Türkiye’de Üretilmiş Muhalefet ve Kutsal Sınırları (3): Sokaktan Kaçış

11.07.2025
585
A+
A-

Orhan Sur

Yazı dizimizin birinci bölümünde “Üretilmiş Muhalefet” kavramının tanımını yapmış, ikinci bölümünde ise Türkiye’deki Üretilmiş Muhalefetin en kutsal sınırlarından birinin ABD-AB Emperyalist Haydutlarının kanlı katliam örgütü NATO olduğunu dile getirmiştik. Bu bağlamda Türkiye’deki ABD yapımı ve kuklası sahte muhalefetin bırakalım NATO’yu eleştirmesini, NATO karşıtı eylemlerde bulunmasını; NATO muhipliğini parti programlarına kadar soktuklarını örnekleriyle anlatmaya çalışmıştık.

Bu bölümde ise Üretilmiş Muhalefetin bir başka kutsal sınırı üzerinde duracağız: Sokak

Üretilmiş Muhalefetin konfor alanı, kuşkusuz Burjuva Siyasetidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi sözde muhalifler, bu alan içerisinde sınırları belirlenmiş bir siyasetçilik oyunu oynarlar. Çilekeş halkımızın gözünü boyamak için zaman zaman iktidara ya da tıpkı kendileri gibi ABD-AB Emperyalistleri tarafından devşirilmiş diğer sözüm ona muhaliflere atıp tutarlar, kimi zaman Meclis Kürsüsünden duygusal diskurlar geçerler, timsah gözyaşları dökerler, bazen de sözlü, hatta fiziki kavgalara girişirler.

Tam bir riyakârlıktan ibaret olan bu oyun, Batılı emperyalist ülkelerde sıkça çekilen ve adına “Sitcom” (Situation Comedy-Durum Komedisi) denilen dizileri andırır. Bilindiği gibi Sitcom diziler, genellikle ev, işyeri gibi bir, en fazla iki mekânda geçen absürd olayların anlatıldığı komedi dizileridir.

Üretilmiş Muhalefetin Sitcomvari komedisinin ve ikiyüzlülüğünün geçtiği mekân ise, Büyük Devrimci Lenin’in “Burjuvazinin Ahırı” olarak tanımladığı Meclistir. Tüm bu âlây-ı vâlâlı sahtekârlıklar, işte bu çatı altında tezahür eder. Merhum Halk Ozanımız Mahzuni Şerif, bu ahırdaki trajikomik halleri bir türküsünde bakın ne de güzel anlatıyor:

 

Bir meclise mihman oldum

Rastlamadım bir yârana

Ne acayip dondum kaldım

Taş basarlar yalvarana

 

Meclisin yapısı güzel

Koltuğu kapısı güzel

Dışarda hepisi güzel

İçerde kıran kırana

 

Sandım ki bir savaş yeri

Adam çatlar diri diri

De ki bana hey serseri

Niye girdin bu borana

 

Kimi kimine bağırır

Biri kaçar beşi vurur

Kızan bir tekme savurur

Yanda uyuyup durana

 

Der Mahzuni çıkamadım

Bu cümbüşten bıkamadım

Kaşı çatık bakamadım

Kapıda kimlik sorana

 

Görülmemiş böyle uçar

Dokunulmaz zehir saçar

Hakk’ı inkâr eder kaçar

Döner el basar Kur’an’a

 

İktidarıyla muhalefetiyle Mecliste oynanan, ABD-AB Emperyalist Haydutları tarafından dizayn edilmiş, HKP Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut tarafından veciz bir şekilde “Tantanacılık” olarak tanımlanan tiyatro oyununun biçim ve muhtevası aşağı yukarı bu anlamlı türküde anlatıldığı gibidir.

Ne var ki bazen de işler, bu tiyatronun figüranları açısından çığırından çıkar. 1950’li yıllardan bu yana ABD’nin yarısömürgesi konumundaki ülkemizde, yine ABD Emperyalist Haydudu tarafından iktidar koltuğuna oturtulmuş bulunan hainler baskıyı ve sömürüyü o kadar artırırlar ki, halkımızın doğaçlama tepkisi sokaklara taşar. Siyasete müdahale etmenin tek biçiminin periyodik olarak tekrarlanan sözde “demokratik” seçimlerde oy kullanmak olduğu şeklindeki aşağılık demagoji ve propagandaya maruz bırakılan halkımızın zaman zaman sabrı taşar. İnsanlarımız bu dönemlerde televizyon başında ya da sosyal medyada Meclisteki ihanet Sitcom’unu izlemekten daha fazlasını yapmaya yönelir. Siyasete doğrudan müdahil olarak sokaklara, caddelere, meydanlara akın eder.

