Acil Servisler, hastayla dolup taşıyor…

03.12.2014
A+
A-

 

Ülkemizdeki sağlık düzeni, her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sağlık alanındaki kötü gidişin göstergelerinden birisi de, hastane acil servislerindeki hasta yoğunluğudur.

Vatandaşlarımız 2013 yılı içinde toplam 630 milyon kez hekime başvurmuş. Bu başvuruların 90 milyonu (% 14,2) acil servise olmuş. Ülke nüfusumuz, 76 milyon dersek bu çok büyük bir oran. Dünya’da nüfusa oranlandığında en çok acil başvurusu Türkiye’de oluyor. Örneğin 50 milyon nüfuslu İngiltere’de yıllık acil başvurusu 20 milyon civarında.

Öte yandan ülkemizde acile başvuran hastaların acilde kalış süresi ortalama 15 dakika iken, Avrupa ülkelerinde bu süre 4 saati buluyor. Vatandaşımız, gündüz doğru dürüst muayene edilmediğini düşündüğü için akşam acillere akın ediyor. Acil servislerdeki izdihamın birinci nedeni budur. Çünkü Kamu hastanelerinde, hâlâ bir doktor günlük 100 civarında hastaya bakıyor. Her hastaya 2–3 dakika zaman ayırabiliyor. Bu zaman içinde doktorun hastaya, şikâyetlerini sorma imkânı bile olamıyor. Bu düzende sağlıkta uygulanan performans sistemi nedeniyle, doktor ne kadar çok hasta bakarsa o kadar çok aylık geliri oluyor. Doktor 100 değil de, günlük 30 hasta bakıyorum dediğinde, başhekimler “Hayır buna izin vermiyorum, 100 hasta bakacaksın”, diyebiliyor.  Hâlbuki doktorun günlük bakacağı hasta sayısını sınırlandırmasının önünde hukuki bir engel yoktur.

Acillere yığılmanın diğer bir nedeni, emekçilerin çalışma saatleri nedeniyle izin alamayışlarıdır.  Ya da gündüz gitsem iki dakikada bakacaklar, akşam gidersem hasta ile daha çok ilgilenirler düşüncesidir. Bu düşünce bir yere kadar doğrudur. Çünkü doktor, hastanın ne kadar acil olduğunu ancak, iyi şikâyet sorgulaması, öykü alma ve muayene etme sonrası anlayabilir. Bazen tetkik de istenir. Tüm bunlar acile başvuran hasta için, tatmin edici bir durumdur. Fakat Acilde çalışan doktor, hemşire ve diğer emekçiler için sıkıntılar içerir. Çünkü her hastayı acilmiş gibi değerlendirmek, sağlık emekçisinin daha çok çaba harcaması demektir. Çok sayıda acil başvurusu sonunda, sağlık emekçisinde bir tükenmişlik duygusu oluşabilir. Acil servislerde meydana gelen sağlıkçıya şiddet de bu olumsuz koşullar içinde gerçekleşmektedir.

Aslına bakılırsa, Aile Hekimliği düzeninin bu durumu düzeltmesi bekleniyordu. Fakat Aile Hekimliği düzeni, Acil başvurularını azaltmadı. Aile hekimlerine de çok başvuru oluyor ama yine de Acil başvurusu oranı giderek artıyor. Ülkemizde son yıllarda kişi başına düşen yıllık hekime başvuru sayısı 8,2 olup pek çok Avrupa ülkesinden fazladır. Bu sayı 2002’de 3,1 idi.

Tüm bunlar gösteriyor ki, vatandaş derdine derman bulamıyor. Öyle böyle derken hayatını kaybedip gidiyor. Hastanın hastane hastane dolaşması, sağlık alanına para yatıran yerli Parababalarının ve emperyalist ilaç ve tıbbi cihaz tekellerinin işine geliyor. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) de bu soyguna aracılık eden kurumlar haline geliyor.

Halkımız örgütlü ve bilinçli olmadığı için bu tezgâha kolay geliyor. Sağlık Emekçilerinin örgütleri de bu konuda güçlü bir irade ortaya koyup davranışa geçemiyorlar. Performans sisteminin sebep olduğu bozuk düzene karşı çıkamıyorlar. Yapılması gereken halkın en az hasta olduğu koşulların yaratılmasıdır. Küba, bu konuda bizlere çok güzel bir örnek oluşturuyor.

Acillere yapılan yoğun başvuru sonucu meydana gelen olumsuz sağlık koşullarının nedenlerini bilincimize çıkartırsak, neyin ne olduğunu daha iyi anlarız. Tayyipgiller iktidarının sağlık alanında yaptıkları, vatandaşın sağlığını korumaktan çok vatandaşı hasta edip hastalıktan para kazanma düzenidir. Sadece Acil Servislere bir göz atınca bile bunu çok rahat görürüz.

 

Kurtuluş Partili Bir Doktor