Masallar ve Gerçekler…

05.12.2016
A+
A-

Masallar ve Gerçekler…

Bize aylardır, yıllardır, hatta on yıllardır bir masal anlatılıyor. Hiç durmadan ve bıkmadan hem de… Her türlü yalanı söyleyerek, rakamları işlerine geldiği gibi kullanarak, yani her yolu mubah sayarak bizi aldatmaya çalışıyorlar.

Nedir bu?

İstanbul Boğazı’nda yapılacak köprü/köprüler trafiği rahatlatacak, ulaşımda tasarruf sağlayacak, ekonomik olarak kazançlı olacağız.

1970’li yılların başında başladı bu yalanlar. İstanbul Boğazı’nda yapılan ilk köprüyle. Resmi adıyla Boğaziçi Köprüsü’yle. (Gerçi şimdi adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü oldu ya…)

Boğaziçi Köprüsü resmi olarak 30 Ekim 1973’te açıldı. Ancak aradan geçen yıllar içinde köprü İstanbul trafiğinin yükünü taşıyamaz oldu ve ikinci bir köprünün gerektiği söylendi aynı gerekçelerle.

O da yapıldı ve 3 Temmuz 1988’de o da ulaşıma açıldı. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü adıyla.

Ve tabiî o da yetmedi İstanbul’un trafiğini çekmeye. O zaman üçüncü bir köprüye daha ihtiyaç duyuldu. Ve o da açıldı 26 Ağustos 2016’da. Onun da adı; Yavuz Sultan Selim Köprüsü oldu.

Dördüncü… Beşinci… Onlar da sırada. Hele birkaç yıl geçsin aynı teranelerle yeni köprüler yapılmaya başlanacak. Bu kaçınılmaz.

Niye?

Çünkü sarı öküzü verdik bir kere.

Yani?

Yani, AB-D Emperyalistlerine teslim olduk bir kere. Kolumuzu, kanadımızı kaptırdık. Onların önce ekonomik olarak, sonra siyasi olarak bağımsızlığımızı ele geçirmesine izin verdik. 4 yıl süren Kurtuluş Savaşı’ndan sonra elde ettiğimiz ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı, “İstiklal-i Tam Türkiye”yi kaybettik bir kere. Birinci Kuvayimilliye’deki dostlarımızı, kardeşlerimizi, kader birliği yaptığımız ülkeleri terk ettik, bizi mahvetmek isteyen Batılı Emperyalistlerle uzlaştık, dost olduk onlarla. Oysa onlar, vatanımızı bilfiil işgal edenlerdi. Hançerlerini bağrımız saplayanlardı. Vatanımızı tarumar eden, yakan yıkanlardı. İşte ondan sonra arkası çorap söküğü gibi geldi…

Köprüler tuzağına düşürüldük

Öncelikle Ordumuzu bir NATO Ordusu haline getirip, Komutanlığına bir ABD’liyi atadılar. Ve Ordumuzu tâ Kore’lere gönderdiler emperyalistlerin yarattığı bir haksız savaşa. Vatan evlatları, Mehmetçikler canlarını verdiler bir haksız savaş için. Ve savaşta da en çok kaybı bizim Mehmetçiklerimiz verdi Amerikan Conilerini kurtarmak için.

Sonra Kontrgerilla’sıyla içimize sızdılar. Oluşturdular o kanlı, gizli örgütü ve akla hayale gelmedik provokasyonlar tertiplettiler o zalim cinayet örgütüne.

Ekonomimizi ele geçirdiler. Birinci Kuvayimilliyecilerin, askeri amaçlarla ve ekonomik nedenlerle “Anayurdu ördük dört baştan” dedikleri Demiryollarını, “Komünist İdeolojinin” göstergesi saydırdılar. Terk ettiler demiryolu yapımını. Ulaşımımızı AB-D Emperyalistlerinin ve diğer emperyalistlerin ulaşım araçlarına açtılar. Bir yandan otomobilinden kamyonuna araç sattılar, diğer yandan onların yedek parçalarını. Bir yandan da o araçlara gereken petrolü sattılar. Bağımlı hale getirdiler ulaşımımızı kendilerine.

Sonuç?

Köprüler tuzağına düşürüldük!

Oysa köprü yapımı gündeme geldiği andan itibaren bilim insanları, yurtseverler, antiemperyalistler haykırdılar bu gerçeği: Köprü/köprüler çözüm değildir, dediler. Haykırdılar, eylemler yaptılar. Ama nafile! Güçleri yetmedi engellemeye.

Çünkü iktidarda/iktidarlarda satılmış yöneticiler vardı. Vatanın ve halkın çıkarlarını değil, yerli-yabancı Parababalarının çıkarlarını savunmak, onlara para kazandırmak, kârlarına kâr katmalarını sağlamak üzere o koltuklara, o makamlara getirilmiş satılmış yöneticiler vardı iktidarda. Dinlemediler yaptılar Boğaziçi Köprüsü’nü.

Ne oldu?

Çok kısa süre içinde yeni bir köprü ihtiyacı doğdu.

Sonra?

Bir yenisine ihtiyaç doğdu.

Doğmaz mı?

Bilumum emperyalistler araçlarını satacaklar, yedek parçalarını satacaklar, petrol satacaklar, petrol istasyonları kuracaklar. Vurgun vuracaklardı! Vurdular. Ama doymak bilmiyorlar. Bilemezler de. Çünkü ulaştıkları ekonomik yoğunluk derecesi, yani içinde yaşadığımız kapitalist/emperyalist sistem bunu gerektirdiği için böyle davranmak zorundadırlar o Parababaları.

Buna karşı çıkması gereken iktidarlar ise yukarıda dediğimiz gibi satılmış, yerli işbirlikçilerdi. Kaderlerini o Parababalarının kaderlerine bağlamışlar; bir koltuk, bir makam, bir küçük komisyon karşılığında…

Nihayetinde Üçüncü Köprüyü yaptılar. Hem de Kuzey Ormanları diye adlandırılan İstanbul’un akciğerlerinin ortasına. Bir düşman nasıl kinle saplarsa hançerini bağrımıza, onlar da öyle sapladılar hançerlerini Kuzey Ormanlarımıza. Yardılar geçtiler böğürlerini. Hem de kilometrelerce…

Sonuç?

