Kaçaksaraylı’dan, Halkın Gözüne Kül Serpmeler

05.12.2016
A+
A-


Kaçaksaraylı’dan, Halkın Gözüne Kül Serpmeler

Kaçak Saraylı Reis, Alibeyköy’de yaptırılan bir Alışveriş Merkezi’nin açılışında bakın ne inciler döktürüyor:

“Yastığınızın altında ne kadar döviz varsa gelin bunu milli paraya yatırın, gelin bunu altına yatırın demiştim. Niye? Altın bizim için değişmez bir ölçüdür, para ölçüsüdür. Fakat döviz bir baskı aracıdır. Ve bu döviz, karşılığı olmadan bastırılan para ve bu karşılığı olmadan bastırılan parayla da yüz milyarlarca dolar birilerine akmaktadır. Gelin şu anda dolarınızı, avronuzu TL’ye çevirin. Efendim, zarar edersek ne olur? Bak, bu millidir, bunda bereket vardır, zarar etmezsin, merak etme. Asıl zarar ettiren öbürüdür. Çünkü öbürü, emperyal bir mantığın temsilcisidir. (…) Madem kriz operasyonu döviz üzerinden yapılıyor, öyleyse biz de kullanabileceğimiz her yerde kendi paramızı kullanıp dövize bağımlılığımızı düşürmeliyiz. Türk lirası üzerinden yapabileceğimiz işleri, kiralamaları, alımları, yapılabilecek tüm ihaleleri TL. üzerinden gerçekleştireceğiz.

“Bir defa faiz meselesini çözmemiz gerekir. Yalnızlığımı biliyorum. Ama mücadelemi sürdüreceğim. Kararlıyım, çünkü faizi önemli bir sömürü aracı olarak görüyorum. Faizi, emperyalist mantığın en önemli sömürü araçlarından biri olarak görüyorum.”

Bu sözlerin sahibini tanımasak, bir devrimcinin ağzından çıktığını sanırsınız, değil mi?

Bu ülkeyi on dört yıldır “astığım astık, kestiğim kestik” mantığı ile yöneten, ağzından çıkan her sözün kanunlaştırıldığı birinin ağzından çıkan bu sözlerin hiçbir Kıymet-i Harbiyesi olabilir mi?

Neymiş?

“Döviz bir baskı aracı”ymış.. “Döviz emperyal bir mantığın temsilcisi”ymiş.. “Döviz, karşılığı olmadan bastırılan para ve bu karşılığı olmadan bastırılan parayla da yüz milyarlarca dolar birilerine akmakta”ymış.. “Kiralamaları, alımları, tüm ihaleleri TL üzerinden gerçekletirecek”lermiş… “Faiz meselesinde yalnız”mış… “Faizi emperyalist mantığın en önemli sömürü araçlarından biri olarak görüyor”muş…

Böylelerine halkımız, “uyan da balığa gidelim” der.

Öncelikle “büyük ekonomist”imiz Tayyip efendi; emperyalizmi bir anda “mantık” derekesine indiriveriyor. Yani “döviz de faiz de emperyalist mantığın sömürü araçları”ymış.

Onun “ekonomi bilgisi”nde Emperyalizmin; Tekelci Kapitalizm olduğu, çeşitli sermaye gruplarının bankalar içinde birleşerek Finans-Kapital zümresini oluşturduğu, Finans-Kapitalin ise, dünyayı paylaşarak yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmeyi amaçladığı yazmaz. Yine bunun için de iki de bir paylaşım savaşları çıkarttıkları yazmaz tabiî.

Bu savaşların en sonuncusu ise Irak ve Afganistan’ın işgali ile başlayıp, Libya ve Suriye ile devam edendir.

Ortadoğu Halklarının kan ve gözyaşına boğulduğu bu savaşlarda, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un da eşbaşkanlığı ile övünen sen değil misin?..

Avrupa Birliği ile müzakere tarihi alabilmek için Ege’deki 18 adamızı Yunanistan’a peşkeş çeken sen değil misin?..

Bizzat bu Emperyalistler tarafından projelendirip iktidara getirilen ve tam on dört yıldır, emekçi halkımızın ensesinde boza pişiren gerici politikalarını bu emperyalistlerle birlikte oluşturan ve uygulayan sen değil misin?..

