AKP’giller vatan toprağını satıyor, savcılar da başvurularımızı sümenaltı ediyor

04.02.2016
A+
A-

 

 

Ege Denizi’nde bulunan ve mülkiyeti Türkiye’ye ait 16 ada ve bir kayalığın 2004 yılından beri Yunanistan tarafından işgal edilmesine seyirci kalan AKP’giller hakkında yaptığımız suç duyurusuna Ankara Cumhuriyet Savcılığı; “şikâyet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığı anlaşıldığından” diyerek “İşleme Konulmama Kararı” verdi.

Bir de kararı “kesin” olarak veriyorlar ki, akıllarınca itiraz etmeyelim. Yani AKP’giller’in “Vatana İhanet” suçu sümenaltı edilmiş olsun.

Ankara Cumhuriyet Savcılığının tamamen siyasi iktidara yaranmak için verdiği ve hiçbir şekilde hukuku uymayan bu kararının kaldırılması ve Ege Denizi’ndeki adalarımızı Yunanistan’a peşkeş çeken AKP’giller’in yargılanması için Danıştay’a başvuruda bulunduk.

 

İzmir Bölge İdare Mahmesi Başkanlığı

Kanalıyla

Danıştay (…) Dairesi Başkanlığına

 

Şikâyet Dilekçesini İşleme Koymama Kararına İtiraz Eden: Halkın Kurtuluş Partisi

Vekilleri: Av. Orhan Özer, Av. Metin Bayyar, Av. Ayhan Erkan, Av. Ali Serdal Çınğı, Av. Tacettin Çolak, Av. Sait Kıran, Av. Azime Ayça Alpel, Av. Halil Ağırgöl, Av. Doğan Erkan, Av. Pınar Akbina,

Adres: Halit Ziya Bulvarı No: 33 Kat: 2/203 Konak/İZMİR

Konusu: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03/08/2015 tarih, 2015/75611 Soruşturma, 2015/66157 Karar Nolu İşleme Konulmama Kararına itirazımızın sunulmasıyla, etkin soruşturma ilkesini ortadan kaldıran kararın kaldırılarak şüpheliler hakkında soruşturma yürütülmesine karar verilmesi talebimizdir.

Tebliğ Tarihi: 15/01/2016

 

Beyanlarımız:

1- Ankara Cumhuriyet Savcılığınca; “(…) şikayet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığı anlaşıldığından….” diyerek dilekçemiz hakkında “İşleme Konulmaması” kararı verilmiştir.

Kararı görünce, bir başka ülkede mi yaşıyoruz diye kendi kendimize sorduk. Bir başka anlatımla bu kararı (hem de kesin olarak) veren kişi Türkiye Cumhuriyetinin Savcısı mı yoksa Yunanistan Savcısı mı acaba diye tereddüde düştük.

 

2- Anlaşılan Savcı bizim Şikâyet Dilekçemizi hiç okumamış. Eğer okumuş olsaydı böyle bir karara, hele hele “ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığı” sonucuna varması mümkün değildi.

Biz, şikâyet dilekçemizde;

* Ege’de bulunan ve mülkiyeti Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olan 16 ada ve bir kayalığın Yunanistan tarafından yerleşmeye açıldığı, dolayısıyla FİİLEN İŞGAL edildiğini,

* Bu fiili işgal durumunu ortaya koyanın Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreterliği yapmış Emekli Kurmay Albay Ümit YALIM olduğunu,

* Yeniçağ Gazetesi’nden Ahmet Takan’ın Em. Kur. Albay Ümit Yalım ile yaptığı röportajı ve burada söylenenleri,

* Yine Ümit YALIM’ın konuya ilişkin internette çıkan (Özdil Beldesi-Ege Adaları Meselesi-Hanefi Çatal 8 Şubat 2015) haberlerini ve bu haberlerdeki; “Türkiye Cumhuriyeti, Batı’dan bölünerek tarihinin ilk ve en büyük toprak kaybını yaşadı. 2004 yılında Yunan Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyeti’ne ait toplam 16 ada ve 1 kayalığı teker teker işgal etti.” şeklindeki ifadelerini,