İşte bu noktada Üretilmiş Muhalefet, Halkımızı, kutsal sınırlarından biri olan Sokaktan eve çekmek, kendiliğinden gelişen halk hareketlerini iktidar lehine bastırmak için kolları sıvar. Yaşadığımız felaketlerin en büyüklerinden biri olan örgütsüzlüğümüzden dolayı sadece isyan duygusuyla, bir anlamda içgüdüsel olarak Sokağa inen, protesto gösterileri düzenleyen, yeri geldiğinde iktidarı korkudan tir tir titreten halk kitleleri ise saf bir biçimde bu Üretilmiş Muhalefetin kendilerine öncülük etmesini bekler. Oysa bu sözde muhalefetin temsilcilerine, tam tersi yönde bir misyon yüklenmiştir. Onların temel amacı, yukarıda işaret ettiğimiz Tantanacılığın devamını sağlamak, çilekeş insanlarımızı eve çekmek, aşağılık Sitcom’larına devam etmektir.

Buraya kadar anlattıklarımız, kimi kesimlerce abartı hatta rivayet sanılabilir. Oysa elimizde, bunların hiç de rivayet olmadığını açık biçimde kanıtlayan Gezi İsyanı’mız gibi örnek vardır. ABD yapımı, ABD kuklası Ortaçağcı AKP’giller iktidarını tir tir titreten, gölgesinden korkar hale getiren, örgütsüz bir halkın bile neler başarabildiğini açıkça gösteren Şanlı Gezi İsyanı’mız, aynı zamanda Sokağın, Üretilmiş Muhalefetin ne denli kritik sınırlarından biri olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Hatırlayalım; neydi Gezi Direnişi’mizin esası?

Milyonlarca insanımız ABD yapımı, çıkar amaçlı, mafyatik bir suç örgütünden başka hiçbir şey olmayan AKP’giller’in Kuvayimilliye, Mustafa Kemal ve Laik Cumhuriyet düşmanlığına, vatan satıcılığına, Ortaçağcılığına, insan, hayvan ve doğa düşmanlığına “artık yeter!” diyerek ayaklanmıştı. AKP’giller’in Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçları keserek oraya gericiliğin sembolü olacak “Topçu Kışlası” dikme girişimi ilk kıvılcımı ateşlemiş ve halk isyanımız tüm Türkiye’ye yayılmıştı. Gezi Parkı bir aya yakın bir süre boyunca devrimci, demokrat, ilerici, yurtsever insanlarımız tarafından zapt edilmişti. Kaçak Saray’ın Sultanı ise hatırlanacağı gibi korkusundan soluğu Kuzey Afrika’da (Fas’ta) almıştı. Yani iş, sadece AKP’giller açısından değil, Üretilmiş Muhalefet açısından da çığırından çıkmak üzereydi.

İşte bu noktada Üretilmiş Muhalefetin bileşenleri devreye girerek Cumhuriyet Tarihimizin en kitlesel halk isyanını sönümlendirmek için İblisçe hamleler yaptılar. Aslında Üretilmiş Muhalefetin bileşeni olan partilerin büyük çoğunluğu, halkımızın tepkisini istismar edip buradan siyasi rant devşirmek için Gezi İsyanı’mıza sahip çıkıyor gözüküyordu. Hatta bayraklarıyla, pankartlarıyla bu büyük direnişin kalbi olan Gezi Parkı’na gelerek çadır kurdular. Ancak temel amaçları alttan alta halk isyanımızı baltalamak, sönümlendirmek ve insanları tekrar evlerine çekmekti.

Birkaç örnek verelim…

Bu günlerde Tayyip’le birlikte CHP’nin kurumsal varlığını ortadan kaldırmak için çaba harcayan Sorosçu Kılıçdaroğlu haini, o zaman başında bulunduğu, daha doğrusu ABD Emperyalistleri tarafından tepesine çöktürüldüğü CHP’yi Gezi Eylemlerinden uzak tutmak için parti teşkilatlarına; “gösterilerden uzak durun”, talimatı gönderdi. Havuz Medyasının 8 Haziran 2013 tarihli haberinden bir bölüm aktaralım:

“Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı eylemlerine destek veren tek parti görüntüsü içinde olmamak için 4 gün önce teşkilatlara bir genelge gönderdi. CHP liderinin talimatıyla Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin imzasıyla gönderilen genelgede, ‘Provokasyona açık sokak eylemlerine katılmayın, şiddet içerikli eylemlerin içinde yer almayın, taleplerin demokrasi içinde dile getirildiği ortamların dışındaki eylemlere destek vermeyin’ hususları dile getirildi.