1990’lı yılların başında ABD ve İsrail’in desteği ve teşvikleri ile iktidara hazırlanan, sen değil misin?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken seni 14 Ekim 1996 tarihinde ziyaret eden ABD Büyükelçisi Abromowitz’le neler konuştun?

Bu görüşmenin perde arkasını yandaş Yeni Şafak Gazetesi Haber Müdürü Nasuhi Güngör şöyle anlatmıştı:

“Türkiye’nin geleceği için Tayyip Erdoğan’ı çok önemli gören Abromowitz, gittiği her ülkeden kovulan bir isimdi. Abromowitz, Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi sıfatına ek olarak, sık sık MOSSAD ajanı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış ırk bilinci yüksek bir Amerikan Yahudisi olma özelliğini de taşıyordu. ABD Dışişleri İstihbarat ve Araştırma Müsteşar yardımcılığı görevlerinde de bulunan Abromowitz, Amerikan istihbarat örgütleri arasındaki koordinasyonu sağlamakla görevliydi.”

Hemen belirtelim ki, bu ve buna benzer bilgilerimizi Genel Başkan’ımız onlarca yazısında gündeme getirdi.

Gördüğümüz gibi, bugün sözde “antiemperyalist” bir söylem tutturan Tayyip efendi kimlerle işi bağlamış.

Yine, şimdi en büyük destekçilerinden olan ve kendisi gibi Ortaçağcı Abdurrahman Dilipak’ın da itiraf ettiği gibi, AKP’nin iktidar getirilip projesi şöyle uygulandı.

AKP iktidara getirilecek, AKP’ye sorun çıkaracaklar opere edilecek, AKP’ye finansal destekler sağlanacak.

Kim yapacak bunları?

Batılı Emperyalistler ve İsrail.

Bunun karşılığında ise; İsrail’in güvenliği artırılacak, önündeki engeller kaldırılacak, Büyük Ortadoğu Projesi yaşama geçirilecek, İslam’ın yeniden yorumlanmasında emperyalistlere yardımcı olunacak…

Bugün de baktığımızda ise Batılı Emperyalistleri bu projeyi AKP’giller eliyle harfiyen uyguladığı ve başarılı olduğu da çok net görülmektedir. Hepimizin bildiği örnekleri sıralayarak yazının hacmini genişletmeyelim.

Ancak, varlık nedenini ya da bugünkü tek adam diktatörlüğünü borçlu olduğu emperyalistlere, sözde devrimci söylemlerle kafa tuttuğunu sanan birisinin, büyük “ekonomist” edalarıyla, bilinçsiz ve samimiyetsiz, gayrı ciddi söylemlerine dikkat çekmek istiyoruz.

Yani, Tayyip’in çağrısı ile; Emperyalizm çağında bankaların bir anda ekonomide devre dışı kalacağı, Dövizin yaşamımızdan bir anda çıkıp yerine Türk Lirasının alacağı gibi bir yalanı teşhir etmek istiyoruz.

Kaldı ki, senin ekonomin “yastık altındaki dövizlerin” bozdurulmasına bağlı hale düşmüşse vay haline demektir. Üretim yok, sanayide en küçük bir gelişme yok, tutmuşsun “yastık altındakileri” bozduralım diyorsun. Bu konuşmayı yaptığın yer bile AVM, yani ticaret merkezi.

Buranın sahibi kadın; “Bir ramazan gecesi içime doğdu, bu yatırımı yaptım” diyor.

Yani yaptıkları yatırım da işte bu. AVM’yi kiraya verip, rant elde edecek. Ancak bir farkla; kiralar dövizle değil, TL ile olacakmış. Böylece, Türk Ekonomisi de emperyalistlere bağımlılıktan kurtulacakmış..

Vay ki vay…

Bütün bunlara kendileri inanıyor mu dersiniz?

Tabii ki, hayır!

Toplumun uyanıp gerçekleri görmesini engellemek ve insanların gözlerine kül serpmek için vatan millet edebiyatı yapmaktalar. Tipik bezirgân taktiği.

Bak Tayyip efendi Emperyalizm neymiş?

“Emperyalizm nedir?

