HKP, yolsuzlukların üstünün örtülmesine itiraz etti

01.10.2014
A+
A-
HKP, yolsuzlukların üstünün örtülmesine itiraz etti

Halkın Kurtuluş Partisi, 25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması kapsamında 96 şüpheli
hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararına itiraz etti.

AĞIR CEZA MAHKEMESİNE

Gönderilmek Üzere

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

Dosya no:2014/111868

 

Kovuşturmaya Yer Olmadığı

Kararına İtiraz Eden…………..: HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

Vekilleri………………………: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN,

 Av. Ali Serdal ÇINĞI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Azime Ayça ALPEL, Av. Halil AĞIRGÖL,

Av. Doğan ERKAN, Av. Pınar AKBİNA

Konusu….. : İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2014 tarih, 2014/111868 sayılı “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararına itirazımızın sunulmasıyla, etkin soruşturma ilkesini ortadan kaldıran kararın kaldırılarak şüpheliler hakkında iddianame hazırlanması ve cezalandırılmaları talebidir.

Beyanlarımız….: İtirazımıza konu karar 25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması kapsamında 96 şüpheli hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilmesi hakkındadır.

İstanbul Cumhuriyet Savcıları İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Fuzuli Aydoğan imzalı 141 sayfalık kararda “Yasama ve yürütmenin hukuk normları ile bağlı olduğu kadar yargı yetkisini kullanan makamların da Anayasa ve yasalarla bağlı oldukları ve siyaseti dizayn etmek gibi bir görev yetkilerinin bulunmadığı”nı belirtmişlerdir.

1- BU KARAR VE GEREKÇESİ AÇIKÇASI SİYASALDIR, İDEOLOJİKTİR. Kararı veren savcılar, görevi kötüye kullanma suçunu işlemişlerdir.

Şüphelilerin siyasilere yakın olması, onların anılan suçları işleyebilecekleri, ceza yargılamasından bağışık oldukları anlamına mı gelir? Ya da siyasi makamlarda oturan kişiler bundan zarar görecek diye, gerçekleştirdikleri eylemler soruşturulmayacak mıdır?

Oysa, CMK Madde 160/1 uyarınca “Cumhuriyet savcısı, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen İŞİN GERÇEĞİNİ araştırmaya başlar”.

Siyasilerin konu hakkındaki açıklamalarını ve gerçek dışı spekülatif beyanlarını “veri kabul ederek” işin gerçeği (maddi hakikat) araştırması yapmaktan kaçınılamaz. Bunun ötesine geçip, siyasi yorumla “suç yoktur” diyemez. Dahası, “soruşturma yürütülürse siyasiler zarar görür” hiç diyemez.

Savcıların, siyasileri, ya da siyaset mekanizmasını korumak gibi bir “siyasi” görevleri yoktur. Kendilerine böyle bir görev yükleyip kanunun emrettiği MADDİ HAKİKATIN ARAŞTIRILMASI görevinden vazgeçmeleri, savcılık görevinin ihmali ve kötüye kullanılması kapsamındadır. Diğer yandan, bu gerekçenin mefhumu muhalif yorumuyla, “suç işleseler de siyasilere dokunulmasın” mantıki önermesi çıkmaktadır. Modern hukukla, Cumhuriyet Hukukuyla ilgisi olmayan bu görüş kabul edilemez.

2- Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 161/1 fıkrası uyarınca “Cumhuriyet Savcısı her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.”

Yine aynı kanunun 161/4 emredici hükmü çerçevesinde “Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.”

Özetle, savcı tüm bu araştırmaları yapmak, bilgi ve belgeleri toplamak zorundadır. Dahası, suçlananların ya da suçlananlarla bağlantılı olanların kamu görevlisi olması, suçlamalardan bağışık olmak bir yana; Cumhuriyet savcılarına suçlamayla ilgili bilgi ve belgeleri temin etmek görevi yüklemektedir.