“Keskin’in talimatına rağmen birçok il başkanının genelgeye karşı çıktığı öğrenildi. 54 il başkanının talimata uymayacaklarını bildirmesi üzerine Keskin’in genelgeyi geriye çektiği bildirildi. Keskin’in durumu Kılıçdaroğlu’na, ‘Efendim teşkilatlar talimata uymayız diyorlar’ şeklinde ilettiği dile getirildi. Kılıçdaroğlu’nun da Keskin’e ‘O halde ne yapacağız, sokaktaki şiddete katılın mı diyeceğiz’ diye öfkelendiği, bunun üzerine ara formül bulan Keskin’in, Kılıçdaroğlu ile il başkanlarının arasını yumuşattığı öğrenildi.” (https://www.yenisafak.com/gundem/chpde-gezi-krizi-530285)

HKP Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut’un Gezi Direnişi’mizi tüm yönleriyle değerlendirdiği “Taksim Gezi İsyanı’ndan Mısır Tahrir İsyanı’na Halklar Ortaçağcılığa Karşı Savaşıyor” başlıklı kitabındaki tanımlamasıyla; “temiz ve sevgi dolu yürekten başka silahları olmayan” yiğit insanlarımızın tepeden tırnağa meşru ve barışçıl isyanını nasıl da kriminalize ediyor Sorosçu hain, değil mi?..

Bu satılmışa göre Gezi Direnişi’miz “sokaktaki şiddet”ten başka bir şey değildi. Ama haberden de anladığımız gibi hainin bu tutumuna kendi il başkanları bile isyan etti, uymadı. Sorosçu baktı ki isyan gün geçtikçe büyüyor, sonraki günlerde mecburen isyanımızı destekler gözükmek durumunda kaldı.

Amerikancı Burjuva Kürt Hareketinin o zamanki legal uzantısı BDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da Üretilmiş Muhalefetin bir parçası olarak insanlarımızı sokaktan koparmak adına üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirdi. Gezi’yle ilgili bugün gibi aklımızda olan sözlerini bir kez daha hatırlatalım:

“Fakat şöylesine bir hareket içerisine de girildi. ‘Bu şekilde hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz? Ya da bu halk hareketini darbeye kanalize edebilir miyiz?’ Böyle bir arayış vardı. (…) Biz bu kısmına şiddetle karşı çıktık. Bu yüzden de bir mesafe koyduk. Buradan bir darbe çıkarmak isteyenlerle birlikte olmayız biz.”(https://www.odatv.com/guncel/agactan-devrim-diyen-demirtas-gezi-direnisine-bakin-ne-demisti-61762 )

Gezi sürecinde henüz Kaçak Saray’ın kaset tutsağı konumuna düşmemiş olan, dolayısıyla o dönemler muhalifi oynayan D. Bahçeli’nin MHP’si de doğal olarak insanlarımızın haklı isyanını kriminalize etmekten geri durmadı. Şimdi de bu halk düşmanının Gezi Direnişi’mize yönelik tutumunu görelim:

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, direnişin ilk günlerinde ön plana çıkan BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’i kastederek 5 Haziran’da yaptığı açıklamada ‘İmralı’nın postacısının liderliğini yaptığı Gezi Parkı eylemine destek vermiyorum’ demiş ve meydanlarda ülkücü olmadığını, olmayacağını ve eyleme destek vermek isteyenlerin ancak MHP’den istifa ederek destek olabileceklerini belirtmişti.” (https://www.geziarchive.net/actors/political-parties)

Her yerinden pislik akan bu Burjuva Siyaseti ne kadar da mide bulandırıcı, değil mi?..

Kaset tutsağı D. Bahçeli, bir zamanlar “İmralı’nın postacısı” dediği Sırrı Süreyya’yla ömrünün son aylarında ABD Emperyalist Haydudunun BOP’unun Türkiye ayağını hayata geçirmek için canhıraş bir çaba içerisine girdi. El ele, kol kola ihanet çivisini “arş-ı âlâya” çaktılar. İşin bu yönünü geçelim…

Üretilmiş Muhalefetin o zamanki aktörleri, doğal olarak Gezi İsyanı’mıza yönelik ihanetlerinden dolayı AKP’giller’den teşekkür de almıştı. Tayyip’in Fas’a topukladığı günlerde dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Üretilmiş Muhalefete yönelik takdirlerini şu sözlerle dile getiriyordu:

“BDP ve MHP’yi takdir ediyoruz ve teşekkür ediyoruz. Muhalefet partilerimizin aklıselimi öne çıkararak ve yatıştırıcı tavır sergilemelerini arzu ediyoruz ve bunun gerçekleştiğini görmekten de mutluyuz. MHP’nin olayın başından bu yana tutumunu takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz. BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.”