* Ümit YALIM tarafından verilen bilgilere göre, 1943 İngiliz Haritalarında, 1951 ABD haritalarında Bulamaç Adası’nın Türkiye’ye ait bir ada olarak görüldüğünü,

* 1924 Tarihli Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesini ve işbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adaların, TÜRK EGEMENLİĞİ ALTINDA KALACAĞINI ve 12. Maddenin genel olarak Asya kıyılarına 3 milden daha yakın olan adaların, Antlaşma’da aksi öngörülmediyse, Türkiye’nin egemenliğine bırakılmasını öngörmesi nedeniyle, Türkiye’nin söz konusu bölgede adı açıkça bildirilmeyen daha başka ada ve adacıklara da sahip olduğunu,

* Türkiye’nin taraf olmadığı 1947 Paris Barış Konferansı 14’üncü maddesi ile On İki Ada’nın Yunanistan’a bırakıldığı ve adaların silahsızlandırılması şartının öngörüldüğünü, Ancak bu 12 ada dışında kalan ada ve adacıklarda “Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, TÜRK EGEMENLİĞİ ALTINDA KALACAKTIR” şeklindeki Lozan Antlaşması’nın 12. maddesinin uygulanmak zorunda olduğunu,

* Ancak, Yunanistan devletinin, bu maddeyi açıkça ihlal ederek Uluslararası bir suç işlediğini ve Roma Statüsü’ne göre bu suçun adının da “İşgal” suçu olduğunu,

* Şüphelilerin ise bu işgali önlemek üzere Uluslararası Hukuktan kaynaklanan haklarımızı kullanmayarak, Yunanistan’a bir nota bile vermeyerek, anılan suça iştirak ettiklerini,

* CHP’li Milletvekili Merhum Kamer GENÇ ve diğer CHP’li vekillerce işgalle ilgili Meclis Araştırması Yapılması istenildiğini ve verilen önergede işgalin; “Londra, Lozan ve Paris Antlaşmalarıyla Türkiye’ye bırakılan/verilen ve şu anda Yunanistan’ın işgal ettiği adaların Ege’de; Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık Adası (11) olduğunu Akdeniz’de; Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronosidi ve Koufonisidi (5) olduğu ifade edilmiş basında çıkan haberlerde Yunanistan’ın Eşek ve Bulamaç Adalarında Ekim/Kasım 2004’te inşaat faaliyetlerinde bulunduğu, yerleşmeye başladığı, Eşek ve Bulamaç ada işgallerinin 31 Aralık 2008 günü bir Yunan helikopterinin Türk hava sahasını ihlal etmesiyle ortaya çıktığı, helikopterde Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın Bulamaç adasını ziyarete gittikleri belirtildiği, Anadolu Ajansının haberlerine göre; Yunanistan Cumhurbaşkanı 5 Ocak 2009’da Eşek Adası’na “Haç Atma” törenine katıldığını, 01.09.2009 tarihli Anadolu Ajansı haberine göre; Türk Hava Kuvvetleri’nin görev değişimi için İleriye Adasından Bulamaç adasına görev değişimi için asker taşıyan Yunan helikopterinin bölgenin Türkiye’nin sorumluluğunda olduğu gerekçesiyle ayrılmasını istediği yazıldığı ifade edilmiştir.” (İnternet: Ege Adaları Yunan İşgali Meclis Araştırması Önergesi Metni) denildiğini,

* AKP Hükümetinin makam sahipleri olan şüphelilerin, Yunanistan’ın Ege adalarını işgali karşısında verilen bu soru önergelerine işgal yoktur diyemedikleri gibi, basında çıkan Yunanistan’ın Ege Adalarını işgal ettiğine dair haberleri de tekzip edemediklerini,

