AKP’giller’in Ülkemizi Getirdiği ya da Düşürdüğü Durum…
M. Gürdal Çıngı
AKP iktidarı, halkımıza karşı 24 yıldır siyasi, ekonomik, dini, psikolojik her türlü baskı ve zulmü uyguluyor.
İnsanlar bir yandan siyasi olarak boğulurken, en küçük bir düşüncesini bile dile getirmekten korkar hale getirilirken, diğer yandan da ekonomik olarak Cehennemi yaşıyor bu dünyada…
Ama AKP’giller’e bakarsanız ekonomi gayet iyi. Bakanları, daha doğrusu Tayyip’in sekreterleri, bürokratları böyle söylüyorlar. Zaten başımızda da bir “Ekonomist” var… Dolayısıyla niye iyi olmasın, değil mi?
Ama gerçekler gerçeklerdir. Güneş balçıkla sıvanamadığı gibi, rakamlar da rakamlardır ve gizleyemezsiniz. Ne kadar küçültseniz, ne kadar yalan söyleseniz de rakamlar gelir ve sizi çarpar.
İşte rakamlar:
Dünyada En Yüksek Enflasyon
Oranına Sahip Ülkeler
“Küresel enflasyon sıralaması değişti: Türkiye G20’nin zirvesinde, dünyada 4. sırada
“TÜİK’in açıkladığı verilere göre yıllık enflasyon yüzde 32,61’e ulaşırken, yıllardır kronik enflasyonla mücadele eden Arjantin’de ise bu oran yüzde 32,4’e geriledi. Uluslararası verilere göre Türkiye, bu oranla dünyada en yüksek enflasyona sahip dördüncü ülke konumuna yükselirken, G20 ülkeleri arasında ise açık ara zirveye yerleşti.
“(…)
“9 AYDA ENFLASYON YÜZDE 1 DÜŞMEDİ!” (https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/kuresel-enflasyon-siralamasi-degisti-turkiye-g20-nin-zirvesinde-dunyada-4-sirada-2509885)
İşte ekonominin gerçeği bu!
Türkiye; enflasyonda Dünyada 4’üncü, G20 yani Gelişmiş 20 ülke(!) içinde 1’inci!
Yani; Demirel’in deyişiyle; “Vâ mı bunun başka bi izah tarzı?”
Yok tabiî ki…
Bizim üstümüzde hangi ülkeler var peki?
Venezuela, Güney Sudan ve İran var…
E, hani biz Gayri Safi Milli Hasılaya göre Dünyanın En gelişmiş 20 ülkesinden 16’ncısıydık?..
Dünyanın 16’ncı en büyük ekonomisi, enflasyonda Dünyada en yüksek 4’üncü ve En Gelişmiş Ülkeler arasında da 1’inci!
Hey yavrum hey!
Analar ne “Ekonomist”ler doğurmuş be!
Bakın bu gerçeği Maliye Sekreteri (Bakanı)(!) İngiliz Mehmet nasıl itiraf ediyor:
“EN AZ 5 PUANLIK İLAVE ENFLASYONİST BASKI VAR”
“Türkiye’deki enflasyon gelişmelerine değinen Şimşek, ‘Enflasyon, bu dış şok olmasaydı bu sene yüzde 20’nin bir tık altında ya da bir tık üstünde olma olasılığı oldukça yüksekti. Savaş nedeniyle birincil doğrudan ve ikincil etkileri ile piyasaların yılın tamamı için fiyatladığı petrol fiyat seviyesini dikkate aldığımızda en az 5 puanlık ilave enflasyonist baskı var. Başta enflasyon yüzde 21 olacaksa idi yüzde 26. Merkez Bankası da zaten oraya doğru çekti’ değerlendirmesinde bulundu.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/hazine-ve-maliye-bakani-mehmet-simsek-ten-enflasyon-aciklamasi-en-az-5-puanlik-ilave-2510531)
Faiz Oranlarında Durum Ne?
Dünyada en üstte olduğumuz alanlardan birisi de Faiz Oranları.
“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, haziran ayı toplantısında politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 37 seviyesinde sabit bırakırken Türkiye, gerçekleştirdiği bu sıkılaşma adımlarının ardından küresel faiz liginde Venezuela’nın arkasından dünya ikinciliğine yükseldi. Süreç içinde verilere karşılık yapılan söylemler dikkat çekerken Türkiye’nin üçüncü sıradaki Arjantin’le arasındaki fark endişelere yol açıyor.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/tcmb-politika-faizini-sabit-birakti-turkiye-kuresel-faiz-liginde-dunya-ikincisi-2511304)
Birinci sırada hangi ülke var?
Venezuela.
Faiz Oranı ne?
%58.91
İkinci sıradaki Türkiye’nin Faiz Oranı ise %37.
Ya üçüncü sıradaki ülke hangisi ve Faiz oranı ne?
Arjantin ve %29.
Nijerya (%26.50); Malawi (%24); İran (%23); Lübnan (%20); Mısır (%19); Kazakistan (%17); Angola (%17) olarak sıralanıp gidiyor en yüksek faiz oranına sahip ülkeler.
Gördüğümüz gibi, 10’uncu Angola’yla bile aramızda %20 fark var…
Hani bizim ünlü “Ekonomist”imiz ne demişti yüksek faiz oranları için?
“Faiz sebep, Enflasyon sonuç”, demişti.
“Faizin olduğu yerde bereket olmaz”, demişti.
“Nas ortadayken sana bana ne oluyor”, demişti.
Bildiğimiz gibi “Nas”tan kastı faizin haram olduğu idi Kur’an’a göre…
E, ne oldu peki?
Hani nas nerede kaldı Tayyip?
Vay senin gibi “Ekonomist”e vay!
Ya İşçi Sınıfımız ve
Köylülerimizin durumu Ne?
İşçi Sınıfımızın Asgari Ücreti ortada: 28 bin 103 TL.
Ortalama İşçi Ücreti: Asgari Ücret civarında. Ya da bir tık üstü.
Emekli maaşı: 20 bin TL.
Ortalama Kamu Çalışanı maaşı 66 bin lira?
Ya Açlık Sınırı ne kadar?
Dört kişilik bir aile için açlık sınırı 35 bin 174 TL.
Ya Yoksulluk Sınırı ne kadar?
Yoksulluk sınırı ise 114 bin 576 TL’dir.
Yani, bir ailede 4 kişi bile çalışsa, toplamda ancak Yoksulluk Sınırına denk bir ücret alabiliyor.
Ya 28 bin 103 lira Asgari Ücretle çalışan?
O zaten ölmüş durumda… Açlık sınırı bile 35 bin 174 lira…
Yani; “ört ki ölem” durumundadır halkımız…
Faiz yüksek, enflasyon yüksek; maaşlar, ücretler olağanüstü düşük…
Ya Köylümüz? O ne durumda?
Bir tek güncel örnek verelim.
“Rize’de çay üreticilerin isyanı: ‘1 kilo çayla 2 ekmek bile alamıyoruz, çayı dereye dökeceğiz’
“Mayıs ayında başlayan yaş çay hasat döneminin ilk günlerinden itibaren ÇAYKUR’un kapasite yetersizliğini gerekçe göstererek başlattığı kota ve kontenjan uygulamaları nedeniyle alım merkezlerinde yaşanan yoğunluk, 205 bin çay üreticisini zor durumda bıraktı. ÇAYKUR’un uygulamasıyla özel sektöre yönelmek zorunda kaldıklarını dile getiren üreticiler ‘1 kilo çayla 2 ekmek bile alamıyoruz, çayı dereye dökeceğiz’ diyerek tepkilerini dile getirdi.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/rize-de-cay-ureticilerin-isyani-1-kilo-cayla-2-ekmek-bile-alamiyoruz-cayi-dereye-dokecegiz-2510320)
Peki, var mı bunun çaresi?
