Kariyerizmin ve Kısır Tartışmaların Esir Aldığı Bir Sendika Değil Sınıf Çıkarları, Demokrasi ve Laik Cumhuriyet İçin Mücadele Eden Devrimci Bir Sendika!

03.10.2016
A+
A-

Eğitim İş Olağanüstü Genel Kurula gidiyor

Kariyerizmin ve Kısır Tartışmaların Esir Aldığı Bir Sendika Değil

Sınıf Çıkarları, Demokrasi ve Laik Cumhuriyet İçin Mücadele Eden

Devrimci Bir Sendika!

 

ABD Emperyalistlerinin, Ortadoğu ve Genişletilmiş Afrika Projesi (BOP-GOP) kapsamında dizayn ettiği, iktidara taşıdığı ve Ortadoğu’daki insanlık dışı projelerinde taşeron olarak kullandığı Halk düşmanı AKP, 14 yıldır insanlarımızı işsizlik, pahalılık, zam, zulüm cehenneminde inletmektedir. Halkımızı Allah’la aldatarak, iktidara gelmelerinde araç olarak kullandıkları tüm Anayasal kurumları lağveden, işlevsiz kılan başta “Büyük Reis” olmak üzere tüm AKP kadroları, binlerce yıl hüküm giymelerini gerektiren suçlarından dolayı tamamıyla “Anayasa dışına düşmüş mücrimlerdir.” Kendisine siyasi parti süsü veren bu suç örgütünün belirleyici karakteristikleri ise emperyalist işbirlikçiliği, din sömürüsü, kamu malı hırsızlığı, kadın düşmanlığı, doğa ve hayvan düşmanlığı, velhasıl; halk düşmanlığıdır.

 

15 Temmuz, İki Ortaçağcı Gücün Ganimet Paylaşım Savaşıdır

ABD Emperyalistlerinin Yeşil Kuşak Projesi kapsamında besleyip büyüttüğü ve Laik Cumhuriyetimizi yıkmakla görevlendirdiği bir başka Ortaçağcı güç de Pensilvanya’daki İblis Fethullah Gülen ve Cemaatidir. Nitelik bakımından birbirlerinden zerrece farkı olmayan bu iki Amerikancı Ortaçağcı güç, (AKP ve Fethullah Gülen Cemaati), 2002 yılından 2013 yılına kadar AB-D Emperyalistlerinin desteğiyle Laik Cumhuriyetimizi peyderpey aşındırmış ve sonunda da yıkmışlardır. “Ergenekon”, “Balyoz”, “Casusluk” vb. isimler taktıkları CIA Operasyonlarıyla Türk Ordusu yıpratılmış ve savaşma kabiliyetini, Laik Cumhuriyetimizin savunulması misyonunu büyük oranda yitirmiştir. Mustafa Kemal’in Ordusu artık ne yazık ki bir Sömürge Ülke Ordusu durumuna getirilmiştir. Emperyalist Batı’nın ajan gazetecileri, yazar-çizerleri bu gerçekliği büyük bir memnuniyetle ifade etmektedirler.

AB-D Emperyalistlerinin desteğiyle Laik Cumhuriyeti yıkan bu iki Ortaçağcı güç, iş ganimet paylaşımına gelince, her suç çetesinin yaptığı gibi birbirlerine düşmüş, her iki taraf da diğer tarafı yok etmek için acımasız bir savaşa girişmiştir. İşte bu ganimet paylaşım savaşının en kanlı tezahürü 15 Temmuz’da gerçekleşmiştir. ABD Emperyalistleri bir taraftan Fethullah’ın Ordusunu darbeye teşvik etmiş, diğer taraftan da başarısızlığa uğratarak, AKP’nin “zafer” kazanmasına ve bir süre daha iktidarda kalmasına göz yummuştur. Hatırlayacağımız gibi, kısa bir süre önce Çin’de gerçekleşen Emperyalist G20 Zirvesi’nde Obama, bu gerçeği “Büyük Reis”e anlayacağı dilden söylemiş, o da yaptığı basın açıklamasında Obama’ya “Darbeye karşı verdiği destek için” teşekkür ederek ABD’ye topuk selamını çakmıştır.

