Kıvılcımlı yolumuzu aydınlatıyor

31.10.2016
A+
A-

 

 

Sema Olkun Kopal Yoldaş:

Sevgi ve saygıdeğer Kurtuluş Partililer, Yoldaşlar, Sayın Genel Başkanımız ve Başkanlık Kurulu’muzun saygıdeğer üyeleri, değerli konuklar hoşgeldiniz.

Türkiye’nin tek gerçek devrimci muhalefeti HKP’nin mücadele bayrağını ülkemizin dört bir yanında dalgalandıran kardeşler,

AKP’giller’in OHAL’inin yarattığı korkuyla herkesin ölüm sessizliğine büründüğü bu kara günlerde, cesaretiyle, vicdanıyla, aklıyla bu ölüm sessizliğini yırtan, haksızlığa ve zulme karşı mücadele eden yiğit yoldaşlar,

OHAL’e rağmen; işi, onuru, ekmeği, sendikal örgütlülüğü için mücadele eden ve 52 gündür Direnişte olan, İşçi Sınıfının biricik dostu, patronların korkulu rüyası Devrimci Nakliyat-İş Sendikası üyesi MSC/Medlog İşçileri,

İnsanlık onurunun nasıl yaşatıldığını, kardeşliği, yoldaşlığı daha şimdiden gören, yaşayan ve bu mayayla mayalanmaya başlayan, anne ve babalarıyla birlikte aramızda olan sevgili çocuklar,

Kilometrelerce uzaklardan aynı heyecan ve aynı coşkuyla bu buluşmaya katılarak Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın Anma toplantısını onurlandırdığınız için, sizleri Halkın Kurtuluş Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

 

(Sizleri Hikmet Kıvılcımlı nezdinde tüm Devrim Şehitleri için bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.)

 

Mücadeleye adanmış bir hayat: Hikmet Kıvılcımlı

Bugün Parti’mizin ilk Genel Başkanı, Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’yı bedence aramızdan ayrılışının 45’inci yıldönümünde anmak için burada toplandık.

Ne mutlu bizlere ki, Hikmet Kıvılcımlı gibi bir başeğmez devrim savaşçısının öğrencileriyiz, onun mücadelesinin devamcılarıyız.

Neden mi, ne mutlu bizlere diyorum?

Bedence aramızdan ayrılışından 45 yıl sonra bile hiç unutulmayan, yüreklerimizde ve bilinçlerimizde yaşayan Hikmet Kıvılcımlı kimdir?

Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın çocukluğu ve gençliği Batılı Emperyalistlerin Osmanlı’yı bölüp parçalama planlarını hayata geçirdikleri, hasta adam durumuna düşürdükleri yıllarda geçti. Kıvılcımlı Usta, memleketin her köşesi Batılı Emperyalistlerce bilfiil işgal edilmişken yerinde duramazdı ve durmadı. Daha 17 yaşındayken aldı eline silahı ve bir Kuvayimilliye Çetesi olan Yörük Ali Efe Çetesi’nde emperyalistlere ve onların yerli işbirlikçilerine karşı savaşa katıldı. Burada gösterdiği başarılar sonucunda da bileğinin hakkına Köyceğiz Kuvayi Milliye Komutanlığına atandı.

Hayatının bundan sonrasında da hep İnsanlığın kurtuluş davasının içinde yer aldı. Sosyalizmle tanıştı ve ömrünün 50 yılını insanın insanı sömürmediği bir dünya için mücadeleye adadı. Bu 50 yıllık mücadele hayatının 22,5 yılını cezaevlerinde geçirdi. Ama bu onu hiçbir zaman yıldırmadı. Cezaevinden her çıkışında bir kahve içimlik mola verdi sadece. Sonra yeniden mücadeleye kaldığı yerden devam etti. Zaten cezaevinde kaldığı zamanlarda da kaderine kahredip ah etmiyor, buraları birer kızıl üniversiteye çeviriyordu. Türkiye’nin kendine özgü şartlarını, gelenek ve göreneklerini, bunların Türkiye Devrimi’ni nasıl şekillendirdiğini incelediği eserlerinin çoğunu ve Bilimsel Sosyalizme katkılar sunan eserlerinin bir kısmını bu cezaevlerinde yazdı.

Hikmet Kıvılcımlı’nın en önemli özelliklerinden biri de; işkencelerden hep başı dik çıkmasıdır. Kıvılcımlı Usta’mızdan devralınan bu gelenek Partimiz önderliğince sürdürülmektedir. 12 Eylül Faşist Darbesi işkencecileri, Partimizin önderlerinden hiçbirinin ağzından tek bir laf bile alamamışlardır. Günlerce, aylarca işkenceye maruz kalan önderlerimiz12 Eylül’den alnının akıyla çıkmıştır.

Kıvılcımlı Usta; zoru görünce postu yurtdışına atanlardan değildi. Kendi deyimiyle, kara toprağın kuru öküzü gibi ülkesinde yaşadı ve dövüştü.

Hikmet Kıvılcımlı Usta; ürettiği teorik eserlerin yanı sıra hep örgütlü mücadele içerisinde oldu. Devrimci Aydın olmanın sorumluluğunu yerine getirdi. İşte bu yüzden Hikmet Kıvılcımlı başeğmez devrim savaşçısıdır.

İçinde yaşadığımız bu karanlık günlerden çıkışın yolu Hikmet Kıvılcımlı’yı anlamaktan geçer.

Niye karanlık günler diyoruz?

 

Ortadoğu karanlığına gömülüyoruz

Geçen yılki Usta’mızı anma etkinliğimizden bu yana ülkemizde ve dünyada yaşananlara hızlıca bakıverelim, bunu anlamak için:

Asgari Ücret, Asgari Geçim İndirimiyle birlikte 1300 TL’ye çıktı çıkmasına ya, Ekim ayından yani bu aydan itibaren asgari ücretliden kesilecek gelir vergisi yüzde 15’ten yüzde 20’ye çıktı. Bu da asgari ücretten aylık 70 lira kesilmesi, 2016 yılı sonuna kadar asgari ücretlinin toplamda 210 TL kayba uğraması demek.

Diğer yandan bu kaybı bir yana bıraksak bile, Eylül 2016 itibarıyla yapılan araştırmalara göre, Açlık Sınırı 1.386 TL, Yoksulluk Sınırı da 4.515 TL civarında. Asgari ücretli, zaten Açlık Sınırının bile altında bir ücretle çalışıyor.

Asgari ücretin alım gücüne bakalım bir de, değerli arkadaşlar:

Asgari ücretlinin aylık bin 300 liralık gelirinden kendisi ve ailesinin beslenmesi için ayırabileceği ücret günlük 15 lira.

Asgari ücretle çalışan bir işçi, ev eşyası alabilmek için sadece 71 lira ayırabiliyor. Yani ortalama fiyatlı bir buzdolabını alabilmesi için başka hiçbir eşya almaksızın 23 ay çalışması gerekiyor. 418 liraya barınması ve ısınması, çocuk başına 5 liralık eğitim harcaması ile çocuklarını yetiştirmesi gerekiyor.

Asgari ücretle geçinmeye çalışan insanlarımız açlık sınırının bile altında bir ücretle yaşam mücadelesi verirken, ülkenin en yüksek makamlarını fiilen işgal etmiş bulunan ve sabah akşam din bezirgânlığı yapan, insanlarımızı Allah’la aldatan ve aza tamah etmeyi öğütleyen AKP’giller’in büyük “Reis”lerinin yaşantılarına bakalım şimdi de:

Tayyip’in yurtdışı ziyaretlerinde kendisinden ayrılmayan eşi Emine Erdoğan’ın bu ziyaretlerde nasıl vakit geçirdiğini basına yansıyan haberlerden öğreniyoruz:

Emine Erdoğan Polonya Varşova’da, Varşova’nın en meşhur antika pazarında 2 saatten fazla vakit geçiriyor ve 200 bin Polonya Zlotisi harcıyor. Bu yaklaşık 147 bin Türk Lirasına eşdeğer.

