İdlib, İdlib…

11.01.2020
A+
A-

M.Gürdal Çıngı

Nereden nereye…

Bildiğimiz gibi, Türkiye, Rusya ve İran; Suriye konusunda ortak çalışma içine girdiler ve bu kapsamda Soçi Antlaşması imzalandı. Ardından Astana Mutabakatı ilan edildi. Ve bu kapsamda 2017 yılında İdlib; “Gerginliği Azaltma Bölgesi” olarak ilan edildi. Türkiye ve Rusya; Eylül 2018’den itibaren “Gözlem Noktaları” oluşturdular İdlib çevresinde.

Türkiye 12 Gözlem Noktası kurdu. Şu anda da bu Gözlem Noktaları varlıklarını sürdürüyorlar.

Ancak 2’si hariç dememiz gerekiyor.

Niye?

Çünkü bu 2 Gözlem Noktası şu anda kuşatılmış durumda Suriye Ordusu tarafından!

Astana Mutabakatı’na göre, Türkiye, bu bölgeye kaçan Suriyelilerin barınmasına yardımcı olacak, bu bölgeye hakim olan ve Ortaçağcı El-Nusra’dan kopan Heyet Tahrir El Şam (ki İdlib’in neredeyse yüzde 60’ı bunların hakimiyetindeydi) vb. çeteleri silahlarından arındıracak ve burada barınmalarını sağlayacaktı. Süreç içinde de bu bölge temizlenecekti bunlardan.

Ancak AKP’giller, ideolojik olarak aynı oldukları bu çeteleri kontrol altına almak, silahlarından arındırmak görevlerini yerine getirmedi. Bilerek ve isteyerek getirmedi. Ve bu çeteler, Suriye Ordusu’na ve halkına yönelik saldırılarını sürdürdüler.

Bunun üzerine Rusya güçleri, özellikle Hava güçleri ve Suriye Kara güçleri bu bölgedeki çetelere karşı saldırı başlattılar havadan ve karadan. Özellikle 11 Aralık tarihinden itibaren yoğun bir saldırıya geçtiler ve adım adım İdlib’deki çeteleri temizlemeye başladılar. Dolayısıyla da bu bölgedeki siviller, Türkiye sınırına doğru kaçmaya başladılar. Sayının yüz bini geçtiği ifade ediliyor. Bizzat “Reis”in ifadesiyle “iki yüz-iki yüz elli bin kişinin hareket halinde” olduğu belirtiliyor. Türkiye ve Batılı Emperyalistler, BM dahil, canhıraş bir şekilde Suriye Yönetimini ve Rusya’yı eleştirmeye başladılar. Saldırıları durdurmalarını istiyorlar. İnsani felaket yaşanıyor, yaşatılıyor, diyorlar.

 

Kimin evini, kimden koruyorlar?

Oysa o topraklar Suriye’nin meşru toprakları. Suriye Vatanının bir parçası. Ve doğal olarak da Suriye Ordusu vatan topraklarını, işgalcilerden, çetecilerden temizlemek, kurtarmak için operasyonlar yapıyor. Rusya da bu operasyonlarda müttefiki Suriye’ye yardımcı oluyor. Yine aynı şekilde, İranlı güçler de bu yardım işinde ortaklar.

İşte dün ABD Emperyalist Haydudunun, bütün uluslararası hukuk kurallarını çiğneyerek, kalleşçe gerçekleştirdiği saldırıyla katlettiği İranlı Komutan Kasım Süleymani de bu operasyonlarda fiili olarak yer alıyordu Suriye Halkının yanında. Katledilmesinin en büyük nedenlerinden birisi de buydu Süleymani’nin ABD canavarları tarafından.

Yine Süleymani, Irak’ta da ABD’nin planlarına, projelerine karşı eylemler içindeydi. Onların bölgeden gitmesini istiyordu. Ve son ABD’nin Irak Büyükelçiliğinin saldırıya uğramasının sorumlusu olarak gördüğü için de katletti Süleymani’yi ABD. Gözdağı vermiş oldu. Benim büyükelçiliklerime vb.lerine saldırırsanız sonunuz bu olur, mesajı vermek istedi.

Ama, sonuç değişmiyor. Değişmeyecek de. Çünkü, Suriye Halkı ve Ordusu vatan topraklarını kurtaracaklar. Her santimine sahip çıkacaklar, aynen bizim Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda yaptığımız gibi…

 

Ya sizin güvenliğinizi kim sağlayacak?..

