Memur Emeklisinin Seyyanen Zam Hakkı Mücadelesini Sürdürüyoruz
Av. Tacettin Çolak
Geçtiğimiz yıllarda, Temmuz 2023 tarihinde memur ve memur emeklilerinin maaşlarına toplam yüzde 17,55 zam yapıldı. Ayrıca memurlara verilen yüzde 17,55’lik zamma ek olarak Resmi Gazetenin 15 Temmuz 2023 tarih ve 32249 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe giren 7456 sayılı Torba Kanunun 28’inci maddesi ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ek 40’ıncı madde ekleyerek, kamu çalışanlarının maaşlarına 8.077,00 TL seyyanen zam uygulanmasına karar verilmiştir.
Ancak bu artış (4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun 28’inci maddesi uyarınca) memur emeklilerine de yansıtılması gerektiği halde yansıtılmamıştır.
Memur emeklilerine yansıtılmayan bu ek zam miktarı; katsayı artışları ile birlikte değerlendirildiğinde aylık olarak yazının kaleme alındığı tarihte aylık 21.989,19 TL’yi bulmuştur. Dolayısıyla bir memur emeklisinin ilk ek zam tarihi olan Temmuz 2023 tarihi ile Mayıs 2026 tarihleri arasında uğradığı zararın toplamı: 524.537,72 TL olmuştur.
Bu uygulama açıkça adaletsiz ve kanunsuzdur.
Öyle ki; geçmişte en düşük kamu görevlisi ve en düşük kamu görevlisi emeklisi arasındaki maaş farkı yüzde 40 civarındayken bu yeni düzenlemeyle aradaki fark yüzde 137’ye çıkmış durumdadır.
Diğer taraftan, en düşük kamu görevlisi maaşı hesaplanırken çalışmayan eş ve iki çocuk olarak dikkate alınırken, sanki kamu çalışanı aktif çalışmayı bırakıp emekli olmakla birlikte aile birliğinden ilişiği kesiliyormuş gibi emekli kamu çalışanlarına eş ve çocuk yardımı da ödenmemektedir.
Böylelikle yıllarını devlet hizmetine vermiş ve emeklilik hakkını kazanmış olan kamu çalışanlarına mantıklı, hakkaniyetli, adil bir ücret uygulaması reva görülmemektedir. Başka bir anlatımla; aktif kamu çalışanlarına seyyanen yapılan ek ödemenin aylık bağlama oranına göre kamu görevlisi emeklilerine de yansıtılması; Anayasanın eşitlik ilkesi gereğidir.
TBMM’de kabul edilen 7456 sayılı Torba Kanunun 28’inci maddesi, Anayasanın 10’uncu maddesinde tanımlanan “Eşitlik İlkesi”ne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14’üncü maddesinde öngörülen “Ayrımcılık Yasağı”na açıkça aykırı olarak yasalaştırılmıştır.
Bu Anayasal ihlal konusu, Cumhurbaşkanı, Meclisteki iktidar partisi, muhalefet partisi ve üye tam sayısının beşte biri yani 120 milletvekilinin imzasıyla (Anayasa md. 150), 60 gün içinde (Anayasa md. 151) “soyut norm denetimi” yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne getirilebilirdi.
Öyle ki, Tayyip Erdoğan, 11.05.2023 tarihinde sosyal medya platformlarında yaptığı paylaşımda; “En düşük memur maaşını 22.000 TL seviyesine yükseltiyoruz. Maaşlardaki bu artışları otomatik olarak memur emeklilerine de yansıtıyoruz. Milletimize hayırlı olsun.” şeklindeki vaatte bulunduğu halde açıkça memurlara yalan söylemiştir.
CB ve iktidar partisinden elbette böyle bir davranış beklemeyiz. Zira bu eşitsizliğin kaynağı bizatihi bunlar.
Ana muhalefet partisi ise yasa çıktıktan sonra grup sözcüleri aracılığıyla yasanın Anayasa Mahkemesi önüne götürüleceğini açıkladığı halde bu yetkisini kullanmamıştır. Başka bir anlatımla Ana muhalefet partisi de hiçbir işlem yapmayarak açıkça memur emeklilerini kandırmıştır.
Hal böyle olunca iş başa düştü ve Halkçı Hukukçular olarak, Halkın Kurtuluş Partisi ve MYK Üyemiz, memur emeklisi Adnan Okur adına Danıştayda açtığımız iptal davası ile yukarıda belirtilen yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından “somut norm denetimi” yoluyla incelenmesini istedik.
Davanın konusu Danıştayın elini yaktığı için görevsizlik kararı verdi.
Dosyamız Ankara 9. İdare Mahkemesinin önüne geldi. Bu mahkeme de; “söz konusu düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması halinde ve düzenlemenin iptal edilmesi durumunda, çalışanlar için öngörülen ilave ödemenin (kamuoyunda bilinen adıyla seyyanen zammın) iptal edilmesi sonucu doğacaktır. … Yasama organının yaptığı değil de yapmadığı bir düzenlemeden dolayı veya eksik yaptığı iddia edilen bir düzenlemeden dolayı yapılan düzenlemenin Anayasaya aykırılığından bahsedilemeyecektir.” şeklinde hukukta yeri olmayan bir gerekçeyle davamızı reddetti.