15 Temmuz sonrası Kaçak ve Haram Saray’daki “Büyük Reis”in önderliğindeki AKP, ülkemizde fiili bir dinci faşist düzen kurma girişimlerine hız vermiştir. Ergenekon-Balyoz Operasyonlarıyla zaten hırpalanmış olan Mustafa Kemal Ordusu’nu parça parça etmiştir. Ordunun her bir parçasını da bakanlıklar yoluyla kendine bağlayarak İmam Hatiplilerden oluşan kendi özel ordusunu yaratma yolunda ilerlemektedir. 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşının kazananı kesinlikle ABD Emperyalistleri, kaybedenleri ise Türk Ordusu ve Halkımızdır. Türkiye şu anda AKP eliyle bir “Faşist Din Devleti” olma yönünde ilerlemektedir.

AKP’nin din afyonuyla uyuttuğu cahil kitlelerin, 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşını “Halkın direnerek püskürttüğü bir darbe girişimi” olarak görmesi, acı olmakla birlikte anlaşılabilir bir durumdur. Ancak kendisine “aydın” süsü vermiş olan gafil kesimlerin de bunu aynı şekilde değerlendirmesi, hatta kandırılmış halk yığınlarının da fersah fersah gerisine düşerek 15 Temmuz sonrası AKP’yi ve onun “Reis”ini antiemperyalist, demokrasi kahramanı ilan etmeleri, AKP’den demokrasi beklemeleri kabul edilebilecek bir durum değildir. Bu kesimlerin bir kısmı bilmeyerek, bir kısmı ise bilerek hukuk diliyle taammüden ABD Emperyalistlerine ve AKP’ye hizmet etmektedirler.

 

Sendikamız Kısır Tartışmaların Esiri Haline Getirilmiştir

Türkiye’nin içine düşürüldüğü bu durum sendikamıza da hayati derecede önemli görevler yüklemektedir.

Ancak ne üzücüdür ki, bu vahim tabloya rağmen Eğitim-İş Sendikamız bu süreçte kendi iç çekişmelerine dalmış, hiçbir derinliği olmayan ve kariyerizm illetinin sonucu olarak ortaya çıkan tartışmaların esiri haline gelmiştir, daha doğrusu kendi çıkarını sınıfın çıkarının önüne koyan, herkes bana tabi olsun anlayışına sahip irade tarafından bu noktaya getirilmiştir. Bu tartışmalar hiçbir biçimde Emekçilerin çıkarlarını yansıtmamakta, tamamıyla kişisel çıkarlar üzerinden yürütülmektedir.

Eğitim İş’in en tepesindeki irade, süreci yönetmek konusunda gerçek anlamda sınıfta kalmıştır. Şeriat özlemcisi iki gerici gücün kapışması sonucunda ülkemiz dinci faşist Tayyibistan’a doğru sürükleniyormuş, AKP ve büyük reisine karşı olan bütün emekçilere yönelik bir cadı avı başlatılmış, hiç önemli değil, bu iradeye göre. Varsa yoksa Olağanüstü Genel Kurula Sendikayı nasıl götürebilirim; nasıl benim her dediğimi onaylayacak, hınk deyici bir yönetim oluşturabilirimin derdinde. Bir Emekçi örgütü olarak sürece nasıl müdahale edebilirim, üyelerimi nasıl bilinçlendirebilirim, onları nasıl mücadeleye sevk edebilirim; böyle bir kaygı yok, bu anlayışta.

 

Ülkemizin ve Kamu Emekçilerinin İçinde Bulunduğu Bu Koşullarda

Olağanüstü Genel Kurulu Dayatanlar Suç İşlemektedir

Birinci Kuvayimilliye yadigârı Laik Cumhuriyet’in bütün kurumları tasfiye edilirken, neredeyse bütün okullarımız İmam Hatipleştirilirken, İmam Hatipleştirilen okullarda “dindar ve kindar” kadrolar yetiştirilirken, kadrolu istihdam yerine adam kayırmanın, yandaş yerleştirmenin bir aracı olan mülakatla sözleşmeli kölelik sistemi dayatılırken ve kamu emekçilerine yönelik olarak gerçekleştirilen bütün bu saldırılara karşı sendikamız Eğitim İş’in mücadele örgütlemesi gerekirken, sendikamız ne yazık ki Olağanüstü Genel Kurul gündemiyle oyalanmaktadır.