Allayıp pulladıkları, şu kadar ekonomik kazancımız olacak, bu kadar tasarruf edeceğiz yalanları, anlattıkları masallar bir bir çöktü. Ve alâyıvalâyla açtıkları (köprünün açılış törenine yerli satılmışlardan başka; Bahreyn Kralı Hamed bin İsa Al Halife, Bosna Hersek Başkanlık Konseyi Başkanı Bakir İzetbegoviç, Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Pakistan Pencap Eyaleti Başbakanı Şahbaz Şerif, Sırbistan Başbakan Yardımcısı Rasim Ljejic, Gürcistan Başbakan Birinci Yardımcısı Dimitri Kumsishvili katıldı.) Üçüncü Köprü yüzünden kaybettiğimiz zaman, harcadığımız petrol, yedek parça vb.leri bir yana, birçok üründe zam olarak geri döndü halkımıza. Attığımız taş (yaptığımız köprü) ürküttüğümüz kurbağaya (ekonomik kazanca) değmedi. Kazanç bir yana dediğimiz gibi büyük ekonomik kayıplara neden oldu. Oluyor. Olacak…

Masallar…

23 Ağustos tarihli ensonhaber sitesinden okuyalım Üçüncü Köprü hayatımızı ne kadar kolaylaştıracak, ekonomimize katkı sağlayacakmış:

“3. Köprü 21 bin ağır vasıta için yeni rota oldu

“(…)

“İstanbul Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)’in dün aldığı kararla TIR, kamyon gibi ağır vasıtaların Fatih Sultan Mehmet Köprüsü (FSM) yerine artık Yavuz’u kullanacak olması trafiğe rahat bir nefes aldıracak. FSM’yi sadece 14 saat kullanabilen ticari araçlar, Yavuz’dan 7/24 geçiş imkânı yakalayacak.

“(…)

“Yavuz’dan geçecek otomobiller için 9,9 lira ücret belirlenirken, 4 akslı kamyonlardan 21,29 lira tahsil edilecek. Kurtköy’den Mahmutbey’e uzanan 95 kilometrelik bağlantı yollarıyla da hizmet verecek köprü, Türkiye’nin ticaret yükünü Avrupa’ya taşıyan 21 bin ağır vasıta araç sahibine, hem zamandan hem de paradan tasarruf ettirecek.

“1,7 MİLYAR DOLARLIK KAYBI YAVUZ ÖNLEYECEK

“(…) Yavuz Sultan Selim Köprüsü, trafiğin neden olduğu hava kirliliğini de ortadan kaldırarak; yılda yaklaşık 1 milyar 450 milyon doları enerji, 335 milyon doları işgücü kaybı olmak üzere toplam 1 milyar 785 milyon dolar ekonomik kaybın önüne geçecek.

“NORMAL BİR SEYİRE GÖRE 4 KATI FAZLA YAKIT DEMEK

“Açıklamalarda bulunan Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) İcra Kurulu Başkanı Fatih Şener, Türkiye’den her gün Avrupa’ya doğru yaklaşık bin 500 ticari aracın hareket ettiğini belirtti.

“Ağır tonajlı araçların 06:00-10:00 ile 16:00-22:00 arasında trafiğe çıkışlarının yasak olduğunu hatırlatan Şener, ‘Bu 10 saatlik dilim arasında sadece FSM’yi kullanmalarına izin verilmekteydi. Günün yarısı gidiyordu. Köprüler açıldığında da bütün araçlar buraya yöneldiği için trafik içinden çıkılmaz hal alıyordu. Durduğumuz bir yana geçebildiğimiz saatlerde de araçlar normal seyire göre 3-4 katı fazla yakıt harcıyorlardı’ diye konuştu.

“ZAMAN İSRAFINA KESİN ÇÖZÜM

“3. Köprü’nün ticareti hareketli kılacak önemli bir proje olduğunu belirten UND Başkanı Şener, ‘Eski köprüden 3 saatte geçeceği yolu araçlarımız Yavuz Sultan Selim Köprüsü sayesinde yarım saatte alacak. Zaman israfı ortadan kalkacak, büyük bir tasarruf doğacak. Bu köprüyü yapanlar millete büyük hizmet etmişlerdir’ dedi.

“İTHALAT DA İHRACAT DA RAHATLAYACAK

“İpsala, Kapıkule ve Hamzabeyli’den yurtdışına çıkacak araçların eski köprüyü kullandığına değinen UND Başkanı Şener, ‘Araçlarımız 45-50 bin dolarlık yük taşısa günlük önemli bir ihracat sorunlu geçiyordu. Bazen köprüdeki beklemelerden araçlarımız sınır kapılarında 1 günlük kayıba uğruyordu. Araçlarımız Avrupa’daki zaman dilimi yasaklarına takılıp hafta sonuna kalıyordu. Şimdi yeni köprünün ciddi faydaları olacak. Ayrıca İstanbul’dan Güney’e, Orta Asya’ya ve İran’a yapılan ihracat da rahatlayacak’ diye konuştu.” (http://www.ensonhaber.com/3-kopru-21-bin-agir-vasita-icin-yeni-rota-oldu-2016-08-23.html)

Yandaşa bak! Yağlamaya bak!

Oysa gerçek ne? Somut durum ne?

 

Gerçekler…

Bugün 26 Ekim. Tam 2 ay geçmiş açılışın ardından. Köprünün uygulama sonuçları netçe ortaya çıkmış durumda.

“21 bin ağır vasıta için yeni rota” neresi şu anda?

Yine İkinci yani Fatih Sultan Mehmet Köprüsü. Kamyon ve TIR şoförleri hâlâ orayı kullanıyor.

Niye?

Hani, “2010 yılında başlatılan saat yasağı nedeniyle mağdur olan kamyoncular ve TIR şoförleri, boğazın üçüncü gerdanı sayesinde köprü girişlerinde uzun süre beklemekten kurtulmuş olacak”tı?

Hani Üçüncü Köprü “Türkiye’nin ticaret yükünü Avrupa’ya taşıyan 21 bin ağır vasıta araç sahibine, hem zamandan hem de paradan tasarruf ettirecek”ti.

Hani “Günün yarısı gidiyordu.”, “trafik içinden çıkılmaz hal alıyordu.”, “araçlar normal seyire göre 3-4 katı fazla yakıt harcıyorlardı”.

Peki, akılsız mı bu adamlar? Ya da onların patronları? Niye Üçüncü Köprüyü kullanmak istemiyorlar yukarıda yazıldığı gibiyse?

