimizin mücadelesinin anlatıldığı sinevizyon gösterimiyle devam etti.

Sinevizyon gösterisinin bitişiyle Anma Programımızın sunuculuğunu yapan İstanbul İl Başkanımız Av. Pınar Akbina, Dünya Sendikalar Federasyonu Başkanlık Kurulu Üyesi, DSF’ye bağlı Taşımacılık Enternasyonali Genel Sekreteri ve Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nu, konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet etti.

Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun ardından direnişleri süren işçiler konuştu. Kütahya, Muğla ve Şanlıurfa’dan gelen TÜVTÜRK işçileri, Eskişehir’den gelen REYSAŞ işçileri, Ankara, Konya ve İstanbul’dan Makro Market işçileri, Real Market ve Uzel Makine işçileri adına söz alan direnişçi işçiler, haklarının nasıl gasp edildiğini, Nakliyat-İş Sendikası ile tanışmalarını ve direnişlerinin şu anki aşamalarını anlattı. Geçmişte sarı sendikalar tarafından patrona karşı yalnız bırakıldıklarını aktaran işçiler, Nakliyat-İş Sendikası’na, direnişleri boyunca hep yanlarında olan HKP’ye ve avukatlarına teşekkür ederek onlarla birlikte mücadele etmekten onur duyduklarını dile getirdi.

Türkiye Devrimi’nin Önderi, Ustamız Hikmet Kıvılcımlı’yı mücadelesine layık şekilde andığımız etkinliğimiz her yıl olduğu gibi toplu biçimde ant içilmesiyle son buldu.

Kıvılcımlı Yaşıyor, HKP Savaşıyor!

Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi!

Yaşasın Halkın Kurtuluş Partisi!

17 Kasım 2019

HKP Genel Merkezi

Anmada yapılan konuşmalar:

HKP İstanbul İl Başkanı Pınar Akbina’nın açılış konuşması

Av. Pınar Akbina Yoldaş: Ülkemizin dört bir yanından, daha 17 yaşındayken Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mıza katılarak, Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı olan; “Ben insanın hayvan yerine konulmasına isyan ettiğim için sosyalistim.”, diyen ve bu uğurda 22,5 yıl zindanlarda yatan ama oraları kızıl bir üniversiteye çeviren, işkencelerde asla boyun eğmeyen, Türkiye Devrimi’nin Önderi, Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’yı anmak, anlatmak, yaşatmak için gelen işçiler, emekçiler, kardeşler, yoldaşlar hoş geldiniz.
(Alkışlar…)
Partimizin Önderi, Genel Başkan’ımız Sayın Nurullah Ankut Yoldaş, geçen yıl şöyle anlatmıştı Kıvılcımlı Usta’yı:
“Kimmiş yoldaşlar Kıvılcımlı?
“Kendini devrim alevinin içine atan; orada yanan ve kaybolan ama gerçek devrimciliğin ne olduğunu sadece O anlayan gerçek devrimciymiş. Devrimciliği bir aşk olarak görürseniz ve onun kalbine atarsanız kendinizi, ateşinin kalbine, orada yok olursanız bütün korkular sona eriyor orada. İşkenceci cellâtlarınız karşısında gülersiniz onların korkularına, acemiliklerine; alay edersiniz onlarla ve ne zindanlar yıldırır sizi ne işkenceler ne de hayatın başka acıları. Çünkü orada mutlusunuz, zaten onun dışında yoksunuzdur, devrim ateşinin içindeyseniz varsınızdır. Onun dışında başka bir hayat yok, başka bir varlık alanınız yok.”
İşte Kıvılcımlı Usta’yı böyle anlatmıştı Sayın Genel Başkan’ımız.
Kıvılcımlı Usta aramızdan ayrılalı tam 48 yıl olmuş. Ancak biz hep bedence ayrıldı diyoruz aramızdan. Çünkü biliyoruz; kendini insanlığın kurtuluş davasına adayanlar, hayatını bu yolda vakfedenler asla ölmezler. Her halk hareketinde, her mücadelede onların bayrakları dalgalanır.
Bugün Spartaküs’ler, Şeyh Bedrettin’ler, Pir Sultan’lar, Marks, Engels, Lenin Usta’lar ölmediyse, bu onların devrimciliğinden, kendilerini insanlığın kurtuluşuna vakfedişlerinden gelir.
Bugün Şili’de halk ayaklanmasında hâlâ Che Guevara’nın fotoğrafları taşınıyorsa, devrimci sanatçı Victor Jara’ların marşları söyleniyorsa, bu onların kendilerini insanlığın kurtuluşuna adamalarından gelir.
Usta’mız da bugün hâlâ Parababalarının korkulu rüyası olarak yaşıyor ve yaşatmaya devam edeceğiz.
(Alkışlar…)
Her yıl konuşmalarımıza başlarken, ülkemizin genel durumundan bahsediyoruz. Ve her uyandığımız gün, ne yazık ki kötü haberlerle uyanıyoruz. İnsanlarımız kendileriyle birlikte ailelerini, çocuklarını öldürecek denli cinnet geçiriyor durumda ne yazık ki. Her gün yeni bir intihar haberini alıyoruz. Atanamayan öğretmenlerimizden intihar haberleri geliyor. Ekonomimizin durumu içler acısı.
Ülkemizi 17 yıldır yöneten AKP’giller iktidarı, ne yazık ki her geçen gün Ortaçağcı gerici uygulamalarını hızlandırarak devam ediyor.
Yine, dünyanın, insan soyunun başdüşmanı olan, devrimci Che Guavara’nın sözleriyle; “İnsan soyunun başdüşmanı olan ABD” ve AB Emperyalizmi, dünya halklarına saldırmaya devam ediyor.
Ne yazık ki; “Bolivya’da ABD’nin korkusu olacağım.”, diyen Morales’e karşı bir darbe gerçekleştirdiler.
Yine 17 yıldır yargıyı, eğitimi, orduyu, ekonomiyi mahveden, laik Cumhuriyet’i mahveden, faşist, Ortaçağcı bir din devleti kurmak isteyen AKP’giller işgal altında tutuyor ülkemizi ne yazık ki.
Bunları Genel Başkan’ımız ayrıntılı bir şekilde belirtecek, ancak ben şunu söylemek istiyorum; tüm bunlara karşı tek başına Halkın Kurtuluş Partisi mücadele ediyor. Bugün bizim dışımızda; vatansever, halksever, antiemperyalist, antişovenist ve antifeodal bir parti yok.
Ve biz şuna inanıyoruz; halkımız, eninde sonunda bu gerçeği görecek ve bizimle birlikte, bizim öncülüğümüzde Halk Kurtuluş Cephesini örgütleyecektir ve sonunda Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda olduğu gibi, İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı gerçekleştirerek sosyal kurtuluşla taçlandıracağız.
(Alkışlar… Slogan: Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz…)
Programı kısaca söylemek istiyorum. Önce saygı duruşumuz var. Daha sonra koromuz eşliğinde Uluslararası İşçi Marşı Enternasyonal’i okuyacağız. Daha sonra Genel Başkan’ımızın konuşması var. Konuşmadan sonra bir yemek arası vereceğiz, yemek arasından sonra sinevizyon gösterimiz ve İşçi Sınıfının konuşmaları, Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkan’ımız Ali Rıza Küçükosmanoğlu konuşacak ve Direnişçi İşçilere söz vereceğiz. Daha sonra programımız sona erecek.
Şimdi hepinizi, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’nda yitirdiğimiz, Devrim mücadelesinde yitirdiğimiz Şehitlerimiz ve Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı nezdinde tüm Devrim Şehitleri için saygı duruşuna davet ediyorum.
Aslında kendi yokken anlatmak daha kolay olurdu ama… Çünkü Genel Başkan’ımız çok sevmiyor bu tür sözleri.
Ben şimdi yine de çok kısaca, çok özetçe birkaç şey söyleyerek sunmak istiyorum. Birkaç cümleyle sunmak çok zor ama kendisi zaten; “Gerçek insan, gerçek devrimci deseniz yeterli.”, der.
Ancak şunu söylemek istiyorum; biraz önce, geçen yıl Usta’mızın Anmasında yaptığı konuşmadan bahsetmiştim. Aynısını kendisi için söylemek istiyorum.
Kendisini devrim ateşinin kalbine atmış ve orada aşkla yanan, çok erken yaşta devrimci mücadeleye atılan, Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın bayrağını bugünlere taşıyan, üniversitede 1968 kuşağının liderlerinden, İstanbul Üniversitesinde faşistlerin korkulu rüyası olan, yine gittiği her ilde Konya’da, Artvin’de mücadelesine hiç ara vermeden devam eden, burjuvazinin mahkemelerinde onları yargılayan, AKP’giller’i yargılayan; “Ben yargılanmam, yargılarım!” diyen korkusuzca, Hakimlerin yüzüne bu şekilde haykıran ve ilerlemiş yaşına rağmen hâlâ on sekizlik yüreğiyle devrim mücadelesine heyecanla devam eden Sayın Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut Yoldaş’ı takdim etmek istiyorum. Buyurun.
(Alkışlar…)

(HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un konuşması, en kısa sürede kitap olarak yayınlanacaktır.)

