Ermenek Maden Cinayeti Raporu!

03.12.2014
A+
A-

İstanbul Barosu İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Komisyonu adına; 28 Ekim 2014 tarihinde Ermenek’te Kömür Madeninde meydana gelen iş cinayetinden dolayı Av. Ayhan Erkan ve Av. Pınar Akbina Ermenek’e gittiler. Öncelikle Ermenek Cumhuriyet Başsavcısı Ali Özdemir ile görüşüp sonra Madene giderek arama-kurtarma çalışmaları hakkında bilgi aldılar, incelemelerde bulundular, işçi yakınları ile bölge madenlerinde çalışan işçilerle görüştüler ve bir rapor hazırladılar. Rapor aşağıdaki gibidir:

 

Ermenek Başsavcısı ile görüşme

Öncelikle 2014/1267 no ile yürütülen soruşturma ile ilgili bilgi almak için olayın soruşturmasıyla görevlendirilen 3 savcı ile birlikte toplantı halinde olan Ermenek Cumhuriyet Başsavcısı Ali Özdemir ile görüştük.

Sayın Başsavcı olaya ilişkin basın açıklaması yaptıklarını bize de o açıklamadaki bilgileri verebileceğini, varsa sorularımızı da cevaplayabileceğini belirtip savcılık olarak yaptıklarının anlatımına geçti. Sayın savcının anlatımları özetçe şöyledir:

Daha deneyimli olan SOMA Savcılığı ile görüşülerek gerekli bilgileri alınmış ve derhal 13.30 sıralarında olayın olduğu maden ocağına iki Cumhuriyet Savcısı ile gidilmiş, olayda ciddi delil mahiyeti teşkil edebilecek defter ve evraklar ve diğer bilgisayar kayıtları ivedilikle muhafaza altına alınmış. Kazanın yaşandığı Madende inebildikleri yere kadar inilmiş, incelemelerde bulunulmuş, ancak Madene inene kadar bile sırılsıklam olmuşlar ve daha fazla ilerlemeleri mümkün olamamış.

Değişik adliyelerin resmi bilirkişi listesinde isimleri bulunan uzman bilirkişilerle görüşülmüş, Üniversitelerden, Maden ve Mühendis odalarından bilirkişi talebinde bulunulmuş, yine olayla ilgili olarak ellerindeki her türlü bilgi ve belgeyi göndermeleri için ilgili bakanlık ve kurumlardan faksla talepte bulunulmuş. 29-30-31/10/2014 tarihlerinde olay yerine gidildiğinde de, madenin içine girip inceleme yapmanın mümkün olmadığının görülmesi üzerine diğer çalışmalara devam edilmiş, şirketin diğer bürolarında da ilgili evrakların tespit ve el konulması için 30/10/2014 tarihinde arama yapılmış, Madeni işleten Has Şekerler Madencilik Enerji Nak. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. ve asıl işveren Ermenek Cenne Linyit Kömür İşletmesi’ne ait defterlere el konulmuş.

İleride kendilerine kusur atfedilebilecek yetkili ve görevlilerden şüpheli sıfatıyla CMK 109. maddesi uyarınca Ermenek Sulh Ceza Hâkimliğinden 8 kişi hakkında adli kontrol talebinde bulunulmuş, Mahkemece talebe uygun karar verilmiş ve verilen karar gereği için Savcılıkça ilgili kuruma gönderilmiş. Olaydan sağ kurtulan işçilerin ifadelerinin alınmasına başlanılmış.

