İzmir Barosu’nda “Vicdan Rahatlatma” Genel Kurulu

03.04.2017
A+
A-

Geçtiğimiz günlerde, İzmir Barosu eski başkanlarının yönlendirmesiyle bir Olağanüstü Genel Kurul girişimi oldu.

Toplantı öncesinde Cumhuriyet Alanı’na çelenk bırakılıp Fuar’daki salona kadar yapılan cüppeli HAYIR YÜRÜŞÜ’nün çok olumlu ve güzel olduğunu baştan belirtmeliyiz.

Ancak, bin beşyüzü aşkın avukatın imzasıyla, 26 Mart 2017 tarihinde olağanüstü toplantıya çağrılan Genel Kurul; Avukatlık Kanunu 87’nci maddede öngörülen toplantı yeter sayısı bulunamadığından yapılamadı. Toplantı, gelenlerle foruma dönüştürüldü.

Çalışmanın amacı;  “Tarihe not düşmek”, gündemi ise Referandum’du.

Toplantı öncesinde ve toplantı günü yoğun taktik savaşları yaşandı.

Yönetim; toplantı yeter sayısına ulaşılmaması için çalışma yaparken, imzacılar ise topladıkları imzaların ancak 1/3’ünü salona taşıyabildi. Tabiî yeterli sayıya ulaşılamadı.

Toplantıya geçildikten sonra görüldü ki; İlerici Avukatlar Grubu dışındaki gruplar konuşmacı sayılarında anlaşmışlar ve toplantı sonrası yayımlanacak “sonuç bildirgesi”ni bile Hazırlayarak Gelmişlerdi.

Herkesten İmza Toplayarak Çağrı Yaptıkları Olağanüstü genel kurulda yapılacak konuşmaları, değerlendirme ve önerileri, hatta varsa karşıt görüşleri beklemeden, hazır metinle gelmek ve karınca kararınca gücü oranında Baro faaliyetlerine katılan bir grubu dışlamak, “tarihe not düşme” amacıyla yapılan bu toplantıya daha baştan gölge düşürmüştü, maalesef.

Bir de bu bildirgeyi toplantının sonunda değil de en başında okumazlar mı? Evlere şenlik.

Adı üstünde sonuç bildirgesi, toplantı sonunda ortaya çıkar. Ama bunlar baştan okuyarak genel kurul prosedürünü tersine çevirmiş oldular.

Buna ancak “başlangıç bildirgesi” denebilir.

Ama ne kadar doğru ve demokratik bir yöntem olur?

Bunun yanıtını, bir kısmı İzmir Barosu’nda Başkanlık yapmış ve Baro’nun “duayen”leri diye bilinenler vermeliler.

Usulleri böyle de esasları nasıldı peki? O da evlere şenlik.

Yani peşin peşin hazırladıkları iki sayfalık metin tam bir avukat kırkambarı. Metinde özetçe; kuvvetler ayrılığı, parlamenter sistem ve yargı bağımsızlığının erdemleri ile otoriter/totoliter sistemlerin antidemokratikliği, yani olması gereken hukuk uzun uzun anlatılmış.

Oysa olan nedir? Yani bu Referandum’un asıl nedeni nedir? Nasıl bir süreçten geçerek buraya gelinmiştir? Meclisteki oylamalarda yaşanan Anayasa ihlalleri nelerdir? Bundan ne amaçlanmaktadır? “Başlangıç bildirgesi”nde bu soruların yanıtları yoktu.

“Başlangıç Bildirgesi” okunur okunmaz, hemen itiraz ettik. Aleyhte konuşmak üzere söz istedik. Usul gereği söz verildi. Kürsüye çıkarken sağdan soldan“konuşmaya sınır getirilsin” vb. müdahaleleri… Yani daha konuşmaya başlamadan bizi “evet”çi sananlar bile var… Önyargı iliklerimize işlemiş…

Konuşmamızda; bu metnin Baro’daki tüm grupların onayı olmadan hazırlandığını, örneğin İlerici Avukatlar Grubu’nun bu metinden bilgisiz olduğunu ve bu nedenle herkesi bağlamadığını belirttikten sonra; bu Referandumla onbeş yıldır ülkeyi yöneten ve çıkar amaçlı organize suç örgütü halini almış bir örgütlenmenin, iktidarı kaybettiği anda yargılanacaklarını ve hesap vereceklerini çok iyi bildiklerinden, hazırladıkları “Firavun Anayasası” ile kendilerini kurtarmayı amaçladıklarını, yine boylu boyunca suça batmış ve fiilen başkanlık yapan liderlerinin bu durumuna hukuki çerçeve geçirmek istediklerini, bizzat tasarıda yer alan; “Bakanlıkların kaldırılması, kurulması, görevleri ve teşkilat yapısı ile İl merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması”nın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine bağlanmasının BOP uyarınca ülkenin parçalanmasına zemin hazırlayacağını, metinde bu tehlikeye dahi yer verilmediğini belirttikten sonra Referandumun gerçek nedeni olan bu hukuksuzluklara yer verilmeyen ve değişikliklerin meclisteki oylamaları sırasında yaşanan Anayasa ihlallerine değinilmeyen bir metnin son derece eksik kalacağını, bu nedenle de metnin düzeltilmesini istedik.

Tabiî kabul edilmedi ve aceleyle oylamaya geçildi.

Oylamada itirazımızı sürdürerek aleyhte oy kullandık.

Devamındaki konuşmalarda da yukarıda dikkat çektiğimiz noktalara bizim dışımızda kimsenin değinmediği toplantı, böylece tamamı avukatlardan oluşan Hayırcıların Hayırcılara Hayır’ı anlattığı bir “forum” oldu.

Oysa bu toplantı; ülkede yaşanan açık hukuksuzluklara, Cumhuriyetin kazanımlarının ortadan kaldırılmasına, Ortaçağcı gidişe, Büyük Ortadoğu Projesine ve Batılı Emperyalistlerin ülkemiz üzerindeki Yeni Sevr Planlarına, ülkenin Faşist Din Devletine dönüştürüldüğüne dikkat çekip, bu kötü gidişe karşı avukatlar olarak nasıl mücadele edilmesi gerektiğinin tartışıldığı ve bedel ödemeyi de göze alan somut eylem kararlarının alındığı bir platforma dönüşmüş olsaydı, gerçekten tarihe not düşülmüş olunurdu.

(Bütün bu öneriler kürsüden tarafımızca yapılmasına karşın susuşa getirilmiştir:)

Yukarıdaki kötü gidişe hiç değinilmeden, evrensel hukukun bilinen kurallarının tekrarlandığı bir toplantı; olsa olsa “tarihe not düşülen” bir vicdan rahatlatma toplantısı olur.

Tabiî, böyle bir çalışmanın tarihin tozlu raflarında kalması da kaçınılmazdır. Çünkü tarih; iz bırakanları, kahramanları hatırlar ve notları arasına alır.

İzmir’den Halkçı Hukukçular