Soruyoruz:

Sendikamızın Olağan Genel Kuruluna bir yıldan az bir süre kalmışken Olağanüstü Genel Kurulu bu kadar “acil, hayati” kılan gerekçe nedir?

Bu koşullarda Olağanüstü Genel Kurul yapmanın, üyelerimizi bu gündemle meşgul etmenin hiçbir makul gerekçesi yoktur.

Bu anlayıştan, yani Olağan Genel Kurula çok az bir süre kalmışken Olağanüstü Genel Kurul dayatan, kendi sendikal (kim bilir, belki de siyasi) ikbali için basit hesapların peşine düşerek örgütü maddi ve manevi anlamda yoran anlayıştan emekçilere hayır gelmez. Eğitim-İş’e hayır gelmez. Birleşik Kamu-İş’e hayır gelmez.

Bu anlayışa göre, örgütün anayasası niteliğindeki tüzük, önemsiz bir formaliteden başka bir şey değildir. Asıl olan, tepedekinin iki dudağı arasından çıkacak “tanrı kelamı” niteliğindeki sözlerdir.

Ne zaman ki bu anlayış, kendisine göre “basit bir biçim”den başka bir şey olmayan yönetim mekanizmasında azınlığa düşer, karşısında bir muhalefet bulur, işte o zaman ne koşulda olursa olsun “olağanüstü genel kurul” zamanı gelip çatmıştır onlar için.

Birdenbire de gidilmemektedir Olağanüstü Genel Kurula. Bunca yıllık “deneyimi”, “birikimi” var bu anlayışın. Şartları olgunlaştırıyor önce, MYK’yı kilitliyor, arka arkaya, olağanüstü Başkanlar Kurulu örgütlüyor, mızmızlanıyor, ağlıyor, şikâyet ediyor, örgütün işlememesinin sorumluluğunu muhalefetin üzerine yüklüyor. Sonrasında delegelerin ve üyelerin en azından bir kısmı, “artık yeter, işleyen bir MYK seçilsin”, deyip Olağanüstü Genel Kurula kurtarıcı gözüyle bakıyor, baktırılıyor.

Sendikamızda bu antidemokratik zihniyete karşı duran, hem de MYK’da çoğunluğu elde etmiş bir de karşı anlayışın yer alması sevindirici bir durumdur ve önemlidir. Ancak bu anlayışın temsilcilerinin de daha özgüvenli, daha örgütlü, daha kapsayıcı, daha kucaklayıcı davranmaları gerekirdi. AKP Faşizminin 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşını gerekçe göstererek tüm kesimleri terörize ettiği, Fethullah Cemaatiyle hiçbir ilgisi olmayan kamu çalışanlarını da açığa alıp ihraç ettiği bu günlerde, daha da mücadeleci bir yapıyla büyümesi gereken sendikamızı işlevsiz hale getirerek suç işleyen benmerkezci anlayışın Olağanüstü Genel Kurul dayatmalarına kesinlikle boyun eğmemesi gerekirdi. Direnmesi gerekirdi, sendikamızı geriletecek bu dayatmalara, hukuksuzluklara. Bu dayatmaların, bu hukuksuzlukların, bu tüzük ihlallerinin teşhir edilmesi gerekirdi. Ama bu yapılmadı, yapılamadı.

MYK’daki muhalif dörtlü, bu edilgen tavrıyla bize göre, bir oldu bittiyle tepedeki tek kişi tarafından hazırlanan Denetleme Kurulu Raporundaki isnatları kabul etmiş olmaktadır. MYK’daki çoğunluğu elinde bulunduran bu yapı, bu pasiflik yüzünden, sendikanın, bir kişinin ihtirasları sonucu kilitlenmesine katkıda bulunmuştur.