Savunma Bakanı Hulusi Akar, mezarlıktan geçerken korkusunu gizlemek için ıslık çalan biri gibi davranmakta, İdlib konusunda art arda yaptığı açıklamalarla, yaşadıkları paniği açığa vurmaktadır.

29 Aralık 2019 tarihli haber şöyle:

“Türkiye İdlib’deki Gözlem Noktalarından Çekilmiyor

“(…)

“Anadolu Ajansı’nın haberine göre Hulusi Akar söz konusu 12 gözlem noktasının hiçbir şekilde terk edilmeyeceğini belirtti. Akar, “orda kalmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Hulusi Akar ayrıca Rusya’ya Suriye’nin bölgeye yönelik saldırısını durdurmak için etkisini kullanma çağrısı da yaptı.” (https://www.amerikaninsesi.com/a/turkiye-idlibdeki-gozlem-noktalar%C4%B1ndan-%C3%A7ekilmiyor/5224002.html)

Yani,  “orda (Suriye’de – M. Gürdal Çıngı) kalmaya devam e”tmenin yolu neymiş?

Rusya’nın “Suriye’nin bölgeye yönelik saldırısını durdurmak için etkisini kullanma”sıymış…

Yani Türk Ordusu’nun, yani AKP’giller Hükümetinin yani Reis’in hiçbir gücü, etkisi yokmuş bu durumu engelleyecek…

Kim engelleyebilirmiş_

Rusya!

İşte gerçek bu! İşte “Reis”in ve AKP’giler’inin Suriye politikasının sonucu bu!

Aynı konuşmada Akar şunları da söylüyor bu konuda:

“Yaptığımız mutabakata biz saygılıyız, Rusya’nın da bu mutabakata uymasını bekliyoruz. Biz hiçbir şekilde ateşkes sağlanmasına yönelik görevlerini kahramanca ve fedakârane bir şekilde ifa eden 12 gözlem noktasını boşaltmayacağız, buradan çıkmayacağız. Burada kalmaya devam edeceğiz. Herkesin bu mutabakat muhtıralarında verilen sözlerin gerçekleşmesi için gayret göstermesi gerekiyor. Masum insanlara yeteri kadar zarar verildi. Gayretimiz, çabamız, hedefimiz bundan sonra rejim tarafından daha fazla zarar verilmesine engel olmak içindir. Gözlem noktalarımız bu konuda talimatlıdır. Herhangi bir şekilde kendilerine saldırı, taciz olduğu takdirde tereddütsüz karşılık vereceklerdir. Oradaki arkadaşlarımız bulundukları yeri sonuna kadar savunacaktır. TSK olarak gözümüz onların üzerindedir. 24 saat onları takip ediyoruz. İlgili arkadaşlarımız tarafından ihtiyaçları karşılanmaktadır. Bu şekilde oradaki varlığımızı sürdürmeye devam edeceğiz.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/akardan-sinirda-suriye-mesaji-12-gozlem-noktasini-bosaltmayiz-41408526)

Neymiş?

Yapılan mutabakata saygılılarmış, Rusya’nın da bu mutabakata uymasını bekliyorlarmış, hiçbir şekilde gözlem noktalarını boşaltmayacaklarmış, orada kalmaya devam edeceklermiş, herkesin (burada herkes Suriye Yönetimi oluyor herhalde!) mutabakat muhtıralarında verilen sözlerin gerçekleşmesi için gayret göstermeliymiş, masum insanlara yeteri kadar zarar verilmiş, daha fazla zarar verilmemeliymiş, gözlem noktaları talimatlıymış, saldırı, taciz olursa karşılık vereceklermiş, bulundukları yeri sonuna kadar savunacaklarmış, TSK olarak gözleri onların üzerindeymiş, miş miş miş…

Bütün bu söylemler çaresizliğin ifadesidir, itirafıdır.

Gerçek:

2 Gözlem Noktası artık Suriye Ordusu tarafından kuşatılmış, esir alınmış durumdadır. Söylenenlerin hiçbirisi bu gerçeği değiştiremez!

