HKP, Tank Palet Fabrikası Peşkeşine Karşı Mücadelesini Fabrika Önüne Taşıdı: “Tank Palet Vatandır, Satılamaz!”

10.09.2019
A+
A-
HKP, Tank Palet Fabrikası Peşkeşine Karşı Mücadelesini Fabrika Önüne Taşıdı:  “Tank Palet Vatandır, Satılamaz!”

Parababaları iktidarlarının ülkemizde gerçekleştirdiği tüm yolsuzluklara, hırsızlıklara, peşkeşlere, yağma ve talan politikalarına hiçbir zaman kayıtsız kalmayan Halkın Kurtuluş Partisi, Sakarya-Arifiye’deki Tank Palet Fabrikası’nın AKP eliyle peşkeş çekilmesine karşı mücadelesini ilk günden bu yana kararlılıkla sürdürüyor.

Daha önce de peşkeşle ilgili suç duyurusunda bulunan, mücadeleyi hem siyasi hem hukuki alana taşıyan HKP, Tank Palet Fabrikası’nın bu kez de hülle yoluyla TSK bünyesinden çıkarılıp Milli Savunma Bakanlığına bağlı ASFAT’a devredilmesi üzerine Tank-Palet Fabrikası önünde bir eylem ve basın açıklaması gerçekleştirdi.

HKP Genel Sekreteri Ali Serdar Çıngı, Genel Sekreter Yardımcıları Av. Tacettin Çolak ve Av. Sait Kıran’ın da katıldığı eylemde, belli bir noktada buluşan HKP’liler bardaktan boşanırcasına yağan yağmura aldırış etmeden Tank Palet Fabrikası’na doğru yürüyüşe geçti.

“Tank Paleti Satmak Vatana İhanettir”, “Tank Palet Vatandır Satılamaz”, “Kahrolsun ABD-AB Emperyalistleri”, “Gün Gelecek Devran Dönecek, AKP Halka Hesap Verecek” sloganları eşliğinde süren yürüyüşün ardından, yine yoğun yağış altında fabrikanın önünde basın açıklamasını gerçekleştirdik.

Açıklamayı HKP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir İl Başkanı Av. Tacettin Çolak yaptı. (Basın Açıklaması metni aşağıdadır.)

23.08.2019

Kurtuluş Partililer

 

Tank Palet Fabrikası’nı “özelleştirmedik” diyenler;

hülle yoluyla askeri fabrikayı Katarlılara devrediyor

Bildiğimiz gibi, AKP’giller, TSK’ye ait, 50 yıllık savunma sanayi deneyimi olan 20 milyar dolarlık Tank Palet Fabrikası’nı, yandaş Ethem Sancak ve Katarlıların sahip olduğu BMC’ye devretmek için 481 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özelleştirme kapsam ve programına aldı.

Bu hukuksuzluğa karşı kamuoyunda güçlü tepkiler gelişti. Bunun üzerine AKP’giller; “özelleştirme kararının satış anlamına gelmediğini, işletme hakkının devredilmesi olduğunu, satış olmadığını, personel tasfiyesinin, işten çıkartmaların kesinlikle olmayacağını” söyleyerek, tepkileri yatıştırmak istediler.

Fakat aradan geçen altı ayda, bu kez hülle yoluna başvurdular. 1105 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararıyla fabrika Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) alınarak, Askeri Fabrika ve Tersane İşletme AŞ’ye (ASFAT) resmen devredilecek. Daha sonrada fabrika, BMC’ye kiralanacak ya da fabrikanın işletmesi doğrudan BMC’ye devredilecek. İşçilerin maaşları da 14 Eylül’den itibaren ASFAT tarafından ödenmeye başlanacak.

İşyerinde yetkili Harb-İş Sendikası Şube Başkanının açıklamasına göre de; fabrikanın ASFAT’a devredilmekle birlikte işletmesinin BMC’ye verileceğini, dolayısıyla Fırtına Obüsü ve Altay Tankı’nın BMC tarafından yapılıp ASFAT’a, oradan da MSB’ye satılacaktır.