Tek kişinin dayatmalarına karşı duran MYK’daki çoğunluğun aynı zamanda sendikamızın en tepedeki yönetim organındaki bu antidemokratik uygulamaları, tabanla daha iyi bir iletişim içinde, daha kapsayıcı ve örgütlü bir çalışmayla teşhir etmeleri gerekirdi. “Örgüt içinde örgütsüzlük” durumuna karşı daha güçlü bir irade ortaya koymaları gerekirdi. Sendikamızın gidişatından rahatsızlık duyan tüm kesimleri bir araya getirmeleri gerekirdi. Süreç içinde yaptığımız ve sonuçlarını ne yazık ki gördüğümüz ve göreceğimiz uyarılarımıza ve önerilerimize kulak vermeleri gerekirdi.

Ama ne yazık ki bunlar olmamıştır. Sendikamız, hızlı bir şekilde büyüyebileceği bir dönemde, bu derinliği olmayan, sınıf çıkarlarıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan tartışmalara mahkum edilmiştir.

Bu yangından mal kaçırırcasına, dayatmayla yapılan Olağanüstü Genel Kurulda oy kullanacak delegelere ve tüm üyelere sesleniyoruz:

Bu duruma yol açanlar şu anda Sendikamıza ve bu kişicil kayıkçı dövüşlerinden bihaber, gündelik yaşam kavgası veren, ekonomik, özlük haklarını korumaya çalışan sendika üyelerine ve tüm kamu emekçilerine karşı suç işlemektedirler. Bu suçu işleyenler, işledikleri suçun vebalini boyunlarında taşıyacaklardır.

 

Sendikamızın Bu Kısır Tartışmalardan Kurtarılması Gerekir

Sonuç olarak, Türkiye’deki eğitim-bilim emekçilerinin devrimci, demokratik, yurtsever, laik nitelikli tek sendikası olan Eğitim-İş Sendikamızın içinde bulunduğu, ancak kesinlikle hak etmediği bu durumdan, özellikle de içinden geçtiğimiz şu süreçte bir an önce kurtarılması gerekmektedir. Bunun için yapılması gerekenler bellidir.

Sendikamızın gerçek anlamda sınıf ve kitle sendikası niteliğine kavuşabilmesi; sendikamızı geriye götürecek, işkolumuzdaki bütün emekçileri kapsayacak bir niceliğe ulaşmasını engelleyecek sakatlıkların, aksaklıkların giderilmesi; sendikanın geleceği konusunda kaygı duyan Eğitim İş’liler olarak, aşağıda sıraladığımız önerilerimizin yaşam bulmasıyla mümkün olacaktır. Bu önerilerimiz, aynı zamanda Devrimci Sınıf Sendikacılığının, bunu mücadelenin merkezine koyan emekçilerin, uğruna mücadele edeceği en temel talepleri ve ilkeleridir.

 

Çözüm Devrimci Sınıf Sendikacılığı İlkelerinin Hayata Geçirilmesidir

Kardeşler;

Eğer Örgütümüzü kısır tartışmaların esir almasına izin vermeyeceksek, sendikamızı gerçek anlamda grev ve toplu sözleşme yapabilen, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin öncü örgütü haline getirmeyi hedefliyorsak, “Devrimci Sınıf Sendikacılığı” ilkelerinin yaşam bulması için mücadele etmeliyiz.

Nelerdir bu talepler ve ilkeler:

1- Örgütteki antidemokratik uygulamalara hiçbir şekilde taviz vermeyecek bir yönetim yapısı oluşturulmalı, atılan her adım tüzük çerçevesinde atılmalıdır.

2- Demokratik kitle örgütlerinin olmazsa olmazı “Demokratik Merkeziyetçilik İlkesi”nden milim sapılmamalıdır.

3- Seçilecek yeni yönetim tüm örgütü kucaklamalı, hayati durumlar dışında şubelerin kendi işleyişlerine hiçbir biçimde müdahale edilmemelidir.

