Bir-İki Örnekle Türkiye Ekonomisi
Dr. Mustafa Şahbaz
Bilindiği gibi Maliye ve Hazine Bakanı İngiliz Mehmet, yeni bir “Varlık Barışı” uygulaması yapacaklarına dair açıklama yaptı. İndependent Türkçe sitesinde yer alan açıklaması şudur:
“Meclis’e sunulması beklenen kanun teklifinde yer alan varlık barışı için, Bakan Şimşek, yurt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasının hedeflendiğini, yurt dışında gerçek ve tüzel kişilere ait para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesi için çalışma yapıldığını belirtti.” (https://www.kisa.link/tGBgM)
Yani?..
Yanisi şu: Parasını normal (yasal) yollardan Türkiye’ye getiremeyenler, hiçbir engelle karşılaşmadan, bu paranın kaynağı sorulmadan paralarını Türkiye’ye getirebilecek. Yani… Bakan her ne kadar tersini söylese de “kara para” denilen ve yasal yollardan kazanılmamış paralar Türkiye’ye gelip aklanacak. Bu “Varlık Barışı” ayaklarıyla daha önce de AKP iktidarları dünyada ne kadar uyuşturucudan, silah kaçakçılığından, organ mafyacılığından vb. yollardan kazanılmış kara para varsa Türkiye’ye soktu. O yüzden Türkiye, kara parayla mücadele için kurulmuş uluslararası bir örgüt olan Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından Gri Liste’ye alınmıştı. Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı olunca sözde mali tedbirler alarak Türkiye’yi bu Gri Listeden çıkarmıştı. Şimdi yemin billah ediyor ki, her türlü önlemi aldık; bu Varlık Barışı’yla Türkiye’ye kara para girmeyecek:
“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Meclis’e sunulması beklenen kanun teklifinde yer alan varlık barışı için, ‘Getirilecek Varlık Barış’ı Mali Eylem Görev Gücü (FATF) standartlarına uyumlu’ dedi.” (agy.)
Varsayalım ki Şimşek doğru söylüyor; pekiyi bu varlıklar niye Türkiye’ye gelmek için bir “Varlık Barışı”nın ilan edilmesini, paralarının yasal güvenceye kavuşturulmasını beklemişler?
Bu sorunun cevabı yoktur. Çünkü herkes biliyor ki bu gizli tutulan varlıklar, yasal olmayan yollardan kazanılmıştır; o yüzden de gizli hesaplarda tutulmaktadır.
İngiliz Mehmet ne kadar güvence verirse versin bu tutumla Türkiye; artık Gri de değil, Kara Liste’nin adayıdır.
Bu konuda her önlemin alındığını yine yemin billah şöyle dile getiriyor Şimşek:
“Pakette, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede uygulama etkinliğini sağlamaya yönelik, kurumlar arası işbirliğini güçlendiren tedbirler alındı. Yurt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasına dair düzenleme, vergi mevzuatı dışındaki diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirleri etkilemeyecek. Bu uygulamadan yararlanmak için ilk adım bildirim zorunluluğu olacak.”
Kaynağını sormayacağına göre sen bu paranın “kara para” olmadığını nasıl tespit edeceksin?… Geç bunları bir kalem…
İngiliz Şimşek’inin Mucizeleri
- Şimşek, Maliye ve Hazine Bakanlığına niçin getirildi?
İngiliz vatandaşı olduğu ve Uluslararası Sermayenin dünya çapında sadık uşağı olduğu için.
Kendisinden ne bekleniyordu?
Gözünden nurlar saçan ve kendisinden bakanlık görevini devraldığı Nurettin Nebati’nin tarumar ettiği ekonomiyi düzeltmesi… Yahu günahına girmeyelim Nurettin Nebati de kim ola… Ekonominin bu kadar batmasının sebebi, “ekonomist”, “Nasçı”, her şeye kadir Tayyip’in tâ kendisidir. Batık hale getirdiği ekonomiyi Nasla, Kur Korumalı Mevduatla (KKM ile) iyice iflas noktasına getiren de… İngiliz’e; “medet ya Mehmet!” diyen de bizatihi kendisidir.
4 Haziran 2023’ten beri yani düz hesap üç yıldan bu yana Maliye ve Hazine bakanlığı yapan M. Şimşek, bu batak ekonomiyi ve onun patronu Tayyip’i nasıl “ayakta” tuttu?
Halklarımızın yıllarca biriktirdiği alın teri varlıklarını ve üretici, emekçi halklarımızın sefalet ücreti olan asgari ücret karşılığında var ettiği değerleri yerli yabancı Parababalarına peşkeş çekerek.
Nasıl mı?
Kanal İstanbul güzergâhındaki arsaları peşkeş çekerek, Körfez’in Amerikan uşağı emirlerinden, şeyhlerinden Swap adı altında döviz getirterek Merkez Bankası rezervlerinin desteklenmesini sağladı. Bu Swap denen şey de; sen kendi paranı benim Merkez Bankama yatır, ben de senin Merkez Bankana kendi paramı yatırayım, denen bir katakullidir. Tabiî senin Merkez Bankana parasını yatıracak devletler de keriz değil; binbir güvence isterler, daha doğrusu vurgun karşılığı yaparlar bu al gülüm ver gülüm para takas etme işini.