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA KARAR VEREN SAVCILAR, TÜM BUNLARI YAPMADAN, MADDİ GERÇEĞİ (SUÇU) ARAŞTIRMADAN, HUKUKİ DEĞİL, SİYASİ BİR GEREKÇE İFADE EDEREK ANILAN KARARI VERMİŞLERDİR.

Gerekçe, adeta hükümet sözcülerinin ağzından çıkmış gibidir.

Diyelim ki dosya ellerinden alınan önceki savcılar siyasi saikle hareket ettiler. Peki bu sübjektif durum, objektif/nesnel maddi hakikati, (suçun sübut bulup bulmadığını) araştırmaya engel midir?

Şayet önceki savcıların şahsi usulsüzlükleri mevcut ise, bundan dolayı ayrıca gerekli hukuksal yaptırımlarla karşılaşacaklardır.

Örneğin bir cinayet dosyası, savcının şahsi husumeti var diye kapatılabilir mi? Bu öznel durum sebebiyle, Cinayet cinayet olmaktan çıkar mı?

Aynı biçimde, yolsuzluk suçu da suç olmaktan çıkmamaktadır, tabiî rüşvet suçu da… Özetle, fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği, maddi gerçeğin kendisidir. Savcının saiki, fiilin gerçekliğinin önüne konamaz.

3- Soruşturma aşamasının şüpheli lehine sonlandırılması, tıpkı hükmün yeniden ele alınması gibi, ancak hükme esas alınan bir delilin sahteliğiyle mümkün olabilir. Bu durumda takipsizlik kararı veren savcıların, suçlamanın dayandığı delillerin sahteliğini ileri sürmeleri gerekirdi ki, böyle bir vaka da ileri sürülmemiş, yalnızca telefon dinlemelerinin yönetmeliğe aykırı oldukları ifade edilmiştir. Ancak suçlamanın toplanmış ve toplanacak onlarca delili vardır. Delillerden birinin usule aykırı toplanmış olması da maddi hakikati ortadan kaldırmaz. Yalnızca bu delil, hükme esas alınmaz.

Delil olarak sunulan ve suç eylemini gösteren internet kayıtlarının telefon dinlemesine dayandığı açıktır. Ancak bu dinlemelerin “bir mahkeme ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C. Savcısı kararı”na dayanmadığı gerekçesi, delil-illiyet bağı-ispat değerlendirmesine uygun bir yorum değildir. Şöyle ki;

CMK’nin anılan hükümleri, kolluğun ya da soruşturma makamının yasal delil toplamasına ilişkindir. Dolayısıyla kolluk ya da soruşturma tarafından yasaya aykırı olarak elde edilmiş bir delilin hükme esas alınamayacağı açıktır. Ancak bu delilden hareketle öğrenilmiş bir suç şüphesi başka yasal delillerle kanıtlanabilir, ortaya çıkarılabilir olduğunda, soruşturma yürütmekten de kaçınılamaz. Diğer bir deyişle, dinleme kaydı delil değil, ancak veri kabul edilebilir. Suç şüphesi öğrenilmiş olur ve sübutu ortaya çıkarmaya yarayan başka maddi delillerle illiyet bağı kurulabilir. Ya da, bir delilin yasa dışı olması, olayda başka bir delil toplamaya engel olarak görülemez.

Buradan hareketle; Kolluk tarafından değil, basın kanalından ortaya çıkmış ve ALENİLEŞMİŞ BİR DELİL söz konusudur. Delil niteliği tartışmalı olsa da, veri ve öğrenme aracı olması tartışmasızdır. Kaldı ki şüpheliler ve şüphelilerden Bilal Erdoğan’ın babası Tayyip Erdoğan “devletin kriptolu telefonlarını dinlediler” serzenişiyle tevil yollu bir ikrarda da bulunmuştur.

Diğer yandan, Yargıtay kararları uyarınca da, suçun başka türlü ispatlanması mümkün olmadığında, suça konu eylemin tespiti bakımından kayıt altına alınma hali kabul edilebilmektedir.