Pınar Akbina Yoldaş: Sinevizyon gösterimi, günlerce yoğun emek isteyen bir çalışma. Bu güzel ve bizleri heyecanlandıran sinevizyon gösterisinden dolayı Nihat Güldemir, Devrim Güldemir ve Evrim Bin yoldaşlara teşekkür ediyoruz.

Son günlerde sürekli sarı sendikacıların aldığı araçları basında görmekteyiz. Örneğin HAK-İŞ’e bağlı Çelik-İş Sendikası, 1 milyon 300 bin liraya bir araç almış ve bu makam araçları her sendikada var, diyor açıklamasında. Yine Şeker-İş Sendikası, 1 milyon liralık bir araç almış. Yine Memur-Sen, 800 bin liralık bir araç alıyor. Bunlar hep sarı sendikalar, arkadaşlar.

Ama Türkiye’de bunlardan çok farklı, gerçek İşçi Sınıfı Sendikacıları, gerçek sendikacılar var, devrimci sendikacılar var. Ve artık dünya için de İşçi Sınıfımızı temsil eden sendikacılarımız var.

Hafta sonu bilmez, tatil bilmez, nerede hakkı yenen bir işi varsa oraya koşar ve İşçi Sınıfı mücadelesinin hem ülkemizde öncüsüdür ve artık dünya ölçeğinde bir sendikacıdır.

Dünya Sendikalar Federasyonu, 130’dan fazla ülkede milyonlarca üyesi olan bir federasyon, DSF Başkanlık Kurulu Üyesi, Taşımacılık İşçileri Enternasyonali Genel Sekreteri, Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu aramızda.

(Slogan: İşgal! Grev! Direniş! Yaşasın Nakliyat-İş… İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek…)

DİSK/Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı, Ali Rıza Küçükosmanoğlu Yoldaş:

Halkın Kurtuluş Partisi’nin değerli Genel Başkanı, değerli yöneticileri, sevgi ve saygıdeğer yoldaşlar,

Aylardan beri, iki yılı aşkın zamandan beri, direnen, mücadele eden Real Market Direnişçileri,

Uyum Makro Direnişçileri,

Bir yılı aşkın zamandan beri direnen, sendikamızda örgütlendiği için Muğla TÜVTÜRK, Şanlıurfa TÜVTÜRK, Eskişehir Reysaş TÜVTÜRK, Kütahya TÜVTÜRK’te işten çıkartılan işçi kardeşlerim,

11 yıldan beri, bir taraftan sermayenin işçi düşmanlığına, diğer taraftan sarı sendikacılık ihanetine karşı, 11 yıl aradan sonra yeniden, tekrardan mücadeleye başlayan yiğit Uzel Makina Direnişçileri kardeşlerim…

Hepinizi öncelikli olarak bir kez daha saygı ile selamlamak istiyorum. Hepiniz hoş geldiniz.

Sözlerime, bizleri bugün bir araya getiren, Türkiye İşçi Sınıfının Önderi, Türkiye Devrimi’nin Önderi, Usta’sı, dünya halklarına teorik ve pratik mücadelesi ile yol gösteren Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın bedence aramızdan ayrılışının 48 yıldönümünde onu saygıyla anarak başlamak istiyorum.

Hikmet Kıvılcımlı’nın davası, mücadelesi, İşçi Sınıfının Direnişlerinde, İşgallerinde, emekçi haklarımızın mücadelesinde, ekonomik ve siyasi mücadelesinde sürüyor, devam edecek. Zafere kadar devam edecek…

Bu aşağılık Parababaları düzeni, vurguncu, talancı, insanlık düşmanı Parababaları düzeni, ücretli kölelik düzeni yıkılana kadar, gerçek anlamda baskının ve sömürünün olmadığı, insanların kardeşçe yaşadığı, eşitlikçi bir düzen, sosyalizm kurulana kadar bu mücadelemiz, bu kavgamız devam edecek.

Toplantının açılışını yapan Pınar Arkadaş’ımız, Pınar Yoldaş’ımızın da belirttiği gibi, gerçekten her gelen gün, geçen günü aratır durumda. Özellikle işçiler açısından, emekçiler açısından böyle…

Tekrardan aynı şeylere girmek istemiyorum ama…

İşte dün yine Diyarbakır’da bir ücretli öğretmen intihar etti. İntihar edenler, kadın cinayetleri, iş cinayetleri, trafik cinayetlerinde yaşamını yitiren binlerce vatandaşımız, gencecik yaşında yaşamını yitiren binlerce insanımız var.

Geçen yıl da konuşmamda belirtmiştim: Küba’ya ikinci gidişimde, halkla biraz daha görüşme olanağımız oldu. Türkiye’de uzun süre bulunan Fidel Tapanez’in evine konuk olduk bir akşam. Onun eşi ile de sohbetimiz oldu. Küba’daki insanlar ne kadın cinayetini biliyor, ne iş cinayetini biliyor, ne trafik cinayeti diye bir cinayetten haberleri var. Yok, bunları yaşamıyor. Bunların bir teki bile yok.

Ama Türkiye’de gerçekten giderek de artan bir şekilde bu cinayetler, toplumsal alandaki varlığını sürdürüyor. Türkiye’deki gelir dağılımı da, servetin paylaşımı da giderek daha adaletsiz hale geliyor. Bir taraftan da tabiî Türkiye üzerinde oynanan, başını ABD Emperyalistlerinin çektiği ve tüm dünya halklarının üzerinde oynanan bir oyun var…

Amaçları ne?

Bir avuç yerli yabancı Parababasının kârına kâr katmak, daha zenginleşmek. Türkiye’de de, dünyada da giderek bu zenginliğin paylaşımı daha adaletsiz hale geliyor; işçilerle, emekçilerle, patronların, sermayedarların arasındaki uçurum giderek de artıyor. Buna karşı elbette hakların mücadelesi, İşçi Sınıfının mücadelesi devam ediyor. Bu kavga tüm dünyada devam ediyor. Lenin Usta’nın deyişiyle emperyalizm, kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizm, asalak, çürüyen ve dağılan kapitalizmdir. Önümüzdeki süreçte er ya da geç emperyalizmin bu özelliğinden dolayı, kapitalizm, bu asalak, çürüyen, dağılan kapitalizm yıkılacak. Onun yerine, dünyada İşçi Sınıfı iktidarları birer birer kurulacak kaçınılmaz olarak. Bu böyle olacak, tarihsel süreç budur… Bunu görecek insanlık. Bu süreci de yaşayarak göreceğiz.

Dediğim gibi, böyle bir karamsar bir tablo var bir taraftan… Ama bu karamsar tabloya karşı da mücadele eden işçiler var, emekçiler var, dünya halkları var.

İşte Küba’da, her türlü aşağılık komplolara rağmen Küba Halkı sosyalizme sahip çıkıyor. Eksikleri var, bu ayrı bir konu ama Küba Halkı, işçileri, emekçileri, sosyalizme sahip çıkıyor.

Venezuela’da Bolivarcı Devrim sürecine Venezuela Halkları sahip çıkıyor.

Bolivya’da, açıktan ABD’nin operasyonuyla faşist bir müdahale gerçekleştirildi. Ona karşı halk isyanda, ayaklanıyor. Mücadelesini sürdürüyor.

Yine aynı şekilde, günlerden beri emperyalizme karşı, emperyalist politikalara karşı Şili Halkı da ayakta ve mücadele ediyor.

Dünyanın diğer halkları da yine bu mücadeleden geri durmuyor.

O bakımdan da dediğim gibi, bu karamsar görüntüye karşı, mücadele her alanda, tüm dünya halkları nezdinde, bu sınıf mücadelesi, hakların sömürgeciliğe karşı, emperyalizme karşı mücadelesi devam ediyor.

Ben bunları belirttikten sonra, Türkiye’de, gerçekten de az önce de isimlerini saydığımız, aramızda bulunan direnişçiler var, onların mücadeleleri var. Uzun süreden beri devam eden mücadeleler var Türkiye’de.

Gerçek anlamda bir sendikalar faciası, giderek daha derinleşerek devam ediyor. Çünkü Türkiye İşçi Sınıfının başını bağlamak amacıyla, 1952 yılında CIA tarafından kurdurulan Türk-İş ve ona karşı, biraz önce de ifade edildiği gibi, 27 Mayıs 1960 Politik Devrimi’nin sağladığı anayasal, demokratik haklar çerçevesinde 1967 yılında kurulan DİSK var.  DİSK, Türk-İş’e bir yanıt olarak kuruldu. Ve DİSK’in mücadelesiyle işçiler haklar sağladılar, Türk-iş’in; İşçi Sınıfının başını bağlama oyunu, sermayenin, yerli yabancı Parababalarının o oyunu tutmadı.