İTÜ’den bir Hocayla görüşülmüş, görüşülen Hoca iki Hocayla birlikte geleceklerini söylemiş, böylece üç kişilik bir bilirkişi heyeti oluşturulmuş. 01.11.2014 günü kurtarma faaliyetlerinin halen devam etmesi nedeniyle AFAD’ın izni ve refakatçi olarak verdiği görevli kontrolünde 3 kişilik bilirkişi heyetiyle kazanın olduğu galeriye ulaşılmış, en yakın yer olan 775 kotuna gidilerek inceleme yapılmış, dosya üzerinde ve kaza yerinde yapılan incelemeler sonucu bilirkişilerce ön rapor düzenlenmiş. Düzenlenen ön raporda, “Madenin yakınında eski bir imalat olduğu, kazanın eski imalat bölgesine yıllar içerisinde birikmiş olan suların zaman içinde basınç eşik değerini aşarak, zayıflayan topuktan çalışma alanlarında aniden su baskınına neden olmasından kaynaklı” olduğu belirtilmiş. Ön rapora göre “kusur oranları” da belirlenmiş.

Kazaya sebep olan suların biriktiği eski maden ilgili haritada yer almıyormuş. Oysa haritada gösterilmesi gerekirmiş. Suların biriktiği eski madene 80 metreden fazla yaklaşılmaması gerektiği halde bu kural ihmal edilmiş.

Kurtarma işlemlerinin tamamen sonuçlanması sonrasında ODTÜ’den talep ettikleri bir bilirkişi heyetiyle madende yapılacak incelemeler neticesinde olayın meydana gelmesiyle ilgili maddi gerçekler tespit edilecekmiş.

Sayın Başsavcı ayrıca Madenin daha önce yapılan denetim sonucu 1 müfettiş tarafından kapatıldığını ancak daha sonra gelen heyet tarafından tekrar açıldığı bilgisini verdi. Madenin %50’sine kadar girebildiklerini söyledi. Bilirkişilerin Maden İşleri Genel Müdürlüğüne de kusur verdiğini belirtti. Olayla ilgili olarak yalnızca madeni işletenlerin değil ruhsat verenlerin de sorumlu olduğunu belirterek sorumlular hakkında gerekli takibin yapılacağını belirtti.

Sorumuz üzerine İşçi ücretlerinin ödenmediğini duyduklarını ancak bu konunun İş Mahkemelerinin işi olduğu için ilgilenmediklerini söyledi. Ailelerin, yakınlarının “kaçma bacası”ndan kurtulmuş olma umudunu taşıdıklarını belirtti.

Son olarak madenlerde alınacak önlemlerin işverenlerin ahlâki duruşlarına bırakılmayacağını, ciddi önlemlerin alınması ve yaptırımların uygulanması gerektiğini belirtti.

Olay Yerinde Yapılan İnceleme:

Kazanın yaşandığı Pamuklu köyünde bulunan Madene 3 kontrol noktasını aşarak vardığımızda jandarma ve polis tarafından alınmış olağanüstü güvenlik önlemleri altında arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini gördük. AFAD tarafından organize edilen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldık. AFAD yetkilisi Madenin içindeki arama, kurtarma çalışmalarının Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından yerine getirildiğini belirterek kendilerinin bunun dışındaki işleri organize ettiklerini söylediler. Madenden sağ kurtulan işçiler ve çevredeki diğer madenlerde çalışan diğer işçilerin de arama kurtarma çalışmalarında görev aldıklarını belirttiler. Madenin şu anda balçıkla dolu olduğunu ahtapot denilen bir araçla bu balçığın boşaltılmaya çalışıldığını ancak tek sorunun bu olmadığını, madende birkaç yerde göçük, daha doğrusu göçme de olduğunu belirttiler. Madende “Nefeslik” olarak tabir edilen bir bölüm olduğunu, işçi ailelerinin işçilerin buraya kaçmış olabilecekleri umudu taşıdıklarını ancak buraya da göçükler nedeni ile ulaşamadıklarını belirttiler. Madene kurtarma çalışmasına katılanların dışında kimsenin girmesine izin verilmediğini, bize de izin veremeyeceklerini belirttiler.