Yine Emine Erdoğan Belçika’ya gittiğinde, lüks bir mağazayı kapatıyor alışveriş yapmak için. En düşük çanta fiyatının 650 Avro olduğu bu lüks mağazada 1500 avro (5 bin TL civarı) değerinde alışveriş yaptığı Belçika basınına yansıyor.

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı, onurlu bilim insanı Tezcan Karakuş Candan, Tayyip’in Kaçak Sarayı’nın elektrik, su, doğalgaz, ısıtma, soğutma, temizlik, peyzaj gibi aylık sabit giderlerinin 21 milyon lira olduğunu duyurdu. Bu parayla 240 bin kişinin 1 aylık temel giderleri karşılanabiliyor.

Yine, Kaçak Saray’ın yıllık 104 milyon TL’lik temizlik gideri 650 öğrenci kapasiteli 2 bin okulun yıllık temizlik giderine bedel.

Öldüğünde bir ıbrığı ile bir hırkasından başka bir şeyi olmayan, savaşlarda giyindiği zırhı bile 90 kilo arpa karşılığında Yahudi bir bezirgânda rehin bulunan Hz. Muhammed’le bu din bezirgânlarının bir ilgisi olabilir mi hiç?

Hazreti Muhammed ezilenlerin, acı çekenlerin, yoksulların yanında olmuştur hep ve onlar düzeyinde bir hayat sürmüştür Peygamberlik yaşamı süresince. Kur’an’da da sosyal eşitsizliklerin kaldırılmasını önermiştir defalarca. Başta Hz. Ömer gelmek üzere en yakınındaki sahabelerden gelen; “Ya Resulullah, senin böyle yoksulluk içinde yaşamanı değil, bolluk içinde yaşamanı istiyoruz biz.”, önerisini, hiç duraksamadan, şiddetle reddetmiştir.

Tayyip ve ekibinin inandığını ve sahiplendiğini söylediği bu olamaz. Onlarınki ABD tarafından yeniden yorumlanmış bir İslamiyet’tir. Amerikan İslamı haline getirilmiş sahte bir İslam’dır.

Diğer yandan, ülkemiz geçtiğimiz bir yıl içinde halklarımız için kan deryasına döndü ne yazık ki. Yüzlerce insanımız ABD-AB Emperyalistlerinin Yeni Sevr planları doğrultusunda piyonlarına yaptırdıkları katliamlarla katledildi.

15 Temmuz’da iki Ortaçağcı Amerikancı gerici gücün, AKP’giller ve FETÖ’nün kapışması yaşandı ülkemizde. Ve bu kapışmada ABD, AKP’giller’i bir süre daha lağım deliğine süpürmemek, kullanmak için Tayyip ve ekibini galip getirdi. 400 civarında insan hayatını kaybetti bu kapışmada. Bu kapışmanın esasında iki mağlubu vardı; biri Türk Ordusu, diğeri de halkımız. Bu galibiyeti fırsat bilen AKP’giller ülkemizi Ortaçağ karanlığına götürme sürecini hızlandırdılar.

Bu sürecin sonunda neler mi oldu?

AKP’giller’in büyük Reisi başta gelmek üzere, FETÖ tarafından kandırıldık, ne istediler de vermedik, dediler. Suç ortaklıklarını itiraf ettiler. Ama bir tane namuslu, cesur yargı mensubu çıkıp da bu hukuksuzluğa dur diyemedi.

Türban artık emniyete ve yargıya da girdi.

Bir okul müdürü, “halk oyunları halt oyunlarıdır. Kız erkek el ele halk oyunu değil ancak halt oyunu oynarlar” dedi.

Haydarpaşa Askeri Hastanesi GATA’ya, tıpkı Tayyip gibi kendi halkına da demokrasiye de inanmayan, 31 Mart gerici ayaklanmasının müsebbibi Abdülhamid’in adı verildi.

Diyanet İşlerinin profesör ünvanlı başkanı “nişanlıların el ele dolaşması günahtır”, dedi.

Bir üniversite hocası “başı açık kadınların fuhuşa davet ettiklerini”, söyledi.

Bir başka din bezirgânı, “kız erkek karma okullar günah üretiyorlar, bir an önce ayrılmalı”, dedi.

Laiklik ve Mustafa Kemal düşmanı, ABD’nin 6. Filosu’na selama duranlardan, şu anki Meclisin başkanlık koltuğunu işgal etmiş bulunan İsmail Kahraman, dünyanın başhaydudu ABD Emperyalizmine karşı yiğitçe savaşan, dünya halklarının sevgilisi Kahraman Gerilla Che Guevara’ya “eşkıya”, dedi.

Gericinin biri, otobüste bir hemşireye şort giydi diye saldırdı. Örnekleri çoğaltabiliriz…

Ve bütün bunlar yaşanırken, Anayasa, yasalar AKP’giller tarafından yok sayılırken, ülkemiz Tayyibistan Faşist Din Devletine doğru sürüklenirken, aydın geçinen hukukçular, bilim insanları ve diğerleri dut yemiş bülbül gibi sadece sustu.

Geçen yıldan bu yana değişmeyen tek şeyse, değerli arkadaşlar, ülkemize yönelik tüm bu saldırılara karşı, halkımıza uygulanan bunca zulme karşı mücadele eden tek gerçek devrimci muhalefetin yine HKP oluşudur.

Evet, Meclis’teki Amerikancı Dörtlü Çete (AKP, MHP, CHP, HDP) dâhil hiç kimseden, hiçbir kurumdan tık çıkmazken, HKP gücü oranında AKP’giller’in işlediği İnsanlık suçlarına, ülkemizi Ortaçağ karanlığına götürmesine, hukuku ayaklar altına almasına karşı yılmadan, kararlılıkla, inatla, cesaretle mücadele etmeye devam etti, devam ediyor. Halkımıza gerçekleri göstermeye, yaşanacak daha büyük felaketlere karşı halkımızı uyarmaya devam ediyor.

Çünkü biz; Hikmet Kıvılcımlı gibi bir başeğmez devrim savaşçısının düşünce oğulları ve düşünce kızlarıyız!

Çünkü biz; gerçek halkseverleriz, yurtseverleriz, antiemperyalistleriz!

 

Yaşadığımız bu günlere tam uyduğunu düşündüğüm Nazım Hikmet’in bir şiiryle, sözlerime son vermek istiyorum:

 

İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.

Eli kolu zincirlere vurulmuş,

Vatan çırılçıplak yere serilmiş.

Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çark düzüne çevrilir,

Günü gelir hesabınız görülür.

Günü gelir sualiniz sorulur:

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 

Değerli konuklar,

Programımızı okumak istiyorum sizlere:

Programımıza sinevizyon gösterimiyle başlayacağız. Ardından hepimizin sabırsızlıkla beklediği Genel Başkanımızın konuşması yer alacak.

Daha sonra yemek aramız olacak. Yemekten sonra konuklarımızın konuşmaları ve Kurtuluş Partisi Gençliği’nin hazırladığı şiir dinletisi geliyor. Andımızı okuyarak programımızı bitireceğiz.

 

Şimdi Hikmet Kıvılcımlı’nın yaşamı ve mücadelesini anlatan sinevizyon gösterisini izliyoruz.

 

***

Genel Başkanımıza Sürpriz:

Değerli konuklar, aslında şu anda sizlere Genel Başkanımızın konuşmasını sunmam gerekiyordu. Ancak 11 Ekim Komitemizin Genel Başkanımıza ve bizlere bir sürprizi var. Genel Başkanımızın konuşmasından önce arkadaşlarımızın hazırlığını sunuyoruz.

 

***

Sema Olkun Kopal Yoldaş: Gerçek insan, gerçek devrimci, Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın mücadele arkadaşı. Doğayı insanlar, hayvanlar ve bitkilerle bir bütün olarak gören gerçek bir hayvansever. Cesaretiyle bizleri yüreklendiren, kafamızda en küçük bir soru işareti bile kalmamacasına bir projektör aydınlığıyla yolumuzu aydınlatan, Partimizin teorik ve pratik önderi, HKP Genel Başkanı Sayın Nurullah Ankut’u sabırsızlıkla beklediğimiz konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum.

 

***

Genel Başkanımıza, teorik açıdan bizleri donatan, titiz ve yoğun bir çalışmanın ürünü olan doyurucu konuşmasından ötürü teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Programımızın birinci bölümünü kapatıyoruz, değerli konuklar. Şimdi 45 dakikalık bir yemek aramız olacak.

 

Sema Olkun Kopal Yoldaş:

Sevgi ve saygıdeğer yoldaşlar, değerli konuklar,

Programımızın ikinci bölümünü açıyoruz.

Bir sendika Genel Başkanı düşünün, örgütlü olduğu işkolundaki ortalama işçi ücretinden daha fazla ücret almasın. İşçilerin deyimiyle, sendika üyesi işçilerle aynı pilava kaşık sallasın. Genel Başkanı olduğu sendika, AKP’giller’in OHAL’ine rağmen 5 farklı noktada MSC/Medlog direnişini örgütlüyor. Buraları eylem alanına çeviriyor, destan yazıyor, patronlara buranın dağ başı olmadığını ve işçilerin köle olmadığını gösteriyor. Patronların korkulu rüyası, İşçi Sınıfının yiğit önderi, devrimci Nakliyat İş Sendikasının Genel Başkanı, Dünya Sendikalar Federasyonu Yürütme Kurulu Üyesi Sayın Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nu davet ediyorum kürsüye.

 

Sloganlar… İşgal, Grev, Direniş! Yaşasın Nakliyat-İş!

 

Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı ve Dünya Sendikalar Federasyonu Başkanlar Kurulu Üyesi, Uluslararası Taşımacılık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun Konuşması:

 

Yılmadan, kararlıca mücadele ediyoruz

Halkın Kurtuluş Partisi’nin değerli Genel Başkan ve yöneticileri, Kurtuluş Partili Yoldaşlar, MSC/Medlog Lojistik Direnişçileri, değerli konuklar, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Türkiye Devrimi’nin Ustası Hikmet Kıvılcımlı’nın bedence aramızdan ayrılışının 45’inci yılında buradayız.

Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye İşçi Sınıfının ve Emekçi Halklarının mücadelesinin Teorik ve Pratik Önderi.

O bakımdan Hikmet Kıvılcımlı’nın teorisi ve pratiği, Türkiye sosyal mücadeleler tarihinde defalarca doğruluğu kanıtlanmış bir mirastır.

Türkiye Halklarının da geleceği, Türkiye İşçi Sınıfının da geleceği, Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünce ve pratiğinde.

Bizler bu pratiğin devamcılarıyız. Şu anda Türkiye’nin siyasi koşullarıyla ilgili Parti Genel Başkanı’mız önemli değerlendirmeler yaptı. Gerçekten de Türkiye Cumhuriyet Tarihinin en karanlık tarihsel döneminden geçiyoruz. Bu tarihsel dönemini daha ileriye, Türkiye İşçi Sınıfı ve Emekçi Halkları için daha aydınlık bir sürece götürme mücadelesi, başta İşçi Sınıfımız ve toplumun diğer kesimleri olmak üzere hepimizin sorumluluğunda.

Türkiye’nin Cumhuriyet Tarihine baktığımızda, Türkiye’deki Kurtuluş Savaşı, Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın da dediği gibi, mantıki sonucuna ulaşamamıştır. Çünkü Kurtuluş Savaşı’nın dayandığı sınıfsal taban, milli burjuvazi. O bakımdan da daha ileriye dönüp demokratik halk devrimini, işçi-köylü iktidarını kurabilecek bir mücadeleye dönüşmediği için, Türkiye’deki Birinci Kurtuluş Mücadelesi yarım kalan bir mücadele. Özellikle 50’lerden başlayan süreçle karşıdevrim güçlerinin, başta emperyalistlerin ve onunla işbirliği içinde olan Tefeci-Bezirgân gerici sınıfın işbirliğiyle bu sürece gelmiş durumdayız. Çünkü kerte kerte Türkiye bu sürece getirildi.

Bunlarla ilgili gerçekten Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünce ve teorisi ışığında çok önemli değerlendirmeler yapıldı. Ve bunun mücadelesi hep yıllardan beri verildi. Başta Kıvılcımlı Usta’mız olmak üzere, 22,5 yılını yarıderebeyi burjuvazinin zindanlarında işkenceler pahasına bu mücadeleyi devam ettirdi.

Eleştirdiği ve son nefesine kadar dışarıya çıkmadığı kendi memleketinden, tedavisi mümkün olmayan bir kanser illetine yakalandığından dolayı, dışarı çıkmak durumunda kaldı. Yugoslavya’da bedence aramızdan ayrıldı. Dediğim gibi, son nefesine kadar bu mücadeleyi verdi.

Bugünlerde bu mücadele bizlerin omuzunda devam ediyor. Halkın Kurtuluş Partisi’nin, yoldaşların ve tüm İşçi Sınıfımızın omzunda.

Gerçekten bir taraftan Türkiye’yi siyasi olarak “Büyük Ortadoğu Projesi” ya da “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” çerçevesinde şekillendirmeye çalışılan olayların hızla aktığı bir süreçten geçiyoruz. 15 Temmuz Hesaplaşması, daha sonraki yaşananlar ve yaşanmaya devam edilecek olaylar. Bu siyasi gelişmelerin ağırlığı içerisinde yine aynı şekilde buna uygun olarak toplum yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor. Yani eğitim sistemimizden tutalım, işte yargıyı şekillendirdiler, eğitim sistemini…

Dün mesela cumhurbaşkanı Bursa’da yapmış olduğu konuşmada, önümüzdeki günlerdeki en önemli meselemiz eğitim meselesi, diye açıkça bunu ilan etti. Yani eğitimi de dediğim gibi, Ortaçağcılığa uygun olarak, ona paralel bir şekilde doktrine etmeye çalışacaklar. Önümüzdeki süreçte daha yoğun bir şekilde bunu yapmaya çalışacaklar.

Bir taraftan İşçi Sınıfına yönelik saldırılar devam ediyor. Mesela kamu alanında çalışan, kamu çalışanlarıyla ilgili tümden güvenceli çalışmayı ortadan kaldıran, kamu çalışanı olma güvencesini ortadan kaldıran düzenlemeler yapma yönünde girişimler var.

İşçi Sınıfına yönelik, işte geçtiğimiz günlerde kiralık işçilik yasası çıkartıldı. Bireysel emeklilik adı altında patronlara fon-kaynak yaratacak düzenlemeler yapıldı hızla. Önümüzdeki günlerde kıdem tazminatı yine gündemde.

Bir taraftan dediğim gibi ülke, “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında bir taraflara götürülürken ve bu uğurda yüzlerce, binlerce vatan evladı yaşamını yitirirken, diğer taraftan da toplumun tüm kesimlerinde, başta İşçi Sınıfı olmak üzere, gençlik, kamu çalışanları üzerinde de her türlü baskı ve her türlü yeniden şekillendirme projesi hayata geçirilmeye çalışılıyor.

O bakımdan, yani buna karşı gerçekten başta İşçi Sınıfı olmak üzere tüm halk kesimlerinden, siyasi ve ekonomik halk örgütleriyle beraber, olması gereken örgütlü bir tepki ne yazık ki ortaya konulamıyor. Bir avuç inanmış, kararlı Kurtuluş Partili’nin üzerindeki sorumlulukla, topluma yönelik bu saldırılar alt edilemiyor.

Ama bunu elbette şöyle de değerlendirmek lazım. Bu baskılara karşı bizim ideolojimiz, bizim yaklaşımımız; İnsanlığın geleceği. İnsanların ve halkların kardeşçe olabileceği bir toplum düzeni için, gelecek için mücadele ediyoruz.

O bakımdan da bizlerin mücadelesi bu gericiliğe karşı, bu Faşist İslamcı Diktatörlüğe karşı. Buna karşı koyabilecek halkın içerisinde bu güç var. Ama sorun burada yeterince örgütlü mücadele etmemekten geçiyor. Bununla ilgili dediğim gibi, bir umutsuzluğa da kapılmamak lazım. Gerçekten bulunduğumuz her alanda bu mücadeleyi kararlı bir şekilde vermemiz lazım. Çünkü biz İnsanlığın geleceğini temsil ediyoruz. İnsanlığın geleceğini, İnsanlığın tek bir sosyalist aile olacağı kardeşçe bir düzen için mücadele ediyoruz. Bundan daha büyük bir dava olabilir mi?

 

(Alkışlar…)

 

O bakımdan bu mücadelemizi buna inanarak vermemiz lazım. Çünkü karşımızdaki güçlerin her türlü vurgunculuğu, her türlü ahlâksızlığı, her türlü alçaklığı ortada. Vatan millet söylemi ardında, her türlü vatanı da, milleti de bölme hesabı yapan karşıdevrimci güçlerin ortaya koydukları şeyler ortada.

O bakımdan böylesi bir davanın, İnsanlığın geleceğini temsil ettiğimiz için bu haklı mücadelenin, gereğini bulunduğumuz her alanda, işçilerin içerisinde, bulunduğumuz okulda, kamu çalışanı alanında, köylüysek köyde, esnafsak esnaflar içerisinde, her alanda bu mücadeleyi vermemiz lazım.

Elbette dediğim gibi, siyaseten bununla ilgili zaten gereken mücadele veriliyor. Ama bizlere düşen, bulunduğumuz her alanda mücadele etmek. Çünkü sonuçta kitleler maddi çıkarları için hareket geçer. Yani siyasi olarak değerlendirmelerimiz, öngörülerimiz son derece doğru öngörüler, ama halkın içerisinde de güçlenmek ve büyümek zorundayız. Bunun da yolu, kitlelerin maddi çıkarları için, günlük çıkarlarının mücadelesini vermekten geçiyor. Buna uygun örgütlenmelerden ve mücadeleden geçiyor. Bunun hakkını vermemiz lazım. Yani gelişmelerle ilgili siyasal olarak vermiş olduğumuz bu mücadelenin karşılığını hayata geçirmek bizlere bağlı.

Mesela bununla ilgili, 52 günden beri, MSC/Medlog İşçileri kararlıca bir direniş ortaya koyuyor. OHAL’e rağmen bir direniş, bir mücadele devam ediyor, sürüyor.

Türkiye’de şu anda böylesi bir mücadele veren başka bir sendika yok. Biraz önce MSC Lojistik’teki Direnişçi arkadaşlarımızla konuştuk. Yasal grevi var Gemlik’te Petrol-İş Sendikası’nın. İşçiler söylüyor bize, diyor; ya biz burada sesimizi Gemlik’teki işçilere duyuramadık, MSC/Medlog İşçilerinin sesini tüm Gemlik, Türkiye, dünya duydu, diyor. Bunu nasıl yapıyorsunuz? Yani Gemlik’teki grev mücadelesinden Gemlik Halkının haberi yok. Böylesine bir durumda…

Ondan sonra örneğin, şimdi değişik sendikalara bağlı memurlar görevden alındı. Görevden alınan kamu çalışanlarının sayısı 70 bini buldu. Bununla ilgili bir muhalefet var mı? Gerçek anlamda bu kadar hukuksuzluğa, bu kadar keyfiliğe karşı bir muhalefet var mı?

Yok.

Muhalefetin en fazla olma olasılığı beklediğin Diyarbakır’da dört bin tane Eğitim-Sen’li görevden alındı, sokağa çıkan Eğitim-Sen’li öğretmen sayısı dört yüz kişi değil. Böyle bir durumda, dediğim gibi, biz bulunduğumuz her alanda, o mücadele alanını bunun hakkını verir hale getirirsek, gelişecek olan, güçlenecek olan bizleriz.

Şimdi örneğin, kendilerinin İşçi Sınıfı içerisinde olduğunu söyleyenlerin, İşçi Sınıfının mücadelesini verdiğini söyleyenlerin son dönemde bakıyoruz, hiçbirisinin İşçi Sınıfıyla bağı yok. Şöyle böyle var olanların da giderek zayıflıyor. Giderek zayıflayan ve giderek tasfiye olan bir süreç var. İşçi Sınıfıyla bağ kurmakta da zorlanıyorlar. Çünkü bir kişinin katıldığı tek tek direnişlerle, artık öyle bir noktaya geldi, bazı yerlerde bir sonuç almaya çalışıyorlar.

Ama bizlerin mücadelesi… Yani böylesi bir hareketin de temsilcileriyiz biz. Bizlerin mücadelesi Uluslararası İşçi Sınıfı Hareketinde de yerini almış durumda.

Geçtiğimiz günlerde yaptığımız Dünya Sendikalar Federasyonu’nun 17’nci Genel Kurulu’nda Türkiye İşçi Sınıfını bizler temsil ediyoruz, arkadaşlar.

Türkiye İşçi Sınıfının en öncü, en devrimci, en mücadeleci kesimini, dünyadaki tüm ülkelerin işçileriyle buluşturan bizleriz.

 

(Sloganlar… Yaşasın Devrimci Sendikal Mücadelemiz…)

 

Yüzün üzerindeki ülkede Türkiye deyince akla gelen; Nakliyat-İş Sendikası ve mücadelesidir.

Yani Lenin’in deyimiyle, biz bir taraftan ulusal bir değer olduk, daha sonra da uluslararası bir mücadelenin yani İşçi Sınıfının enternasyonal mücadelesinin bir parçası haline geldik. Tüm yoldaşlarımızın kolektif çabası ve mücadelesiyle olan, geldiğimiz bu yerdir.

O bakımdan dediğim gibi, İşçi Sınıfı adına ahkâm kesenlerin, İşçi Sınıfı adına söz söyleyenlerin pratik sonuçları ortada. Nepal’de, Endonezya’da, Latin Amerika’da, Küba’da, Venezuela’da, Brezilya’da, Şili’de, dünyanın yüzü aşkın ülkesinde, Türkiye deyince akla Nakliyat-İş Sendikası geliyor artık.

 

(Alkışlar…)

 

Nakliyat-İş Sendikası’nın DİSK’in de üzerine çıkmış bir mücadelesi var.

O bakımdan, yani bu şunun göstergesi, demek ki kararlı ve istikrarlı bir şekilde bu mücadele verildiğinde, bunun karşılığının da olmaması için hiçbir neden yok.

MSC/Medlog Lojistik İşçileriyle Yunanistan’daki işçiler Pire Limanı’nda eylem yaptılar. Önümüzdeki günlerde Portekiz ve diğer ülkelerdeki işçiler de eylem yapacak.

MSC, Uluslararası bir tekel. Yani İşçi Sınıfının mücadelesi hepimizin bildiği gibi enternasyonal bir mücadeledir. Şu anda MSC’ye karşı vermiş olduğumuz bu mücadelenin, aynı zamanda uluslararası sınıf hareketinin de dayanışmasıyla er geç başarıya ulaşacağına inanıyoruz.

Medlog’da çalışan işçi kardeşlerimizin hepsinin farklı siyasi düşünceleri var. Hepsinin farklı beklentileri var. Ama mücadele deyince, kavga deyince, kendi ekmeğinin ve geleceğinin mücadelesi deyince, insanların, dediğim gibi, gelmemeleri için hiçbir neden yok.  Sorun burada, bu mücadeleye gerçek anlamda bir önderlik yapabilmekten geçiyor. O bakımdan İşçi Sınıfının ve Emekçi Halkların mücadelesini kararlı bir şekilde verebilirsek bulunduğumuz her alanda başarılı olunmaması için bir neden yok.

Hikmet Kıvılcımlı’nın İşçi Sınıfı içerisinde, yaşamı boyunca, gerek yapı işçilerinin mücadelesi döneminde, mesela toplu iş sözleşmesini değerlendirmesi var. Bir toplu iş sözleşmesinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili değerlendirmeleri var. O bakımdan her alanda, yani biraz önce de gördüğümüz gibi, her alandaki bu teorik mirasın hep beraber kıymetini ve değerini bilmemiz gerekir.

Önümüzdeki dönem, gerçekten bulunduğumuz her alanda mücadelemizi geliştirdiğimiz anda, daha fazla kitleselleştiğimizde, daha fazla güçlendiğimizde, bu Ortaçağcıların karşısında durup bunları alt etmemek için hiçbir neden yok.

Yani Kurtuluş Savaşı’nın mantıki sonucunu İkinci Kurtuluş Savaşı’yla hayata geçirdiğimizde, işçilerin iktidarını kurduğumuzda, gericiliğe karşı, İslami Faşist bir yapılanmaya karşı bu mücadelenin başarılı olmaması için hiçbir neden yok.

Yani her alanda, hep beraber bu mücadelenin hakkını verdiğimizde, bu mücadeleyi başaracağız, yoldaşlar!

Medlog İşçileri başaracak! Medlog İşçileri kazanacak! Tüm İşçi Sınıfımız kazanacak! Ve tüm Emekçi Halkımız ve Ezilen Halklar kazanacaktır, diyorum.

Yaşasın Medlog İşçilerinin Direnişi!

Yaşasın İşçi Sınıfının Mücadelesi!

İşçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız!

Kahrolsun Emperyalizm! Yaşasın Sosyalizm!

 

(Alkışlar… Sloganlar… Kahrolsun Emperyalizm! Yaşasın Sosyalizm…)

 

Sema Olkun Kopal Yoldaş: Sayın Ali Rıza Küçükosmanoğlu’na kararlı ve coşkulu konuşmasından ötürü teşekkür ediyoruz.

Değerli konuklar, İşçi Sınıfımızın mücadelesini anlatan sinevizyon gösterimini izliyoruz.

 

Şimdi söz İşçi Sınıfında. Ne mutlu onlara ki, Nakliyat-İş Sendikası gibi devrimci bir sendikayla tanıştılar ve örgütlendiler. Ne mutlu onlara ki, Ali Başkan ve diğer sendika yöneticileri gibi yiğit, kararlı sendikacılar önderliğinde bir mücadele veriyorlar. 52 gündür MSC Medlog işvereninin ve OHAL valiliğinin her türlü haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliğine karşı işi, ekmeği, onuru ve sendikal örgütlülükleri için mücadele eden devrimci Nakliyat-İş Sendikası üyesi Medlog Direnişçilerinde söz.

Buyurun arkadaşlar.

 

(Alkışlar… Slogan: Medlog İşçisi Onurumuzdur… Alkışlar…)

 

MEDLOG Direnişçileri kararlı duruşlarından vazgeçmiyor

Medlog Direnişçi İşçi (Kim?):

Öncelikle herkese çok teşekkür ediyoruz. Biz MSC Medlog çalışanı işten atılan işçileri olarak karşınızdayız. Herkese teker teker teşekkür ediyoruz. Hikmet Kıvılcımlı’nın 45’nci bedence aramızdan ayrılışının yıldönümünü saygıyla hep birlikte anıyoruz. Çok teşekkür ederim.

 

(Alkışlar…)

 

MSC Medlog İşçileri olarak biz 1 Eylül itibariyle işten yavaş yavaş çıkartılmaya başladık ve bütün arkadaşlar (yaklaşık 141-150 kişi civarında) hepimiz bayram öncesi işten atıldık.

İşten atılmamızın sebebi ise şu: Bizler daha evveliyatında, yaklaşık iki seneden beri mücadelesini vermiş olduğumuz MSC Medlog’da sürekli maaşlarımıza zam istiyorduk. Fakat maaşlarımıza hiçbir şekilde zam vermiyorlardı. Asgari ücret üzerinden yaklaşık 16-17 saat kadar bizleri çalıştırarak, resmen bizi köle şeklinde çalıştırarak, bizlerin hayatlarını tamamen sömürmeye çalıştılar. Tabiî biz de bunların yanında hayatlarımızı daha iyi, daha sosyal güvenceli olarak, haklarımızı daha iyi koruyabilmek adına, bir dilim ekmek daha fazla götürebilmek için evlerimize, ne yapmalıyız diye düşünürken, Ağustos aylarında örgütlü mücadele vermek için sendikaya, Nakliyat-İş Sendikası’na müracaatımızı ettik.

Müracaat ettikten sonra yavaş yavaş bizler de, hepimiz sendikaya e-devlet şifresi üzerinden üye olduk. Fakat bizim e-devlet şifresi üzerinden sendikaya üye olduğumuzu içeriden bazı kişilerin aracılığıyla öğrenmeye başladıktan sonra (bayram öncesi yaklaşık 130-140 kişiyi tamamlamıştık zaten) herkesi komple işten çıkardılar. Yani şu an MSC Medlog denilen firma, dünyanın en büyük ikinci konteyner firması.

Ve dünyanın en büyük ikinci konteyner firması, şöyle söyleyebilirim sizlere, bizlerin hayatlarına öyle büyük bir etki yarattılar ki… Hiç sormaksızın bizleri, bütün işçi arkadaşlarımızı bayram evveliyatında; bizim tazminatlarımızı, tazminatlarla beraber işsizlik maaşımızı alamayacak şeklide tamamen mağdur ettiler, o şekilde ortada bıraktılar. Bizler de hepimiz bu konuda mağdur olduk. Arkamızda bize destek veren Ali Rıza Küçük Osmanoğlu Sendika Genel Başkanımıza, Nakliyat-İş Sendika Başkanımıza biz buradan yürekten teşekkür ediyoruz. Bizi hiçbir zaman yarı yolda bırakmadılar, bırakmayacaklarını da biliyoruz.

 

(Alkışlar… Slogan: Direne Direne Kazanacağız… Alkışlar…)

 

Bizler ne yapmamız gerekir diye düşünürken sendikamızın bize verdiği destekle ve onların çabasıyla birlikte, hep beraber güzel bir toplumlaşma içerisinde mücadelemize devam etmeye başladık. Yaklaşık beş bölgede, inanın samimiyetlilikle söylüyorum, Türkiye’de beş bölgede bu direniş devam etmekte. Samsun, İstanbul, İzmir, Gemlik, Bursa, Mersin gibi bütün her yerde, şu an direnişlerimiz devam etmekte.

Biz buradaki direnişimizi sonuna kadar götüreceğiz. Ve, “işçiyiz haklıyız sonuna kadar savaşacağız” sloganlarımızla ve Nakliyat-İş Sendikası’nın arkamızda olduğunu bildiğimizden dolayı, bu işin de sonuna kadar arkasında durarak kazanacağımıza eminiz.

Biz bu yolda ortaya çıktık, bu mücadelenin arkasındayız ve hiçbir zaman yılmadık, yılmayacağız.

 

(Alkışlar… Slogan: İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek…)

 

Az evvel de söylediğim gibi, MSC Medlog firması dünyanın ikinci büyük konteyner firması olmasıyla birlikte, kendisi lokavt oluşturduğunu söyleyerek, yani küçültmeye gidiyoruz diyerekten, firmanın ismini farklı bir firmaya, işte Koçdere denilen bir firmaya taşıyarak, küçülmeye gidiyoruz diyerekten, arkadaşlarımızı buna sebepten işten çıkarıyoruz, dediler. Lakin şu an Koçdere’ye çevirmiş oldukları araba, bizlerin kullandıkları araçlardı ve o araçların üzerindeki numaralar sabitlerdi. İsimler Koçdere olarak yazıyor.

Küçülmeye gidiyoruz denen firma, şu an küçülmeye gitmekten ziyade, aynı şekilde şu an her bölgeden birer birer, ayrı ayrı hâlâ eleman alımı yapmakta.

Küçülmeye gidiyoruz diye söyleyerek bunu yapmakla zaten kanunsuz bir lokavtı kendisi oluşturmuş oluyor. Yani zaten biz bu konuyla alakalı haklı olduğumuzu biliyoruz. Dolayısıyla bütün arkadaşlarımızla birlikte bu mücadelenin sonuna kadar gitmekte gerçekten kararlıyız.

 

(Alkışlar… Slogan: İşçiyiz Hakkıyız Kazanacağız…)

 

Bizleri işyerinden çıkarmak için hiçbir sebep göstermeksizin firmaya çağırdılar, firmada aynen şu şekilde bir yorumla yaklaştılar yanımıza. Dediler ki getirin aracınızı, bırakın anahtarlarını ve güle güle.

Sebep?

İşte siz sendikaya üye oldunuz.

Neden?

Bu benim hukuki yönden en doğal hakkım. Yani benim kendi hakkım, siz buna engel olamazsınız.

Benim param çok kardeşim. Yani ben seni istediğim gibi işten çıkartırım deyip, benim çuvalla param var, çıkmıyorsan da burada silah diyerekten, bize silah gösterdi.

Yani biz bunları gördükçe, sendikamızın bizim arkamızda durduğunu bildiğimiz için, sağ olsunlar sendikaya üye olan, bugün bizim arkadaşlarımız da bizi ziyarette yalnız bırakmayaraktan, devamlı arkamızda, bizi ziyaret ediyorlar direniş alanlarımızda. Onların sayesinde, sizlerin vermiş olduğu güç sayesinde, bizler ayakta durmayı başarabildik. Fakat bu mücadelenin sonu nereye kadar gider sorusunu artık düşünmüyorduk, düşünmüyoruz. Şu kalabalığı gördükten sonra herkesin, hepinizin bizim arkamızda olduğunuzu biliyor ve hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

 

(Alkışlar… Slogan: Medlog İşçisi Yalnız Değildir…)

 

Dediğim gibi, biz bu konuda, bugün 52’nci gününü yaşıyoruz MSC Medlog’dan işten çıkartılmamızın. Ve hepimiz evimize birer dilim ekmek götürmek için, daha sağlıklı bir yaşam koşulu, yani daha sosyalitesi olan, daha sağlıklı bir yaşam tarzı seçmek istediğimiz için teker teker işten atıldık.

1300 lira maaş alırken, almış olduğumuz maaşların haricinde, bize günlük 35 lira para veriliyorlardı.  Ve bu 35 lirayı bize yaklaşık 24 saate yakın, yeri geldiğinde 15-16 saat diyorlar ama hani 20 saatlik süre içerisinde evimize gidemiyorduk. Ve bu parayı bize harcırah olarak veriyorlardı. Diyorlar ki, sizin maaş aylık 2 bin, 2 bin 5 yüz liraya geliyor olayı yaparak, bizleri bu şekilde bezdirme yoluna gidiyorlardı.

Ve bunun haricinde her seferinde biz zam isterken, istemiş olduğumuz zamları, her iki aydaki bir yaptıkları toplantılarında; yılbaşı gelsin bakarız, şu gelsin, şu zaman gelsin bakarız, bu zaman gelsin bakarız, bizleri kandırdılar.

Bugün işyerinde, MSC Medlog’ta, dünyanın en büyük ikinci konteyner firması içinde, Nakliyat-İş Sendikası Türkiye’de ilk defa, bir konteyner firmasına sendikayı sokmak için uğraşmakta.

MSC Medlog’ta çalışan bütün arkadaşlarım aynı dertten muzdarip. Bundan hepimiz sıkıntılıyız. Yani bunun içinde elimizden gelen bütün çabayı sarf etmeye çalışıyoruz. Çünkü bugün MSC Medlog firmasının dünya genelinde birçok yerinde yaklaşık 54 bin çalışanı var.

Bu 54 bin çalışanının birçoğu; yüzde yetmişi, yüzde sekseni yurt dışında çalışan işçilerinin Medlog adına, MSC Medlog adına çalışan işçilerinin yüzde yetmiş, yüzde seksenine yakınının bütün hepsi sendikalı.

Ve orada çalışan işçilerin almış oldukları maaşlar hani dolar üzerinden hesaplarsak şayet; 1500-2000 dolar iken, bizler burada 300 dolara çalışıyoruz. Ben burada 300 dolara çalışıyorum. Normalde çalışılması gereken belli bir saatimiz var. Hani bizim araçlarımızda takolarımız (takometrelerimiz) var. Bu takoları da hiçe sayaraktan bizi yaklaşık, az evvel söylemiş olduğum gibi, 15-16 saat çalıştırarak, bütün arkadaşlarımız da bunu biliyor, bizi 300-400 dolar gibi çok komik bir rakama çalıştırıyorlar.

O yüzden biz de dedik ki; madem MSC Medlog dünyanın en büyük ikinci konteyner firması. Madem siz bu kadar güvenilir çok büyük bir firmasınız… Altas’la beraber belli bir ortaklığı yaşayarak, kartelleşmeye gittiklerini de biliyoruz. Bugün biliyorsunuz kartelleşmeye gitmek de zaten yasal olarak bir suçtur. Bunu da yapıyorlar şu an. Biz bunları da görüyoruz, görmüyor değiliz.

Dediğim gibi biz burada 300 dolar maaş alırken, yurt dışında çalışan bütün işçi arkadaşlarımız 1500-2000 dolar maaşla çalışıyorlar. Bunları da gözönüne almalarını istedik. Biz defalarca görsünler, derdimizi anlasınlar, en azından bizim sosyal yaşam kalitemiz biraz daha artsın diye çaba gösterdik. Ama ne yazık ki, suçlu duruma düştük.

Ama biz suçlu değiliz.

Haklıyız, kazanacağız!

Direneceğiz! Bu işin sonuna kadar biz varız, arkadaşlar.

 

(Alkışlar… Slogan: Yaşasın Medlog Direnişimiz…)

 

Halil Arabulan Yoldaş: Yiğit Medlog işçileri, yiğit Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde; kazanacaksınız, kazanacaksınız, kazanacaksınız!

 

(Alkışlar… Slogan: Direne Direne Kazanacağız…)

 

Sema Olkun Kopal Yoldaş: Medlog Direnişçisi arkadaşlarımıza mücadelelerinde başarılar diliyoruz. Yiğit Medlog İşçilerinin haklı mücadelesi kazanacak, buna inancımız tamdır!

Partimizin ve özel olarak Kurtuluş Partisi Gençliği’nin mücadelesini ve Şehitlerimizi anlatan sinevizyon gösterimini izliyoruz.

Bugünkü sinevizyon gösterimlerini hazırlayan Nihat Güldemir Abimiz, Evrim Bin ve Devrim Güldemir Yoldaş’larımıza teşekkür ediyoruz.

Hikmet Kıvılcımlı Usta, YILDIRILAMAZ GENÇLİK demişti. Evet, gericilik rüzgârları alabildiğine güçlü eserken ülkemizde, ülkesinin, halkının sorunlarına duyarsız kalmayan, insanlık onurunu her şeyin üstünde tutan genç arkadaşlarımız katılıyor saflarımıza. Gençlik yıldırılamıyor. Şimdi söz, Kurtuluş Partisi Gençliği’nde. Zelal Kuşçu arkadaşımızı kürsüye davet ediyorum.

 

 

Kurtuluş Partisi Gençliği Adına Zelal Kuşçu Yoldaş:

 

Kurtuluş Partisi Gençliği dosta düşmana mücadeleyi gösteriyor

 

***Spot: Bizler Kıvılcımlı Usta’nın düşünce çocuklarıydık, biz O’ndan öğrendik, Halkımızın dostlarını, düşmanlarını. Antika Tefeci-Bezirgân Sınıfın ülkemizde nasıl dipdiri olduğunu, bu insanlık düşmanlarının ortamını bulduğunda mantar gibi nasıl yeryüzüne çıktığını ve yeryüzünü nasıl karanlıklara boğduğunu biz O’ndan öğrendik.

 

 

Yoldaşlar;

Sizleri, emperyalizme karşı gerçek devrimcilerin kızıl soluğunu her yerde hissettiren Kurtuluş Partisi Gençliği adına, devrimci yüreğimin olanca sıcaklığı, İnsanlığın Kurtuluş Bilimi Sosyalizme olan sonsuz inancım ve Devrimci Mücadelede olanca kararlılığımla, saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz!

Selam olsun, bizlere yol gösteren, düşmeden, karanlıklara boğulmadan, yollarımızı bilimin ışığında gün ışığı gibi aydınlık tutan, bizleri sert esen gericilik rüzgârlarına karşı yalpalamadan, sendelemeden yürüten Önderliğimize.

Selam olsun, Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın düşünce oğullarına, düşünce kızlarına. Selam olsun İkinci Kurtuluş Savaşçıları Halkın Kurtuluş Partililere.

Selam olsun, AKP’giller’in OHAL’inde tüm baskılara, gözaltılara rağmen işi, ekmeği, onuru için direnen yiğit MSC Medlog Direnişçilerine.

Selam olsun, Devrimci Sınıf Sendikacılığının yüz akı, işgal, grev ve direnişlerin ustası Nakliyat-İş ve Önderlerine…

 

Bizler Kıvılcımlı Usta’nın düşünce çocuklarıyız

 

Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın bedence aramızdan ayrılışının 45’inci yılındayız. ABD ve AB Emperyalistleri olanca gücüyle ülkemiz ve Ortadoğu Halklarına saldırmaya devam ediyor. Bu emperyalist çakallar tarafından halklarımızın başına musallat edilen Ortaçağcı AKP’giller iktidarı da efendilerinden aldıkları komutlarla ülkemiz halklarına kan kusturmaya, bu cennet vatanda cehennem yaşatmaya devam ediyor.

Bu, ülkelere; açlık, sefalet ve kandan başka bir şey götürmeyen emperyalist çakalların yerli işbirlikçileri, Meclisteki dörtlü çete; halklarımızı birbirine düşürmek, ülkemizi en az üç parçaya bölmek, Amerika’nın BOP’unu hayata geçirmek için emperyalist haydutlarla el ele vermiş, hain planlarını hayata geçirmektedirler.

Hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz sene, 15-16 Kasım tarihlerinde, Antalya’da G20 zirvesi adı altında toplandı emperyalist çakallar. Bizler Kurtuluş Partilisi Gençliği olarak o gün orada, Antalya’daydık. Emperyalistleri ülkemizden defetmek üzere, “Katil AB-D Ortadoğu’dan Defol”  pankartı arkasında, “Yeni Sevr’e Karşı Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşı’mız” sloganı eşliğinde, Parababalarının polis ordusuna karşı Antalya Havalimanında ilk eylemimizi gerçekleştirdik.

Yıllarca el ele tutuşarak, ABD ve AB Emperyalistlerinin çizdiği rotada beraber yürüyerek ülkeyi Ortaçağ bataklığına sürükleyen AKP’giller ve Pensilvanya’lı İblisin ortaklığı, sıra Laik Cumhuriyet’in enkazını paylaşmaya geldiğinde bozulmuştu. Pensilvanya’lı iblis ile AKP’giller ve büyük patronu arasındaki kavga, 2013 yılının 17-25 Aralığında Pensilvanya’lı İmam’ın AKP’ye darbe vurmasıyla başlamış, 15 Temmuz’da da kapışmanın en kanlı bölümüyle doruğa ulaşmıştır.

AKP’giller’e ve ne istedilerse verilen Pensilvanya’lı İblis’e karşı, 2008-2009 yılları arasında “Ne Cemaat Yurdu, Ne Tarikat Evi, İnsanca Yaşanacak Yurtlar İstiyoruz!” sloganıyla, “Yurtkur Uyuma Yurt Kur!” kampanyasını başlattık. Bu Ortaçağcı gerici güçlerin tehlike olarak görülmediği günlerde biz Kurtuluş Partisi Gençliği olarak gericilik üretim merkezleri olan cemaat yurtlarına, tarikat evlerine karşı mücadele başlatmıştık. Çünkü ideolojimiz, bilimimiz, bilincimiz bize böyle emrediyordu.

Bizler Kıvılcımlı Usta’nın düşünce çocuklarıydık, biz O’ndan öğrendik, Halkımızın dostlarını, düşmanlarını. Antika Tefeci-Bezirgân Sınıfın ülkemizde nasıl dipdiri olduğunu, bu insanlık düşmanlarının ortamını bulduğunda mantar gibi nasıl yeryüzüne çıktığını ve yeryüzünü nasıl karanlıklara boğduğunu biz O’ndan öğrendik. Bizlere O yol gösterdi Aydın Geçliğin geleceğini karartanlara karşı, beyinlerini örümcekleştirenlere karşı nasıl mücadele vereceğimizi. Biz O’ndan öğrendik, vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmeyi yeğ tutmayı.

Bizlere, Devrimci Hareketin çıkarlarını her zaman en öne koyan Gerçek Devrimci Nurullah Ankut’un, Devrimci Mücadeleye adımını attığı ilk gençlik yıllarından günümüze, bilimli, bilinçli, inançlı ve kararlı mücadelesi yol gösterdi. Biz O’ndan öğrendik insan sevgisini, hayvan sevgisini, doğa sevgisini. İnsana düşmanlık, hayvana düşmanlık, doğaya düşmanlık edenlere karşı nasıl mücadele edileceğini de biz yine O’ndan öğrendik.

Karanlığın en yoğununu yaşadığımız günlerde Önderliğimizin ışığı bize yol gösterdi. Umutlarımızı Önderliğimizin gösterdiği ve yaktığı ışıkla hep canlı ve diri tuttuk. Biz Kıvılcımlı Usta’nın yanı başında mücadele eden Önderimizden öğrendik, Vatan aşkını söylemekten ve gereğini yapmaktan korkar hale gelmektense, ölmeyi yeğ tutmayı.

Bizler, bizlerden önce Üniversite İşgallerini örgütleyen, işgallere önderlik eden, harçlara karşı mücadeleyi doruklara ulaştıran, bizim dışımızda neredeyse bütün siyasetlerin kılık kıyafet özgürlüğü safsatasıyla destek olduğu Ortaçağcı gericilere, Faşistlere, Bin Kalıplı CIA Sosyalistlerine karşı kelle koltukta mücadele veren, Kıvılcımlı Usta’mızın düşünce kızlarının, düşünce oğullarının deneyimlerinden öğrendik nasıl mücadele verileceğini.

Bu kararlılıkla, bu bilinçle, Önderliğimizin bize olan sonsuz inancıyla, geçmişimizin bize aktardığı deneyimler ışığıyla davrandık ve topladığımız imzaları 7-8-9 Eylül 2009 tarihlerinde, İstanbul’dan Ankara’ya yaptığımız yürüyüş ile YURTKUR Genel Merkezi’ne götürdük. Ve Yoldaşlarımız AKP’giller’in kolluk kuvvetleri tarafından darp edilerek gözaltına alındılar. Hiçbir arkadaşımızda korku yoktu, yılgınlık yoktu. Çünkü hepsinde, Cemaatin, onlara yardım ve yataklık eden AKP’giller’in ipliğini pazara çıkartma görevini başarıyla yerine getirme onuru vardı.

Mücadele sürekliydi. Bu Halk Düşmanı gericiler iktidarda durduğu sürece mücadele devam edecekti. Yine 2010 yılı YGS skandalı ile birlikte Kurtuluş Partisi Gençliği olarak “Emek Hırsızı ÖSYM” pankartı arkasında CIA İslam’ının İmamı Fethullah  ile ona yardım ve yataklık yapan AKP’giller’e karşı “A B C D E Kopyacı Şifreci AKP” sloganları eşliğinde, mücadeleyi yükselttik, binleri, insanlığı Ortaçağ karanlığına götürmeye yeminli şeriatçılara karşı yürüttük.

