Abdullah Cömert’in katiline yargı ödülü…

11.01.2020
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Abdullah Cömert; Gezi Direnişi’mizin ilk şehitlerindendir.

Antakya’da 3 Haziran 2013 günü polis tarafından atılan gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi.

Vuran belli; Ahmet Kuş.

Yargılama sırasında dosyaya gelen kamera kayıtlarından görüldü ki, göstericilere karşı ağza alınmayacak galiz küfürler eşliğinde hedef gözeterek ateşlediği gaz fişeği ile 22 yaşındaki genç bir fidanı yaşamdan koparıp aldı.

Yine kamera kayıtlarıyla, adli tıp raporlarıyla sabit olduğu üzere, gaz fişeği göstericiler dağılırken atılıyor ve Abdullah arkadan vuruluyor.

Oysa güya gösterileri dağıtmak için polis tarafından (olur olmaz yerde) kullanılan gaz; bilimsel araştırmalara göre insan sağlığı için son derece tehlikelidir.

Bizatihi gazın kendisi öldürücü etkiye sahiptir.

Gezi Direnişi’nde salt bu nedenle, yani yoğun gazın etkisiyle kalp krizi geçirerek yaşamını kaybeden insanlarımız oldu.

Abdullah ise polis tarafından sıkılan gazdan değil, sıkılan gaz kapsülünün arkadan başına isabet etmesiyle kasten öldürülmüştür.

Bir başka ifadeyle, kimisi gaz kapsülü ile kimisi tabanca mermisi ile katledilen diğer Gezi Şehitlerimiz gibi Abdullah da polis tarafından bir avcının bir kuşu vuramayacağı soğukkanlılıkla katledilmiştir.

Bu katliamların failleri tek tek tespitli olmasına karşın, hiçbiri hak ettikleri cezaya çarptırılmadığı gibi, tersine ödüllendirildiler.

Abdullah’ın katili de bunlardan bir tanesi.

Katliamdan sonra, bir gün bile açığa alınmadı, tutuklu kalmadı.

Olay yeri Hatay olmasına karşın, yargılandığı mahkeme bin yüz kilometre uzağa, Balıkesir’e kaçırıldı. Buraya da bir gün bile gelmedi.

Abdocan’ın ailesi; yaz-kış, yağmur, kar, soğuk demeden bu kadar uzaktan her duruşmayı takip etti.

Halkın Kurtuluş Partisi olarak biz de Balıkesir duruşmalarının tamamında aile ve avukatlarının yanında yerimizi aldık.

Zaman zaman kürsüde adaletin (savcının) uyuduğu duruşma salonunda, ailenin avukatlarıyla birlikte yürüttüğümüz hukuk mücadelesi ile Gezi Şehitlerimizin failleri arasında Abdocan’ın katili en yüksek cezayı aldı.

Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14 Mart 2016 tarihli kararıyla (bir üyenin; “sanık polisin kasten adam öldürme suçunu işlediğinin sabit olduğu, buna göre cezalandırılması ve hükümle birlikte tutuklanması gerektiği”ni ileri sürerek karara muhalif kalmasına rağmen), Ahmet Kuş; “kastın aşılması suretiyle öldürme” suçundan 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Fakat bu kadar ceza alan bir sanık; ısrarlı taleplerimize karşın hükümle birlikte tutuklanmadı.

Şaka gibi değil mi?

Dosya Yargıtay önüne gidince bir de ne görelim, Yargıtay; dünyanın en haklı, en meşru, en kitlesel, en barışçıl eylemlerinden birine “şiddet eylemi” nitelemesi yaparak, suç vasfını değiştirip cezanın “taksirle ölüme neden olma” suçundan verilmesi gerekçesiyle kararı bozdu.

Yerel mahkeme bozmaya uyup cezayı yarı oranında indirerek, 6 yıl 10 ay 15 günü hapisle ve yine sanığı tutuklamadan davayı bitirdi.

Yani, Abdocan’ın ağabeyi Adnan’ın duruşma salonunda mahkeme heyetinin yüzüne haykırdığı gibi, “adaletin ayağına kurşun sıktılar”.

Geçtiğimiz günlerde ise Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu ödül gibi kararı sessiz-sedasız onayarak kesinleştirdi.

Bundan sonraki hukuksal süreç; ailenin isteğine bağlı olarak, (hak ihlalinin tespiti bakımından) davayı Anayasa Mahkemesi ve AİHM yargısına taşımaktır.

Elbette buna Abdocan’ın ailesi karar verecek.

Ancak şunu açık yüreklice söylemeyiz ki; Abdocan davası kendisine “Gezici” yaftası takanlar da dahil olmak üzere, bizim dışımızdaki ilerici-demokrat-sol-sosyalist kesimlerce sahipsiz bırakılmıştır.

Yine sahipsiz bırakılan duruşmaların birinden sonra (biraz da kızgınlıkla) kaleme aldığımız 27.09.2018 tarihli yazımızda konuyla ilgili olarak bakın neler demişiz:

“Yargılama konusu Gezi Davaları olunca, (diğer şehitlerin davalarındaki gibi) katiller ödül gibi “ceza”larla aklanıyorlar, maalesef…

“Gezi Direnişi’nde kendi sonlarını görenler, bu ölümler karşısında “destan yazdınız” diyerek katilleri cesaretlendirmişti, biliyorsunuz. Bunların cesaretlenmelerini anlıyoruz, ama Gezi Direnişi’ne katılan, direnişi sahiplenen kitlelerin cesaretsizliğine ise üzülüyoruz, kızıyoruz, acıyoruz.

“Yazık!

“Zira 26 Eylül 2018 günü Abdullah Cömert davası yalnız bırakıldı.

“Gerçi her duruşmada olduğu gibi bu duruşmada da bayraklarımızla, sloganlarımızla, yürüyüşümüzle yerimizi aldık. Fakat dışarıda biz de tek başımıza kaldık.

“CHP Balıkesir Milletvekili, İl ve İlçe Başkanı ile bazı taraftarlarının duruşma salonunda olmaları sonucu değiştirmiyor. Duruşma salonunda yargılama bir biçimiyle gidiyor.

“Esas olan Adliyenin dışında dosta da düşmana da Gezi Direnişi’nin ve Şehitlerinin sahiplenildiğini göstermektir.

“Nerede kendilerini “gezi partisi” ilan edenler?

“Niye Abdullah Cömert duruşmasına sahip çıkmıyorlar?

“Seçim zamanları hepsi boy gösteriyordu ya…

“Bakın aile binlerce kilometre uzaktan gelerek her duruşmayı takip ediyor.

“Biz de takip ediyoruz. Edeceğiz.

“Bu günler de geçecek…

“Cesaret vatanını kaybetmeyenler kazanacak…

“Başka yolu yok.”

Bu sözlere şunu da ekleyelim.

Evet, bugün için AKP’nin hukuk bürolarına döndürdüğünüz yargıdan yürürlükteki yasalara uygun-adaletli bir kararın çıkması “ölü güzünden yaş beklemekle” eş anlamlıdır.

Biz de bir şey beklemiyoruz.

Ama bu düzen böyle sürgit gitmeyecek…

Eninde sonunda devran dönecek.

Demokratik Halk İktidarını kuracağız.

İşte o zaman tüm vurgun, talan, vatana ihanet dosyalarıyla birlikte bu Gezi dosyaları da adliyenin tozlu raflarından indirilerek yeniden ele alınacak.

Hukukun üstünlüğüne inanan, sadece vicdanının sesini dinleyen gerçek yargıçlar tarafından kararlar verilecek.

Halkın Adaleti’nden kaçamayacaksınız…