Ekonomik anlamdaki, toplumsal anlamdaki önemli mücadelesi giderek büyüyen DİSK’i kapatmaya çalışanlara, 15-16 Haziran’da, 1970 yılında, İşçi Sınıfı ayaklanarak cevap verdi ve Anayasa Mahkemesinden yapılmak istenen yasal değişiklik geri çekildi-çektirildi.

O mücadele döneminde, işçilerin Türkiye’deki Milli Gelirden aldıkları almış olduğu pay yüzde 30’lara kadar çıktı. Yani işçilerin, emekçilerin Milli Gelirden almış olduğu pay yüzde 36’ları buldu. Şu anda bu oran, işçilerin ve emekçilerin almış olduğu, Milli Gelirden almış olduğu pay, yüzde 10 civarında.

Türkiye’de o zaman işçiler 6 maaş ikramiye alıyorlardı, kıdem tazminatının bir sınırlaması yoktu ve Türkiye’deki işçilerin yüzde 25’e, yüzde 30’lara yakın bir sendikalaşma oranı vardı. Bir örgütlülük oranı vardı. Şu anda örgütlülük oranı yüzde 6-7’lere düşmüş durumda. Bu hak gaspları,  12 Eylül Faşist Darbesi ile yapılan yasal değişikliklerden kaynaklandı. Ve bir taraftan onlar onu yapıyorken, asıl Türkiye’deki İşçi Sınıfının mücadelesine sahip çıkması gereken devrimcilerin, sosyalistlerin olağanüstü dağınıklığı, susuşundan dolayı da, gerekli bir yanıtı ortaya konulmamasından kaynaklı olarak da bu süreç sermayenin istediği gibi şekillendi.

Bugün baktığımızda, gerçekten sendikalar faciası derinleşerek sürüyor. Öyle bir noktaya geldi ki, son dönemlerde yapılan toplusözleşmelerin hiçbirisi, büyük, kitlesel olarak yapılan toplusözleşmelerin hiçbirisi, enflasyon oranında bile değil. Sendikalaşma ve toplusözleşme, işçilerin var olan haklarını korumak, onu geliştirmek için vardır. Sendikalar bunun için mücadele etmektedir ve bunun için ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de önceden var olan hakları korumalı, onların üzerine kazanılmış bazı hakları geliştirmeye çalışmalıdır.

Ancak şu anda bakıyoruz, yapılan tüm toplusözleşmelerde, özellikle büyük sözleşmelerde emekçilerin satıldığını görüyoruz. Örneğin kamuda yapılan 200.000 işçinin sözleşmesi; ilk 6 ay yüzde 8, ikinci altı ay yüzde 4 zam yapıldı, yani ortalaması yüzde 11 civarında. Yani resmi olarak açıklanan enflasyonun yarısı oranında bir ücret zammı oldu. Bu yapılan enflasyon açıklamaları gerçekten tamamen aldatmaca. Enflasyon sepetindeki birtakım kalemlerin ağırlığıyla, değerleriyle oynayarak aşağı çekilen bir enflasyon oranı bu. Burjuva ekonomistlerin bile değerlendirmesi, Türkiye’deki enflasyonun yüzde 22, yüzde 23 olduğu yönünde. Gerçekte bu oran, yüzde 30’dan aşağı değil. Yani enflasyon oranı altında sözleşmeler yapıldı. Kamudaki memurların sözleşmesi öyle yapıldı.

Ve giderek de sendikalar, sarı sendikalar işçilere ihanet etmeye devam ediyor…

İşte en son Uzel Makine’de, Real Marketlerdeki işçilerin karşılaştıkları durum ortada. Yani sendikalar öyle bir noktaya geldi ki, patronla karşı karşıya gelmemek amacıyla, işçileri karşılarına aldılar. Real Market’te Tez Koop-İş Sendikası, sarı sendikacılık yaparak işçileri ortada bıraktı, hukuki yardım bile yapmadı. Sosyal-İş Sendikası da Metro patronuna şirin gözükmek için, Metro’nun sorumluluğu yoktur, diye açıklama yaptı. Bu, İşçi Sınıfına ihanettir. Çünkü sendikalar, işveren sınıfına karşı mücadele amacıyla kurulmuştur. Ama ne yazık ki Türkiye’de sendikalar öyle bir noktaya geldi ki…

Şu anda, gerçekten bir abartı gibi olmasın bu söylediklerimiz, gerçeklik çünkü bu.

En son bizim Nakliyat-İş’in direnişlerinden ve beraberinde devam eden  direnişlerden etkilenen bazı işyerlerinde direnişler yapılmaya başlandı. Şu anda sendika olarak, birebir sendikamızın üyelerinin yürütmüş olduğu 4 Direniş var, TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonlarında… Uzel Makine İşçilerinin direnişi ve mücadelesi, Makro Market İşçilerinin direnişi ve mücadelesi, Türkiye’nin dört bir tarafında devam ediyor.

Aynı zamanda geçtiğimiz yaz Kırşehir’de yaprak kımıldamazken, yıllardan beri yaprak kımıldamazken, işçiler orada aylarca Direniş yaptı ve kazandı; Petlas’ta. Oradaki tüm toplumsal muhalefet direnişle dayanışma içerisinde bulundu.

Muğla’dan işçi kardeşlerimiz de burada. Muğla’da yıllardan beri İşçi Sınıfı adına bir mücadele ortaya konmazken, bir avuç TÜVTÜRK Direnişçisi kardeşimiz, aylardan beri direniyor. Onun temsilcisi Zeki Arkadaşımız burada. Muğla’da da “Direniş ile Dayanışma Platformu” kuruldu. Muğla’da da toplumsal muhalefet, düzene karşı bir toplumsal muhalefetin motor gücü oldu oradaki mücadelede.

Urfa’da, Şanlıurfa’da, bir Kürt bölgesi olan Şanlıurfa’da yıllardan beri yaprak kımıldamazken, insanlar sokağa çıkamazken, orada bir Direniş, İşçi Direnişi, aylardan beri her türlü baskıya karşı devam ediyor. Biliyorsunuz orada Albay geldi, “TOMA’ları çalıştırırım” dedi, “dağılın yoksa burada dağıtırım hepinizi”… Yani çünkü Urfa’daki işçiler, Urfa’daki halk için, orada ayrı bir hukuk yürüyor, bu açık. Orada emniyet müdürü ile görüşüyorum, kaymakamla görüşüyorum. “Ya haklısın Başkan” diyor ama “burada bizim sözümüz para etmiyor” diyor. “Kimin sözü para ediyor?”, “Jandarma alay komutanının sözü para ediyor, git onunla konuş”, diyor. Çünkü orada ayrı bir hukuk var. Ama tüm bunlara rağmen orada direnişimiz aylardan beri devam ediyor.

Bu Direnişlerden biri olan Real Market Direnişi tam 28 aydan beri devam ediyor. Bu Direnişçilere karşı üç maymunu oynayanlara, görmezden gelenlere rağmen Real Market Direnişçileri de mücadeleye devam ediyor… Benim de içinde bulunduğum, tüm arkadaşlarla, tüm direnişçilerle onlarca defa biz polis karakollarına gittik. Hakkımızda davalar açıldı. Şu anda devam eden Türkiye’deki en militan direniş. Çünkü haklarında en fazla dava açılan, en fazla soruşturmaya uğrayanlarız. Soruşturmalar hâlâ devam ediyor, hâlâ dava ile sonuçlanmayan soruşturmalar var.

Uzel Makine İşçilerinin Direnişi, gerçekten sarı sendikacılığa karşı verilen önemli bir direniş. Türk Metal Sendikası, Türkiye’de sarı gangster sendikacılığın merkezidir. Geçtiğimiz aylarda Türk Metal Sendikası’nın Genel Merkezine 100’ü aşkın Uzel Makine İşçisi ile siyah çelenk bırakıldı. Türk Metal Sendikası’nın, tarihinde yok böyle bir eylem. Türk Metal, yıllardan beri metal işçilerine ihanet eden bir sendikadır ama hiçbir zaman bu ihanetinin karşılığında böylesine, Uzel Makine İşçilerinin mücadelesi gibi bir mücadeleyle karşılaşmamıştır bugüne kadar. Bunun hesabını verecek Türk Metal Sendikası! Çünkü 11 yıldan beri işçilerin hak kaybına uğratılmasına vesile olan, Türk Metal sendikasının ihanetidir. Ona karşı mücadele devam ediyor.

(Slogan: Kahrolsun Sarı Sendikacılık…)

Real Market’teki İşçilerin sarı sendikacılığa karşı mücadelesi devam ediyor. Makro Market’te 6500 işçi kardeşimizin hak mücadelesi devam ediyor…

Geçen baktım, DİSK yönetimi krizin bir yılı dolayısıyla bir açıklama yapmış. Sözde krize karşı mücadele ediyor.