Olay yerinde Karaman, Güneyyurt, Ermenek gibi yöre belediyeleri çadırlarının yanında İHH’ye ve Beşir Derneğine ait çadırlar da mevcuttu. Basın, Maden Ocağından oldukça uzakta bir bölgeye gönderilmiş, aileler ise bariyerlerle çevrili çadırlarda kalıyordu. AFAD yetkilileri afet psikolojisi nedeniyle ailelerin gergin olduklarını bizim ailelerle görüşmemizi istemediklerini söylediler. Biz ailelerden bilgi alarak geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istediğimizi belirttik ancak yetkililer kesinlikle görüştürmek istemediklerini belirttiler. AFAD yetkililerin ısrarlı engellemelerine rağmen Madenden çıkamayan Mehmet Baha’nın abisi Hamdi Baha ile kısa bir görüşme yaptık. Hamdi Baha’nın verdiği bilgiler aşağıda aktardığımız diğer madenlerde çalışanların verdikleriyle çakışıyordu. Ortamın gerginleşmemesi için yalnızca yanımıza gelen ailelerle görüşerek bilgi alıp geçmiş olsun dileklerimizi ileterek, görüşmemizi engelleyen AFAD’a ailelerin tepkileri kulaklarımızda çınlayarak, İHH ve Beşir Derneğine Çadır kurdururken iki avukata gösterilen engellemeyi protesto ederek maden sahasından ayrıldık.

 

İşçi Aileleri ve Diğer Madenlerde Çalışan İşçilerle Görüşme:

Aldığımız bilgilere göre; Bölgede yaklaşık 9 maden bulunmakta ve bu madenlerde yaklaşık 1500 işçi istihdam edilmektedir. İşçiler Soma ile karşılaştırma yaparak oraya göre çok ilkel koşullarda çalıştıklarını, kazma kürek ile kazı yaptıklarını, vagonları elle ittiklerini, iş güvenliği malzemelerinin geciktiğini, senede bir kez verildiğini, bu malzemelerin yetersiz ve en ucuz,  enkalitesiz malzemeler olduğunu, bu nedenle çoğu zaman kendi ceplerinden ödeyerek malzeme aldıklarını belirtiler. Madenlerde yaşam odasının bulunmadığını, ücretlerinin düzenli bir şekilde ödenmediğini, asgari ücret tutarında ücretin bankaya, geri kalan ücretin ise elden ödendiğini ancak son dönemlerde elden ödenmesi gereken kısmın da ödenmediğini belirttiler. Madende hava alan ve sıcak olan yerler olmasına rağmen çalışmaya devam ettiklerini ve denetleme olacağında önceden haber alındığından bu tür yerlerin duvar örülerek kapatıldığını ve ücretle ilgili konularda da denetleyicilere sadece asgari ücret alındığının söylenmesi için işverenin baskı yaptığını belirttiler.

En önemlisi de Eylül ayında çıkan 6552 sayılı Torba Yasadan sonra işverenlerin Kanunsuz Lokavt uygulayarak hiçbir haklarını ödemeden madenleri kapattığını bu nedenle yaklaşık 700 işçinin işverene ihtarname çekerek madenlerin kapatılmasının sonucunda iş akitlerinin işveren tarafından eylemli feshedilmiş sayılacağını,  bu nedenle de haklarının ödenmesini istediklerini söylediler. Bunun üzerine işverenlerin işçileri tekrar işbaşı yapmaya çağırdıklarını ancak işbaşı yapmaları durumunda servis ve yemek haklarının olmayacağını, yemeklerini ise madenden çıkmadan içeride yemeleri şartıyla işbaşı yaptıracaklarını belirttiler. İhtarname çeken işçilerin büyük bir bölümünün bu şartları kabul ederek tekrar işbaşı yaptıklarını söylediler. Kendi imkânları ile servis tuttuklarını, yemeklerini evden götürdüklerini söyleyen işçiler, kaza olan Madende de aynı şekilde işçilerin işbaşı yaptıklarını ancak daha birkaç günlük bir çalışma yapılmışken kazanın meydana geldiğini bildirdiler. Ayrıca işverenlerin kendi aralarında anlaşarak, ihtarname çekip de dönmek isteyen işçilerden sadece kendi tercih ettiklerini geri aldıklarını, bunların dışındakilerin hiçbir madene kabul edilmediğini belirttiler.