Sonuç olarak, ortada yürüyen bir soruşturma hasebiyle elde edilmiş bir yasa dışı delil değil, eylemin sübutuna alenileştiren ve içeriği ikrara dayalı bir kayıt mevcuttur. Bu kayıt vesilesiyle öğrenilen olayın aydınlatılması ve başka delillerle somutlanması mümkünken, bundan sarfı nazar edilmesi soruşturma hukuku ve ilkelerine aykırıdır.

Ergenekon, Balyoz, Casusluk suçlaması, Odatv vb. davalarda öne sürülen delillerin çoğunun yasa dışı elde edildiği, üstelik de hükme esas alınan bazı delillerin TÜBİTAK, Microsoft, Uluslararası diğer kuruluşlarca sahteliğinin tespit edildiği ortadayken, mahkemelerin zorlama kararlarla ve başkaca zorlama illiyet bağları kurarak hüküm verildiği malumumuzdur. Elbette hukuksuz bir karar verilmesini istiyor değiliz, ancak başka delillerle desteklenebilir durumdaki maddi hakikat ortadadır. Mesele, bu başka delillerin siyasal sebeplerle toplanmıyor, AKP bürokratlarının korunuyor olmasındadır.

4- Yukarıdaki açıklamalarımızla örtüşen bir hukuksal yaklaşım örneği, bizatihi itiraza konu kararın içeriğinde verilidir.

Kararda “soruşturma dosyasından ayrılan Mecidiyeköy-Mahmutbey metro ihalesi ve Çanakkale-Ezine yolu ihalesinde ihaleye fesat karıştırıldığına dair tespit yapılırken her ne kadar iletişimin tespiti kararları arasında kesintilerin bulunması ve yönetmeliğe aykırı dinleme yapılmış olmasına rağmen maddi hakikatin araştırılması gerektiğine karar verilmiş olup bu iki eylemle irtibatlı olan şüphelileri hakkındaki dosyanın ayrılmasına karar verildiği” belirtilmiştir.

İşte tam da bu minvalde, diğer hususlarda “yolsuzluk” ve “rüşvet” suçlamalarındaki maddi hakikatin de araştırılabilirliği ortadadır. Doğrudan AKP önde gelenlerini sorumluluk dışı bırakan, diğer neviden suçluları ve olayları araştıracak bu “ikili hukuk” kabul edilemez. Diğer bir deyişle, maddi hakikat AKP’liler hakkında araştırılınca mı “siyaset dizayn” olmaktadır? AKP’li olmak, maddi hakikatten daha mı önemlidir?

Söz konusu olan, milletin, kamunun katrilyonları bulan alınteridir, emeğidir. “Sıfırlanamayan” bunca paranın,  hukuk dışı elde edilmiş olması, tüm toplumun mağdur edilmesidir. Bu suçun mağduru toplumdur.

Toplumun bir parçası ve toplumu temsile aday bir parti olarak, anılan suçların siyasi gerekçelerle soruşturulmayışına ve etkin soruşturma prensibinin yok edilmesine itiraz ediyor, “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar”ın kaldırılmasıyla, şüpheliler hakkında iddianame tanzimini ve neticede cezalandırılmalarını talep ediyoruz.

Ve son olarak “Yasama ve yürütmenin hukuk normları ile bağlı olduğu kadar yargı yetkisini kullanan makamların da Anayasa ve yasalarla bağlı oldukları ve siyasileri korumak gibi bir görev yetkilerinin bulunmadığı”nı belirtiriz.

 

Sonuç ve İstem: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2014 tarih, 2014/111868 sayılı “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararına itirazımızın sunulmasıyla, etkin soruşturma ilkesini ortadan kaldıran kararın kaldırılarak şüpheliler hakkında iddianame hazırlanması ve cezalandırılmalarını müvekkil parti adına bilvekale arz ve talep ederiz. Saygılarımızla. 05.09.2014

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

Vekilleri

Av. Fettah Ayhan ERKAN     Av. Ali Serdar ÇINGI Av. Pınar AKBİNA

ETİKETLER: