SADAT, Kontrgerilla ve AKP Üzerine

04.03.2022
A+
A-

Hüseyin Ali

 

AKP tayfasının işlediği suçlar çok büyük. Özellikle de başta Tayyip, AKP ileri gelenlerinin işlediği suçlar…

Ülkeyi yoksullaştırdılar, ekonomiyi çökerttiler, Cumhuriyet’in tüm üretim tesislerini beş paraya okuttular; eğitimi bitirdiler, eğitimde kaliteyi gittikçe düşürdüler, dinci eğitimi okul öncesi döneme kadar indirdiler; sağlık sistemimizin için boşalttılar ve özelleştirdiler, makyajı iyi, içi kof sağlık tesisleriyle göz boyamaktalar; tarımı da bitirdiler, tarımda “kendi kendine yeten ülke” olan ülkemizi dışarıya muhtaç duruma getirdiler; doğal kaynaklarımızı, madenlerimizi, denizlerimizi, sularımızı, ormanlarımızı hem peşkeş çektiler, hem imha ettiler; kentlerimizi bozdular, betonlaştırdılar ve bu arada “kupon araziler” ile kasalarını doldurdular; toprak kaybına da yol açtılar, Ege’deki adalarımızı Yunanistan’a sessizce peşkeş çektiler; çevre halklara da, özellikle Suriye Halkına zarar verdiler; Amerikan Uşaklığında dünyada ilk sıraya yerleştiler ve ülkemizin itibarını iki paralık ettiler.

Özetle başta halkımıza ve ülkemize büyük kötülükler yaptılar.

Bunca kötülüğü yapabilmek için iki önemli gücün daha vatan hainlerinin ellerine geçirilmesi gerekiyordu: Ordu ve Yargı… Bunu da FETO ve ABD Emperyalizmi yardımıyla becerdiler. Ergenekon kumpası ve 2010 Anayasa Referandumuyla. (Burada tabiî, “Yetmez ama Evet”çileri anmasak olmaz!)

Ve bugün bakıyoruz, tanklarla Suriye’ye girerken kendilerine “gidiş nereye” diye soran gazetecilere Türk Ordusu’nun subayları, “İslamiyet güneşinin olduğu her yere”, diyebiliyor.

Yargının hali de farklı değil. Bağımsız yargı yok artık. Koca kurum AKP yargısı durumunda.

Bu kadar büyük suçlar işlemiş vatan hainliği, hırsızlık, yolsuzluk gibi ağır cürümleri olan suç şebekesinin kalıcı olması mümkün değil. Eninde sonunda gidecekler. Malum Kişi ve suç şebekesinin en büyük korkusu bu…

Bu yüzden iktidarlarını sürdürebilmek için her türlü kötülüğü yapacaklardır. Bu yüzden emperyalist uşaklığında sınır bilmiyorlar.

Gene bu yüzden sinsi paramiliter örgütlenmelere gidiyorlar.

Tıpkı Hitler Faşizminin örgütlediği SA’lar (Sturmabteilung, Fırtına Birliği) gibi… (SA’lar aşırı güçlenince liderleri 1934’te Hitler Faşizmi tarafından imha edildi, yerini bir bakıma başka bir paramiliter örgütlenme aldı: SS’ler (Schutzstaffel: Koruma Birliği) aldı).

Türkiye’de bu paramiliter güçleri CIA-MİT-Kontrgerilla tarafından MHP tabanında örgütlenen “Ülkücü” komandolar olarak, özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda gördük.

15 Temmuz’da ise dinci faşist güçler olarak kısmen gördük. Sonraları öğrendik ki, adına SADAT denilen bir örgütlenme varmış.

İşte paramiliter dinci faşist örgütlenmede legal yapıyı bu SADAT oluşturuyor. Ülkeyi pıtırak gibi sarmış tarikatlar, cemaatler de cabası…

Nitekim, 15 Temmuz’da SADAT’ın silah dağıtımında başrolü oynadığı belirtiliyor. Ve bugün on binlerce silahın kayıp olduğu aşikar. İçişleri Bakanlığı’nın 2018’de yaptığı açıklamaya göre 106 binin üzerinde silah kayıp! (https://www.dw.com/tr/kay%C4%B1p-silahlar-bilmecesi/a-58221063)

15 Temmuz’dan yaklaşık 6 ay sonra, zamanın MHP Milletvekillerinden Sinan Ogan ise şu açıklamayı yapmıştı:

“Özellikle bu 15 Temmuz sonrasında normalde fırıncı, berber ya da bakkal olan sivillerin zaman zaman kamplara alınıp eğitildikleri, silah kullanmanın öğretildiğini biliyoruz. Bu yarı milis gücü ha dediklerinde sokağa çıkarıp toplumun diğer kesiminin üzerine salacak bir çalışma içerisindeler.” (https://www.odatv4.com/guncel/sivillerin-kamplara-alinip-silah-kullanmanin-ogretildigini-biliyoruz-1502171200-109808)

İşte bu kampları kuran, burada eğitim veren de SADAT büyük olasılıkla. Nitekim bazıları ortaya çıktı ve Meral Akşener bile 2018 Ocak ayında bu gerçeği dile getirdi.

“(…) Son dönemde üniformalar, uzun namlulu silahlarla bazı kişiler ortalıkta dolaşıyor. Bunlarla ilgili çok önemli iddialar var. Örneğin Tokat ve Konya’da silahlı eğitim kampları bulunduğunu duyuyoruz, bu iddialar söyleniyor. Araştırılırsın ve bize bilgi verilsin. Bunların seçim döneminde rol alacakları, istenmeyen bir sonuç çıkması halinde karışıklık yaratacakları yolunda yoğun söylentiler var. Bunlardan birisi de Sadat diye bir yapı. İnanın Sadat da diğer yapılar da benim için toz zerresidir. Bu malum yapılar insanları çatışmaların içerisine sürükleyecekler. Şimdiden uyarıyorum ve önlem alınmasını istiyorum.” (https://odatv4.com/guncel/tokat-ve-konyada-silahli-egitim-kamplari-bulundugunu-duyuyoruz-0201181200-130457)

Bu kampların yedi ilde daha bulunduğu basında yer aldı. Bu da bilinen kadarı. Bilinmeyen kim bilir daha neler var!

SADAT’ın tam adı, “SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık, İnş. San. Ve Tic. A.Ş.”  Kısaca SADAT AŞ olarak geçiyor. Sitelerinde kendi ifadeleriyle şöyle tanımlıyorlar şirketi:

“SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. uluslararası savunma alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek Türk şirketidir.

“SADAT Savunma (E) Tuğgeneral Adnan TANRIVERDİ başkanlığında Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli birliklerinden emekli olan 23 Subay ve Astsubay tarafından kurulmuş ve Şirket Ana Sözleşmesi 28 Şubat 2012 tarihli ve 8015 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanarak faaliyetlerine başlamıştır.

“SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. Danışmanlık, Eğitim ve İkmal olmak üzere üç ana alanda hizmet sunmaktadır.” (https://www.sadat.com.tr/tr/)

Kurucu 23 subay ve astsubayın hepsi, kurucu başkan Adnan Tanrıverdi dışında, 28 Şubat sürecinde ordudan dinci örgütlenme nedeniyle atılmış ordu mensupları. (Kuruluşu da tam 28 Şubat’a denk getirmeleri Cumhuriyet ve laik devlet yapısına kin duymalarının göstergesi.)

SADAT’ın başkanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi ise “irticai faaliyetler” nedeniyle daha önce, 1996’da, ordudan emekli edilen aktif bir dinci. İstanbul Maltepe’de tugay komutanıyken Tayyip İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına aday yapıldığında tanıştırıldılar. Büyük olasılık ABD aracılığıyla… Hâlâ Tayyip ile Tanrıverdi’nin arasından su sızmıyor!

AKP iktidara getirildiğinde, ordudaki kaynamalardan rahatsız olup 2006 yılında “kasaptaki ete soğan doğramayan” Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü, “Emekliliğinize birkaç ay kaldı. Son bir kez daha düşünün, milli irade ile çekişme içinde olacak değil, uyum içinde çalışacak bir komuta kademesi oluşumuna yardımcı olunuz. Bu gün gelinen noktadan memnun olduğunuzu düşünemiyorum. Görevi huzur içinde teslim edebileceğinizi de düşünmüyorum. Çünkü, emekliliğimin üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen TSK’nin gidişat üzerindeki menfi rolünden ben rahatsızım”, diyerek uyardığı belirtiliyor, Tanrıverdi’nin. (https://m.facebook.com/10.posta/posts/386378754866231/?_rdr)

Tanrıverdi’yi konuşturan, bu girişime yönlendiren, ona cesaret veren CIA olsa gerek… Çünkü Tanrıverdi, Özel Harp Dairesi kökenli. Yani, CIA tezgâhından geçmiş! Diğer kurucular da tümüyle Özel Harp Dairesi’nden.

Demek ki, CIA patentli bir paramiliter örgütlenmeyle karşı karşıyayız.

Tanrıverdi, kuruluşla ilgili açıklamalarında masumane, hatta antiemperyalist laflar ediyor. Çıkış noktası güya Bosna’da katledilen Müslümanlar. Böyle kıyımlar olmasın, Müslüman ülkeler de gelişsin amacını taşıdıklarını belirtiyor Tanrıverdi. Ve Türkiye içinde değil, dışarıda danışmanlık hizmeti verdiğini belirtiyor. Tanrıverdi, kuruluş gerekçesini şöyle uzun uzun, anılarıyla birlikte anlatıyor (Yazım hataları kendilerinindir):

 

***

1996 Yılının başından itibaren “Dayton Anlaşması” uygulanmaya başlanmış ve NATO Barış Gücü unsurları Bosna-Hersek’te barışı koruma adına kritik bölgelerde üsler oluşturmuş ve barış ortamı hâkim olmuştu.

“Bizim ziyaretimiz, bu sıcak durumun arkasından yapılıyordu.

Bosna Savaşını anlatmamım sebebi, seyahat sırasındaki bir hatıramı nakletmek içindi.

Başlangıçta bahsettiğimiz tarihteki seyahatimizde, Uzun süren hava yolculuğumuz sırasında, kafile başkanımız Korgeneral, bir olaydan bahsetti. ABD’li bir Özel Savunma Danışmanlık Şirketi, Genelkurmay başkanlığımıza müracaat ederek, TSK’ne mensup bir muvazzaf subayın kendi şirketlerinin bünyesinde görev yapmasına müsaade edilmesini istemiş. Ne görev yapacağı sorulduğunda da, “her hangi bir görev yapması gerekmez, bizimle birlikte olması yeterli” cevabını almışlar. Sonradan öğrenildiğine göre de, söz konusu Özel Savunma Danışmanlık şirketinin, Merhum İzzet Begoviç’e, Bosna Ordusunun teşkil, eğitim ve donatılmasını üslenmek istediklerini bildirdiklerinde, Rahmetli Begoviç’in “Türkiye evet derse kabul ederim” demiş. Kafile Başkanımıza siz ne yaptınız diye sorduğumda da “Şirketin isteğini yerine getirdiklerini ve bünyesine bir muvazzaf albay görevlendirdiklerini” söylemiştir.

Şaşırmıştım. TSK’nın imkanı dahilindeki bir meselenin, amacı belli batılı bir şirkete bırakılmasının, bağımsızlığını kazanma yolundaki dost ve Müslüman Bosna’nın batı tarafından kontrole alınmasına Türkiye tarafından yeşil ışık yakılması anlamına geleceğini düşündüğümden, yabancı askeri savunma danışmanlık şirketinin Türkiye tarafından akredite edilmesini uygun bulmamış ve birlikte olduğumuz heyete de düşüncemi ifade etmiştim.

Sonra, yolculuğumuzu tamamlayıp, bir hafta ziyaretler yapacağımız Bosna’ya inmiştik. Ülke Coğrafyasının ormanlarla kaplı ve dağlık bir arazi yapısına sahip olmasına rağmen, söz konusu şirket tarafından Bosna Ordusunun, zırhlı birlik ve tankların hâkim olduğu bir yapıya büründürülmüş olduğunu öğrendik. Hâlbuki Bosna Silahlı Kuvvetlerinin, Ülkesinin arazi yapısına uygun olarak, komando ve uçar birlik harekâtı icra edebilecek birliklerden oluşması gerekirdi. Ama bu birliklerin oluşturulmasının maliyeti daha az olacağından, Özel Şirket ve arkasındaki ülkenin çıkarlarına uygun olmayacaktı.

Bu hatıram beni, Batı Emperyalizminin kontrolündeki, “Özel Savunma Danışmanlık Şirketlerini” yakından incelemeye sevk etti.

Bu gün batılı gelişmiş ülkelerin kontrolünde, ülkelerinin silahlı kuvvetleri ve dış işleri ile paralel ve onların kontrolünde hizmet veren 70 civarında “Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi” bulunmaktadır.

Bu şirketlerin tamamı, Birinci ve İkinci Dünya Harbi sonunda kurulmuş, 20 civarında Müslüman Ülkede faaliyet göstermektedirler.

Faaliyette bulundukları Ülkelerin en mahrem askeri faaliyetlerini yürütmektedirler.

Bazıları basiretsiz liderler vasıtasıyla, Ülkelerindeki iç harbi körüklemişler, bazıları komşu Müslüman devletleri birbiri ile düşman haline getirmişler, bazılar fiili işgalin arkasından çekilen silahlı kuvvetler yerine kontrolü devam ettirmek üzere geride bırakılmışlar, bazısı kurdukları “paralı ordularla” büyük insanlık suçlarına imza atmışlardır.

Sonuçta, bu alan batı tarafından sömürülerine alet olarak kullanılmıştır.

Bu durum, bizim omuzumuza bir sorumluluk yüklemiştir.

Dost ve Müslüman Ülkelerin Silahlı Kuvvetlerini kurup, eğitip, donatmak için, köklü geleneklere sahip Silahlı Kuvvetlerde hizmet etmiş askeri personele ihtiyaç duyduğunda; bu Ülkelerin kendi Ulusal çıkarları ile İslam Aleminin ortak çıkarını ön planda tutacak, TSK’nin engin birikimine sahip, her Kuvvet Komutanlığı sınıf ve branşında yetişmiş, farklı alanlarda hizmetler vermiş, yetenekli ve idealist emekli subay ve astsubayların organize olduğu bir imkanı hazır bulmaları için “SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketini” kurmaya sevk etmiştir.” (https://www.sadat.com.tr/tr/hakkimizda/neden-sadat-uluslararasi-savunma-danismanlik.html)

***

 

SADAT örgütlenmesi, paralı askerlik örgütlenmesidir. Tanrıverdi’nin söz ettiği özel şirketler de büyük ölçüde CIA patentlidir. Veya diğer emperyalist devletlerin istihbarat örgütlerince yönetilmektedir. Emperyalist istihbarat örgütleri kirli terör eylemlerini bu şirketlere yaptırmakta, kendileri güya “temiz” kalabilmektedir. Şirketler de kirlenince kabuk değiştirmekte, başka bir isimle kirli eylemlerine devam etmektedirler. Örneğin 1996’da kurulan ve Irak işgalinde başrolde olan Amerikan Blackwell şirketi (veya terör örgütü diyelim), 2009’da “Xe Services”, 2011’de “Academi” adını alır. “Karda yürüyüp izini belli etmeme Cengizliği” diyelim.

Kaldı ki, paralı asker örgütlenmesi, insan hakları ihlalleri ve terör nedeniyle Birleşmiş Milletler tarafından da kınanmakta ve izlenmektedir (https://www.ohchr.org/en/issues/mercenaries/wgmercenaries/pages/wgmercenariesindex.aspx).

İş bununla da kalmıyor. İşin boyutu büyük… SADAT bir modern Panislamizm peşinde. Bunun Anayasası’nı hazırlıyor. Bu girişim aynı zamanda Cumhuriyet’in yıkılması anlamına geliyor.

Tanrıverdi daha SADAT’ı kurmadan önce Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) ve Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) adlı dernekleri kuruyor ve 2011 yılında Meclise ASDER-ASSAM ortak çalışması olarak bir anayasa önerisinde bulunuyor. Anayasa önerisinde en can alıcı başlıklar şunlar:

* “Yakın tarihimizde, Atatürkçülük ve Kemalizm adı altında, seküler-sol-kavmiyetçi görüş resmi ideoloji olarak benimsenmiş”tir diyerek, “anayasada resmi ideoloji olmamalıdır” tezini savunuyor. (Bunu henüz yapamadılar.)

* Anayasada değişmez maddeler bulunmamalıdır (Tabiî ki değiştirilemez ilk 4 madde hedef alınıyor.) (Bunu da henüz yapamadılar.)