Gerekli bilgi alışverişi yapıldıktan sonra İstanbul Barosu adına geçmiş olsun dileklerimizi ileterek bölgeden ayrıldık.

Tespitlerimiz:

2012 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 50 yeni kömürlü termik santral hedefiyle 2012’yi “Kömür Yılı” ilan etmiş, kömür kullanımının artması nedeniyle ağırlıklı sanayide olmak üzere son 10 yılda kömür kullanımı yüzde 200 yükselmiştir. Bakanlık kömür potansiyelinin mutlaka işletmeye alınması gerektiğine işaret ederek, kömür işletimi ve termik santral kurulumu noktasında çalışmalar yapılacağını açıklamıştır.

Ancak bu açıklamalara karşın bir yıl önce TEMA Vakfı, farklı alanlardan uzman 12 bilim insanlarının görüşleriyle Termik Santral Etkileri Uzman Raporu: Konya-Karapınar Kapalı Havzası” raporu hazırlayarak, bu rezervin çıkarılarak termik santralde işlenmesi halinde ortaya çıkacak zincirleme felaketleri tüm açıklığıyla ortaya koymuş ve Enerji Bakanı Taner Yıldız’a bu raporu ileterek gerekli önlemlerin alınması konusunda uyarmıştır. Ancak Bakanlık tarafından herhangi bir önlem alınmamıştır. Rapor özetle şöyledir:

MTA tarafından bölgede tespit edilmiş 1,832 milyar tonluk linyit rezervi mevcuttur. EÜAŞ, kurulacak termik santralle 30 yıl boyunca 5870 MW’lık elektrik enerjisi üretmeyi planlamaktadır. Bu miktarda enerjiyi üretecek tek bir termik santral tipi yoktur. Bu durumda altı adet 1000 MW’lık veya 10 adet 600 MW’lık termik santral kurulması gerekmektedir. Yeraltı suyunu kullanarak soğutma sağlamak için 8800 adet yeraltı su kuyusunun sürekli çalışması öngörülmektedir.

 Konya Kapalı Havzası, WWF’e göre, dünyada ekolojik açıdan en önemli 200 alandan biridir. Havzada, iki adet milli park ve bir dizi SİT alanı vardır. Tahıl üretimi açısından “Türkiye’nin Buğday Ambarı” olarak nitelendiriliyor. Bölgedeki ekosistemin kırılganlığı nedeniyle burada açılacak bir kömür madeni ve termik santral, bölgedeki tarımın ve ekosistemin çöküşü demektir. Bölgenin kalkınması için termik santrale değil kapsamlı tarım uygulamalarına ihtiyaç vardır.

Bölgede 1 metreküp kömür çıkartmak için yaklaşık 9,4 metreküplük kazı yapılması, kömür çıkarıldıktan sonra kalan 8,4 metreküplük toprağın ise başka yere nakledilmesi gerekmektedir. Havzada tespit edilen 1,832 milyar tonluk linyit rezervinin hepsinin çıkartılması için kazılacak toprağın hafriyatı 11,5 milyar metreküp gibi hacme ve 22 milyar ton ağırlığa denk gelmektedir.

Tarıma elverişli araziler kazılıp kömürlü, kükürtlü, asidik, ağır metalli bir hâlde kazı alanlarına ve dekapaj yığma sahalarına yeniden doldurulduğunda bölgenin tarım arazileri büyük zarar görecektir. Açığa çıkacak hafriyatın binde birinin bile tozlaşıp havaya kalkması, 30 yılda 22 milyon ton, yılda 700 bin ton tozun yaşam alanlarına ve tarım arazilerine uçması demektir.