Krizin en büyük mağdurlarından bir tanesi, 250 tane mağazası olan, 6500 kişinin çalıştığı Makro Market’in konkordato sonunda iflas masasına doğru götürülmesi ve bu işçilerin tazminatlarını alamamasıdır. Şu ana kadar bizim dışımızda hiçbir sendika tarafından (bizim mücadelemizden dolayı sarı Tez Koop-İş Sendikası devreye girmeye çalıştı ama) bir açıklama dahi yapmadı. DİSK Genel Yönetimi sözde krize karşı mücadele ediyor ama bir açıklama dahi yapmadı şu ana kadar. Bırak ziyareti, bir açıklama dahi yapmadı…

Makro Market Direnişi ve mücadelesi de; Mersin’de, Kayseri’de, Konya’da, Malatya’da, Ankara’da, İstanbul’da devam ediyor. OHAL’in engellemeleri olduğu, baskıları olduğu halde, Türkiye’nin dört bir yanında, devam ediyor direniş ve mücadele…

Tüm bu mücadeleler, tüm bu direnişler sonucunda işçiler, aslında geçen süre içerisinde önemli kazanımlar da elde ettiler. Aslında gözle görülmeyen bir gerçeklik var. Çünkü biz içinde yaşadığımız için pek anlaşılmıyor, görünmüyor ama… Soma’da bugün, aylardan sonra Maden İşçileri direnişe, mücadeleye başlamışlarsa, burada bizlerin vermiş olduğu direnişler sayesinde Soma Maden İşçisi mücadele ile direnişe başladı.

Bugün Metal İşçileri, Zeytinova Grubu’na bağlı Birleşik Metal-İş üyeleri, Ankara’ya yürümeye başlamışlarsa, TMSF önünde eylemlere başlıyorlarsa, direnişleri başlatan yine buralarda bizlerin öncülüğünde devam eden direnişler ve mücadelelerdir. Bu bakımdan da Türkiye’deki içinde bulunduğumuz dönemde, Türkiye’deki İşçi Sınıfı mücadelesini etkileyen, sarı sendikaların korkulu rüyası haline gelen, “Ya bu taşın altında da Nakliyat-İş çıkıyor” dedirten sendikayız biz.

Biz de onlara şunu diyoruz ki; her taşın altından çıkmaya devam edeceğiz!

Sizin nerede bir ihanetiniz varsa, nerede bir alçaklığınız varsa, karşınıza çıkmaya devam edeceğiz, diyoruz buradan!

(Slogan: Yaşasın Devrimci Sendikacılık…)

Makro Market İşçilerinin, Uyum Market İşçilerinin, biraz önce gördük, bir kısmı kazanımlar elde etti. Devamını da getireceğiz, görüşmelerimiz devam ediyor. Makro Market İşçileri de tazminatlarını alacak.

Uzel Makine İşçilerinin Direnişi ve mücadelesi ile ilk kazanım elde edildi. Soros’un da dahil olduğu Vera Varlık’ın, 270 milyon liraya kapatmaya çalıştığı ihale, mücadele ile iptal edildi. Orada da Uzel Makine İşçileri mücadeleyle kazanacak.

Real Market İşçileri, her türlü baskıya rağmen, Beğendik tarafından yapılan anlaşma ile ikinci taksitlerini aldılar, almaya devam ediyorlar. Orada da mücadele ile işçilerin tazminatlarını alana kadar sahipleneceğiz ve orada da kazanacağız.

Türkiye İşçi Sınıfına, mücadelesine, Türkiye işçilerine örnek olan bir mücadeleyi vermeye devam ediyoruz. TÜVTÜRK’lerde de bir taraftan davaları kazanacağız. Bulunduğumuz her yerde de; Şanlıurfa’da, Muğla’da, Eskişehir’de, Kütahya’da oraların hepsi sendikalı, Nakliyat-İş’li olacak, sözleşmeli olacak. O mücadelede de kazanacağız, hep beraber!

(Slogan: Direne Direne Kazanacağız…)

Yine şunu çok açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, dünyada da Türkiye’deki devrimci sınıf hareketini temsil eden sendikal hareketiz. Bunun çok açık bir şekilde bilinmesi gerekir ve görülmesi gerekir.

Çünkü bizler, Venezuela İşçi Sınıfıyla, Şili ile Fransa’daki Sarı Yelekliler ile dayanışma içerisindeyiz, onlarla dayanışmamız var. Yunanistan’da yine eylemdeki işçilerle, dayanışma içerisinde bulunan sendikayız.

Türkiye’de bizim dışımızda uluslararası dayanışması, mücadelesi olan herhangi bir Konfederasyon ve sendika yok. Bunu mücadelemizle geliştireceğiz.

Latin Amerika’dan Sri Lanka’ya, Hindistan’a, Ortadoğu’ya kadar tüm mücadelelerde, ezilen halkların yanındayız. Filistin Halkıyla dayanışma içerisindeyiz, Küba Halkı ile dayanışma içerisindeyiz, Venezuela Halkıyla, Suriye Halkıyla dayanışma içerisindeyiz, dayanışma içerisinde olmaya da devam edeceğiz.

O bakımdan da, dediğim gibi, hakkımızla ulusal değer olduk, uluslararası değer de olma yolundayız, orada da önemli yol kat ettik.

Bir diğer konumuz, gerçekten bir taraftan bu mücadeleleri veriyorken, elbette bunlarla da yetinmiyoruz. DİSK’in şu anda içinde bulunduğu durum… DİSK’in gerçek anlamda ilkelerine, bir anlamıyla fabrika ayarlarına dönmesi için de mücadele ediyoruz.

Ancak önümüzde, DİSK’in istediğimiz noktaya getirilmesi konusunda birtakım engeller var. Buna karşı da mücadele ediyoruz. yani bugünden yarına olmayabilir. Çünkü ne yazık ki, tüm bu mücadelemize rağmen, bir taraftan da sarı sendikacılık daha etkili hale gelerek, İşçi Sınıfımızı bir abluka içerisine almaya devam ediyor.

İşte DİSK’in Başkanı… Geçtiğimiz aylarda Antalya’da işveren örgütleri ile beraber; “biz hep beraberiz”, diye fotoğraf veriyor. Sen işveren sendikası ile nasıl hep beraber oluyorsun?

Yine aynı DİSK Başkanı, Ataşehir Belediyesinde işçiler atılırken, Belediye Başkanıyla bir kafe açılışına katılıyor. Sen DİSK Genel Başkanısın. Kafe açılışıyla ne alakası olabilir DİSK başkanının? Sen oradaki Direnişe, CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı tarafından atılan, sadece bir hak mücadelesi verdiği için işten atılan işçilerin mücadelesine bir gün ziyarete gittim mi? Dayanışmada bulundun mu? Belediye Başkanı ile kafe açılışında senin ne işin var?

Ancak DİSK’in geldiği nokta bu! DİSK yönetiminin geldiği nokta bu!

DİSK yönetiminin de bu noktaya gelmesinin bir sebebi HDP, diğer bir sebebi CHP’dir. Bunu açık bir şekilde söylüyorum. Çünkü en son yönetim, Halkevleri-CHP-HDP ittifakı ile oluşmuştur, gelmiş olduğu durum budur.

DİSK’in gerçek anlamda bir mücadele, gerçek anlamda bir sınıf örgütü olması gerekir, diyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz.

Biz, o bakımdan bir taraftan bu mücadeleyi veriyorken, biraz önce yine Pınar Yoldaş’ımız belirti, Usta’mızın, Marks’ın; ortalama işçi ücretinden, ortalama işçi yaşamından uzaklaşmama ilkesini benimsemiş tek sendikayız. Sendika yöneticilerinin maaşı, ortalama işçi ücretinden fazla olamaz, diye tüzük maddesi olan tek sendikayız. Sarı sendikacıları en fazla besleyen, Check-off sistemiyle aidatların bordrodan kesilmesine karşı, elden aidat ödemesi ile ilgili düzenlemesi olan sendikayız.

Biraz daha örgütlenme belli bir aşamaya geldiğinde, bu ilkeyi de hayata geçireceğiz, bunu da açıkça söylemek istiyorum.

Çünkü sendikaların gerçek anlamda bir sınıf sendikasına dönüşmesi lazım. Burada yoksa Özçelik-İş Sendikası örneğinde olduğu gibi, Şeker -İş Sendikası örneğinde olduğu gibi ihanet üzerine ihanetler edilir.

