Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı’nda Meralarımız ve Çobanlarımızın İçler Acısı Hali
2026 yılı Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı ilan edilmiş. Çobanlık dünyanın en eski mesleklerinden biri diyebiliriz. Ama günümüzde “çoban”a kız bile vermiyorlar. Yani çobanın yaptığı iş küçümseniyor, hor görülüyor. Bunun en büyük sorumlusu da tarım ve hayvancılığı bitme noktasına getiren AKP’giller İktidarıdır. Çiftçi artık para kazanamıyor. Hayvan varlığı çok azaldı. Sütten para kazanamayan köylü süt ineklerini kesime gönderdi. Köylerde çiftçilik yaparak yaşamını sürdürmek imkânsız hale geldi. Köy çocuklarının eğitimi bile 1960’ların gerisine düştü. Köylerdeki okullar kaldırıldı, taşımalı eğitime geçildi. Küçücük çocuklar yatılı okullara mahkûm edildi.
Çobanlık sadece bir meslek değil İnsanlık Tarihinde önemli bir dönemin de adı. Marks Usta, 1858 yılında ilk toprak mülkiyeti davranışlarının: Avcılar (Aşağı Barbarlar) Toplumu’yla başladığını, Çobanlar (Orta Barbarlar) Toplumu’yla geliştiğini yakalamıştır. Tarihöncesi dönemlerde, Avcılık üretim yordamı, Barbarlığın Aşağı Konağı idi. Ondan sonra Çobanlık üretim yordamı, Barbarlığın Orta Konağı geldi. Bütün çoban uluslar aslında göçebeydiler. Otlak, sürü ekonomisinin yarattığı Orta Barbarlık Konağının üretim yordamıdır.
Çobanlık, Avcılıktan daha ileri bir toplum biçimidir. Engels Usta’nın işaret ettiği gibi zamanı için olağanüstü bolluk getiren bir üretim yordamıdır.
Bu üretim yordamının temeli olan çobanlık, İnsanlık için en önemli besin kaynaklarını yarattığı için bir meslek olarak kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaştı.
Köylüler kendi sürülerini otlatırlar, hayvan sayısı çok olunca yanlarında çoban da çalıştırırlar. Tek kişi büyük sürüler için yeterli olmaz. Ancak bugün birçok köyde artık sürü sayıları azaldı. Dolayısıyla çoban sayısı da azaldı. Türkiye’de bugün küçükbaş hayvancılık için 50 bin civarında çoban istihdam edildiği tahmin ediliyor.
Köylerde yaşam koşullarının iyi olmaması, çocuklar için eğitim olanağının sınırlı olması, sosyal güvencesinin olmaması vb. nedenlerle kimse çobanlık yapmak istemiyor. Hal böyle olunca, artık Afgan, Özbek ve Suriyeli göçmenler çobanlık işinde çalıştırılıyor.
Tarım Editörü Ali Ekber Yıldırım, 11 Mart 2026 tarihli yazısında bu konuya değiniyor. “Hayvancılıkta 2010 yılından bu yana uygulanan ithalat politikası ile küçük aile işletmeleri sektörün dışına itildi. Birçok aile işletmesi üretimden koparıldı. Hangi köye gitseniz “eskiden bizim buralarda 40-50 sürü vardı, şimdi 3-5 sürü kaldı” sözlerini duyarsınız. Hayvancılığı bırakan köylüler, daha önce ürettikleri eti, sütü, yoğurdu köye açılan marketten ambalajlı olarak alıyor. Üretenler de tüketici oldu.”, diyor.
Köylü ailece çalışarak geçimini sağlar. Köylü artık tarım ve hayvancılıktan geçimini sağlayamayınca elindeki birkaç ineği kesip üretimden, sektörden büyük oranda çekiliyor. Hayvancılığı bırakanların kimisi de köyünü terk ederek, şehirlere geliyor ve işçileşiyor. Ancak bir iş bulmak umuduyla şehirlere göç eden bu insanlar ne yazık ki içinde yaşadığımız İşsizlik ve Pahalılık düzeninde iş de bulamıyor ve yedek işsizler ordusuna katılıyor.
Ayrıca köy okulları kapatıldığı ve köylere hiçbir yatırım yapılmadığı için köylü zorlu doğa şartları karşısında tek başına ve çaresiz bırakıldı. Bu yüzden de genç nüfus köyden ayrılmak zorunda kaldı. Köyler artık yaşlı nüfusun zor da olsa yaşamaya çalıştığı yerler haline geldi. Köyde çalışmak para getirmiyor.