Olmaz olur mu? Elbette var. Ve bunu da yine bir çay üreticimiz dile getiriyor:
“Çay üreticisi Osman Karabulut ise ÇAYKUR Genel Müdürlüğü’nün çay üreticisine acele etmeme çağrıları yaptığını ancak çayın tarlada bekletilmemesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Biz üreticiyiz, dedelerimizden beri çayla uğraşıyoruz. Ama şu an üretici perişan durumda. Çay başladığı gün kesilmeye başlanır ve durmadan toplanması gerekir. Ruhsatsız çaylara ruhsat verildi, buna tamam. Ama bu kadar çay üretimi arttıysa, neden yeterli fabrika yapılmadı? Giresun’dan Artvin’e kadar sadece birkaç fabrika var. Mevcut fabrikalar yetmiyor. Vatandaşı suçlamaya gerek yok. Çay beklemez. ‘Bekleyin alacağız’ diyorlar ama alınan çayı da işleyemiyorlar. Fabrikaların sahasında yüzde 20 oranında işlenemeyen çay var ve bu çay gübreye dönüşüyor.”
“GİRESUN’DAN ARTVİN’E KADAR YENİ FABRİKALAR YAPILSIN”
“Üreticilerin mağduriyetinin giderilmesi için yeni fabrikaların kurulması gerektiğini bildiren Karabulut, şöyle devam etti:
“Giresun’dan Artvin’e kadar yeni fabrikalar yapılsın, özel sektöre ödeme zorunluluğu getirilsin. Devlet bir ayda ödeme yapıyorsa, özel sektör de aynı şekilde ödeme yapmalı. Aksi halde yaptırım uygulanmalı. Vatandaş sabah 4’te kalkıyor, yemek bile yiyemeden çalışıyor. Çay kaliteli olsun diye güneş görmesin diye uğraşıyor. Ama ÇAYKUR haftada bir gün tatil yaparken şimdi iki güne çıkarmayı düşünüyor. Bu kabul edilemez. Yetkililere sesleniyorum, bu çaya sahip çıkın. Karadeniz’in incisi bu. Ama şu anda bir kilo çayla iki ekmek bile alamıyoruz. Devlet ‘benim verdiğim fiyatın altında alamazsın’ demeli. Şu anda özel sektör çok daha düşük fiyat veriyor ve geç ödeme yapıyor. Devlet bize sahip çıkmalı. Bu bizim tek geçim kaynağımız.” (agy.)
Gördüğümüz gibi, herhangi bir çay üreticisinin gördüğünü ve gösterdiğini, AKP’giller görmez ve bilmez mi?
Görür ve bilir elbette.
Ama onların derdi çay üreticisi ve dolayısıyla çay tüketicisi ve devlet değil ki. Onların derdi çay fabrikası sahiplerini, patronlarını zengin etmek…
Tabiî burada sadece çay üreticisini örnek verdik. Bunun dışında hangi sektörü alırsanız alın aynı facialarla karşılaşırız.
Yerli yabancı Parababaları, Modern Finans-Kapitalistler Zümresi ve Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı, halkımızın alınterini durup dinlenmeden sömürüyor, gasp ediyor. Kârlarına kâr katıyor, küp üstüne küp yığıyor. Servetlerini sürekli arttırıyorlar.
Forbes Türkiye Dergisi’nin araştırmasına göre Türkiye’deki 42 Kişi/Ailenin toplam serveti 105 milyar küsur Dolar!
AKP iktidarı İşçi Sınıfımıza ve Köylümüze olmadık zulmü uyguluyor. Hak isteyen, maaşını isteyen Madencilere saldırıyor. Haklarını almak için greve çıkan İşçilere saldırıyor. Tarlasındaki ürün para etmeyen Köylüye saldırıyor. Gençlere saldırıyor, Kamu Çalışanlarına saldırıyor… Ataması Yapılmayan Öğretmenlere, Özel Okul Öğretmenlerine saldırıyor. Hem de vahşice… Hem de insafsızca…
Nasıl giderilecek bu çelişkiler? Bu haksızlıklar? Bu adaletsizlikler?
E, tabiî er ya da geç gerçekleşecek bir devrimle, vereceğimiz İkinci Kurtuluş Savaşı’yla kuracağımız Devrimci Demokratik Halk İktidarıyla.
Bu eşitsizlik, bu adaletsizlik, bu insafsızlık karşısında halkımız elbette bir gün örgütlü mücadelemiz sonucunda uyanacak, Halkın Kurtuluş Partisi saflarında örgütlenecek. Biz bunu sağlamak için elimizden gelen mücadeleyi yapıyoruz, yapacağız… Ve başaracağız…
15 Haziran 2026
