AKP’giller iktidarı; Vurgun, Soygun, Talan Demektir… Vatan Satıcılığı Demektir…

20.05.2026
14
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

AKP’giller iktidarı, ülke ekonomisini; vurgun ve talanlarla, iradi olarak uyguladığı bilim dışı politikalarla batırdı. Kaybeden İşçi Sınıfımız, Kamu Çalışanlarımız, Öğrencilerimiz, Köylülüğümüz ve Esnaflarımız oldu. Kazanan yerli yabancı Parababaları ve AKP’giller’in kendileri oldu. Başta Tayyip ve avanesi oldu.

Bunun örnekleri saymakla bitmez. Kuvayimilliye yadigârı Kamu Kurumlarını sata sata bitirdiler. Ellerinde birkaç Kamu Kuruluşundan başka bir şey kalmadı. Şimdi sıra onlara geldi.

Nedir onlar?

Özelleştirilmemiş köprüler, otoyollar… Turizm açısından çok değerli, üstelik kimileri SİT alanı olan koylar… Şehir merkezlerindeki, yeni yapılan Şehir Hastaneleri nedeniyle boşaltılan ve çok değerli arsalara sahip hastaneler… Parça parça araziler… İş oralara kadar geldi dayandı.

İşte CHP’nin çalışkan Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, günlerdir köprülerle otoyolların satışıyla ilgili belgeleri paylaşıyor. Artık para ödemeden herhangi bir otoyola girmemiz ve çıkmamız mümkün olmayacak. Aynen Deli Dumrul Hikâyesinde olduğu gibi…

Yahu, zaten örneğin Yavuz Sultan Selim köprüsünü Yap-İşlet-Devret yoluyla yaptınız ve bunu yapan, sizin 5’li, 10’lu çetelerinizden olan Parababasına on, yüz milyarlarca dolar kazandırdınız.

Bununla da yetinmediniz. Geldiğimiz noktada; Yap-İşlet-Devretme! diyorsunuz köprü ve otoyolları yapan-işleten bu şirketlere.

Devir sürecini, 4 yıl, 10 yıl gibi sürelerle uzatıyorsunuz…

Örneğin IC İçtaş firması tarafından Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapımcı şirkete verilen kullanım süresi 7 yıl 8 ay 20 gündü. Ve bu süre 2024 Mayıs ayında doluyordu. Doldu ve geçti. Ancak Köprü devredilmedi. Kamuya geçmedi.

Niye?

Çünkü verilen süre 2028 yılına uzatıldı devlet tarafından.

Gerekçe ne?

Gerekçe yok!

Hangi teknik, idari ve hukuki gerekçeye dayanarak? Neye göre?.. İşletici firma köprüye yeni bir ek mi yapıyor da ikinci bir köprü mü yapıyor da hangi taahhütlerde bulundu da süre uzatıldı? Hangi gelirler elde edildi, edilecek? Ya da hangi giderler Kamuya yüklendi? Vb. vb… Bir sürü soru var ama hiçbir sorunun cevabı yok.

Somut, net sorular bunlar. Verdikleri cevap ne bu sorulara?

Laf salatasından başka bir şey değil. Okuyalım:

“BAKANDAN DÖRT SATIRLIK CEVAP

“Ülkemizde; 3996 sayılı ‘Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Kamu Özel İşbirliği’ Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun” uyarınca, Kamu Özel İşbirliği kapsamında yapılan ve görevli şirket tarafından işletilen projelerde; tüm iş ve işlemler; mevzuatına uygun olarak, uygulama sözleşmelerinde yer alan hükümler çerçevesinde yürütülmektedir.” (Saygı Öztürk, Sözcü, 22 Nisan 2026)

Hangi gerekçe var burada?

Hiçbir gerekçe yok. İhtiyaç da duymuyor Bakan. Reis emir verdi, ben de yaptım, diyor.

Oysa bu uzatmanın Kamuya yani size, bize sonucu ne biliyor musunuz?

Yıllık 300 milyon dolardan 4 yılda 1 milyar 200 milyon dolarlık zarar daha!

Sözleşmenin başlangıcında verilen Araç Geçiş Garantisi nedeniyle geçmeyen araçların parasını da ödediğimiz gibi, şimdi de 4 yıl daha ödemeye devam edeceğiz.

İşte AKP İktidarı budur!