Bugün de AKP’giller iktidarı 15 Temmuz kapışmasında ABD Emperyalizminin kendilerine bahşettiği zaferle, laik eğitimin kökünü kazımaya devam ediyor. AKP’giller’in temsilcileri artık açık açık nasıl bir eğitim istediklerini, “Bütün okulları İmam Hatip’e dönüştürme şansı yakaladık” diye her yerde höykürüyorlar.

Tüm okulları İmam Hatiplere dönüştürüp, Laiklik, Cumhuriyet, Mustafa Kemal karşıtı gerici kadrolarla dolduruyorlar. Anaokulları çocuklarından başlıyorlar beyinleri örümcekleştirmeye. Gencecik beyinleri, bilimsellik ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Ortaçağcı ideolojileri ile zehirliyorlar. Bu taze beyinleri, gerçek İslam’la bağdaşmayan, hurafelerle, yani CIA-Pentagon-Muzaviye-Yezid İslamı ile dolduruyorlar.

Azıcık da olsa laik, bilimsel eğitimin kaldığı okulları da “Proje Okulu” adı altında İmam Hatipleştirmeye çalışıyorlar. Hatta artık AKP’nin kapıkulu olmuş, aynı zamanda proje okullarından olan Kabataş Erkek Lisesi Müdür Yardımcısı yapılmış, eğitimcilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yobaz “Artık bütün okullarımızın imam hatip lisesi gibi olma zamanı geldi” sözlerini rahatlıkla söyleyebiliyor. Devamında kızlarımızı İmam Hatip Liselerine dahi göndermeksizin evlere kapatıp, dört kadından biri yapacaklar. Çocuk Gelin sayısı ve buna bağlı ölümler sıradan bir olay haline gelecek. Çünkü bu Ortaçağcıların düzeninde kadının yeri yok.  Kadın bu güruh için doğum ve cinsel doyum aracı.

AKP’giller’in saldırıları bunlarla da bitmiyor. Tüm Dünyada ezilen halkların umudu, gözbebeği, Küba Devriminin liderlerinden Kumandan Ernesto Che Guevara Yoldaş’a da saldırıyorlar. “Che denen eşkıya benim gencimin yakasında, göğsünde olamaz!”diyor Kanlı Pazarın örgütleyicilerinden, Devrimci Gençlerin kanı ellerinde olan Ortaçağcı.

Hepimiz biliyoruz saldırmalarının nedenini. Onlar da emperyalist efendileri gibi, sonlarının Kahraman Gerilla Che’lerin ellerinden olacağını adları gibi biliyorlar. O yüzden hiç durmadan saldırıyorlar Che Yoldaş’a. İnsan soyunun en büyük düşmanları ABD ve AB Emperyalistlerine karşı mücadele veren bütün hareketlere ve önderlerine saldırdıkları gibi.

 

Bizler geleceği temsil ediyoruz

Onlar Saldırırlar, Mustafa Kemal’e ve Birinci Kuvayimilliyeci’lere.

Çünkü Mustafa Kemal ve Birinci Kuvayimilliyeciler, Usta’mızın daha 17 yaşında Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı olarak yer aldığı Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızı, Dünya’da ilk olarak zaferle taçlandırmışlar ve dünyadaki bütün Mazlum Halklara örnek olmuşlardır. Bu, atalarımızın, halklarımızın ölüm fermanı olan Sevr’i paçavra bir kâğıt gibi yırtıp, Fetullahgiller ve AKP’giller’in ataları Vahdettin’leri, Damat Ferit’leri 7 düvel emperyalistlerin gemilerine bindirip postalamışlardır.

Saldırırlar İkinci Kurtuluş savaşçıları Denizler’e, Mahirler’e…

Çünkü onlar Emperyalist 6. Filo Yankee’lerini denize dökenlerdir. Özverileriyle, inançlarıyla, kararlılıklarıyla bugünlere bayrak oldukları, örnek oldukları için düşmanlıklarını kazanmışlardır yerli satılmışların.

Saldırırlar İkinci Kurtuluş Savaşçıları Kurtuluş Partililere.

Çünkü bizler Kıvılcımlı’nın Öğrencileri, Kurtuluş Partilileriz;

Bizler;

15-16 Haziran’larda İşçi Sınıfımız ile birlikte sömürü-baskı-zulüm düzenine karşı meydanlarda çarpışan,

12 Eylül Faşizminde görev yerini bir an olsun terk etmeyen,

12 Eylül sonrasının ilk İşyeri İşgalini örgütleyen,

1 Mayıs Taksim Mücadelesini yılmadan veren,

Üniversitelerde-liselerde her türlü baskıya, tehdide baş eğmeden; parasız-demokratik-bilimsel-laik-anadilde eğitim için mücadele eden,

Var oldukları her alanda antiemperyalist, antişovenist, antifeodal mücadeleyi yükseltenleriz.

Bizler Kurtuluş Partisi Gençliğiyiz.

Bizler Kurtuluş Partili İşçileriz.

Bizler Kurtuluş Partili Kadınlarız.

İşte bu yüzden korkarlar bizden. Eninde sonunda yeneceğimizi, bileklerine çelik bilezik geçirip, Halkın Divanında yargılayacağımızı bilirler.

 

Yoldaşlar!

Kurtuluş Partisi Gençliği olarak bir kez daha söz veriyoruz:

Sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan, bıkmadan, usanmadan, yılmadan mücadele edeceğiz. İşçi sınıfımız, ezilip sömürülen Halklarımız ile Demokratik Halk İktidarını kuracağız. Halkın iktidarında hayata geçireceğiz; demokratik, bilimsel, laik, anadilde eğitimi. Bu karanlık günleri bitireceğiz. O güzel, aydınlık günlerin geleceğine yönelik umudumuzu hiç kaybetmedik. Dünya Komünist hareketinin en büyük şairlerinden Nazım’ın dediği gibi:

Düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm

Bizim de üstümüze güneş doğacak gülüm

gülüşüne bir kurşun sıksa da ölüm

unutma ki umuda kurşun işlemez gülüm

 

Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın öğrencilerine umutsuzluk yakışmaz.

Tarihin tekerleği geri döndürülemez, bizler geleceği temsil ediyoruz ve Tarihen omuzlarımıza yüklenen Devrim yapma görevini başaracağız. Buna inancımız tamdır.

 

Halkız Haklıyız Yeneceğiz!

Yaşasın Gençliğin Devrimci Mücadelesi!

Yaşasın Parasız, Bilimsel Eğitim Mücadelemiz!

Yaşasın Demokratik, Laik ve Anadilde Eğitim Mücadelemiz !

Yaşasın Kurtuluş Partisi Gençliği!

Yaşasın Halkın Kurtuluş Partisi!

 

Sema Olkun Kopal Yoldaş: Gençliğin heyecan ve coşkusunu yansıtan bu akıcı konuşmasından ötürü Zelal Yoldaş’ımıza teşekkür ediyoruz.

 

Değerli yoldaşlar, saygıdeğer konuklar,

Programımız burada sona erdi. Bu anmamızda da teorik olarak donandık. Buradan aldığımız coşku ve enerjiyle mücadele alanlarımıza döneceğiz şimdi. Okullarımıza, fabrikalarımıza, işyerlerimize, mahallelerimize ve inancımız, cesaretimiz, kararlılığımız daha da bilenmiş olarak atılacağız kavgaya.

Her yıl anmamızın sonunda olduğu gibi, bu yıl da, Usta’mızın huzurunda İnsanlığın kurtuluş davasına olan inancımızın, zafere kadar mücadeleye devam edeceğimizin sözünü veriyoruz. Şimdi Hüseyin Esen arkadaşımız andımızı okuyacak.

(Ant okunuyor.)

Saygıdeğer yoldaşlar, sevgili konuklar, Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın bedence aramızdan ayrılışının 45’nci yıldönümünde düzenlediğimiz anma programımız burada sona erdi. Kıvılcımlı Usta’yı bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyoruz. Katılımlarınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyoruz.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!