1 Mayıs Mücadelesi demek İşçi Sınıfı Mücadelesi demek, Devrim Mücadelesi demektir

05.05.2016
A+
A-

 

DİSK Nakliyat-İş Sendikası bu yıl da Taksim mücadelesinin bayraktarlığını
yaptı. 1 Mayıs günü Sendika Genel Merkezi önünde toplanan Nakliyat-İş’liler
Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Saraçhane’de yolları polis tarafından kesilen Nakliyat-
İş’liler eylemlerini burada gerçekleştirdi. Saraçhane Parkı’nda Genel Başkan
Ali Rıza Küçükosmanoğlu basın açıklaması yaptı. İşçi Sınıfının gerçek temsilcileri
1 Mayıs’ı coşkulu şekilde kutladı.

DİSK/Nakliyat-İş Sendikası Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun 1 Mayıs 2016 kutlama eylemleri sonrası HKP İstanbul İl Örgütü’nde üyelerle yapılan toplantıdaki değerlendirme konuşmasının özeti…

Gürdal Çıngı: Sözü Proletarya Sosyalistlerinin temsilcisi, DİSK’in ve İşçi Sınıfının biricik gerçek öncüsü Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu Yoldaş’a veriyorum.

 

(Alkışlar…)

 

Ali Rıza Küçükosmanoğlu Yoldaş:

Değerli yoldaşlar,

Ben de hepinizi en içten devrimci duygularla selamlıyorum.

Şimdi aslında Hoca’mın sözü üzerine söz söylemek…

Nurullah Ankut Yoldaş: Yok, ne münasebet.

Ali Rıza Küçükosmanoğlu Yoldaş: Gereken şeyler söylendi siyasi anlamda, onun zorluğu var ama ben birkaç şeyin altını çizmek istiyorum, bu vurgular yapılmış olmakla beraber…

Taksim’deki 1 Mayıs mücadelesi, gerçek anlamda bir devrim mücadelesinin devamı mı ya da karşıdevrim saflarına savrulup savrulmamanın aslında bir turnusol kâğıdı işlevi mi görüyor? Yani o bakımdan her zaman söylediğimiz gibi, birkaç açıdan bu mücadele önemli.

1977 1 Mayısı’ndaki şehitlerimiz var. 34 şehidimiz var. 1977 1 Mayıs Katliamı, CIA ve Kontrgerilla’nın provokasyonuyla 12 Eylül Faşizmine zemin hazırlayan en önemli provokasyonlardan, katliamlardan biri oldu. Hâlâ daha (kimin yaptığı belli olmakla beraber) ceza almış kimse yok.

1978’den itibaren Taksim Meydanı 1 Mayıs kutlamalarına kapatıldı. 1 Mayıs’ın tekrardan mücadelesinin verilmesi için 1987’den başlayan bu mücadelenin içerisinde hep bulunduk. Yani 1987, 88, 89, 90’larla devam eden süreçte hep bu mücadelenin içerisinde olduk.

1988 1 Mayısı’nda yine Taksim mücadelesinde, bir işyerinde baştemsilciyken “Bu provokatör kim?” diye gazetelere manşet olduk, 1 Mayıs ortak bildirisini okuduk. 1989 yılında ilk kitlesel 1 Mayıs gösterisini Nakliyat Ambarlarında biz yaptık. O zamandan başlayan bu mücadele 2004 yılında DİSK’in açılmasıyla beraber başka bir düzeyde devam etti. 2004, 2007’de gözaltına alındık; Tertip Komitesi’ndeydik, Kutlama Komitesi’ndeydik Pınar Yoldaş’la beraber. 2007, 2008, 2009 yılında tekrar belli bir sayıda denmesine rağmen aslında ilk defa Taksim’e kitlesel anlamda çıkıldı. 2010, 2011, 2012 yılında yüz binlerin coşkuyla kutladığı bir bayram oldu. O dönemde Küba’da Havana dışında dünyanın en kitlesel 1 Mayısların kutlandığı bayram oldu. Çünkü gerçek anlamda sınıfın devrimci mücadelesiyle, emekçilerin tüm devrimcilerle beraber kazandığı bir mücadele oldu.

(…)

Aynı zamanda aslında bu mücadele öyle bir mücadeleye dönüştü ki, gerçekten mücadele etmeyenler bu mücadelenin kıymetini bilmezler.