Ne o ne bu!

“İstanbul’un iki yakasını üçüncü kez birleştiren Yavuz Sultan Selim Köprüsü 26 Ağustos’ta açıldıktan sonra, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden ağır tonajlı kamyon, otobüs ve TIR’ların geçmesi yasaklandı. Ancak, yasağa rağmen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde kamyon trafiği kesilme”miş.

Niye?

Çünkü: “(…) Kamyon, TIR ve otobüsler, aracın büyüklüğüne göre, Asya yakasına geçişte 15 ile 40 lira arasında ücret ödüyorlar. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçerken aracın büyüklüğüne göre 21 lira ile 49.3 lira arasında ödeme yapıyorlar. Ayrıca paralı yolda seyrettikleri her kilometre için 24 kuruş ücret ödemek zorundalar. Paralı yola Avrupa yakasında İSTOÇ TEM Kavşağı’ndan girip, Asya Yakası’nda en uzun mesafe olan Çamlık’tan çıkan 6 akslı bir TIR, otoyol ve köprü geçişi dahil 164 lira 40 kuruş ödüyor. Aynı hattan giden üç akslı bir kamyonun geçiş ücreti ise 76 lira 55 kuruş.”

Dolayısıyla ne diyor kamyon, TIR ve Otobüs şoförleri?

“Cezamı öderim FSM’den geçerim

“(…) Şoförler, trafik polislerine yakalandıkları zaman sadece 92 TL para cezası ödüyor ve 20 ceza puanı kesiliyor.” (https://ontrava.com/kamyonculardan-yavuz-sultan-selime-kumar-gibi-cozum/)

Bakın otobüs şoförleri ve işletmecileri bu konuda nasıl yakınıyor. Nasıl somut gerçekleri anlatıyorlar ardı ardına. Hem paradan, hem zamandan nasıl kayba uğruyorlarmış:

Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Genel Sekreteri Ilgın, “Şehirlararası otobüs firmalarının 3. Köprüyü kullanma zorunluluğunun çok farklı alanlarda mağduriyetler yarattığını, şirketlerin hem zaman hem de maliyet yönünden ağır sıkıntılara uğradığını belirt”miş.

Ilgın, “Devletin köprüsü 6 lira, müteahhidin köprüsü 40 lira. Eskiden 46 kilometre olan Harem yolu, otobüsler için şimdi 117 kilometre oldu. Gidiş geliş 140 km’den fazla yol gidiliyor ve 40 litre fazla akaryakıt tüketiliyor.” şeklinde konuştu.

“Günde bir defa geçen araca aylık maliyet 6.500 TL

“Ilgın, 3. Köprü’den günde bir kez geçen bir otobüsün, köprü açılışından önceki dönemlere kıyasla ayda 6.500 TL’ye varan ek masraflarla karşılaştığına da dikkat çekti.

“1.5 saatlik yol 2.5 saate çıktı

“Yolcular ve çalışanlar tarafından da eleştirilen yeni düzenin korsan yolcu ulaşımı sisteminin doğmasına yol açacağına ve yeni köprüyle birlikte İstanbul-İzmit arasındaki ulaşım mesafesinin de yükseldiğine değinen Ilgın:

“Önceden 1.5 saatte aldığımız yolu şimdi 2.5 saatte alıyoruz. Yakıt kullanımındaki artış biletlere yansıdı… Yolcular isyanda…” dedi.” (https://www.emlakwebtv.com/otobusculerden-3-kopru-isyani-devletin-koprusu-6-tl-muteahhidin-koprusu-40-tl/60249)

Örnekler o kadar çok ki, insan hangisini yazacağını şaşırıyor. Biz de en çarpıcı olanlarını seçmeye çalıştık.

“Otobüs yolcuları da işletmeci ve şoförleri de 3. Köprü’den şikâyetçi

“(…)

“Yavuz Sultan Selim Köprüsü ya da yaygın kullanılan adıyla, 3. Köprü. 26 Ağustos’ta açılan köprüden bugüne kadar yaklaşık 10 bin 500 şehirlerarası otobüs geçti. Esenler’deki otogardan yola çıkan otobüsler önce Alibeyköy Otogarına geçiyor, ardından Hasdal’dan 3. Köprüye bağlanıyor ve son olarak Ataşehir Terminalinden yolcularını alarak yoluna devam ediyor. Tersi istikamette de durum aynı. Ancak bu yeni güzergâh ne otobüsleri ne de yolcuları memnun etti.

“Otobüs şoförleri ortak şikayetlerini şöyle dile getiriyor: “Normalde Bursa’ya 2.5 saatte gidiyorduk şimdi 4.5 saatte gidiyoruz, 2 saat arttı yolumuz”, “Yoğunluk yaşıyoruz hem yolcumuz huzursuz hem biz huzursuzuz”, “Bursa’ya çalışan bir arabanın en az 160-170 milyar lira senelik fazladan maliyeti var”.

Bir basın toplantısı yapan sektör temsilcileri de aynı şikâyetleri dile getirdi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Karayolu Taşımacılığı Sektör Meclisi Başkanı Mustafa Yıldırım, “Ulaşımı insanlar için eziyet, bizim için maliyete dönüştürmemeleri lazım. Ulaşım literatüründe bir terim vardır: ‘Yolların araç değil, insan taşıması lazım’. Zorlamayla beraber 3. Köprüyü kullanıyoruz.” (http://www.cnnturk.com/video/turkiye/otobus-yolculari-da-isletmeci-ve-soforleri-de-3-kopruden-sikayetci)

Bu da işin farklı yanlarını bize somutça gösteren örnekler. Örnekleri çok tutuyoruz çünkü konu tamamen anlaşılsın, bir tek örnekten yola çıkılmış denmesin istiyoruz. Olay netçe, tüm çıplaklığıyla görülsün istiyoruz:

“Köprüde trafik ekiplerinin ceza yazdığı isimlerden biri hurda yüklü kamyonuyla Gebze’ye giderken yasak olmasına rağmen FSM’yi kullanan Ahmet Pekgöz.

“Milliyet’e konuşan ve kamyonuyla FSM’den geçmesinin yasak olduğunu bildiğini söyleyen Pekgöz, ‘Hadımköy’den Gebze’ye hurda taşıyorum. 3. köprüyü kullansam yakıt ve geçiş ücretiyle birlikte 400 lira maliyetim artacak. Bu şekilde 92 lira cezayı ödeyeceğim’ diyor.