Özetçe Gezi İsyanı’mız, Üretilmiş Muhalefetin Sokak kutsal sınırını açıkça ortaya koyan somut bir örnektir. Ama tek örnek elbette bu değildir. Örneğin Sorosçu Kemal, Tayyip’in 2 buçuk milyon mühürsüz oy pusulasını geçerli saydırıp diktatörlüğünü ilan ettiği 2017 Anayasa Referandumu sonrası insanlarımızın kabaran öfkesini sönümlendirmek için yaptığı ihaneti şöyle anlatmıştı:

“Partideki arkadaşlarla o gece (referandum gecesi) bunu tartıştık. Ve sürekli eylem, protesto gösterileri için vatandaşlarımıza ‘sokağa çıkın’ çağrısında bulunmadık. Çok vahim olaylar çıkabileceği endişesi nedeniyle, bu sorumluluğu almamaya karar verdik.” (https://www.sozcu.com.tr/kilicdaroglu-ilk-kez-acikladi-sokaga-cagirmadik-cunku-wp1832515)

Üretilmiş Muhalefetin insanlarımızı Sokaktan uzak tutmak için sergilediği çabalar günümüzde de devam etmektedir. AKP’giller’in İBB Başkanı İmamoğlu başta olmak üzere CHP’li birçok il ve ilçe belediye başkanını ekipleriyle birlikte hiçbir hukuki kanıta ihtiyaç duymadan zindanlara tıkması sonucu 19 Mart’ta başlayan kitlesel eylemler, bilindiği gibi Sorosçu Kemal’in çömezi Özgür Özel tarafından 26 Mart’ta sona erdirildi. Her ne kadar Yeni CHP her hafta farklı il ya da ilçelerde mitingler düzenliyor olsa da insanlarımızın tepkisi yavaş yavaş söndürüldü. Oysa 19-26 Mart süreci aynı ruh, aynı heyecan ve öfkeyle devam ettirilmiş olsaydı, AKP’giller adlı çıkar amaçlı suç örgütünün iktidarı çatırdamaya başlar, İBB Başkanını ve diğer CHP’li belediye başkanlarını asla içeride tutamazdı.

Toparlarsak; halkın siyasete doğrudan müdahalesi anlamına gelen, kendiliğinden gelişen sokak eylemleri, protestolar, gösteriler, halk isyanları, bugün için AKP’giller’in bekçiliğini yaptığı Parababaları düzeni için ölümcül nitelikte bir tehlike arz etmektedir. AKP’giller faşizmi bugün, en ufak bir barışçıl eylem, protesto ya da gösteriyi anında şiddet araçlarını kullanarak bastırmaktadır. Oysa mevcut Anayasanın “Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı” başlıklı 34. maddesine göre “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Ancak kanunsuzluğu, yasa tanımazlığı meşrep edinmiş AKP’giller iktidarı, insanlarımızın bu hakkını hukuksuz biçimde ellerinden almaktadır.

Gezi İsyanı’mız, 19 Mart süreci gibi halkımızın tepkisinin şiddet araçlarıyla önüne geçilemediği durumlarda ise devreye Üretilmiş Muhalefet girmekte, ABD-AB Emperyalistlerinin kendilerine yüklediği misyonu yerine getirmek, insanlarımızı sokaktan uzak tutmak için elinden geleni yapmaktadır.

İktidarıyla muhalefetiyle bu hainane oyunu bozmanın tek yolu ise yeni Gezi İsyanları, yeni halk isyanları yaratmaktır. İnsanlarımıza tek alternatifmiş gibi sunulan Burjuva Siyasetinin kimyasını ancak halkın pratik eyleme yönelişi bozabilmektedir. Yakın tarihimizde bu gerçekliği doğrulayan çok sayıda örnek mevcuttur.

O halde görev; çilekeş halk yığınlarımızı daha fazla örgütlemek, bilinçlendirmek, insanı hayvan yerine koyan bu düzene karşı duydukları kendiliğinden tepkiyi örgütlü bir tepkiye dönüştürmektir. Bu tepkinin örgütlenerek yenilmez bir güç haline geleceği yer ise kuşkusuz Gerçek Türkiye Komünist Partisi’nin bugünkü yegâne devamcısı olan Halkın Kurtuluş Partisi’dir.

Unutulmamalıdır ki; Örgütsüz Halk Köle Halktır, Örgütlü Halk Yenilmez!

29 Haziran 2025

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.