Çıkarılacak kömür ortalama 138 metre derinliktedir. Kömürlü sahanın verimli olduğu bölgede ise yeraltı su düzeyi en çok 20 metre derindedir. Bu da şu demektir: KÖMÜRÜN VERİMLİ ŞEKİLDE ÇIKARTILMASI İÇİN 300 METRE DERİNLİKTE KAZI YAPILMASI, YANİ KAZININ YERALTI SUYU DÜZEYİNİN ALTINDA GERÇEKLEŞMESİ GEREKLİDİR. BUNUN İÇİN YERALTI SUYUNUN POMPALARLA BOŞALTILMASI GEREKİYOR Kİ, BU DA TÜM KONYA HAVZASI’NIN SUYUNU ÇEKMEK DEMEKTİR.

 İşletmenin sürdürülebilmesi için ya ocak tabanında birikecek suyun pompalarla ocak çukuru dışına atılması ya da ocağın ilerleyeceği yönde önceden yeterli sayıda su kuyusu açılması ve bunlardan sürekli su çekilerek ocağa su girişinin önlenmesi gereklidir. Ancak, doğanın kendi içindeki dengeyi sağlama ilkesi gereği buraya yakın yerlerden de yeraltı suyu akışı başlayacağı için öngörülenden çok daha fazla su çekmek zorunda kalınacaktır.

Üstelik bunca zahmet son derece kalitesiz, nem oranı yüzde 47’yi bulan bir kömürden elektrik üretmek için çekilecektir. Yapılacak termik santrallerin su ihtiyacı 2 milyar tondan fazladır. Buna karşılık Konya Havzası’nda 1,5 milyar tondan fazla su yoktur. Santralde kullanılacak soğutma suyu için yeraltı sularının kullanılması da başka sorunları beraberinde getirecektir. 350 kilometrelik bir alandan 30 yıl boyunca yeraltı suyu çekmek, Karaman-Ereğli-Karapınar arasındaki tüm yeraltı suyunu çekmek demektir.

Kömürün çıkartılması esnasında çıkan hafriyatın verimli tarım arazilerine yığılması, kül uçması sonucu verimin düşmesiyle, yeraltı sularının çekilmesi yüzünden tarımda istihdam edilen 60 bin kişinin tarımsal geliri risk altına girecektir. Su varlığı hızla azalan bölge önemli ölçüde göç verecek, yeni sosyo-ekonomik sorunlar baş gösterecektir.

 Proje hayata geçtiği takdirde, termik santralden çıkan küller 10 metre yüksekliğinde yığılsa bile, 5220 futbol sahası kadar yer kaplayacaktır. 30 yılda 50 milyon ton kükürt ortaya çıkacak, 156 milyon ton kireç taşı kullanmak gerekecek, 30 yılın sonunda atmosfere de 68 milyon 750 bin ton karbon salınacaktır.

2012 yılı itibariyle Türkiye Kömür İşletmeleri’nin yeraltı kömür üretiminin yüzde 56’sı rödövans yüzde 41’i hizmet alım modeliyle sağlanmaktadır. 2004 yılında yürürlüğe giren 5177 sayılı kanunla 3213 sayılı Maden Yasası’nda yapılan değişiklikle yasal statüye kavuşan rödovans sistemine göre maden ocakları devlet tarafından özel şirketlere kiraya verilirken, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) tarafından şirketlere belirli bir ücret karşılığında üretilen kömür satın alınmaktadır. Bu nedenle rödovansçının hedefi, rezervi en düşük maliyetle aramak ve işletmek olmaktadır.

Şirketler, rödovans sisteminde üretimi artırdıkça kârını arttırmakta ancak bu durum madenlerde çok ağır çalışma koşularının getirilmesine neden olmaktadır. Ermenek’teki gibi, işçiler yemeklerini bile maden ocağının içerisinde yemek zorunda bırakılabilmektedir.