AKP’giller her alanda olduğu gibi bu alanda da kendi zenginlerini yarattı. Toprağın gerçek sahibi, tarım ve hayvancılığı bilen köylülerin yerine Ali Ekber Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre, devletin verdiği sıfır veya düşük faizli kredi ile çok sayıda yeni işletme kuruldu. Orta ve büyük ölçekli bu işletmeler, devletten kredi kullanarak genellikle hayvanı yurtdışından ithal eden işletmeler. Biz elbette köylerde miras yoluyla onlarca parçaya bölünmüş toprakların verimliliği nasıl düşürdüğünü bilerek büyük tarım işletmelerinin kurulması gerektiğini biliyoruz. Örneğin Sovyetler Birliği’ndeki Kolhoz modeline benzer bir model geniş ölçekli tarım ve hayvancılık yapmaya imkân verecektir. Kolhoz, Sovyetler Birliği’nde (SSCB) köylülerin toprak ve üretim araçlarını birleştirerek ortaklaşa çalıştıkları, devlet planlamasına bağlı kolektif tarım işletmeleriydi. Bugün AKP’giller tarafından sıfır veya düşük faizli kredi ile tarım işletmeleri kuranlar tarım ve hayvancılığı geliştirmek, yerli üretimi arttırmak, tarımda tekniği geliştirmek işiyle değil, verilen krediyi ithalata yatırmakla meşgul.
İşte bir zamanlar “Köylü milletin efendisidir” diyen Mustafa Kemal’in tam tersine Cumhuriyet Tarihinin bu en halk düşmanı AKP’giller köylüyü mahvı perişan etti. Köylü yeniden tarıma ve hayvancılığa dönmezse, yüzyıllardır yaptığı işleri yapamaz hale gelirse, tarım ve hayvancılıktan para kazanamazsa gıda ürünlerinde de ithalata bağımlı hale gelmemiz an meselesi.
Köylünün yeniden ayağa kalkması, Çobanlığın yeniden saygınlığını kazanması için tarım ve hayvancılık girdilerinde dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak gerekiyor. Köylünün sosyal güvencesini sağlamak, ürettiği üründen para kazanmasını, yaşamını idame etmesini sağlamak gerekiyor. Köylerde de bir sosyal yaşam yaratmak gerekiyor. Köy Enstitülerinin yeniden hayata geçirilmesi, tek bir köy çocuğunun olduğu köye dahi okul yapılması, öğretmen atanması gerekiyor.
Bu yıl bir de Mera Yılı demiştik. Hayvancılık yapan köylünün bir diğer sorunu da hayvanların otlayacağı meraların hızla azalıyor olması. Meralar amaç dışı kullanılıyor, ranta kurban ediliyor, yapılaşmaya açılıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, 1970 yılında 21 milyon 698 bin hektar olan mera alanı, 2001 yılında 14 milyon 616 bin hektara geriledi. Ali Ekber Yıldırım’ın yazısına göre, 1998-2024 Mera Kanunu kapsamında mera alanlarının 13 milyon 269 bin hektar olduğu tahmin ediliyor. Bakanlık 2001 yılından sonra verileri güncellememiş. Veriler güncellense mera alanlarının çok daha düşük seviyede olduğu görülebilir.
Çobanlar sadece hayvan yetiştirmiyor, gezdiği dağlarda, ovalarda ekosistemin de bekçiliğini ve koruyuculuğunu yapıyorlar. Onlar doğamızın gönüllü koruyucuları.
Meraların da çobanların da korunması ve desteklenmesi gerekiyor. Böyle olunca dışarıdan ithal çoban getirmek yerine kendi insanımız seve seve, mis kokulu, tertemiz dağlarda çoban olarak çalışmak isteyecektir.
AKP’giller ülkemizi tarumar etti. Bundan en çok nasibini alanlardan biri de Köylü oldu. Halkımız fahiş gıda enflasyonu altında ezilirken, et fiyatları cep yakarken, çocuklarımız etin tadını unutmuşken Köylümüz de üretemez, ürettiğini satamaz, yaşamını sürdüremez, çoluk çocuğuna bir gelecek sunamaz hale getirildi.
Artık iktidarlarının son demlerini yaşayan AKP’giller, Köylünün tarumar edilişinin hesabını da verecektir. O günlerin de gelişi yakındır.
18.03.2026