Yavuz Sultan Selim Köprüsü tek örnek değil ne yazık ki…

AKP İktidarı işte şimdi de İstanbul’daki 2 Boğaz Köprüsünü ve 7 Otoyolu Özelleştirmeyi planlıyor.

Köprüler; 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü.

Otoyollar; KGM Anadolu Otoyolu, KGM Avrupa Otoyolu, İzmir-Çeşme Otoyolu, İzmir-Aydın Otoyolu, Niğde-Mersin-Adana Otoyolu, Adana-Gaziantep Otoyolu, Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu.

Bu köprüler ve otoyollar para basıyorlar. Kamuya büyük kaynak aktarımı sağlıyorlar. Yani altın yumurtlayan tavuk gibi… Şimdi bu gelirler Parababalarına aktarılacak.

Bu 7 otoyolun toplam uzunluğu: 1205 km.

Peki, Türkiye’de kamunun ücretli işlettiği toplam otoyol uzunluğu ne kadar?

O da 1205 km.

Yani AKP, Türkiye’de kamunun ücretli olarak işlettiği tüm otoyolları özelleştirmenin peşinde.

Yap-İşlet-Devret modeliyle işletilen köprü ve otoyollar için;

2025 yılında Hazinenin şirketlere ödediği garanti tutarı: 85 Milyar 46 Milyon TL!

2026 yılında Hazinenin şirketlere ödemeyi planladığı garanti tutarı: 101 Milyar 302 Milyon TL!

Yine örneğin Avrasya Tüneli’nde 2025 yılında, garanti edilen araç geçiş sayısı tutmuş olmasına rağmen, Hazine Görevli Şirkete ‘Fiyat Farkı’ adı altında devasa tutarda ödeme yapmıştır.

2025 yılında (12 ay);

Garanti edilen araç geçiş sayısı:

26.017.676 adet

Gerçekleşen araç geçiş sayısı:

27.554.003 adet

Buna rağmen Hazinenin şirkete “‘Fiyat Farkı’” adı altında yaptığı ödeme tutarı: 2.011.677.662 TL.

2 Milyar Lirayı aşkın bir ödeme!

Böylece Tayyip, yandaşlarına, şimdiye kadar vurdukları vurgunlar yetmezmiş gibi, yeni yeni vurgun alanları açıyor…

Deniz Yavuzyılmaz’dan okuyalım:

***

KGM’nin işlettiği 2.282 km otoyol ve köprüler (ücretli otoyollar, yapımı devam eden otoyollar ve Çevre Otoyolları dahil) zaten özelleştirme paketinin içindeydi.

2010 yılında özelleştirme paketinde yer alan Çevre Otoyollarının 2026 itibariyle özelleştirilmesi gerçekleşirse

Şirketler, bu otoyolları, Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan otoyolların ortalama kilometre başına araç geçiş fiyatıyla işlettiğinde;

Şirketlerin bir yılda vatandaştan tahsil edeceği geçiş ücreti en az 21 Milyar 677 Milyon Lira olacak!

25 yıllık özelleştirme sürecinde şirketlerin kasasına girecek tutar: 542 Milyar Lira!

Bugünkü kurla en az 12 Milyar Dolar!

***

Kısa zaman içinde otoyol, çevre yolu, normal yol diye bir şey bırakmayacak AKP’giller. Aracımıza bindiğimiz anda para kesmeye başlayacak!

Oysa köprüler, otoyollar, tüneller bir ülkenin stratejik varlıklarıdır. Siz bunları yerli yabancı Parababalarına satamazsınız. Ama AKP iktidarı ekonomik olarak sıfırı tükettiği için can havliyle buraları özelleştirme yoluna giderek sıcak paraya kavuşmak, böylece iktidarını sürdürebilmek istiyor…

 

Sırada En Değerli Araziler var

Dediğimiz gibi sadece Köprü ve Otoyolları özelleştirmekle kalmıyor AKP’giller. Hastaneleri ve arazilerini de özelleştiriyorlar. Yani çeşitli adlar altında satıyorlar. Cumhuriyet Gazetesi’nin 25 Nisan tarihli haberinden okuyalım:

“Mart ayında yayınlanan kararla yurt genelinde içerisinde eski hastanelerin de bulunduğu Sağlık Bakanlığı’nın kullanımındaki 55 taşınmaz özelleştirme kapsamına alınmıştı.