Şeker Fabrikaları özelleştiriliyor, Şeker-İş Sendikası Genel Başkanının 1 milyon 800 bin liralık sanıyorum, bir makam arabası var. Bir de ücretleri var tabiî. Türk-İş Genel Başkanının 5 sene önceki ücretini biliyorum; 55 bin liraydı. 2 sendikadan birden maaş alır. Şu anda 100 bin liradan fazladır. Ondan sonra, diğer birçok sendikanın da, Türk-İş’e bağlı sendika başkanlarının çoğunluğu 40-50 bin liradan aşağı maaş almazlar. İşçi gibi yaşamayan bir sendikacının, işçi gibi düşünmesi ve onun gibi mücadele etmesi söz konusu olamaz. Bu sadece rakamsal olarak görünen şeyler. Biliyorum, Haber-İş Sendikası’nın yıllar önceki bir şubesinin sadece aylık masrafı 100.000 lira civarında idi. O da sözde demokrat bir partiden, Emek Partisi’nden… Onun bulunduğu şubenin aylık harcaması 100.000 lira. Bizim Nakliyat-İş Sendikası’nın hiçbir zaman 2 aylık harcaması 100.000 lirayı bulmamıştır. Tek bir şubenin harcaması ve 5 sene önceki rakamı söylüyorum.

O bakımdan, sarı sendikacılığa karşı sadece alanlarda değil, aynı zamanda anlayışımızla, uluslararası mücadelemizle de bu mücadeleyi ortaya koyuyoruz.

Tüm bu zorluklara rağmen, tüm engellemelere rağmen, direnişçilerimiz er geç başarıya ulaşacaktır.

Bizler de elbette mücadele mayasını Hikmet Kıvılcım’dan aldık. O günden bugüne kadar da, zafere kadar da mücadelemiz hep beraber devam edecek!

Bu mücadelede kazanan İşçi Sınıfı olacak, emekçi haklarımız olacak! Direnişçilerimiz olacak!

Ben bu vesile ile bir kez daha;

Yaşasın Real Market Direnişimiz!

Yaşasın TÜVTÜRK Muğla Direnişimiz!

Yaşasın TÜVTÜRK Şanlıurfa Direnişimiz!

Yaşasın TÜVTÜRK Eskişehir Reysaş Direnişimiz!

Yaşasın TÜVTÜRK Kütahya Direnişimiz!

Yaşasın Uzel Makine Direnişimiz!

Yaşasın Makro Direnişimiz!

Yaşasın Türkiye İşçi Sınıfı!

Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Sosyalizm!

 

(Slogan: İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız… Alkışlar…)

Pınar Yoldaş: İşte kendini devrim ateşinin kalbine atan yoldaşımızın konuşmasını dinlediniz, çok teşekkür ediyoruz kendisine!

Pınar Akbina Yoldaş: Evet arkadaşlar, söze hep, başta İşçi Sınıfımız diye başladık ve öyle de devam edeceğiz. Çünkü bu düzenle uzlaşmaz çelişkisi olan sınıftır. Şimdi söz Direnişçilerde!

İlk konuşmada, 47 gündür Direnişte olan Kütahya TÜVTÜRK İşçilerinden Şükrü Akın Arkadaşa sözü veriyoruz.

(Sloganlar: Yaşasın Tüvtürk Direnişimiz…)

 

İyi ki Nakliyat-İş Sendikası’nda örgütlendik biz!

Şükrü Akın: Öncelikle Kurtuluş Partisi Genel Başkanı’mıza ve yöneticilere konuşma hakkı verdikleri için teşekkür ediyorum.

Ben 11 yıldır Araç Muayene İstasyonu’nda, Kütahya’da çalışıyordum. Arkadaşlarımla beraber işimi layıkıyla yerine getirdiğimizi ve işveren ile hiçbir husumetimiz olmadığını buradan bildirmek isterim.

Biz, daha öncesinde hiçbir güvencemiz olmadan, işveren gel derse gel, git derse git mantığıyla çalışıyorduk. Hiçbir hak talep edemiyorduk. Muğla’dan Kütahya’ya gelmek zorunda kalan bir arkadaşımız sayesinde, Erdal Başkanımızla ilişkiye geçtik. Daha öncesinde arkadaşlarımızla kendi aramızda görüşmelerimiz oluyordu, haklarımızı alamadığımız için Erdal Başkan’ımızla görüştük. Daha sonrasında Ali Başkan ve Erdal Başkan yanımıza geldiğinde, biz zaten yeterli üye sayısına, yeterli sayıya ulaşmıştık. Bir akşam da toplanıp Nakliyat-İş Sendikası’na hep beraber üye olduk. Tabiî bu işte yasal süreç sendika tarafından takip edildi. Bakanlığa başvuru yapıldı. 2 ay bakanlık yetkisi bekledik, o esnada işveren hiçbir şey duymadı sendika ile alakalı.

2 ay sonra yetki yazısı geldiğinde işverenin gözleri açıldı ve yöneticilere bayağı bir baskı uyguladı. Tabiî biz direkt görmüyoruz ama fark edebiliyorduk. İlk esnada işveren sessiz kaldı. Çünkü bunun nedenlerini; niye sendikaya başvuruldu, neden böyle bir şey oldu diye hatayı kendinde aramayıp hep yöneticilerde aradı. Yöneticilerden duyduklarımıza göre de, hangi personelin nasıl tutanağı var, nasıl eksiği var, ne gibi bir sorunu var araştırmaya başladılar.

Mesela arkadaşımızın eşi rahatsız. Onun rahatsızlığından faydalanmak için arkadaşımıza; “Senin eşini istediğin doktora götürelim. Bütün masraflarını biz karşılayalım. Yeter ki sendikadan istifa et, arkadaşlarını istifa etmeye zorla” dediler.

Benim kendi şahsıma, yöneticilik, amir yardımcılığı teklifinde bulunuldu.

Bir arkadaşımıza para transferi yapıldı, kendi hesaplarından. Birkaç arkadaşımıza açık çek verildi. Hiçbiri bunları kabul etmedi.

Tabiî ki daha sonrasında işveren bununla baş edemeyeceğini anlayınca zorbalığa başvurdu. O da, Kütahya’da çalışan bir arkadaşımızı hiçbir gerekçe, sebep olmadığı halde 6 aylığına Uşak’a sürdü. Burada kendi aramızda biz, arkadaşın yol masrafını, orada konaklamasını, yemesini içmesini karşıladık. Baktı böyle de bir çözüm elde edemiyor, bu sefer göz korkutma amaçlı işten çıkarmaya gidecekti, bunun için de bir sebebi yoktu.

Herkesin bildiği gibi, her işyerinde bir yalaka, yalınayak bir insan olur. Bizim işyerinde de vardı bir tane. Onu satın alarak bana bir komplo, tuzak kurarak işten çıkarttılar ve bundan sonra yine sonuç alamadı işveren. Herhangi bir geri adım yok, istifa yok sendikadan.

Bu durumda tekrar eski yönteme geri dönmeye başladı: “Biz sizinle anlaşalım, siz bir avukat tutun, biz ve avukatlarınızın kendi arasında 7 yıllık bir sözleşmeye imza atalım.” Böyle bir şeyin olmayacağını ve tabiî olursa da sonuçlarının nasıl olacağını bildiğimiz için buna da yanaşmadık.

Tekrarında gelip; “Nakliyat-İş Sendikası geçmişi karanlık bir sendika. Burada basın açıklaması yaptınız, basın açıklamasında bize hakaret ettiniz Bu sebeplerden dolayı biz Nakliyat-İş Sendikası’nı istemiyoruz. Başka bir sendika bulalım. Onlarla anlaşalım.”, diye geldiler. Biz bunu da kabul etmedik.

Bu arada kendini acındırmaya başladı; “işte sizden kıstığımız paralarla patron öğrenci okutuyor”, dedi. Öğrenci okutmak ise sebep, bizim kendi çocuklarımızı biz zorla okutuyoruz. Bizim çocuklarımızı okutabilir. Benim Uşak’a sürülen arkadaşımın o gün evine gittiğimde, 10 yaşındaki çocuğun öbür evde hıçkırık seslerini duydum ben. Çocuk bilmiyor ki 6 ay sonra geleceğini… Benim kızım, öğretmeni kitap alınacak diye söylüyor. Kızım bana gelip söylemiyor. Öğretmeni dedi; “Kitap alınacak, sizin kızınız almak istemiyor”. Sebebi nedir diye kızıma sorduğumda; “Baba paramız yok bizim” dedi. Sen çocuk okutmak istiyorsun, çocuklara iyilik yapmak istiyorsun, nasıl bir çelişki bu?

İşte bundan dolayı, iyi ki Nakliyat-İş Sendikası’ndayız biz.

Yani diğer sendikaları da araştırdık; yok! Onların hakkında da almamız gerekenleri aldık.

Bu sebepten dolayı Nakliyat-İş Genel Başkan’ımıza ve diğer yöneticilerine tekrardan çok teşekkür ederim. Hiçbir şekilde, hiçbir mağduriyet yaşanmadan yolumuza devam edeceğiz. Hepinize teşekkür ederim.

 

Pınar Akbina Yoldaş: İşçi arkadaşımıza teşekkür ediyoruz.

(…)

Devam ediyoruz Direnişçilere söz vermeye. Şimdi Eskişehir Reysaş Direnişi’nden Oğuz Can Arkadaşımız seslenecek size.