(…) Bu mücadelede Türk-İş’in, Hak-İş’in 1 Mayıs diye bir derdi yoktu. Türk-İş 24 Temmuz’u işçi bayramı olarak kutluyordu Toplusözleşme ve Grev hakkının verildiği gün olarak. Hak-İş de Yahudi bayramı diye bu mücadeleye karşı çıkıyordu. Bu 1 Mayıs mücadelesiyle aslında Hak-İş de, Türk-İş de 1 Mayıs’ı sahiplenmeye başladı. Yani böylesine bir dişe diş bir mücadeleyle kazanılmış bir meydan var. Bir 1 Mayıs Meydanı var. Yani o bakımdan gerçekten dişe diş kazanılmış bir mücadeleyle, sonuçta Türkiye’de 1 Mayıs’lar tekrar Emek ve Dayanışma Bayramı diye tatil ilan edildi. Bu mücadeleyle oldu. Bu İşçi Sınıfı mücadelesi, devrimci mücadele açısından önemli bir kazanımdı aslında. Ama Tayyip buna ne dedi?

“Mücadeleyle değil biz verdik” dedi. Bunun demagojisini yaptı. Ama asıl olan şey gerçekten Türkiye’de sınıf mücadelesinin, toplumsal muhalefetin çok önemli bir kazanımıdır 1 Mayıs mücadelesi. Dediğim gibi hem kitlesellik sonucu 1 Mayıs yasal bayram olarak ilan edilmek zorunda kalındı, hem de Taksim Meydanı kutlamalara açıldı.

(…)

Bütün bu kazanımlara ilaveten bugün üstüne üstlük tüm bunlara ek olarak bir de ne oldu?

AİHM kararı var: 1 Mayıs’ta işçilerin Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlaması önünde herhangi bir engel yoktur, hükümete düşen görev gerekli önlemi almaktır. Toplumsal düzende bir şey yapılacaksa da hükümete düşen, siyasi iktidara düşen, gerekli önlemlerin alınmasıdır, diye kararı var.

Daha sonra, geçen seneki 1 Mayıs’la ilgili açılan davada da yerel mahkemelerin vermiş olduğu karar vardır. 1 Mayıs kutlamaları Taksim Meydanı’nda yapılabilir, diye tüm DİSK yöneticileri de dâhil olmak üzere hepsi beraat aldılar. Böylesine bir durum var.

Yani kazanılmış bir hak, kazanılmış bir hakka sahip çıkamayan, bir ihanet batağı içinde olan bir dörtlü çete var.

(…)

Biz fiili ve meşru bir mücadeleyle bugün burada 250 tane işçiyle beraber Saraçhane Meydanı’na kadar yürüdük ve orada basın açıklaması yaptık. Yasal bir mitingde DİSK’in topladığı sayı bizimle eşdeğer, bizden fazla değilmiş, oradaki birisinin vermiş olduğu bilgiye göre. Bir kez daha teyit ettik. Bugün DİSK kortejinin, binlerce üyesi olan Genel-İş Sendikası’nın, Tekstil’in yer aldığı Bakırköy’deki kortejinin toplam sayısı 250’yi geçmiyor. Bizim de burada sayımız en az 250 kişi oldu. Hepsi işçiydi, hepsi. Çünkü gelenler fiili, meşru bir eyleme geldi. Çünkü yasal olmayan bir mitinge çağırıyoruz biz işçileri. (…)

DİSK, 1967’de İşçi Sınıfının tabanından gelen fiili ve meşru mücadeleyle kurulmuştur. Bugün DİSK’i düşürdükleri durum; icazetli, AKP’nin, Davutoğlu’nun, sermayenin uşaklarının teşekkür ettiği bir konfederasyon durumudur. Gerçek DİSK’i, gerçek DİSK’in sahiplerini, İsmet Demir’lerin, Kenan Budak’ların mücadelesini bizler temsil ediyoruz. O bakımdan bugün bir kez daha bugün arkadaşlara da söyledim bizi sağdan soldan eski DİSK yöneticileri de arıyor tebrik ediyor. Gerçekten Türkiye İşçi Sınıfının ve DİSK’in onurunu siz kurtardınız, diyorlar.

(…)

Onlar ihanetin batağındalar. Biz dediğim gibi böyle bir devrimci tutumu temsil ediyoruz.

O bakımdan da bir taraftan da ben bugün konuşmamda da söyledim. Yani Hz. Ali’nin bir sözü var: “Haksızlık karşısında boyun eğerseniz hakkınızla birlikte şerefinizi de yitirirsiniz.” diyor, biliyorsunuz.

Giderler, yok olurlar. Sen hakkına sahip çıkamaz haldesin, haksızlık karşısında boyun eğiyorsun.

Sen neyin mücadelesini veriyorsun?

Mücadele demek, İşçi Sınıfı mücadelesi demek; devrim mücadelesi demektir, sermaye sınıfına karşı mücadeleyi göze almaktır. Sen baştan teslim oluyorsun.

(…) Hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

(Alkışlar…)