Bu uygulamadan görüleceği üzere, ilk özelleştirme kararı döneminde AKP’gillerce söylenen; “özelleştirmenin satış olmadığı, işletme hakkının devri olduğu, personel tasfiyesinin olmayacağı” sözlerinin, halkı kandırmak için söylenen yalanlardan ibaret olduğu kanıtlanmış oldu.

Tank Palet Fabrikası Türk Ordusu’nun stratejik önemdeki bir tesisidir.  Anılan fabrikanın yabancılara devri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğini özelleştirmekle aynı anlama gelir. Ayrıca bu satış açıkça Türkiye’nin milli güvenliğinin Katar’lılara devredilmesidir.

O, Katar Emiri ki, Kıbrıs’taki ulusal davamızda Rumlardan yana davranmaktadır.

Şimdi soruyoruz: Milli güvenliğimizin temeli olan bu tesisin Katar’lılara hukuksuz bir şekilde devredilmesinin, geçtiğimiz günlerde Katar Şeyhi’nin hediye ettiği 454 milyon dolarlık uçağın diyeti midir?

Hiçbir hukuk kuralı tanınmadan gerçekleştirilen bu işlemler aynı zamanda İdare Hukuku bakımından ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun emredici hükümleri bakımından da keyfidir, kanunsuzdur, hukuksuzdur.

Yine bu işlemlerin tamamı; Görevi Kötüye Kullanma, İrtikâp, Zimmet suçları ile birlikte “Temel Milli Yararlar Aleyhinde Faaliyette Bulunmak” suçunun kapsamı içindedir.

Yani bu yapılanlar Ordu’yu çökertme girişimidir. Vatana ihanettir. Anayasa ihlalidir.

İşte bu nedenle, Halkın Kurtuluş Partisi tarafından, 15 Ocak 2019 tarihinde hiçbir yasal kural tanımadan ulusal değerlerimizi yerli-yabancı Parababalarına devreden Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar ile Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Ümit Dündar ve Özelleştirme İdaresi Başkanı Ahmet Aksu hakkında Suç Duyurusunda bulunulmuştur.

Bu Suç Duyurumuz hakkında vatanına, milletine ve cumhuriyetine bağlı olması gereken Savcıların işlem başlatmalarını hâlâ beklemekteyiz. Ama maalesef bugüne kadar savcılar kendilerini hukukla bağlı saymadıklarından dosyayı sürüncemede bırakmaktalar.

Öte yandan Halkın Kurtuluş Partisi, bu hukuksuz özelleştirme işlemine karşı Danıştay 13. Dairesinin 2019/194 E. Sayılı dosyasında yürütmenin durdurulması talepli iptal davası açmıştır.

Bu davadaki yürütmenin durdurulması istemimiz hakkında Danıştay Savcısı; “tank palet fabrikasının özelleştirme kapsam ve programına alınması yolundaki CB kararının 5202 sayılı kanuna ve kamu yararına aykırı olduğu için İPTALİNE karar verilmesi” yönünde görüş bildirmiştir.

Bu görüşe rağmen, maalesef Danıştay 13. Dairesi’nce verilen 11.04.2019 tarihli kararla dörde karşı bir oyla HKP’nin yürütmenin durdurulması talebi, ardından da dava esastan reddedilmiştir.

Bu karara muhalefet şerhi koyan üyelerden Doç. Dr. Gürsel Özkan da yapılan özelleştirmenin yetki yönünden hukuka aykırı olduğuna dikkat çekmiştir. Zira bir yandan Özelleştirme Yüksek Kurulu ortadan kaldırılırken diğer yandan bu kurulun görevlerini yürütecek herhangi kurum ya da makam öngörülmeden, tüm yetkiler Cumhurbaşkanının tekeline verilmiştir. Böylelikle tüm bu özelleştirmelerin kararını da tek bir kişi vermektedir.