(Slogan: Yaşasın Reysaş-TÜVTÜRK Direnişimiz…)

Sendikamız Nakliyat-İş Tüvtürk-Reysaş’ta TİS imzalayacak!

Oğuz Can: Yoldaşlar, merhaba! Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, 2018 yılının Şubat ayında işyerinde yaşadığımız kötü çalışma şartları, kötü yöneticilik sebebiyle sendikamız Nakliyat-İş’e üye olmaya karar verdik, bütün arkadaşlarla birlikte. Bu süreçte sendikamız yeterli çoğunluğa ulaştı, örgütlenmeyi tamamladı.

İşverenin haberi olduktan sonra, ilk olarak 14 kişi işten çıkarıldı. Gördüğümüz baskılara, e-devlet şifresi isteme dahil her türlü baskıya karşı direndik. Muhtarlık bölgesindeki Jandarma Komutanlığına şikâyetimizden sonra, 45 günlük Direnişten sonra işimize geri döndük. Tabiî bunun bir oyun olduğunu, işverenin bunun arkasında farklı bir düşüncelerde olduğunu az çok tahmin edebiliyorduk. Ama sonuçta kazanmıştık ve işimize geri döndük. Yaklaşık 7 ay çalıştıktan sonra Kasım ayında, işveren bizi tekrar çeşitli oyunlarla, türlü baskılarla işten çıkardı.

Şunu söyleyebilirim, TÜVTÜRK iş ortakları, işverenleri içerisinde, tabiri caizse, en adice, en alçakça, en şerefsizce baskıları yapan bir işverenle karşı karşıyayız. Kasım ayından bu yana yaklaşık 11-12 ay, 1 yıla yaklaşıyor direnişimiz. Bu direnişte işe iade davalarımız açıldı. İşe iade davalarında kazandık. İstinaf sürecinde davalar. Sendikamızın yetki davası kesinleşti, o da istinaf sürecinde.

Bu şekilde bir Direniş gerçekleştirdik, bu Direnişimizde, ilk başta istasyon etrafında durdurmak istemedi işveren bizi. Durdurmak istemeyince, sizler de geldiniz, biliyorsunuz, istasyon etrafında boş araziler var, başka bir işyerine aitti. Oraya bir çadır kurmuştuk, onlarla görüştüler, o çadırı da kaldırdılar. Sonrasında bir konteyner kiraladık, devlet arazisi olan bir yerde, Orman Bölge Müdürlüğüne ait bir yerde, bir konteynerde Direnişimizi devam ettirdik.

Bu süreçte de şahsım adına, sosyal medya üzerinde yaptığım bir paylaşımdan dolayı işveren şikâyetçi olmuş. Gittik Eskişehir Emniyet Müdürlüğüne ifade verdik. Bir paylaşımdan dolayı işveren benden şikâyetçi olmuş. Bu ifadeden sonra takipsizlik kararı verildi.

Şube Başkanı’mız Ali Özçelik, işverenin bir videosunu buldu. Youtube’da var, bir itiraf videosu. İşverenlerin bir araya geldiği bir dernekte, bir yatırım ortaklığı derneğinde şunu söylüyor: “İşçiler sendikaya başvurmuş, sendikayı iptal ettirmek için ne gerekiyorsa yaptık”, diyor. “Bunun için elimden gelen her şeyi yaptım”, diyor.

Şerefsizlik bu. Bunu kabul etmek mümkün değil. Mahkemelerde de, işe iade davalarında da bunu biz kullandık ve bundan da sonuç aldığımızı düşünüyorum. Ali Başkan için de şikâyetçi olmuş. Ali Özçelik, Ali Başkan’la ifadeye gittik, ben ifade verdiğimde, tesadüfen öğrendik ki, Ali Başkan için de şikâyetçi olmuş. O da ifade verdi.

Şunu söylemek istiyorum. Biz bu tür baskılar, bu tür sindirmelerle mücadele ederken Eskişehir ilinde ve Türkiye genelinde yanımda kimler vardı?

Sendikamız Nakliyat-İş ve Partimiz Halkın Kurtuluş Partisi.

Diğer; kendine solum, sosyalistim diyen partiler, sendikalar, sadece turist gibi gelip gitmiştir. Herhangi bir hukuki olsun, maddi olsun, manevi olsun hiçbir şekilde bir desteklerini görmedik. Yani Eskişehir ilerici insanların olduğu bir yer, denir, pek alakası yok. Biz onu görmedik, yaşamadık. O Direnişlerin kanımca daha bir duvar olması gerekirdi diye düşüyorum açıkçası.

Hukuki anlamda, Halkçı Hukukçularımız, sendikamızın avukatları, partili yoldaşlarımız; Doğan Ağabey, Halil Ağabey, Ayhan Ağabeye çok teşekkür ediyoruz, işe iade davalarının kazanılmasında yanımızda oldular.

Bir şey daha söyleyeceğim, biz 15 kişi işten çıkarılmıştık. Beraber çıkarıldığımız 15 arkadaştan; “biz ona iftira atmışız” diye, bizden şikâyetçi olmuş. İşgüzar savcılar bunu davaya dönüştürdü. Davadan tek celsede beraat ettik. 15 arkadaşımızı bu davada topladık, Antalya’dan, İzmir’den, oralarda işe giren arkadaşlarımız olmuştu. 15 kişi teker teker ifadelerimizi verdik. Ve bu davadan beraat ettik.

Böyle bir işçi düşmanlığı olmaz, bu hakikaten kabul edilebilir bir şey değil.

Şunun için de teşekkür etmek istiyorum. Maddi anlamda kalem dayanışması gösterdi Partimiz. Bunları unutmayacağız. Erzak yardımlarınızı… Bunların hiçbirini unutmayacağız. Direnen bütün iş arkadaşlarım adına çok teşekkür ediyorum.

15 kişi olarak başlamıştık, az önce söyledim, aşama aşama, günler geçtikçe bu 15 kişiden sayımız maalesef düştü. Ekonomik şartlar elvermediği için arkadaşlarımız çalışmak durumunda, iş gitmek durumunda kaldı. Bir yerlerde işe girdiler, çalışıyorlar. Son olarak iki arkadaşımız, Musaffet ve ben kalmıştık. Biz de bir sebep oldu, bir yerlere işe girdik.

Şunu söyleyeceğim, az önce de söylemiştim. Sendikamızın yetkisi gelecektir, işyerinde hâlâ üyelerimiz var. Bunlar çok sevindirici. Toplusözleşme ile taçlanacağını düşünüyorum. Bunu canı gönülden istiyorum, yürekten istiyorum. Hiçbir şüphemiz yoktur. Biz, geri döneriz veya dönmeyiz, bu ayrı mesele. Ama sendikamız Nakliyat-İş burada TİS imzalayacaktır.

Şu an girdiğim işyerinden de bahsedeyim biraz. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir işyerinde… Tramvay var biliyorsunuz Eskişehir’de. Onun işletmesini yapan ES-TRAM adında bir şirket, belediye iştiraki… 2009-2010 yıllarında onlar da bir mücadele vermiş, Demiryol-İş Sendikası, Ergün Atalay’ın Başkan olduğu sendika ile… Bir takım haklar elde etmişler, bunu görmezden gelemeyiz. Ama insanlık olarak bir buçuk aydır çalışıyorum, bu işyerinde hiçbir şey görmedim. Yani zerre miktarda onlardan hoşlanmıyorlar. Yani şöyle bir şey; burası da taşımacılık işkolu, ileride bir gün yolumuzun tekrar Nakliyat-İş ile kesişeceğini düşünüyorum.

Yaşasın Reysaş Direnişimiz!

Yaşasın İşçilerin Birliği!

Yaşasın Partimiz HKP!

(Slogan: İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek…)

Pınar Akbina Yoldaş: Teşekkür ediyoruz işçi arkadaşımıza.

Şimdi de 11 yıldır hakkını alamayan Uzel İşçilerinden Orhan Soyluer konuşacak.

(Sloganlar: Yaşasın Uzel Direnişimiz… Hileli Satışı Yutmadık, Kazanacağız…)

 

Güçlü olan değil, haklı olan kazandı!

Emekçi halk kazandı, işçi kazandı, devrimci kazandı!

Orhan Soyluer: Değerli arkadaşlar,

Şimdi bizler, Uzel Makine Sanayi İşçileri olarak böyle bir platformda bulunmaktan gurur ve onur duyuyoruz.

Bizi buraya davet eden Halkın Kurtuluş Partisi’nin Genel Başkanı’na, Yönetim Kuruluna ve Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’na çok çok teşekkür ediyorum.

Ben kısaca, fazla vaktinizi almayacağım. Uzel Makine’yi kısaca tanıtayım. Ondan sonra bu sürece nasıl geldik, kısaca bahsedeceğim.

Biz Uzel Makine Sanayi olarak günde 120 traktör çıkaran, 56 ülkeye ihracat yapan, 2016 yılında 640 milyon dolar ciro yapan, 6 ayda yapan bir firmayız.