* Oysa Yunanistan 31 Mayıs 1995’te aldığı bir kararla kara sularını 6 milden 12 mile çıkarması üzerine Türkiye’nin bu durumu 8 Haziran 1995’te “casus belli” (savaş nedeni) saydığını, keza 1996 yılı Ocak ayında Figen ATAK adlı Türk gemisinin Kardak Kayalıkları’na oturması sonucunda ve Yunanistan’ın kazanın karasularında olduğunu iddia ederek Kardak’a bayrak dikmesi nedeniyle Türkiye ile savaşın eşiğine gelindiğini, Türkiye tarafından 2 gün içinde Türk Bayrağı’nın kayalıklara dikildiğini,

* Ancak şüphelilerin bırakalım kayalığı, Türkiye’ye ait olduğu uluslararası hukuk normlarıyla açıkça teyit edilmiş olan adalarımızın işgalinin dahi, sessiz kalınmak suretiyle zımnen onaylandığını,

* Vatan toprağının bu işgaline karşı koymamanın, devletin görevli kademelerinde bulunanlar bakımından, suça fer’i iştirak bağlamında açıkça Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesinde tanımlanan suç tipini oluşturduğunu,

* Devlet yetkililerinin görevinin, yurdu ve halkı korumak, onların hakkına sahip çıkmak ve bu uğurda ulusal/uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm hak ve yetkileri aktif biçimde icra etmek üzerine olması gerektiğini, ama ne yazık ki şüphelilerin böyle bir yurtseverlik, halkseverlik duygu ve düşünceleri olmadığı için açıkça yükümlendirildikleri görevlerini ihmal ettiklerini, vatan topraklarının işgaline seyirci kaldıklarını ve bu iradi sessizlik-eylemsizlik nedeniyle vatan toprağının fiilen kaybedildiğini,

Ayrıntılı bir şekilde açıklamışız. Fakat savcı bu yazılanlardan hiçbir şey anlamamış. Daha doğrusu anlamak istememiş.

 

3- Oysa CMK Madde 160/1 uyarınca “Cumhuriyet savcısı, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen İŞİN GERÇEĞİNİ araştırmaya başlar.”

Yine Ceza Muhakemesi Kanununun 161/1 fıkrası uyarınca “Cumhuriyet Savcısı her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.”

Aynı kanunu 161/4 emredici hükmü çerçevesinde “Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.”

Özetle, savcı tüm bu araştırmaları yapmak, bilgi ve belgeleri toplamak zorundadır. Dahası, suçlananların ya da suçlananlarla bağlantılı olanların kamu görevlisi olması, suçlamalardan bağışık olmak bir yana; Cumhuriyet savcılarına suçlamayla ilgili bilgi ve belgeleri temin etmek görevi yüklemektedir.

Karar gerekçesinde “dilekçenin soyut ve genel nitelikte olduğu, ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığı”nı söyleyen savcı, yukarıdaki verilerin hangisini incelemiş, hangi araştırmayı hayata geçirmiştir?

Hiçbirini…

Sonuç olarak; DİLEKÇEYİ İŞLEME KOYMAMA KARARI VEREN SAVCI, TÜM BUNLARI YAPMADAN, MADDİ GERÇEĞİ (SUÇU) ARAŞTIRMADAN, HUKUKİ OLMAYAN BİR KARAR VERMİŞTİR.

 

4- Şimdi ise, Ege’deki Adaların değişik İngiliz ve Amerikan haritalarında ülkemiz topraklarında gösterilmesine karşın, bu Vatan Topraklarımızın Yunanistan tarafından nasıl işgal edildiği ve bu işgalin her geçen gün kalıcı hale getirildiğine dair belgeleri ekte sunuyoruz.