“Avrupa’dan 3 bin 750, Anadolu’dan ise 2 bin 500 lira

“Kamyon ve TIR sürücülerinin köprü ücreti ödemektense ceza ödemeye razı olduklarını belirten Türkiye Nakliyeciler Derneği Başkanı Erol Özçelik, FSM’den 50 liraya geçtiklerini hatırlatarak, ‘Taşımacılar haklı olarak cezayla birlikte 120-140 lira ödeyerek FSM’yi tercih ediyor. YSS açıldıktan sonra kamyonculara 100-150 lira zam yapmak zorunda kaldık. Bir TIR’da en az 250 lira fark etti. Bir kamyonun Trabzon’a gidişi Avrupa yakasından 3 bin 500 lirayken, Anadolu yakasından Trabzon’a gidişi 2 bin 750 lira civarında. Aradaki fark büyük oranda köprünün oluşturduğu fark’ diye konuştu.

“Otobüs firmaları da şikâyetçi: “Yanlış hesap Ankara’dan dönsün”

“Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Genel Sekreteri Mevlüt İlgin de Türkiye’de sayısı 40 bin olan turizm otobüsçülerinin FSM’den geçme hakkı olduğunu ancak 8 bin 500 şehirlerarası tarifeli taşımacılık yapan otobüse bu köprünün kapalı olduğunu söyledi. 

“İlgin şöyle devam ediyor:

“Bizler terminal dışı yolcu alamıyoruz. Bayrampaşa’dan en yakın otogar da Harem. FSM’den 47 kilometre olan yol YSS’den 117 kilometre. 70 kilometre fark var. Gidiş-geliş 140 kilometre eder. 80 litre yakıt gider. YSS özel sektör tarafından işletildiği, köprü ve otoyol masrafı da alındığı için 220 lira ek maliyet anlamına geliyor. Günde bir geçiş için bu rakam ayda 6 bin 600 lira eder. Birileri devlet büyüklerimize yanlış bilgi vermiş. Sayın Başbakan ‘Yanlış hesap Bağdat’tan döner’ diyor, biz Bağdat’a gitmesini beklemeyelim, Ankara’dan dönsün.” (https://onedio.com/haber/yasak-tir-cilari-durdurmadi-turk-akli-3-kopruye-karsi–733142)

 

Her gün, geçmeyen araçların da parasını ödüyoruz yerli-yabancı Parababalarına

Hani, hani, hani diyelim mi şimdi?.. Ne oldu? Gerçek ne?

Hükümet bu şikâyetler, somut durum karşısında ne yaptı peki?

İkinci Köprüden geçişi serbest mi bıraktı?

Hayır.

Aksine İkinci Köprü’den geçen araçlardan aldığı cezayı (medyada 5 katına dense de) 5.43 katına çıkarttı. 92 lira olan kaçak geçiş cezasını, 500 liraya yükseltti! Yani sopa gösterdi. Üstelik 5 kez cezalı geçen araçların şoförlerinin ehliyetine de el konuluyor.

Niye böyle yapıyor hükümet?

Madem gerçeklik bu, niye diretiyor? Niye ekonomide kayıplara neden olunmasına yol açan uygulamayı zorluyor. Sopayla geçiriyor araçları? Onun derdi ne?

Onun eli mahkûm böyle davranmaya!

Niye?

Çünkü Köprüleri, Otoyolları yapan yerli-yabancı Parababalarına, geçiş garantisi verdi. Daha önce de yazmıştık; sözleşmelerle yapımcı firmalara günlük araç geçiş sayısı garantisi verildi. Örneğin; Osman Gazi Köprüsü’nden 40 bin araç geçiş sözü verdi. Üçüncü Köprüden 135 bin araç geçiş sözü verdi. Tabiî bu sözlü değil, yazılı. Ve Uluslararası Yasalarla da korunan bir hak Parababaları açısından. O yüzden de hükümet, araçları bu köprülerden geçmeye zorluyor.

Ya geçmezlerse? Ya günlük söz verilen araç geçişi olmazsa ne oluyor?

Devlet bu parayı ödüyor. Yani araçlar ister geçsin ister geçmesin Parababaları belirlenen rakam üzerinden devletten paralarını alıyorlar. O bakımdan biz her gün, geçmeyen araçların da parasını ödüyoruz yerli-yabancı Parababalarına.

Bakan Arslan bu konuda 29 Ağustos tarihinde şunları söyledi:

“Yeni köprülerin hazineye yükü: Günde 2 milyon 22 bin TL

“Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan 135 bin geçiş garantisinin sunulduğu 3. Köprü’den günde 110 bin, 40 bin araçlık geçiş garantisi sunulan Osman Gazi Köprüsü’nden ise günde 20 bin ortalama aracın geçtiğini açıkladı.

“Peki devlet 45 bin araçlık açığı kapatmak için işletmeci firmalara günde kaç TL ödüyor?

 “(…) 

 “Devlet günde kaç TL ödüyor?

“Karayolları Genel Müdürlüğü’nün Otoyol ve Köprü Geçiş Ücretleri’ni aktardığı sayfadan açıkladığı kadarıyla Osmangazi Köprüsü’nden geçen en ucuz aracın ödediği bedel 88.75 TL. Tüm araçların en ucuz tarifeden geçtiğini varsaydığımızda dahi,  20 bin aracın geçiş ücreti için Devlet: 

“20.000×88.75=1.775.000 (1 milyon 775 bin TL) günlük ödeme yapıyor. 

“Yavuz Sultan Selim Köprüsü ise, otoyolları kullanma zorunluluğu sunan sistem 9.90 TL’lik minimum bedel sunuyor. 25 bin araçlık açık olduğunu kabul edersek devletin Yavuz Sultan Selim için ödediği günlük bedel ise şu şekilde ortaya çıkıyor:

“25.000×9.90=247.500 (247 bin 500 TL)

“(…) Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın verdiği rakamlar uyarınca ortaya çıkan açığı karşılamak için devletin ödediği günlük para:

1.775.000+247.000=2.022.000 TL (2 milyon 22 bin TL)” (https://www.emlakwebtv.com/yeni-koprulerin-hazineye-yuku-gunde-2-milyon-22-bin-tl/59606)

Vurdurulan vurguna bak! Günde 2 milyon 22 bin TL boş yere para ödüyoruz.