Maden işverenleri maliyeti arttırdığı gerekçesi ile iş güvenliği önlemlerini almamaktadırlar. Maden işçileri ise Ermenek, Soma gibi iş olanaklarının gelişmediği bölgelerde, yaşadıkları işsizlik korkusu nedeniyle buralarda uzun saatler düşük ücretlerle ve sendikasız bir şekilde çalışmaktadırlar.

Madenlerdeki denetim yetersizdir ve sonuç verici değildir. Son çıkan torba yasada maden işçilerinin koşullarını iyileştirme yolunda adım atılsa bile madenler üzerinde sıkı bir denetim ağı oluşturulmadığı sürece bunun pratik faydalarının görülmesi mümkün değildir. Maden işverenleri yasayla birlikte artan maliyetleri gerekçe göstererek madenleri kapatma yoluna giderken, bunun faturası yine işçilerin başına patlamıştır. Torba yasanın ardından sadece Zonguldak’ta 22 maden kapanırken, yaklaşık 5000 maden işçisi işsiz kalmıştır. Birçok yerde ise tıpkı Ermenek’te olduğu gibi madenciler işsiz kalmamak amacıyla haklarından vazgeçerek, daha da ağır koşullarda çalışmayı kabul etmiştir.

Ermenek’teki Madende denetim yapan İş Müfettişi Erdoğan Şeker, Teftiş sonucu hazırladığı raporda, yer altı sularına ve ocağın yan ocaklarla mesafesine ilişkin riski ölçmek için gerekli kontrol sondajının yapılmadığını üç ay önceden işveren haber verdiğini söylemiş ve “Sondajlar yapılsaydı kazanın önüne geçilebilirdi” demiştir.

Basına yansıdığı gibi yapılan denetimler sonucu Madenin kapatılması raporu düzenlense bile bizzat Çalışma Bakanı’nın itirafında “Bizim müfettişlere göre kapanması gerekiyor ama açılması için kimleri kimleri araya koyuyorlar” dediği gibi kapatılmanın önüne geçilmektedir.

Nitekim tıpkı Soma’da olduğu gibi Ermenek’te kazanın gerçekleştiği madenin sahibinin de iktidar partisi ile ciddi bağlantılara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Ermenek Cinne Linyit Kömür İşletmesi bünyesinde faaliyet gösteren üç taşeron firmadan biri olan Has Şekerler Madenciliğin sahibi Saffet Uyar 2009 yerel seçimlerinde AKP’den belediye başkan adayı olmuş ancak seçilememiştir. Saffet Uyar’ın üzerinde yer alan asıl işveren ve Ermenek Cenne Linyit Kömür İşletmesi’nin sahibi Abdullah Özbey’in ise Refah Partisi’nden 20. Dönem Karaman milletvekilliği yapan ve aynı ismi taşıyan kişinin akrabasıdır.

Maden işçilerinin sendikal örgütlülüğü, bu örgütlenmenin sağlamlığı, işveren yanlısı “sarı” sendikalar olmayıp gerçek sınıf sendikaları olmaları, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin denetiminde, işverenlerin keyfiliklerinin frenlenmesinde etkili olacak ve iş cinayetlerinin azalmasında önemli bir rol oynayacaktır.

Özetle Ermenek’teki Maden “kazası” Soma’da olduğu gibi “geliyorum” demiştir ve o bölgede ve ülkemiz genelinde Madenler her an yeni “kazalara” gebedir. Bu konuda gerekli yasal düzenlemeler alt yapısı hazırlanarak yapılmalı, İş güvenliği bakımından sıkı denetimler yapılarak aykırı davrananlara ağır yaptırımlar uygulanmalı ve Ermenek Cumhuriyet Başsavcısının dediği gibi “bu konu işverenlerin ahlaki duruşuna bırakılmamalı”dır. Bu nedenle Baromuzun bu konudaki takibi ve katkıları önemlidir. Saygılarımızla… 03.11.2014

 

Av. Pınar Akbina              Av. F. Ayhan Erkan