* 1923 Lozan Andlaşmasının 15. maddesine ek olarak konulan 2 no.lu haritada, İtalya’ya verilen toplam 14 adanın isimlerinin altı kırmızı çizgi ile çizilmiştir!… (EK-1)

* 1923 Lozan Andlaşmasının 15. maddesine ek olarak konulan 2 no.lu haritada, İtalya’ya verilen toplam 14 adanın isimlerinin altı kırmızı çizgi ile çizilmiştir!… (EK-2)

* Lozan Andlaşmasının 15. Maddesine ek olarak konulan 2 no.lu harita. Harita İngiliz Savaş Ofisi (British War Office) tarafından, 1923 yılında hazırlanmış ve basımı yapılmıştır. (EK-3)

* 1943 Tarihli İngiliz haritasında, Eşek, Bulamaç ve Kalolimnoz adalarının, 12 Ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça görülmektedir!… (EK-4)

* 1951 Tarihli Amerikan haritasında, Eşek, Bulamaç ve Kalolimnoz adalarının, 12 Ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça görülmektedir!… (EK-5)

* Yunan işgali altındaki Türk toprakları. (EK-6)

* Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Yunan işgali altında bulunan Aydın/Eşek Adası’ndaki Yunan askerlerini ve Yunan Sancağını selamlıyor – 06 Ocak 2009 (EK-7)

* Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas Eşek Adası’nın Yunanlı Belediye Başkanı Evangelos Kottoros ile birlikte Belediye Başkanlığı Binasının önünde – 06 Ocak 2009 Yunanistan, Türk topraklarını mülki (devlet) sınırlarının içine katmış!… (EK-8)

* Artık, kendi topraklarımıza, kendi vatanımıza pasaport ile giriyoruz!…. (EK-9)

* Yunanistan Savunma Bakanı’nın Aydın/Eşek Adası’ndaki Yunan SAT Komandolarını denetlemesi 26 Haziran 2014 (EK-10)

* Yunanistan Savunma Bakanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın İzmir/Koyun Adası’ndaki Yunan askerleri ile birlikte hatıra fotoğrafı – 21 Ağustos 2015 Türk Adası’nda Yunan bayrağı dalgalanıyor, Yunan askeri dolaşıyor!… (EK-11)

* Yunanistan Savunma Bakanı, Muğla / Kalolimnoz Adası’ndaki Yunan askerlerini denetliyor – 21 Ağustos 2015 (EK-12)

* Yunan Savunma Bakanı Kammenos ile birlikte Hollanda Savunma Bakanı ve Hollanda Göçmen Bakanını taşıyan Yunan CH 47 Askeri Helikopteri, Türk Hava Sahasını 2 mil ihlal etti ve Türk topraklarına indi!… 08 Aralık 2015 (EK-13)

* Yunan Savunma Bakanı, Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı, Hollanda Savunma Bakanı ve Hollanda Göçmen Bakanı, işgalci Yunan askerleri ile birlikte Aydın/Bulamaç Adası’nda !…08 Aralık 2015 (EK-14)

* Yunan Savunma Bakanı, Hollanda Savunma Bakanı, Hollanda Göçmen Bakanı ve Eşek Adası Belediye Başkanı Kottoros ile birlikte Aydın/Eşek Adası’nda!.08 Aralık 2015 (EK-15)

* Yunan Savunma Bakanı Kammenos ve Kara Kuvvetleri Komutanı Korg. Tellidis, İşgalci Yunan askerlerinin Noelini kutluyor!… 23 Aralık 2015 (EK-16)

* Ayrıca çeşitli görsel ve yazılı basında 12 Haziran 2011 ve 23 Aralık 2015 tarihleri arasında defalarca çıkmış ve bir kısmı Manşet olmuş, Ege’deki Yunan işgaline ilişkin haberler, köşe yazıları. (EK-17)

 

5- Görüldüğü gibi bütün bu belgelerin hangisi savcının deyimiyle; “soyut ve genel nitelikte”dir. Ya da “ciddi bulgu ve belgeler” değildir. Kaldı ki, bu haberlerin hiçbirisi şüpheliler tarafından bugüne kadar bir kez bile tekzip edilmemiş, edilememiştir. Böylece isnad edilen suçların tamamını kabul etmiş olmaktadırlar. Dolayısıyla şüphelilerin bu fiilleri TCK 302. maddede tanımlanan; “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiiller” kapsamında kaldığı açıktır.