Bu paralar kimin cebinden, kesesinden çıkıyor?

Sizin, bizim, hepimizin.

Devlet bu paraları nereden bulup ödüyor?

Sizden, bizden, hepimizden kestiği vergilerden, KEY’lerden, BES’lerden, İşsizlik Fonu’nda biriken paralardan vb.lerden. Yani bizden alıyor, yerli-yabancı Parababalarına aktarıyor. Onların vurgun üzerine vurgun vurmasını sağlıyor. Onların vurgunlarına bekçilik ediyor. Zaten de teori bunu söylüyor bildiğimiz gibi. Devlet, egemen sınıfın baskı aracıdır her zaman.

Bugün egemen sınıf kim?

Antika-Modern Parababaları. Dolayısıyla devlet onların devleti. Bu devletin görevi onların sınıf çıkarlarını, vurgunlarını korumak. Başkaca bir şey değil. Hukuk, din, ahlâk, eğitim… aklınıza ne geliyorsa hepsi bunun için var.

Yine devlet niye zorluyor bu köprülerden geçmeyi?

Yabancı Parababaları, ürettikleri araçların yedek parçalarını kime satacaklar? Petrol devleri petrolü kime satacaklar?

Bize! Kilometrelerce (117 kilometre diye açıklıyor resmi rakamlar) uzatılmış yol da ister istemez araçlar için fazladan ve kısa sürede aşınma dolayısıyla yenilenme, yedek parça demek. 117 kilometre için binlerce, milyonlarca fazladan yakıt demek, petrol demek… Parababası için kâr demek, vurgun demek…

Bakan Arslan bütün bu eleştiriler, somut gerçeklikler karşısında bakın 6 Ekim’de ne söylüyor:

“Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, diğer Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne kıyasla yüksek fiyat ücretiyle hizmet veren Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde, bir fiyat düzenlemesinin gündemde bulunmadığını söyledi.”

Tabiî bulunamaz. Geçiş ücretinin düşürülmesi, yapımcı ve işletici Parababaları açısından bir önem arz etmez ki. O sözleşmede saptanan parasının tamamını alacak. Onu hiç ilgilendirmez bu durum. İster düşürsün ister yükseltsin. Onun alacağı garanti zaten. Burada olan bütçeye olur. Günlük olarak ödenen 2 milyon 22 bin lira daha da artar. Bu da halka zam ve vergi olarak dönmüş olur.

“Sürücülere uyarı

Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan, kaçak geçiş yöntemine başvurmamaları hususunda şoförleri uyarırken, kurallara uyulması gerektiğini belirterek: ‘Krallık yapmayın, kurallara uyun. Zararlı çıkmayın, mağdur olmayın. Bizler insanımız mağdur olsun istemeyiz…’ dedi.” (https://www.emlakwebtv.com/3-koprude-fiyat-duzenlemesi-yapilmayacak/59961)

İnsan yukarıda okudukları karşısında inanın ne söyleyeceğini, ne yazacağını şaşırıyor. Hangisini yazayım, hangi birini eleştireyim, diye düşünüyor.

Şoförler “Krallık yap”ıyorlar, “Kurallara uy”muyorlarmış. “uy”malıymışlar.

Yoksa?..

“Zararlı çık”arlarmış, “mağdur ol”urlarmış.

Tehdide bak! Üsluba bak! Sen Bakan mısın, çete elemanı mısın ki halkı tehdit ediyorsun?

Sonra utanmadan, yüzü kızarmadan yalan söylüyor, “baba”lığa soyunuyor:

Bizler insanımız mağdur olsun istemeyiz…”

Hadi ya! Bak bunu bilmiyorduk! Öğrendik!

Ya yukarıdan beri aktardığımız mağduriyetler ne? Kim yarattı bu mağduriyetleri?

Geçelim…

 

Parababaları her yerde, her projede

Bakan Arslan 16 Ekim’de yaptığı açıklamalarda bir de şunu söylüyor:

“YABANCILAR İKİ PROJE İÇİN ÇOK İSTEKLİ” diyor.

“YABANCI yatırımcılarda Türkiye’ye karşı sağlam bir güven olduğunu anlatan Bakan Arslan, şu bilgileri verdi: ‘İki projeye yabancı ilgisi büyük. Bunlardan biri Batı’daki Çanakkale Köprüsü. Diğeri de Doğu’daki Bakü-Tiflis-Kars demiryolu. Çanakkale Köprüsü’ne Çin, Kore ve Japonya kökenli firmalar ilgi gösteriyor. Bunun yanında Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yüklenicilerinden İtalyan Astaldi de Çanakkale ile ilgileniyor. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesini bu yılın sonuna kadar tamamlamak istiyoruz. Kazakistan başta olmak üzere Azerbaycan, Türkmenistan ve Çinli şirketler bu hattı çok istiyor. Hatta Kazakistan, daha şimdiden yıllık 10 milyon ton yük sözü veriyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/kacak-gecen-yanacak-40249946)

Niye istekli olmasınlar? Niye büyük ilgi göstermesinler?

Nasıl olsa hâsılat yani kâr garanti. Paran varsa elbette olursun. Parayla para kazanmış olursun…

 

  1. Köprünün yol açtığı zamlar…

Gerçek bu da ne yazık ki burada kalmıyor. Bir dizi sonuca yol açıyor bu durum. Daha doğrusu her yönden, her alandan zam olarak bize dönüyor. Doğanın katledilmesini, hayvanların yaşam alanlarının ortadan kaldırılmasını vb.leri bir kenara bırakırsak, somut, elle tutulur, gözle görülür sonucu bu durumun, iğneden ipliğe zam furyasına yol açması.

Nedenleri açık; yukarıda aktardıklarımız. 7 Eylül tarihli Cnntürk’ün haberi şöyle bu konuda:

“Yavuz Sultan Selim köprüsü sofrayı zamlandırabilir

“Kamyon, TIR ve otobüsler daha önce İstanbul’daki 2 köprüden de en düşük 6 TL, en yüksek 15 TL ödeyerek geçip dönüyorlardı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün açılmasıyla artık 2 katını ödemek zorunda kalıyorlar. Köprüden geçebilmek için ise zorunlu olarak otoyoldan geçiyor ve ödeme yapıyorlar. Böylece Anadolu’dan ya da Gebze gibi lojistik noktalarından gelen ağır taşıtlar hem gidişte hem de dönüşte ödeme yapıyor. Bu maliyeti hiçbir şirketin kârından yiyerek karşılamayacağı, zam yapacağı söyleniyor.