Öyle bir sendikamız var ki, 1990 Grevi’nde, greve çıkarken bizim fabrikayı kalesi diye tanıttı. Ooo çok büyük şey!

2017’de fabrika satıldığında-kapatıldığında bizi ilk satan, zaten Türk-İş’e bağlı Türk Metal oldu. Faşizmin sendikası olduğunu, ben defalarca orada söylüyordum. Bizim gibi insanların sesini kısmak için her yolu denediler. Fabrika 2008’de kapandığımız zaman, bizim işçilere 500’er lira ceplerine para koyup, affedersiniz bir köpek gibi kapının önünde koydular. 11-12 yıl bizi oyaladılar. Fakat biz 11 yıl içinde bireysel olarak mücadele ediyorduk. Sonra “yasal süreç var” diye oyalarken, yasal süreç bitti.

Biz, bireysel olarak bir şey elde edemeyeceğimizi anlayınca, 10 kişi bir araya geldik. Tam 10 kişi! Bu anda komite olduk. İlk hafta Direnişimizi 12 kişiyle yaptık. İkinci hafta Direnişimiz 50 kişi oldu. Şu anda 150 kişiyle mücadele ediyoruz.

Bakın Türkiye’de bir ilktir bu!

11 yıl sonra bir aya gelip, hakkını, hukukunu, onurunu, şerefini kazanmak isteyen işçiler bir araya geldi!

Biz 950 işçiyiz, ama diğerleri başka işyerlerinde çalışıyor. Yine Türk Metal’e bağlı yerlerde çalışıyor. İşin garip yanı, kendi adamlarını, kendi fabrikalarına yerleştiren Türk Metal, bizim gibi sendikaya karşı olanları sendikaya dahil sokmadılar.

Biz de mücadelemizi 10 kişi olarak başlattık. Şu an 150 kişi olarak devam ediyoruz. Ama bunun en büyük nedeni; tamam biz bir araya geldik, birlik olduk ama bize desteği veren ve burada kendisine çok büyük şükranlarımı ve teşekkürlerimi edeceğim, Nakliyat-İş’in değerli başkanı ve üyeleridir. Her platformda destekledikler, arkamızda durdular.

Bakın, biz Nakliyat-İş’in üyesi değildik. Biz Faşist sendikanın üyesiydik ve aidatları bizden alıp patrona peşkeş çektiler. Bunu her platformda söylüyorum ben. Biz sömürüldük.

Niye sömürüldük?

Bizi tehdit ettiler, işinizden olursunuz, işten atarız diye.

Ama bugün Türkiye’de bir ilki başardık biliyor musunuz?

Güçlü olan değil, haklı olan kazandı. Emekçi halk kazandı, işçi kazandı, devrimci kazandı.

Son bir kez bir şey daha söyleyeceğim. Bize eylemlerimizde destekleyen Halkın Kurtuluş Partisi üyelerine, özellikle il başkanı ve yardımcılarına bir kez daha teşekkür ediyorum.

Hepinize sonsuz teşekkür ediyorum ve saygılar sunuyorum. Sağ olun var olun.

Pınar Akbina Yoldaş: Şimdi söz kadın işçilerde! Biliyorsunuz kadınlar mücadeleye girmişse, en kararlı bir şekilde mücadeleye öncülük ederler. Aylardır direnen Makro İşçilerinden, Konya Makro İşçilerinden ‘ Fatma Çona’yı davet ediyorum.

(Slogan: Yaşasın Makro Direnişimiz…)

 

Makro İşçileri olarak mutlaka kazanacağız!

Fatma Çona: Geçtiğimiz 2018 Ekim ayından beri Makro İşçileri olarak direniyoruz, haklarımızı alana kadar alanları terk etmeden direnmeye devam edeceğiz.

Bu yolda bizlere destek veren Nakliyat-İş Sendikası yöneticisi ve işçilerine teşekkür ediyoruz.

Mücadelemizi sahiplenen Halkın Kurtuluş Partisi’ne teşekkür ederiz.

İşçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız!

(Slogan: İşçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız…)

Pınar akbina Yoldaş: Çok kısa ve net bir şekilde noktayı koydu işçi arkadaşımız.

Şimdi yine Makro İşçilerinden, Ankara Makro İşçilerinden Bayram Gül arkadaşı davet ediyorum.

(Slogan: Yaşasın Makro Direnişimiz…)

Sahipsizdik, Nakliyat-İş Sendikası bize sahip çıktı

Bayram Gül: Öncelikle sevgi ve saygı ile selamlıyorum herkesi.

Aramızda bedence ayrılan Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’yı saygı ve sevgiyle anıyoruz.

Saygıdeğer Halkın Kurtuluş Partisi yöneticileri ve saygıdeğer Nakliyat-İş Sendikası yönetici ve üyelerine, bize verdikleri destekler adına Makro-Uyum Direnişçileri olarak teşekkür ediyoruz.

Makro Market, Türkiye’de market sektöründe 1991 yılından beri hizmet veren bir zincir kuruluştur. Songör Kardeşler’in sahip olduğu bu zincir 2012 yılında Uyum Marketlere katılmıştır. Türkiye genelinde 253 mağazası ve 6500 çalışanı bulunan Makro Market, 30 Ekim 2017 tarihinde konkordato ilan etmiştir.

Bir gecede, bir günde işten atıldık, yani sahipsizdik. Nakliyat-İş Sendikası bize sahip çıktı, teşekkür ediyorum.

Birçok eylemlerimizde bizlerden daha çok mücadele etmiş Ali Rıza Başkan’ımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bayram Bey’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Diyeceklerim bu kadar, tekrar teşekkür ediyorum.

İşçiyiz Haklıyız, Kazanacağız!

Pınar Akbina Yoldaş: Arkadaşlarımız içten konuşuyorlar, sorun etmesinler unuttuklarını.

Şimdi uzaklardan buraya gelen ve 364 gündür direnen Şanlıurfa TÜVTÜRK-Polçak Direnişçilerinden Murat İlgen arkadaşı davet ediyorum.

(Slogan: Yaşasın TÜVTÜRK Direnişimiz…)

Bütün her şey Parababalarını elinde dönüyor,

İşçiyi kimse hesap etmiyor

Ancak Direnişimizi sonuna kadar sürdüreceğiz!

Murat İlgen: Merhaba, öncelikle ben bu fotoğraf önünde yapacağım konuşmanın heyecanını ve onurunu yaşayacağım. Yapacağım heyecandan dolayı özür dilerim şimdiden.

Değerli Halkın Kurtuluş Partisi yöneticileri ve üyeleri, değerli Nakliyat-İş Sendikası yöneticileri ve üyeleri, hepinizi devrimci duygularımla saygı ile selamlıyorum.

Hikmet Kıvılcımlı’yı saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Bizim Direnişimiz de aslında Kütahya’daki ve Eskişehir’deki arkadaşlardan daha farklı olmadı. Bize de aynı şekilde baskılar uygulandı.

Yalnız bizdeki baskı biraz farklıydı. Tabiî feodal yapının Türkiye’de egemen olduğu yer diyelim. Adam gidiyor mesela Şanlıurfa Valisi yanına, yanında oturup çay içiyor, kahvesini içiyor. Oradan Jandarma’ya talimat veriyor: “Bunlar basın açıklaması yapmayacak”.

Hatta bizim o esnada kalite yöneticisi olarak kendini adlandıran bir insan şöyle diyor: “Bunlar basın açıklaması yapmayacak, izin vermeyeceğiz.”, dediler işverenler.

Gerçekten de jandarma bu istediğini yapıyor. Zaten jandarma komutanı; “Çalıştırın TOMA’yı!” diyerek tepkisini ortaya koydu.

Yani düşünsenize, bütün her şey Parababalarını elinde dönüyor, işçiyi kimse hesap etmiyor. Orada 12 tane insan işsiz bırakılmış, kapının önüne koymuş. Ama bu insanlar haklarını ararken yanlarına gelen devletin askeri sadece şunu söylüyor; “Dağılın, yoksa TOMA’yı çalıştıracağım!”

(Slogan: Baskılar Bizi Yıldıramaz…)

Aynı zamanda şunu söyledi bize,“Siz gittiniz, bula bula bu solcu sendikayı mı buldunuz?..”

Arkadaşımızın dediği gibi, “geçmişi temiz olmayan”. Tabiî ki onlara göre temiz olmayan…

Ben de şunu söyledim onlara, dedim ki (bizim patronlardan biri HDP’li, biri MHP’li); “İş sizin menfaatinize geldiği zaman, siz menfaatinizi her şeyin üzerinde tutuyorsunuz. Görüş ayrılığını onun dışında tutuyorsunuz. İş bizim hakkımıza geldiği zaman sağı solu biliyorsunuz değil mi?”