4- Seçilecek yeni yönetim, tabana karşı sorumluluklarının bilinciyle davranmalı ve Eğitim İş’in önümüzdeki yıl gerçekleşecek olan olağan genel kurula daha güçlü biçimde gitmesini sağlamalı, örgütün anayasası durumundaki tüzüğü işler hale getirmelidir.

5- Eğitim İş’i kıskıvrak sararak inmeli bir yapıya büründüren eylemsizlik kabuğu acilen kırılmalı, düşmanı güldürmekten, dostu yormaktan başka sonuç doğurmayan, “Büyük Hedef”lere bir türlü ulaşamayan minik eylemlerden derhal vazgeçilmelidir.

Yasak savıcı bir eylemcik değil, küçük-büyük hedefler uğruna ama mutlaka sonuç alıcı bir eylemler zinciri gerçekleştirilmelidir. Kitle seferberliği sağlanarak yaratıcı eylem programları hayata geçirilmelidir. Küçük de olsa mevziler, zaferler kazanılarak bozulan moraller düzeltilmelidir. Sendikamızda bu potansiyel vardır. Doğru önderlik, doğru hedefler ve sonuç almaya kilitlenen militan bir mücadele bu potansiyeli hemen açığa çıkartacaktır.

Sendikamız:

6- Başta İşçi Sınıfımız olmak üzere Kamu Emekçileri dâhil tüm halkımızın örgütlenmesinin önündeki her türlü engelin kaldırılmasını hedeflemelidir.

7- Fiili ve meşru mücadele anlayışını savunmalı ve kendisini antidemokratik yasalarla sınırlamamalıdır.

8- Ülkemizin ekonomik-toplumsal-kültürel-yeraltı-yerüstü tüm zenginliklerinin emperyalist talanına ve sömürüsüne karşı mücadele etmelidir.

9- İşçi Sınıfıyla, diğer emekçilerle ve gençliğimizle dayanışmaya girmelidir.

10- Başta halkımızı taa can evinden vuran kanser illetinden beter İşsizlik-Pahalılık olmak üzere geniş halk yığınlarını ve gençliğimizi ilgilendiren tüm sorunlara karşı mücadele etmelidir.

11- Bilimsel düşünce ve davranış kurallarını, sendikal mücadelede en etkin bir araç olarak kullanmalıdır.

12- İşçi Sınıfının ve kamu emekçilerinin devrimci mirasına sahip çıkarak, sınıf dayanışmasını güçlendirmek için ulusal ve uluslararası birlikler/platformlar oluşturmalı ve ortak eylemler gerçekleştirmelidir.

13- İşçi Sınıfının kanı, canı pahasına yaratılan ve kazanılan günlerin kutlanmasına ve bu uğurda kaybettiğimiz devrim şehitlerinin, halk kahramanlarının anmalarına aktif olarak katılmalıdır.

14- Her türlü ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele etmelidir.

Bizler Eğitim İş’li Halkçı Eğitim ve Bilim Emekçileri olarak, yıllardır içinde mücadele yürüttüğümüz kamu emekçileri alanındaki deneyimlerimizle, sendikamızın daha güçlü, daha kitlesel, daha ilkeli yönetilen bir sendika haline gelmesi için mücadelemizi, bıkmadan, yılmadan, usanmadan sürdüreceğiz.

Sendikamızın tam bir dayatmayla sürüklendiği bu Olağanüstü Genel Kurulda, sendikanın tepesinde sulta kurmaya çalışan, yukarıda sözünü ettiğimiz anlayışa karşı tavır alınmasının şu an için en doğru tutum olacağı kanaatindeyiz.

Gün, kısır tartışmalarla vakit ve enerji israf etme günü değil, kamu emekçilerinin sınıfsal çıkarları için, demokrasi için, MUSTAFA KEMAL’in ve BİRİNCİ KUVAYİMİLLİYECİLERİN mirası olan LAİK CUMHURİYET için ANTİEMPERYALİST, ANTİFEODAL ve ANTİŞOVENİST ilkeler ışığında İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı başarıya ulaştırma günüdür.

 

Yaşasın Eğitim İş!

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!

Yaşasın Devrimci Sınıf Sendikacılığı!

Halkçı Eğitim ve Bilim Emekçileri