Uğur Gürses’in Hürriyet gazetesinde yer alan konuyla ilgili analizi şöyle:

“(…)

“Nasıl bir sonuç getirdi?

“Birincisi, YSS Köprüsü’ne zorunlu olarak yönlendirilen ağır taşıtların, kent içi arterlerden bu güzergâha girebilmeleri için var olan bağlantı yolları dar olduğundan, giriş ve çıkışlardaki trafik felç oldu. Trafiği rahatlatmak için trafik boğulmuş oldu. Bu karar yürürlükte olduğu sürece 2018’e kadar böyle olacak.

“İkincisi ve asıl sorun şurada; ekonomide dağıtım kanallarının lojistiği olan kamyon ve TIR’ların geçiş maliyet yükleri birden bire artıverdi. Hem daha pahalı bir geçiş ücreti olan köprüden geçme zorunluluğu ile, hem de bağlantılardaki boğulan trafik nedeniyle.

“YSS Köprüsü’ne zorunlu olarak girmek zorunda kalan iki akslı bir kamyonet ya da kamyon Avrupa’dan Asya’ya (Mahmutbey-Paşaköy) 51.1 TL öderken, dönüşte 37.95 olmak üzere toplam 89.05 TL ödüyor artık. Üç aksı olan kamyon, TIR ya da otobüsler ise aynı güzergahta toplam 114.60 ödüyor. En basit yük taşıyıcı kamyonetlerin maliyeti kabaca 80, kamyon ve otobüslerin maliyeti ise 100 TL artmış oldu.

“Konuştuğum büyük bir şirketin yöneticisi, günlük 50-60 aracının Avrupa-Asya arasında mal dağıtımı için gidip geldiğini, bu zorunluluk nedeniyle aylık maliyetlerinin kabaca 300 bin TL, yıllık 3.5 milyon TL arttığını anlatıyor. Hatta öyle ki; kamyonetlerin bile trafik memurlarınca zorunlu olarak YSS Köprüsü’ne yönlendirildiğinden bahsediliyor.

“Zam olarak yansır

“Karayolları Genel Müdürlüğü verilerine göre; 2015 yılında İstanbul Boğazı’ndaki iki köprüden geçen ağır taşıt sayısı günlük 60 bini geçiyor. Bunların çok büyük bir bölümü kamyon ve TIR; yük taşıyorlar. Bu yükün de önemli bölümü, bu büyük metropole ya da buradan ham madde ve mamul ürün taşıyor.

“Peki şimdi ne olacak?

“Şu olacak; devasa bir metropolün tüm dağıtım kanalına etki eden taşıma maliyetleri kayda değer ölçüde artarken, nihai olarak soframıza enflasyon olarak yansıyacak. Yukarıdaki örnekten hareketle, yıllık 1 milyon dolarlık bir maliyeti hiçbir şirket kârından yiyerek karşılamaz. Nihai alıcıya zam olarak yansıtılacaktır.

“(…)

“Daha fazlası, bir de kamyon, TIR ve otobüslerine yapılan pahalıya zorunlu yönlendirme nedeniyle oluşan maliyet artışlarını da, hane halkı sofrada ve gündelik harcamalarına gelen zamlarla ödeyecek.” (http://www.cnnturk.com/ekonomi/turkiye/yavuz-sultan-selim-koprusu-sofrayi-zamlandirabilir)

Görüyor musunuz somut gerçeklikleri…

“Ödeyecek” diyor Hürriyet’ten Uğur Gürses 7 Eylül tarihli haberinde okuduğumuz gibi. İş, “cek”le kalmamış. Hayata geçmiş çok kısa bir süre içerisinde.

İşte Cnntürk’ün 19 Eylül tarihli aşağıda aktaracağımız bu haberi de ödemeye başladığımızın haberi. Yani aradan daha 12 gün geçmiş ama zamlar başlamış. Bakın insanlar kendi yaşadıkları somut gerçeklikleri nasıl anlatıyorlar samimice. Yani burada anlatılanların “cak”larla, “cek”lerle hiç ilgisi yok:

“Suya meyveye 3. köprü zammı

“Nakliyeciler İstanbul’a ulaştırdıkları ürünlere Yavuz Sultan Selim Köprüsü zammı yapmaya başladı. Meyve sebzeden damacana suya kadar pek çok üründe, köprü ücreti nedeniyle yüzde 20’ye varan fiyat artışı yapılıyor.

“(…)

“Sabah’ın haberine göre, nakliyecilerin taşıma fiyatlarına yaptığı köprü zammı, damacana sudan meyve ve sebzeye, mobilyadan nakliyeye kadar pek çok üründe fiyat artışına neden oldu.

“Suya 60 kuruşluk zam

“Danone Hayat Su Beylikdüzü bayisi yetkilisi, “2 gün önce 9,75 olan 19 litrelik damacana su 10,40 TL oldu. Firmadan bize aktarılan bilgiye göre köprü geçiş ücretlerinin yüksek olması nedeniyle damacana başına 0,60 kuruşluk zam yapıldı” diye konuştu. Danone Hayat Su müşteri hizmetleri yetkilileri de zammı doğruladı.

“Meyve ve sebzeye de yansıdı

“Üretici ile market arasında fiyatları artıran zincir halkasında artık köprü ücreti bahanesi de var. Tüm Bostan Sebze Meyve Komisyoncuları ve Tüccarları Federasyonu (TÜMESKOM) Başkanı Burhan Er, ‘Antalya’dan İstanbul Hali’nin kapısına bin 500 liraya gelen araç bugün 3. köprü nedeniyle bin 800 liraya geliyorsa bu durumu ürüne yansıtmak zorundayım. Artan mazot da olsa, köprü de olsa yol da olsa değişmez. Bu fiyat artışı ürüne yansır’ dedi.

“Er, bu durumun market rafında da zam olarak yansımasının kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

“Taşıma maliyetimiz arttı”

“3. köprü ücretlerini yansıtanlardan biri de mobilyacılar. Anadolu yakasında satış yapan mobilyacılar da nakliyeden kaynaklanan 300 liralık ücreti ürünlere yansıtmak zorunda kaldıklarını belirtiyorlar. Sancaktepe’de mobilyacılık yapan Hakan Ayas, hem uzayan yol hem de geçiş ücretinin yüksekliği nedeniyle mobilya nakliye ve taşıma maliyetlerinin arttığını bunu da ürüne yüzde 10 olarak yansıttıklarını söyledi.