Ben bunu toplantı esnasında söyledim. Adamın istediği, biz arkadaşlarımız arasında ayrılığa düşelim. Biz birliği koruduk, halen de korumaya devam ediyoruz ve halen de Direniyoruz.

Bu direnişimizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Gerek içerideki arkadaşlar, gerek yeni işe başlamış arkadaşlar, hepimiz aynı şekilde aynı kararlılıkla sürdüreceğiz inşallah.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(Slogan: Direne Direne Kazanacağız…)

Pınar akbina Yoldaş: Yine uzak bir şehirden, Muğla’dan, TÜVTÜRK İşçilerinden Zeki Çerçi arkadaş konuşacak.

(Slogan: Yaşasın Muğla TÜVTÜRK Direnişimiz…)

Bu saatten sonra 362, 365, 500 gün olsa da Direnmeye devam…

Zeki Çerçi: Öncelikle Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Hoca’ma saygıyla selamlar,

Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’na saygı ve selamlar,

Nakliyat-İş Sendikası ve Halkın Kurtuluş Partisi üyelerine… Hepinizi selamlıyorum!

Burası bana yabancı değil, geçen sene de buradaydım. Yani bir yılı devirdik. 362 gün olan Direnişimizde mücadeleye devam ediyoruz. Sendikamızla birlikte, Genel Başkanımız Ali Rıza Küçükosmanoğlu ile birlikte mücadeleye devam ediyoruz.

Tabiî bu arada bir takım değişikliklerimiz var, mücadele kazanımı diyelim. Biraz önce arkadaşımızın bahsettiği gibi, işverenlerimiz aynıydı Urfa ile ortakları HDP’liydi. Muğla, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Milas olarak, Merkezi de beraber, işletmeyi Temmuz itibarıyla Tüvtürk İstanbul Merkezi devir aldı. Ellerinden, işletmeyi devraldı. Bu bizim için güzel bir aşama oldu. Genel Merkez de İstanbul’da sendikalı olduğu için, bizim için kazanım diye düşünüyoruz.

Bu saatten sonra 362, 365, 500 gün olsa da direnmeye devam edeceğiz yine. Hepinize çok teşekkürler, burada bana zaman ayırdığınız için. Sağ olun.

(Slogan: Direne direne kazanacağız…)

Pınar Akbina Yoldaş: Son sözü Real-Metro Market Direnişçilerine bıraktım.

Şu an Türkiye’nin en uzun Direnişi diyebiliriz, 830 gündür direniyor arkadaşlarımız. Bunca gündür direndikleri için sabırla, kararlılıkla ve ev sahibi oldukları için en sona bıraktık. Direnişçi İşçilerimizden Arzu Bozkurt sizlere seslenecek.

(Slogan: Zafer Direnen İşçilerin Olacak…)

Nurullah Hoca, Ali Rıza Başkan’ım ve

Sayın Hikmet Kıvılcımlı’nın açmış olduğu yollarda,

bizler de bu süreçte nasıl ilerlememiz gerektiğini öğrendik

Arzu Bozkurt: Öncelikle, Halkın Kurtuluş Partisi Başkanı’na, değerli yöneticilerine, Nakliyat-İş Sendikası Başkanı Sayın Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve değerli ekibine ve benimle beraber burada bulunan Uzel, TÜVTÜRK, Uyum-Makro İşçisi arkadaşlarıma selamlarımı iletiyorum.

Saygıdeğer Usta Hikmet Kıvılcımlı, Devrim tarihine önderlik etmiş, Devrim tarihini ileriye taşıyacak eserler bırakmış ve kendi davası uğruna yıllarca hapislerde yatmıştır. Bu büyük Usta’yı saygı ve rahmetle anıyorum.

Bizler Real İşçileri olarak 2017 Temmuz ayında iflasla karşı karşıya bırakıldık. Maalesef ki sendikacılığın ne kadar sarı olduğunu, o iflas sürecinde anladık. TÜRK-İŞ’e bağlı TEZ KOOP-İŞ sendikası iflas sürecinden sonra maalesef ki bizi yalnız bıraktı. Kapılarına eylem için gittiğimizde, alanlara çıkmayın, coplanırsınız tehditleri ile karşı karşıya kaldık. Daha sonrasında biz kendimiz, kendi işkolumuzda olmamasına rağmen Nakliyat-İş Sendikası’nın kapısını çaldık. Ali Rıza Başkan ve ekibinden bizlere destek olmasını istedik. Bu süreci duyduklarında, çeşitli arkadaşlarımıza kendilerinin üyeleri bulunan işyerlerinde iş teklif ettiler, çekler verdiler. Onların amacı, yeter ki sadece işçinin hakkını aramamasıydı, aramasını engellemekti. 28 aydır bunu başaramıyorlar ve başaramayacaklar da.

Bizim bekleyişimiz tam 28 aydır sürüyor. Bu 28 ayın yarı yılında çok daha daraldı kadromuz. Arkadaşlarımız kendi ekonomik durumları nedeniyle Direnişi bırakmak zorunda kaldı. Ama biz hâlâ kararlılıkla devam ediyoruz.

Biraz önceki slaytlarda da gördüğünüz üzere, 2017 Kasım ayında Metro AG’nin bulunduğu Güneşli mağazası yöneticileri ile görüşmek üzere gittiğimizde, maalesef ki polis baskısı ile ve gözaltı ile karşı karşıya bıraktılar. Şu aralar haklarında o kadar çok açılmış davalar var ki, Avukat Pınar Yoldaş’ın sayesinde ve sizlerin sayesinde bu davaları teker teker kazanmaya devam ediyoruz, kazanacağız da.

Bizler OHAL sürecinde eylem yapmaya başladık ve OHAL sürecinde işyerinin şikâyetleri, emniyete, valiye yaptığı baskılar hiçbir şekilde Direnişimize engel olamadı, olamayacak da.

Zaman zaman direnişlere çocuklarımızı da getiriyoruz. Bizim yaşadığımız koşulları, hakkımızı nasıl aradığımızı bizlerle beraber öğrenebilmeleri için…

Siz değerli üstatlar, Nurullah Hoca, Ali Rıza Başkan’ım ve Sayın Hikmet Kıvılcımlı’nın açmış olduğu yollarda, bizler de bu süreçte nasıl ilerlememiz gerektiğini öğrendik. İşçi hakkını nasıl aramalı, nasıl sarı sendikacılığa karşı, nasıl işverenlere karşı hakkımızı aramamız gerektiğini öğrendik, onun bilincini aldık.

Kendi adıma bir özeleştiri yapmak gerekirse, başıma gelmeden önce maalesef bu konularda ne ilgiliydim, ne de destekliyordum. Ama insanın başına geldikten sonra çok iyi anlıyor. Bundan sonraki süreçte Uzel İşçileri ile beraber, Uyum-Makro İşçileri ile beraber, alanlarda olmaya, haklı davamızı insanlara anlatmaya, sınıf mücadelesini insanları anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü biz işçiyiz, çünkü biz emekçiyiz.

İşçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız, diyorum.

Bu süreçte yalnız bırakmadığı için Halkın Kurtuluş Partisi üyelerine, Sayın Pınar Yoldaş’ımıza, bizi davalarımızda yalnız bırakmadığı için, Sayın Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu (artık o bizim bir babamız gibi oldu) ve değerli yöneticilerine, değerli ekibine çok teşekkürlerimi sunmak istiyorum iş arkadaşlarım adına.

(Slogan: Yaşasın Real Direnişimiz…)

 

Pınar Akbina Yoldaş: En son Metro Market İşgalinden dolayı işçilerimizin yargılandığı davada Ali Başkan hâkime: “Bize istediğiniz kadar dava açın, soruşturma açın, biz mücadelemize devam edeceğiz” dedi.  Gerçekten onun kararlılığını arkadaşlarımız da göstermeye devam ediyorlar. Ama ben burada (beni dillendirdi arkadaşlarımız ama Nakliyat-İş Sendikası’nın emektar avukatı, aynı zamanda benim çalışma ortağım, Sayın Avukat Ayhan Ağabey’i de heyecandan söylemedi diye düşünüyorum) Ayhan Ağabey’e de emeğinden dolayı teşekkür ediyoruz. Asıl emek onun.

Evet arkadaşlar, son sözü İşçi Sınıfımız söyledi ve biz Anma etkinliğimizin sonuna geldik. Salonu da teslim etmemiz gerekiyor zaten. Tam olarak saatine uygun olarak bitiyoruz.

Ben, Türkiye’nin her tarafından emek harcayarak buralara kadar gelen, insanlığına, devrimciliğine sahip çıkan tüm arkadaşların ayaklarına, yüreklerine sağlık, diyorum.

Buradan aldığımız devrimci ateşle, bulunduğumuz yerlerde mücadeleye devam edeceğiz.

Biz son sözü and içerek, mücadele andı içerek bitiriyoruz. Şimdi andımızı içirmek üzere İzmir’den Kıvılcım Yoldaş’ı davet ediyorum.

(And içiliyor.)