Ayrıca Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde; “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320’nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.” denildiğinden, şüphelilerin TCK 302 madde kapsamındaki fiillerinin aynı zamanda “Terör Suçu” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yine gerek Suç Duyurusu dilekçemizde gerekse yukarıdan beri anlatıldığı şekliyle ve ekte sunulan belgelere göre, şüphelilerin bu fiilleri, daha doğrusu fiilsizlikleri nedeniyle “Devletin Bütünlüğü” ortadan kalktığından, ayrıca Anayasa’nın 3. maddesi de ihlal edilmektedir.

Ayrıca ve önemle belirtelim ki, Suriye sınırımızdaki hava sahasını bir anlık ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya uçağının düşürülmesi emrine verenlerin, Ege Kıyılarımızdaki vatan topraklarımız olan 16 adanın Yunanistan tarafından yıllardır işgal edilmesine ve ekte sunduğumuz belgelerden de görüleceği üzere bu adalara bayrak dikip pasaport kontrolü yapmasına sessiz kalmaları düşündürücüdür. Siyasi makamları işgal eden şüphelilerden bazılarının, seçim meydanlarında, Mithat Cemal Kuntay’ın; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” sözünü halkı kandırmak için söyledikleri kanıtlanmaktadır.

 

6- Danıştay 1. Dairesinin, yine müvekkil partiye vekâleten yaptığımız bir benzer “işleme koymama” itirazımız sonucunda verdiği 16/09/2015 Tarih ve 2015/218 E., 2015/1236 K. sayılı kararı da (EK-18) emsal ve yol göstericidir:

Bu kararda; “(…) İLGİLİLER HAKKINDAKİ İDDİALARLA İLGİLİ OLARAK BİR SORUŞTURMACI ATANMAKSIZIN, BİR RAPOR HAZIRLANMAKSIZIN…” verilen karar hukuka aykırı bulunmuştur.

 

7- Sonuç olarak; Cumhuriyet Savcılığınca, 4483 sayılı yasanın 4/son maddesi uyarınca, dilekçeyi işleme koymama kararı verilmiştir. Bu maddede, Savcılıkların işleme koymama kararı vermeleri hali ile idarelerin işleme koymama kararı vermeleri bir arada değerlendirilmiştir.

Şayet savcılık, bir kovuşturmaya yer olmadığı kararı verecek olsaydı, bu karar bir adli karar olup, CMK hükümleri uyarınca itiraza tabi olurdu.

Ancak savcılık, 4483 sayılı yasaya göre bir “işleme koymama” kararı verdiğinden, bu artık idari bir karardır ve her ne kadar kararda “kesin olarak” denilmiş ise de itiraz yolu da yine bu yasada belirtilen yoldur.

Bu nedenlerle, anılan karara karşı makamınıza başvurmak gerekmiştir.

 

Sonuç ve İstem: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 03/08/2015 tarih, 2015/75611 Soruşturma, 2015/66157 Karar Nolu İşleme Konulmama Kararına itirazımızın sunulmasıyla, etkin soruşturma ilkesini ortadan kaldıran kararın kaldırılarak şüpheliler hakkında soruşturma yürütülmesine karar verilmesini müvekkil parti adına vekaleten arz ve talep ederiz. 25.01.2016

Saygılarımızla.

 

Halkın Kurtuluş Partisi

Vekili

Av. Tacettin Çolak