Bir diğer yol, yabancı sermayenin kapısına kilim serip yüksek faizle para dilenmektir. Tayyip de biliyor ki bunu en iyi uluslararası Parababalarının has uşağı Mehmet yapar. Hem de Şimşek hızıyla. Bu yolla da Mehmet yüksek faizle paralar buldu. Ama yüksek faiz demek, halkımızın ürettiği değerleri halkımızdan alıp tefecilere aktarmak demekmiş… Ne gam… Tayyip’in iktidarı sürüyor ya sen ona bak. Nitekim 2026’nın ilk dört ayında ödenen faiz; tamı tamına 1 trilyon 115,7 milyar TL’dir. Bir başka deyişle halklarımızın ürettiği ve halklarımıza dönmesi gereken bu tutardaki değer, halktan çalınıp bir avuç yerli-yabancı Parababalarına aktarılmıştır.
Gelelim bugün değinmek istediğimiz (gerçi daha önce de söz etmiştik) bir diğer vurgun çarkına:
Carry Trade denen bir vurgun çarkı döndürülüyor.
Başlıklar halinde basitçe anlatmaya çalışalım. Bu konuyu Türkiye’de ilk gündeme getiren Mahfi Eğilmez’i referans alarak konuyu şematize edelim. İşin özetini baştan verelim: Nakit paranın, Faiz oranları düşük olan ülkelerden yüksek faiz veren ülkelere akmasıdır, Carry Trade denen çark. Örneklemeyle daha iyi anlaşılacaktır:
Mahfi Eğilmez’in verdiği örnekten gidelim:
Japonya’da faizler yüzde sıfırdır. O yüzden hesapları Japonya üzerinden yapmak anlatımı kolaylaştıracaktır.
Bir Japon’un, bir Japon bankasından bir milyon dolar kredi çektiğini ve bunu faizlerin (özellikle de yabancı sermayeye verilen faizlerin) yüzde 50 olduğu Türkiye’ye getirdiğini düşünelim. (Biz düşünüyoruz da elin adamı aynen bu vurgunu işletiyor.)
Bu kişi Türkiye’deki bir bankaya bu parasını yatırınca %50 faizle üç ayda temiz %10 faiz kazanır. Bir milyon doları, üç ay sonra bir milyon yüz bin dolara çıkar. Bunu bir yıl boyunca faizde tutarsa net geliri yüzde 45’ten aşağı olmaz. Yani bir milyon doları, tamı tamına bir milyon dört yüz elli bin lira olacaktır. Tabiî bunun için dolar kurunun fazla yükselmemesi gerekir. Nitekim İngiliz Mehmet de bu çark bozulmasın diye dolar kurunu elinden geldiğince düşük tutmaya çalışıyor.
Üşenmeyip araştırdık; Japonya’da evlerin fiyatı nedir, diye. Yapay zekânın verdiği cevap şu oldu:
“Japonya’da 2026 itibarıyla konut fiyatları, artan maliyetler ve Yenin değer kaybıyla 9 yıldır üst üste yükselerek, ülke genelinde ortalama 65,5 milyon Yen seviyesine ulaştı. Büyük Tokyo bölgesinde ortalama fiyatlar 90 milyon Yen’i aşarken, banliyölerde yeni müstakil evler 38-45 milyon Yen civarındadır.”
Yine üşenmeyip bir hesap yaptık: Japonya’da ortalama ev fiyatı 65,5 milyon Japon Yeni ise kaç dolar eder?
Yuvarlayarak verirsek sonuç:
418.000 Dolar. Yazıyla yazarsak dört yüz on sekiz bin dolar.
Demek ki Japonya’daki kredibilitesi bir milyon dolar olan bir kişi, bu krediyi çeker ve Türkiye bankalarında bir yıl tutarsa (haydi küsuratı yok sayalım) aldığı faizle Japonya’da kendine ortalama bir ev satın alabilir.
Türk parasıyla konuşalım: Bu evin TL cinsinden tutarı 418.000×45=18.810.000 TL’dir. Yine yazıyla söyleyelim: On sekiz milyon sekiz yüz on bin Türk Lirası…
İşte böyle soyuluyor Halklarımız…
Bir milyon dolar kredi çekebilecek bir kişiden söz ettik. Aslında bu işi basite almaktır. Fakat anlaşılır olmak bakımından böyle bir örneği işlemek daha uygundu. Aslında milyar dolarlarla oynayan, özellikle Londra’yı mesken tutmuş tefeciler, bu yolla milyar dolar tutarındaki çoluk çocuğumuzun rızkını; bebelerimizin mamasını, okul çocuklarının beslenme çantasına konulamayan tostunu, okulda bir öğün yiyemediği yemeğini, emeklinin pazardan alamadığı domatesini, gençlerimizin geleceğini vb. vb.ni çalıp götürüyorlar.
İşte İngiliz Mehmet’in, Tayyip’in CHP’ye yönelik operasyonları vb. politikalarının yarattığı her krizde piyasaya altın ve döviz satabiliyor olmasının mekanizması bu ve buna benzer para oyunlarıdır. Yani yüksek faiz ödeyerek bulduğu dolarların kaçıp gitmemesi için dolar kurunu düşük tutmak zorundadır. Bir ülkenin ulusal parasının; diğer paralar, özellikle de dolar, karşısında değerli olması görünürde iyi bir şeydir. Ama Tayyipgiller vurgun düzeninde bu bile bir vurgun aracına dönüşmektedir. Bunun karşılığında vereceği faizi ise Halklarımızın alın terinden çalarak vermektedir.
Ne zamana kadar?..
10 Mayıs 2026