Aynı H. Akar, 31 Aralık günü NTV’de soruları yanıtlarken de şöyle diyor bu konuda:

“Suriye’deki gözlem noktaları boşaltılmayacak

“İdlib’deki gözlem noktalarımız faaliyetlerini sürdürüyorlar’

“(…)

“Oradaki arkadaşlara herhangi bir şekilde bir müdahale olursa buna da tereddütsüz karşılık verileceğini, meşru müdafaa çerçevesinde yapılması gereken ne varsa yapılacağını vurgulayan Akar, Türkiye’nin Soçi Mutabakatı çerçevesinde durulması gereken yerde durulduğunu, yapılması gerekenin de yapıldığını belirtti.

‘Anayasa ve seçimler yapılana kadar oradayız’

“Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduğuna işaret eden Akar, “Orada niye duruyoruz? Oradaki 4 milyon insanın can güvenliği için duruyoruz. Bunun için mutabık kaldık Ruslarla Eylül 2018’de. Ona gayret gösteriyoruz. Peki ne zamana kadar? Anayasanın yapılmasına, seçimlerin yapılmasına kadar. Seçimler yapıldıktan sonra meşru hükümetin kurulmasına kadar. Ondan sonra yapılması gereken neyse hem Suriyeli kardeşlerimizin meşru hükümetinin egemenliğine bağımsızlığına saygılıyız, toprak bütünlüğüne saygılıyız. Ondan sonra alınacak kararları da hep birlikte göreceğiz, uygulayacağız.” değerlendirmesini yaptı.” (https://tr.euronews.com/2019/12/31/savunma-bakan-hulusi-akar-suriye-deki-gozlem-noktalar-bosaltilmayacak)

Bir de ne diyor H. Akar?

“Oradaki (İdlib’deki. – M. Gürdal çıngı) 4 milyon insanın can güvenliği için duruyor”larmış.

Ya sizin güvenliğinizi kim sağlayacak?

Şu anda kim, kimin güvenliğini sağlıyor?

Rusya ve Suriye Hükümetleri ve Orduları sizin güvenliğinizi sağlıyor!

Çünkü 2 Gözlem Noktanız, Suriye Ordusu’nun artık bütünüyle kontrolüne giren bölgede bulunuyor. Geçici bir durum da değil bu. Artık Suriye ordusu orayı ele geçirdi. Ki, İdlib’in tamamının ele geçirilmesi de çok yakın. Suriye ve Rusya bu konuda kararlıca, netçe tutum alıyorlar ve bütün itirazlara, sözde insanlık için feryatlara, aldatmacalara, kandırmacalara rağmen saldırılarını birlikte, koordineli bir şekilde sürdürüyorlar. Ve artık bu işi bitirmeye kararlılar.

Çünkü, o bölgenin bir an önce Suriye’nin meşru hükümetinin ve ordusunun eline geçmesi ve geride kalan bölgelerin kurtarılması gerekiyor. Daha fazla tahammül göstermeyeceklerini açıkça, netçe de ifade ediyorlar.

Türkiye Astana Mutabakatı çerçevesinde verdiği sözleri yerine getirmedi, bu görevi biz yerine getiriyoruz, diyorlar.

Evet. Durum bu! Gerçeklik bu!

Sen ki, H. Akar, 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı’nda da esir düşmüştün Fethullahçılara. Yani sen esir düşmeye alışkınsın ama orada esir olan bir ülkenin ordusu. İşte sizin buna hakkınız yok.

Sonuç olarak;

Siz, başka ülkelerin topraklarına göz dikerseniz,

Camilerinde cuma namazı kılma hayalleri kurarsanız,

Ve gerçek dostunuz olan yöneticilerini ve halklarını, ABD Haydut devletinin aşağılık çıkarları için,

Ve sizi iktidara getirenlerin sizi götürmemesi için,

Sizi biraz daha iktidarda tutmalarını sağlamak için,

Vurgun ve talanlarınıza devam edebilmek için satarsanız bir kalemde, sonuç bu olur. Başka bir şey olmaz.

“Reis” ne diyor İdlib’deki bu son durum için?

“Artık Türkiye yeni bir göç dalgasını kaldırabilecek durumda değil.” Aman bize yardım et Rusya, diyor.

Kendilerini bu batağa iten Batılı Emperyalistlere de güya gözdağı veriyor, gelenleri ülkemizde tutmayız, diyor.

Günaydın!..