Yani hep söylediğimiz gibi, adamlar kendilerini hiçbir yasa ile sınırlı görmüyorlar. Ben yaptım oldu mantığı ile hareket ediyorlar. Hem de milli güvenlik gibi en hassas konularda…

Danıştay 13. Dairesinin çoğunluk red kararı gerekli inceleme yapılmadan verilmiştir. Bize göre bu karar da hukuksuzdur ve siyasi etki nedeniyle verilmiştir.

Bu karara karşı da tarafımızdan Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna, Yürütmeyi Durdurma talepli itiraz edilmiş ve 2019/2011 E. Sayılı dosyada itirazımız görüşülmektedir.

Bu arada yukarıda belirtilen hileler gündeme gelir gelmez, davanın görülmekte olduğu dosyaya 21 Ağustos 2019 tarihinde verdiğimiz dilekçesi ile Yürütmenin Durdurulması talebimizin ivedilikle ele alınması isteminde bulunulmuştur.

Görüldüğü gibi, AKP’giller ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yabancılara sunmak için birçok yasada değişiklik yapmaktadır. Kazdağları’nın Kanadalı Alamos Gold şirketine katlettirilmesi için de Salda Gölü’nün TOKİ eliyle tahrip edilmesinin de önünü açmak için keyfi düzenlemeler yapmaktalar. Buralarda doğayı, çevreyi, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, canlıları, bitki örtülerimizi, ormanlarımızı talan eden ve ettiren bu siyasi iktidar, Adapazarı Tank Palet Fabrikasını özelleştirerek ve hatta yasal süreç tamamlanmadan devirler yaptırarak ülkenin milli güvenliğine de ciddi zararlar vermektedir.

Ülkemizde 12 Eylül’den bugüne gelmiş geçmiş tüm iktidarlar, Cumhuriyet’in kazanımlarından olan stratejik önemdeki kamu mallarımızı özelleştirme adı altında yerli yabancı Parababalarına yeyim ettirmişlerdir. Tüm özelleştirmeler ülke kaynaklarının heba ve iç edilmesine neden olmuştur.

En küçük bir vatan, millet duygusu, ulusal değer taşımayan bu siyasi iktidar, 2004 yılından bu yana Ege Denizi’ndeki adalarımızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine de sessiz kalmaktadır.

Kıbrıs’taki ulusal çıkarlarımızın savunusunu yapacak askeri ve siyasi bir güçleri olmadığı gibi, Doğu Akdeniz’de AB-D Emperyalizminin çıkarları doğrultusunda davranmaktan çekinmemekteler.

Halkın Kurtuluş Partisi, AKP’giller ve onların memuru konumundaki kamu görevlilerinin, kamuyu zarara uğratan, ulusal değerlerimizin yerli-yabancı Parababalarına devredilmesi ve her türlü kanunsuzluk karşısında halkın çıkarlarını savunmak için her türlü hukuki yola başvurmaktadır.

Çünkü HKP programında da yazıldığı gibi; “Halk İçin, Halk Tarafından” bir yönetim anlayışını benimsemektedir.

Evet, bugün kendisini hiçbir hukuk kuralı ile bağlı görmeyen bir siyasi iktidar bulunmaktadır. Ancak bu sürgit böyle gitmez, gidemez. Başta İşçi Sınıfımız ve emekçi halkımızın örgütlü mücadelesiyle tüm bu hukuksuzluklara son verilecek.

Halkın Demokratik İktidarında, tüm özelleştirmeler iptal edilip kamulaştırılacaktır. Tabiî sorumlular da yasal mevzuata göre yargılanıp, halka hesap vereceklerdir.

Kişisel çıkarlarını yabancıların siyasi ve ekonomik istekleriyle birleştiren iktidar sahipleri eliyle, vatanın tüm kamu malları cebren ve hile ile zapt edilmiş; halkımız fakirlik ve çaresizlik içinde yorgun ve bitkin düşmüş olsa bile; Birinci Kuvayimilliye’nin, Cumhuriyet’in tüm kalelerini geri almak için gereken tüm siyasi ve hukuki mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. 22.08.2019

 

HKP Genel Merkezi