“İktidar dün yeni özelleştirme kararları yayınladı. Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı olan yurt genelindeki 71 taşınmaz daha özelleştirme kapsamına alındı.

“Özelleştirilecek yerler arasında daha önce hastane olarak da kullanılan yerler de var. Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılan hizmet binaları, sağlık merkezleri. İçlerinde yapılar da bulunan taşınmazlar bahçeleri ile birlikte kent merkezlerinde geniş alanlar. Bazıları hâlâ sağlık merkezi olarak kullanılıyor görünüyor. Özelleştirme kapsamındaki yerler değerli araziler.

“Özelleştirme işlemi, “satış, kiralama” gibi çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilecek. Özelleştirme işlemleri 31 Aralık 2028 tarihine kadar tamamlanacak.”  (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/saglik-bakanligi-tarafindan-kullanilan-55-tasinmazin-ardindan-32-ildeki-71-tasinmaz-daha-ozellestirme-kapsamina-alindi-ne-var-ne-yoksa-satiyorlar-2498224)

 

Böylece İstanbul’dan Kars’a, Ankara’dan Trabzon’a, Artvin’den Edirne’ye toplam 59 il, kısacası yurdumuzun dört bir yanındaki taşınmaz satılacak.

Satılacak arazilerin toplam metrekaresi ne kadar biliyor musunuz?

2,31 milyon metrekare!

Vurgunun boyutunu, kapsamını, büyüklüğünü görüyor musunuz?..

Şehir merkezlerindeki hastaneleri kapatarak, işlevsiz hale getirerek, “Şehir Hastaneleri” adı altında şehir merkezleri-yerleşim yerleri dışında gerçekte AVM’ler kuran AKP’giller, boşalttıkları merkezlerdeki hastanelerin çok değerli arazilerini de yandaşlarına peşkeş çekiyor. Bir yandan Şehir Hastanelerinin yapımıyla vurgunlar vurduran AKP, diğer yandan da bu yolla vurgunlar vurdurmaya devam ediyor…

 

Nedir İşsizlik Fonu?

Yerli yabancı Parababalarına böylesine bonkör olan AKP’giller, sıra İşçi Sınıfı ve Emekçi Halka gelince “Yok!”u oynarlar. “Bütçe elvermiyor”, “piyasa şartları”, “olağanüstü gelişmeler” vb. teranelerle işçilerimizin, emekçilerimizin ücretlerine zam yapmamak, insanca yaşayacakları bir ücret vermemek için ellerinden ve dillerinden gelen her şeyi yapar ve söylerler. E, dilin kemiği yok, nasılsa…

Örneğin “İşsizlik Fonu”nun kullanımı…

***

İşsizlik Fonu (İşsizlik Sigortası Fonu), çalışanların kendi istek ve kusurları dışında işsiz kalmaları durumunda, gelir kayıplarını kısmen karşılamak amacıyla devlet tarafından oluşturulan zorunlu bir sigorta sistemidir. %1 işçi, %2 işveren ve %1 devlet katkısıyla oluşturulan bu fon, işsizlik maaşı ödemeleri, genel sağlık sigortası primleri, yeni iş bulma eğitimleri ve işveren teşvikleri için kullanılır.

İşsizlik Fonu’nun Temel Özellikleri ve Kullanım Amaçları:

İşsizlik Maaşı: İşten çıkarılanlara prim gün sayılarına göre 180 ile 300 gün arasında ödeme yapılır.

Sağlık Sigortası: İşsiz kalınan dönemde kişinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin genel sağlık sigortası primleri karşılanır.

İşveren Teşvikleri: Fon, işverenlere yönelik istihdam destekleri ve teşvikler için de kullanılmaktadır.

Mesleki Eğitim: İşsizlerin yeni bir meslek edinmesi veya mevcut becerilerini geliştirmesi için aktif işgücü piyasası programlarına kaynak aktarılır.

Kısa Çalışma Ödeneği: Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerinde faaliyetin durması durumunda ödenir.

İşsizlik Fonu Hakkında Bilinmesi Gerekenler:

Yasal Dayanak: 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu.

Başvuru Süresi: İş akdinin feshinden itibaren 30 gün içinde İŞKUR’a başvuru yapılmalıdır.

Prim Şartı: Son 3 yıl içinde en az 600 gün prim ödemiş olmak gerekir.