“Mobilyacılar zor durumda”

“Mobilyacılar, birim başına maliyeti karşılamanın mümkün olmadığını buna karşın tüketiciye yapılan zammın gerekçesini söylediklerini ve müşterinin de bunu makul karşıladığını belirtiyor.

“Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) Başkanı Ahmet Güleç, özellikle nakliye firmalarının mobilya firmalarından artan maliyetlerini talep ettiklerini mobilyacıların da bu yüzden sıkıntılı bir süreçle karşı karşıya kaldığını belirtiyor. “Bazı firmalar zam yaptı bazılarıysa direniyor. Nakliye firmaları fiyatları yüzde 10-15 arası artırmak istiyor” diyen Güleç, görüşmelerin sürdüğünü ama zam gelmesinin muhtemel olduğunu kaydetti.

“Maliyet arttı yüzde 20 zam geldi

“Kat edilen mesafenin artması ve geçiş ücretinin katlanması sonrası nakliye firmaları mevcut mesafe ücretlerine çoktan zam yaptı. Maliyetleri minimum 300 lira artan firmalarda en kısa mesafe ücreti yüzde 10-20 arasında zamlandı.” (http://www.cnnturk.com/ekonomi/turkiye/suya-meyveye-3-kopru-zammi)

 

Çözüm nedir?

İşte gerçek! İşte iktidardaki AKP’giller’in ülkemizi ve halkımızı düşürdüğü durum…

AKP’giller, İstanbul’a üçüncü havaalanını yapıyor. Kanal İstanbul vb. projelerini de hayata geçirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yapacaklar. Yerli yabancı Parababaları da onları buna zorluyor. Çünkü vurgun çok. AKP’giller için de komisyon yüksek. Bu yüzden bu ve buna benzer vurgun alanları yaratılacak. Çok değil, birkaç sene sonra Dördüncü Köprü ihtiyaç diyecekler. Boğaz’daki “gerdan”lar Boğaziçi’ni sıkacak, boğacak. Gidiş bu yönde.

Geçtiğimiz üç-beş yıl önce, hatırladığımız kadarıyla, ülkemizdeki kamyon ve TIR sayısı, tüm Avrupa ülkelerinden fazlaydı. Yani taşımacılığı çok büyük oranda karayoluyla yapıyoruz.

Oysa trafiği rahatlatmak için yapılacaklar belli: Denizyollarını ve demiryollarını en yaygın bir biçimde kullanmak, dört bir yana ağ gibi döşemek. Yeraltından giden Metroya ağırlık vermek. (Yeraltından diyoruz çünkü ülkemizde yerüstünde yapıyoruz bir kısmını günü kurtarmak için. Ama sonuçta maliyetler daha çok artıyor.) Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili. Dolayısıyla ulaşım yolu olarak çok daha fazla kullanmalıyız bu olanağı.

Tayyipgiller, İstanbul’daki Sirkeci-Halkalı, Haydarpaşa-Gebze banliyö trenlerini, yenileyeceğiz diyerek, kullanım dışı bıraktılar. Ama aradan yıllar geçti. Bu hatlar yeniden ulaşıma sokulmadı. Bir an önce bu hatlar ulaşıma sokulmalıdır.

Köprü-Otoyol sarmalından kurtulmak zorundayız. Elbette köprü/köprüler de gerekli, otoyollar da gerekli. Ama bunları yaparken amaç; vurgun vurdurmak-vurmak değil, halkın rahatı için yapmak, ihtiyaç için yapmak ve teknolojinin son sözünü kullanarak en ekonomik bir şekilde yapmaktır.

Bu iktidar tüm bunları yapar mı?

Hayır asla. Ne yapar, ne yaptırırlar yerli yabancı Parababaları. Bu asla mümkün değil bu düzende.

Tüm bunları yapacak olan Demokratik Halk İktidarıdır. Onu da biz kuracağız.

Hem de en kısa sürede.

27 Ekim 2016

 

***

Biz bu yazıyı, yukarıda da belirttiğimiz gibi gazetemizin Kasım ayında yayımlanan 105’inci sayısı için 27 Ekim tarihinde yazmıştık. Ancak yer darlığından ötürü yayımlanamadı. Biz de 106’ncı sayıda yayımlamak üzere ayırdık yazımızı.

29 Ekim tarihinde, Ankara’da Büyük Reis’in Külliyesinde Cumhuriyet Bayramı(!) Resepsiyonu düzenlendi Reis tarafından. İşte bu resepsiyonda, yeni ve çok somut bilgiler ortaya çıktı Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprülerinden geçen araç sayılarıyla ilgili.

Bakan Ahmet Arslan, yukarıda da aktardığımız gibi 29 Ağustos tarihindeki açıklamasında ne demişti Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprülerinden geçen günlük araç geçiş sayıları için?

“Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan 135 bin geçiş garantisinin sunulduğu 3. Köprü’den günde 110 bin, 40 bin araçlık geçiş garantisi sunulan Osman Gazi Köprüsü’nden ise günde 20 bin ortalama aracın geçtiğini açıkladı.” (https://www.emlakwebtv.com/yeni-koprulerin-hazineye-yuku-gunde-2-milyon-22-bin-tl/59606)

Oysa, rakamlar bunlar değilmiş. Bakan, açıkça yalan söylüyormuş. Hem de hiç utanıp sıkılmadan. Gerçek rakamlar neymiş peki?

“YAVUZ SULTAN SELİM VE OSMANGAZİ’NİN PATRONLARI MEMNUN

“CUMHURİYET Resepsiyonu’nda Makyol Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Çebi’yi görünce, konsorsiyumunda bulundukları Osmangazi Köprüsü’nü sordum:

“- Osmangazi’den günlük geçiş temposu nasıl?

“- 10 binin üzerinde… Şu anda bizim ihaleye girerken, devletin ihaleyi açarken yaptığı hesaplarla, tahminlerle örtüşüyor.