Oysa biz, hiçbir zaman memurlara verilen seyyanen zam iptal edilsin demedik. Elbette bu yoğun hayat pahalılığında memurlar da o seyyanen haktan faydalansınlar. Biz, 4688 sayılı yasanın 28’inci maddesindeki hüküm ile memur emeklilerinin aylıklarındaki artışın endekslendiği memurlara yapılan uygulamalar, eşitlik ilkesi uyarınca emekli memurlara da yansıtılmalıdır, diyoruz.
Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı gereğince Anayasanın 10’uncu maddesine aykırı olan bir yasanın iptal edilmesi halinde seyyanen zammı alan memurların mağdur edilmesi de söz konusu olmayacaktır.
Ankara 9. İdare Mahkemesi yargıçlarının devleti koruma mantığı ile verdikleri ve açıkça hukuka aykırı olan bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuruldu. Bu başvurumuzu inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi; kıdemli başkanının muhalefet şerhine karşın kıdemsiz iki üyenin oyu ile neyse ki yukarıdaki absürt gerekçe karardan çıkartılarak istinaf talebimizi reddetti.
Mahkeme başkanı karşı oy yazısında; “Dava konusu Yasa kuralı ile fiilen görev yapan memurlar ile emekli memurların maaşları arasında bir ayrımcılık yapılmıştır. Kuralın gerekçesinin memur maaşlarının enflasyona karşı iyileştirilmesi olduğu, emekli memur aylıkları 4688 sayılı Yasa uyarınca çalışan memurların aylıklarına bağımlı olduğundan enflasyon nedeniyle memur aylıkları ile eşit derecede erimiş olduğu hususları gözetildiğinde, aynı iyileştirmeden memur emeklilerinin yararlandırılmaması Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve Anayasanın 90. Maddesi ile kanun hükmünde bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine 12 nolu Protokol ile eklenen Ülkemizin de imzaladığı “ayrımcılık yasağı”na dair 14. maddesine aykırı bulunmaktadır.
“Zira enflasyondan gelir seviyesi daha düşük olan ve yaşları ve sağlık durumları nedeniyle çalışarak ek gelir elde etme imkanı bulunmayan emekli memurların daha fazla etkilendiği tartışmasızdır. Üstelik Anayasamızın 10. Maddesinde doğrudan olmasa bile dolaylı olarak “yaşlı” tanımının içinde yer almaları nedeniyle emekli memurlar için pozitif ayrımcılık öngörüldüğü açıktır.” şeklinde isabetli tespitlerde bulunmuştur.
Mahkeme başkanınca da teyit edildiği gibi bu yasa ile devlet; memurlar ve memur emeklileri arasında Ayrımcılık Yasağı ve Kanun Önünde Eşitlik ilkesi ile Mülkiyet Hakkını ihlal etmiştir.
Bu aşamadan sonra mücadelemiz Anayasa Mahkemesi’nin önüne taşınmıştır.
Yapılan başvuruda; Somut Norm Denetimi yapılarak; 7456 sayılı Torba Kanunun 28’inci maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen 40’ıncı maddesinin; Anayasanın 10. maddesinde öngörülen “Eşitlik Hakkı”nı, 11. maddesinde yazılı “Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” hükmünü, 35. maddesinde yazılı “Mülkiyet Hakkı”nı, 60. maddesinde tanımlanan “Sosyal Güvenlik Hakkı”nı, 61. maddesinde yazılı “Sosyal Güvenlik Bakımından Korunması Gerekenler”e ilişkin kuralları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde tanımlanan “Ayrımcılık Yasağı”nı ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinde öngörülen “mülkiyet hakkını” ihlal ettiği tespit edilerek, anılan maddenin yürürlüğünün durdurularak, Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali istenmiştir.
Bunun yanında, gerek başvurucu müvekkilimizin gerekse aktif çalışma yaşamındaki memurların ve emekli memurların daha fazla mağduriyetine neden olmamak amacıyla acilen yeni bir yasal düzenleme yapılması için TBMM’ye kısa bir süre verilmesi ve incelemenin duruşma açılarak yapılması talep edilmiştir.
Sonuç olarak; yukarıda da belirtildiği gibi Meclisten çıkartılan adaletsiz yasa ile üç milyona yakın memur emeklisine büyük haksızlık yapılmıştır. Memur emeklilerinin uğradığı zarar aynı zamanda bir “kul hakkı”dır. Anayasa Mahkemesi Başkanı da çeşitli vesilelerle verdiği vaazlarda (ki bir yüksek mahkeme yargıcına yakışmayan bir tarz olmakla birlikte) kul hakkından bahsetmiş, kul hakkının ibadetle dahi giderilemeyeceğini, kul hakkıyla Allah’ın huzuruna gitmenin en büyük suçlardan biri olduğunu söylüyor sürekli.
Öyleyse işbu dava ile biz de Anayasa Mahkemesi Başkanının ve diğer üyelerin önüne, kul hakkı yenmiş bir dosyayı getirmiş bulunuyoruz. Biz, Anayasa Mahkemesinin adaletli davranacağına, vicdanlarına danışarak ve başta Anayasa olmak üzere mevzuatımızdaki yasal hükümler çerçevesinde bir karar vereceğine inanmak istiyoruz. Bu aşamadan sonra Anayasa Mahkemesince olumsuz bir karar verilmesi halinde dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne götürülecektir.
Ancak biz, kendi ülkemizdeki yargıçlarımızdan adaletli bir sonucun çıkmasını tercih ederiz.
Umarım bize Avrupalarda adalet aratmazlar.
08 Mayıs 2026