***

Yani, işçinin işsiz kalması durumunda yaşamını kısmen de olsa sürdürebilmesi için verilen ücret bu Fondan karşılanır. Dolayısıyla tümüyle İşçiler için kullanılmalıdır.

Peki gerçek durum nedir?

Fonu, İşverenler kullanmaktadır!

Bu, rakamlarla sabittir!

Yasanın başlangıcında Fondan işverenlere ayrılan pay yüzde 20 iken 14 Temmuz 2025 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararıyla bu oran yüzde 50’ye çıkartılmıştır. Aslında fiili durum yasal kılıfa büründürülmüştür.

Çünkü rakamlar bu gerçekliği kanıtlamaktadır:

421 MİLYAR TL İŞVERENE, 260 MİLYAR TL İŞÇİYE”

“Paylaşılan verilere göre, fondan son yıllarda işverenlere toplam 421 milyar TL aktarılırken, işçilere yapılan işsizlik ödeneği 260 milyar TL’de kaldı. Sadece 2025 yılında işverenlere 97 milyar TL destek sağlanırken, işçilere ödenen miktarın 80 milyar TL olduğu belirtildi.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/kurulus-amacindan-sapti-issizlik-fonunun-421-milyar-lirasi-isverene-260-milyar-lirasi-isciye-2497865)

 

Şimdi bu Fon kimin için diye sormaya gerek var mı?

Kaldı ki işçiler bu fondan gerçek anlamda yararlanamıyorlar. Getirilen binbir türlü engel sonucu işsizlik ödeneğine başvuran 1 milyon 840 bin kişinin yaklaşık yarısı bu haktan yararlanamamıştır.

Özcesi milyonlarca işçiden kesilen kesintilerle oluşturulan İşsizlik Fonu, İşveren Fonuna dönüşmüş durumdadır…

Yani alavere dalavere İşçi Mehmet nöbete!

Ve bu “nöbete” durumu her alanda böyle.

Örneğin son 12 yılda ücretlilerden kesilen toplam gelir vergisi 5,2 trilyon lira,

Şirketlerin kârlarından alınan kurumlar vergisi 3,6 trilyon lira.

Yani Gelir Vergisinin büyük çoğunluğunu da İşçi ve Kamu Emekçileri karşılıyor. Üstelik de daha maaşlarını almadan peşin olarak kesiliyor vergiler. İşverenler ise binbir dümenle erteleyerek, affa girerek vb. yollarla hem geciktiriyor hem de aylar, yıllar sonra ödüyorlar…

AKP’giller battıkça ve batarken Vatan satıcılığını hızlandırıyorlar. Yukarıda anlattıklarımızdan başka, dağlarımızı, madenlerimizi, limanlarımızı yani değerli neyimiz varsa hepsini har vurup harman savuruyorlar.

İktidarda kalabilmek için Ege’de 22 Ada ve 2 Kayalığımızı Yunanistan’a peşkeş çekiyorlar.

Batılı Emperyalistlerin en büyük emellerinden birisi olan ve Sevr’le birlikte ele geçirdiklerini düşündükleri Boğazlarımızı, Birinci Kuvayimilliye Zaferimizle korumuştuk. Montrö’yle birlikte de egemenliğimizi kesinleştirmiştik.

Şimdi ise; AKP’giller, NATO Deniz Unsur Komutanlığı adıyla emperyalist askeri bir birim kurarak Boğazlarımızı yeniden ABD-AB Emperyalistlerine, onların saldırgan savaş örgütü NATO’ya peşkeş çekiyorlar.

Yani bu düzen, bir avuç yerli-yabancı Parababasının, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfıyla Finans-Kapital zümresinin ve onların emirlerini yerine getiren siyasi iktidarların; insanın insanı ezdiği, soyduğu, sömürdüğü ve zulmettiği bir düzendir. Bu düzende varsa yoksa Parababalarının çıkarları söz konusudur.

İşçi ve Emekçiler ise onların kölesi durumundadır.

Tabiî bu düzen sürgit böyle sürmez.

İnsan, isyan huyludur. Bir gün isyan eder.

İşte biz, bunu örgütlemekle görevliyiz. Ve bu görevimizi başaracak, bu soygun ve zulüm düzenine son vererek Devrimci Demokratik Halk İktidarımızı kuracağız.

Bu da böyle bilinsin!

26 Nisan 2026

 

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.