“Ardından Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapıp işletmesini ortağıyla birlikte üstlenen IC Holding Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Çeçen’e aynı soruyu yönelttim, yanıtladı:

“- Tek yön geçişler 70-80 bin araç düzeyinde. Tahminlerimize paralel yürüyor.” (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/vahap-munyar_44/kura-cekip-ayrildik_40263688)

Gördüğümüz gibi, günlük 40 bin araç geçiş garantisi verilen Osmangazi Köprüsü’nden Bakana göre günde 20 bin, 135 bin araç geçiş garantisi verilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden ise 110 bin araç geçiyormuş.

Köprülerin sahipleri ise ne diyorlar günlük araç geçiş sayıları için?

Osmangazi’den 10 binin üzerinde, Yavuz Sultan Selim’den ise 70-80 bin.

Vay babam vay… 70-80 bin araç sayısını 110 bin diye, “10 binin üzerinde” olan araç sayısını ise 20 bin olarak veriyor koca(!) Bakan. Utanmadan yalan söylüyor. Yüzü kızarmıyor, vicdanı sızlamıyor.

Çünkü bu rakamlar aynı zamanda ne anlama geliyor?

Devletin yani bizim cebimizden bu patronlara verilen paranın çokluğunu.

Bakan Arslan’ın verdiği rakamlar üzerinden köprülerin sahiplerine ödediğimiz günlük para toplamda:

2 milyon 22 bin TL idi.

Oysa köprülerin sahiplerinin verdiği gerçek sayılarla bu rakam katlanmaktadır.

Osmangazi için 2.662.500 TL’ye,

Yavuz Sultan Selim için ise; 346.500 TL’ye çıkmaktadır.

Toplamda ise: 3.009.000 (Üç milyon 9 bin) TL olmaktadır.

Aradaki fark ise; 987.000 TL olmaktadır.

Ha, diyeceksiniz ki, AKP’giller yemek yer su içer gibi yalan söyler. Bu da bir şey mi?..

Eee, o da doğru… Sonuç olarak durum bu…

Bu fark ne yazık ki gün geçtikçe de artmaktadır.

Niye?

Çünkü, sözleşmedeki fiyatlar dolara endekslenmiş. Dolar arttıkça da yerli yabancı Parababalarına ödediğimiz rakamlar artıyor. Hem de katlanarak. AKP’giller şimdi bir “TL” kampanyası başlattılar: Vatandaş TL’yle alışveriş yap, sözleşmeler TL’yle olsun, diye. Bu bize 1930’lı yıllarda Kürt illerinde başlatılan “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyasını hatırlattı biraz. O nasıl sökmediyse ve Kürtçe Kürt illerinde hâlâ konuşuluyorsa doğal olarak (çünkü anadilleri Kürtçe. Ne yapsın Kürt insanlarımız?..), dolara endekslenmiş ekonomimiz de dolarla konuşuyor doğal olarak…

Hürriyet Gazetesi yazarı Uğur Gürses, 29 Kasım tarihli haberinde bu konuyu şöyle somutluyor:

“TL ADIMI DOĞRU AMA GEÇ KALINDI

“(…) Son 10 yılda yapılan döviz bazlı yatırım ihaleleri ve proje fiyatlamasını ne yazık ki bizler, çocuklarımız ve hatta torunlarımız ödeyecek. Nedeni, bu altyapı projelerini yapan ve işletecek olan özel kesime verilen yolcu ya da geçiş garantileri ya da ödeme taahhütleri döviz bazlı. Kur arttıkça TL cinsinden ödeme ve borç da artıyor. İkisi (Osman Gazi Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü) işletmeye alınan toplam 5 mega projenin ihalelerinde verilen kamusal garantiler döviz bazlı. Başkent Üniversitesinden Doçent Emek Uğur Emek’in hesaplamasına göre, bu projelere toplam 23.7 milyar dolarlık taahhüt, dolar ya da Euro cinsinden verildi. Sadece Temmuz ayından bu yana kur artışının kabaca yüzde 20 olduğu hesaba katılırsa mevcut iki projede hemen, diğerlerinde de ileriye dönük olarak devlete ve dolayısıyla vergi mükellefi bizlere yüklenen kur farkı 16.4 milyar TL. Bu tutarlar borç stoku içinde bile yok. Ama bütçeden ödenecek.

“OSMANGAZİ FATURASI

“En sıcak örnek Osman Gazi Köprüsü’nün iş ve sözleşme modeli. Dolara endeksli; hem ABD’deki enflasyona göre, hem de doların TL’nin değerine göre artıyor. Osman Gazi Köprüsü geçiş ücreti malum 88.75 TL olarak belirlenmişti. Oysa sözleşmeye göre işletmeciye kamu kasasından taahhüt edilen ödeme 35 dolar üzerinden. Temmuz itibarıyla bu bedelin TL karşılığı 120 TL idi. Yani, 40 binlik geçiş garantisi çerçevesinde, kamu kesesinden çıkacak olan; geçmeyen her araç için 120 TL, geçen için de 31 TL fark demekti. Dolar kuru 2.90’dan 3.45’e gelince, ödenecek bedel 142.5 TL’ye, işletmeciye ödenecek fark da 53 TL’ye çıktı. Özetle; kur yüzde 19 artarken, devletin cebinden çıkacak fark yüzde 73 artmış oldu. Yılbaşında sözleşmeye göre ödeme kabaca 40 dolara çıktığında da, geçiş ücreti 88.75 TL’de kaldığı sürece; geçenlerin ücret farkı olarak ilave 74 TL, geçmeyenler içinde 162 TL ödeme yapılacak. İşte dövizle yapılan YİD projesinden vergi mükelleflerinin cebinden çıkacak para bu; her geçen için, bir geçiş ücreti kadar bedel. 200 TL’ye koşan bu ücret de, öngörülen geçiş sayılarını sağlayacak makul ve rasyonel bir geçiş bedeli değil. En başından ne kadar hesapsız bir proje olduğunun da göstergesi.” (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ugur-gurses_526/tl-kampanyasi-etkili-olur-mu_40291166)

İşe somut gerçekler: Cebimizden çıkacak milyar TL’ler…

Kim bunun sorumlusu ya da sorumluları?

Büyük Reis ve AKP’giller! Başkası değil.

Söz yeterince uzadı bizim elimizde olmayan nedenlerle. Vurgun o kadar büyük, yarattığı sonuçlar o kadar çok ve o kadar ağır ki, ne yazsanız yetmiyor derdimizi anlatmaya…