* Laiklik ilkesi anayasada yer almamalıdır. (Bu zaten çok açık.) (Fiilen yaptılar.) İdam cezası konulmalıdır. (Yapamadılar.)

* Vatandaşın anayasal sıfatı olmamalıdır. (Yani Türk sözü ve Türklük kavramları anayasada yer almamalıdır.) (Henüz yapamadılar).

* Başkanlık sistemi olmalıdır. (Yaptılar.)

* Yönetim şekli bölgeli üniter devlet ve idari özerklik ilkelerine göre düzenlenmelidir. (Henüz yapamadılar.)

* Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalıdır. (Fiilen yaptılar.)

* Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı ve Türk Silahlı Kuvvetleri yeniden yapılandırılmalıdır. (Yaptılar.)

* İç güvenlik İçişleri Bakanlığına, dışa karşı savunma Milli Savunma Bakanlığı’na verilmelidir. (Yaptılar).

* Jandarma Genel Komutanlığının Genelkurmay ile bağı koparılmalıdır. (Yaptılar.)

* Milli güvenlik siyaset belgesinden (MGSB) iç tehdit değerlendirmeleri kaldırılmalıdır. (Yaptılar.)

* Yüksek Askeri Şura’nın yapısı değiştirilmelidir. (Yaptılar.)

* Askeri yüksek yargı kaldırılmalıdır. (Yaptılar.) (https://www.assam.org.tr/index.php/yayinlar/raporlar/assam-anayasa-onerisi.html).

Görüldüğü gibi, Tanrıverdi’nin CIA tarafından kulağına fısıldanan öneriler Tayyip Diktatörlüğü tarafından büyük ölçüde hayata geçirilmiş durumda.

Tanrıverdi burada da kalmadı. CIA tarafından yürütülen “Yeşil Kuşak Projesi”ni “ASRİKA” olarak hayata geçirme peşinde. Bir tür günümüz Panislamizmi diyebiliriz. Hatta anayasası bile hazır: ASRİKA İslam Ülkeleri Birliği Konfederal Cumhuriyet Anayasası!

Bu anayasa taslağını şöyle tanıtıyor girişte:

“İslam ülkeleri varlığını ve birlikteliğini belirleyen bu Anayasa Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünnetlerinin belirlediği ümmet anlayışı doğrultusunda;

Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip birer üyesi olan İslam ülkelerini bir çatı altında toplamayı, manevi değerleri birlikte yaşatmayı ve yüceltmeyi, maddi değerleri birlikte üretmeyi ve paylaşmayı amaçlamaktadır.” (https://www.assam.org.tr/index.php/konular/ortaklik-mevzuati/asrika-islam-ulkeleri-birligi-konfederal-cumhuriyet-anayasasi.html).

Amaçlanan bir şeriat devletidir.

Nitekim, anayasa taslağının 8. Maddesinde “Egemenlik İslâmi Hükümlerindir. Anayasada belirtilen yetkili kurullar tarafından kullanılır. İslâm Hukuku Hükümleri dışında egemenlik ihdas edilemez”, denilmektedir.

Tabiî CIA İslamı’nın, Amerikan İslamı’nın hukuku!

Siyasi parti kurulmasına izin veriyorlar ama nasıl?

“Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.

Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, İslam Hukuku hükümlere, Devletin bağımsızlığına, ülkenin ve ümmetin bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve islim devleti ilkelerine, aykırı olamaz.” (Taslak Anayasa, Madde 69.)

Konfederasyona üye ülkelerin başkanların yeminleri de bunların üstüne tüy dikiyor:

“Kur’an ve Sünnete bağlı kalacağıma, İslâm Birliğinin devam etmesi için çalışacağıma, İslâm Coğrafyasında ilahi adaletin tesis ve devamı için canım pahasına gayret göstereceğime, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve ümmetin bölünmez bütünlüğünü koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne ve yasalara sadakatle bağlı kalacağıma, ümmetin huzur ve refahı, ümmet dayanışması ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Konfederal Cumhuriyetin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma İslam Ümmeti ve tarih huzurunda Kur’an’ı kerim üzerine and içerim.” (Taslak Anayasa, Madde 120.)

Gülelim mi, ağlayalım mı? Gerçekten trajikomik!