“Onu, bazıları herhangi bir tabiat hadisesiyle bile karıştırır; bazıları da ekonomi dışında sırf bir politika meselesi sayarlar. O zaman herhangi bir kadim imparatorluğa da Emperyalist adını vererek emperyalizmi “Kalûbelâ!”ya kadar çıkarmak; yahut Bursa Ovasındaki leylekleri yaralayan kartallardan da bir emperyalistlik kokusu alıp, emperyalizmi alâim-üc-cevviye: meteoroloji sırasına sokmak işten bile değildir. Bu yüzden emperyalizmi yerin dibinde gizli bir Deccal gibi bekleyen veya bulutlar ötesinde kanat germiş bir Zümrüt-ü Anka sanan sanana…

“Gerçekte Emperyalizm denilen şey, yirminci yüzyıl Marksizmi tarafından, yaşanılan çağın alnında okunulmuş, bir lânet damgasıdır. Onu, ne deve kuşuna çevirmek isteyen filisten çokbilmişliği, ne şantaj konusu yaparak kendisine bir durum tedarikleyen (yontan) küçükburjuva aydınının defigüre edici şarlatanlığı bize anlatamaz. Emperyalizmi, ancak onunla ölüm-kalım derecesinde ve evrensel bir surette sonuna kadar çarpışan Proletaryanın bilimi, yani Marksizm bize izah edebilir.” (H. Kıvılcımlı, Emperyalizm Geberen Kapitalizm, Önsöz.)

Gör bakalım, Tayyip Efendi, döviz ve faiz meselesi Demokratik Halk İktidarında nasıl olacakmış?

DIŞ TİCARET: Yalnız malımızı alanın değil, malımızı değeriyle alanın malı, uluslararası eksiltme yoluyla alınacak. Ömrü altı ayı geçmeyen ve vurgunculuğun balık avladığı bulanık su haline gelmiş dış ticaret rejimleriyle, zaten bozuk ticarî dengemiz mahvedilmeyecek. İthalât ihtiyaçlarımız, açıkça belli sanayileşme plânımıza göre istikrarlı aşamalar zincirine konarak; ÖDENEK keyfî yönetimi imkânsızlaştırılacak. Lükse haraç ödenmeyecek. Yabancı fatura hileleri, dış ticaret ataşelerimizle sıkı kontrol edilecek. Hilenin önüne geçilemeyen branşlar, millileştirilecek. Dış ödemeler dünyanın en pahalı değil, en ucuz dövizi ile yapılacak. Döviz kaçakçılığını besleyen acentelikler kamulaştırılacak.

İÇ TİCARET: Yalnızca ulusal parayla yapılacak. Ulusal sermayemizi çarçur eden başıbozukça israflar önlenecek. Her yıl, milyarlarca yeni liramızı üretim dışı bırakan reklâm masrafları yerine, en ekonomik tanıtma ve satma örgütü olan kooperatifler kurulacak. Küçük tasarruflar, büyük üretime teşvik edilecek. Parababaları sömürgenliğini, vurgunculuğunu, iratçılığı ve asalak bezirgânlığı koruyan gelenekleri yok edecek yöntem ve kanunlar konulacak. Her köşede bir sarraf gibi, emlâk ve arazi hava oyunu ile ikramiye kumarını kışkırtan değer yaratmaz tembel iratçılık ağır vergilere tabi tutulacak. Hiçbir değer yaratmayan menkul kıymetler borsaları kapatılacak. DEVLET BANKALARI: Bir taraftan ulusal sanayileşme plânımızı desteklerken, diğer taraftan küçük şehir ve köy üretmenlerini üretim kooperatiflerine cezbeden hammadde ve yarı mamul madde istasyonlarıyla verimlendirecek. ÖZEL BANKALAR’dan her biri mevduatlarını, kendi seçecekleri üretim dallarında, para sahipleri için de daha istikrarlı bir verim sağlayacak olan üretim seferberliğimize destek yapacaklar.

UCUZ YÖNETİM: Devlet, belediye, özel idare ve her türlü mahalli bütçelerle, her türlü Devlet ve yarı-resmi Ekonomi kurumlarında fuzuli, kırtasiyeci lükse, mirasyedice israflara son verilecek.” (Halkın Kurtuluş Partisi Programı’ndan.)

Ülkemizi Batılı Emperyalistlerin boyunduruğundan, ekonomimizi döviz ve faiz cenderesinden kurtaracak olan işte bu programdır.

Gerisi laf-ı güzaf…