Bu proje, CIA patentli olsa gerek. Bugünden yarına gerçekleşmesi mümkün değil belki ama üstlenilen CIA görevi yerine getirilmiş oluyor.

Orduda bunun alt yapısı oluşturuluyor. Ordu içinde cemaatler cirit atıyor. SADAT’ın girişimleri ordu ile iç içe. Böylece orduyu bir dinci orduya dönüştürüyorlar.

Bu arada SADAT’ın terörist yetiştiren eğiticilerine 5000 dolar maaş verdiği belirtilmektedir. Bu parayı vermek, onca silah, mühimmat ve altyapıyı kurmak büyük sermaye gerektirse gerek. Değirmenin suyu nereden geliyor acaba? Örtülü ödenekten olmasın? Veya CIA’dan?

Öte yandan, Tanrıverdi’nin yukarıda söyledikleri doğru da değil. AKP’nin gerek iç, gerek dış politikasında baş paramiliter güç konumunda. Aslında bir dinci terör örgütü niteliğinde.

Tamam, dışarıda, özellikle Suriye ve Libya’da “Özgür Suriye Ordusu” denilen dinci katilleri eğittikleri biliniyor. Hatta Sedat Peker açıkladı, MİT TIR’larının dinci katil örgütlenmesi IŞİD’e, El Nusra’ya SADAT tarafından götürüldüğünü belirtti, ki doğrudur.

Ama iş bu kadarla kalmıyor. Örneğin Cumhuriyet’te Çiğdem Toker, DBP Eş Başkanı Sebahat Tuncel’e atıfta bulunarak şöyle yazmıştı:

“SADAT AŞ, faaliyetleriyle yeniden gündemde. Sağlar’ın, IŞİD bağlantısını sorguladığı son önergenin ardından Lice’den korkunç bir iddia geldi. DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, “bir subay müdahale etmese” Lice’de 34 köylünün yakılacağını açıkladı: “Sadat diye bir örgütten bahsediyorlar (…) Çıkıp açıklama yapmak zorundalar” dedi.” (Cumhuriyet, 11 Temmuz 2016.)

Sebahat Tuncel, Lice’deki operasyonlarda gözaltına alınan 34 köylünün bir birim tarafından ölümle tehdit edildiğini, görevli bir subayın birime engel olduğunu belirterek “Bir birim geliyor. Sakallı, kollarında Arapça yazısı olan bir ekip benzin getirtip köylüleri yakmaya çalışıyor. ‘Yakacağız’ diyor. Oradaki askeri subay izin verse belki de yakacaklar” diyor. Tuncel, bölgede ‘SADAT’ isimli bir oluşumdan bahsedildiğini de belirtiyor.

Bu bir Kontrgerilla örgütlenmesidir. Tayyip’in gizli ordusu konumundadır. Tabiî din de gene silah olarak kullanılmaktadır.

SADAT devlet katında da etkin. Örneğin Harp Okullarına öğrenci alımı için yapılan mülakatlarda SADAT’tan emekli subayların da yer aldığı, Tayyip döneminde büyük yetkilerle alınan bekçilerin de SADAT’çı olduğu ileri sürülmüştür. (Basına yansıyan bekçi terörizmi haberleri, bu iddiaları doğrulamaktadır.)

Ayrıca, bugün SADAT’ın yaptığı casusluk suçu kapsamına da girmektedir. CIA ile iç içedir. Emperyalist örgütlerin yönlendirmeleriyle iş görmektedir. Türk Ordusu’nun verdiği bilgi birikimini yabancılara aktarmaktadır. Bunların tümü SADAT’çıların yargılanmalarını gerektirir.

Sonuç olarak Dinci AKP Diktatörlüğü, her türlü kirli işinde kullanabileceği hain bir paramiliter örgütlenmeye sahiptir.

İktidarı vermemek için bu gücü de acımasızca kullanabilir. Provokasyonlar yapabilir, katliamlar yapabilir. SADAT’ın eğitim alanlarından birisi de “Gayrı Nizami Harp”tir çünkü… Başka deyişle Kontrgerilla eylemleridir.

Başta devrimciler, halkımız bu provokasyonlara hazır olmalı.

Din Bezirgânları en kanlı terörü uygulasalar da yargılanmaktan kurtulamayacaklar. Artık bıçak kemiğe dayandı!