Dr. Mustafa Şahbaz
Osmanlı’nın Yıkılışı ile Cumhuriyet’in Yıkım Süreci Arasındaki Benzerlikler…
Av. Tacettin Çolak
Bizzat sağcı siyasetçiler ve gazetecilerin deşifre etmesiyle öğrendiğimiz gibi, AKP, bir Amerikan-İsrail-İngiltere projesi olarak iktidara getirildi. ABD’li ajanların bunlarla yaptığı görüşmelerde neler istediklerini ve neler vadettiklerini Sayın Genel Başkan’ımız defalarca anlattı-anlatıyor. Burada tekrar etmeyeceğiz, bu konuda bilgisi olmayan okuyucular, Sayın Nurullah Efe’nin yazılarına ve konuşmalarına bakabilir.Emperyalizmin “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”u yaşama geçirmek için iktidara getirilen AKP; yirmi dört yıllık iktidarında Cumhuriyet’i yıkma yolunda kerte kerte yol aldı.
AKP, 14 Mart 2008 tarihinde açılan kapatma davasında “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” tespit edildiği halde kapatma için 11 üyeli Anayasa Mahkemesi üyesinin 2/3’ü olan 7 oy sağlanamadığından 6’ya 5 oyla hazine yardımından kısmen yoksun bırakılma (hazine yardımının yarısının kesilmesi) cezası ile kurtulmuştur.
Bu süreçten sonra da sanki AYM kararında yapılan “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” tespitini doğrularcasına Cumhuriyet’in kazanımlarına ve kurumlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı AKP’giller.
İlkin sözde “12 Eylülcüleri yargılıyoruz” yalanıyla birçok “yetmez ama evet”çi liberal ve sahte solcunun da desteğini alarak, 2010 Referandumu ile Anayasayı değiştirerek, yüksek yargıyı ele geçirecek mekanizmaları oluşturdular.
Anayasal kurumlar tahrip edildi. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi yüksek yargının bileşimi, iktidar partisi çoğunluğunun kararlarına tabi kılındı. 61 Anayasasındaki kuvvetler ayrılığı prensibi terk edildi. Yargı tamamen yürütmenin etkisine açıldı ve AKP’nin hukuk bürolarına dönüştürüldü. Bugünlere geldiğimizde ise artık iktidarın talimatıyla oluşturulan kararlarla yürüyen bir mekanizma oluştu. İBB davasında olduğu gibi, birçok siyasi davada, kanıt olmadığı halde insanlara operasyonlar yapıp aylarca yıllarca cezaevinde tuttuktan sonra yine bir siyasal talimatla serbest bırakılmalar kanıksanır oldu.
Ergenekon operasyonlarıyla ordu bitirildi ve “site güvenlikçisi” derekesine dönüştürüldü.
Özellikle 2018’de geçilen ve dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir ucube sistem olan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ile yasamanın yani Meclisin yürütmeyi denetleme gücü tamamen ortadan kaldırıldı. Artık Mecliste Tayyip Erdoğan’ın onaylamadığı hiçbir teklif yasalaşmaz ya da hiçbir Meclis kararı alınmaz oldu.
Kamu kurumlarındaki atamalarda liyakat değil sadakat esas alındı. Kamuda görev almak isteyen ve yazılı sınavları başaran gençlerimizi mülakat giyotini ile elemekteler.
Merkez Bankası gibi bağımsız olması gereken kurumların özerklikleri kaldırıldı. Sayıştayın denetim yetkileri ortadan kaldırıldı.
Eğitim, sağlık, doğa ve çevre alanlarında tahribatlar aldı başını gidiyor. Yerel ve merkezi yönetimde vurgun, talan, rüşvet, adam kayırma vakayı adiyeden olmuş durumda.
Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan Laiklik ortadan kaldırıldı. Tarikat ve cemaat mensupları devlet kadrolarına dolduruldu. Tayyibistan din devletine doğru yürümekteler.
Batılı Emperyalist finans kuruluşlarının dayatmaları ile kamu kurumlarının tasfiyesi, özelleştirme, taşeronlaştırma uygulamalarına girişildi. Yok pahasına satmadık kamu kurumu bırakmadılar.
Cumhuriyet döneminin tarım, sanayi ve altyapı alanlarındaki kurumları yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekildi.
Ekonomide tam bir yangın yaşanıyor. Emekçi Halkımız İşsizlik-Pahalılık cehenneminde inim inim inliyor. Açlık sınırının altında asgari ücret ve emekli maaşları halkımızı çıldırma noktasına getirir oldu. Köylümüz tarlada üçe sattığı ürünü ile karnını doyuramaz haldeyken, aynı ürünü pazarda ona-on beşe satan vurguncular eliyle halkımız dizginsiz sömürülmekte. Çöpten yiyecek toplayan insanlar çoğaldı.
Akaryakıt fiyatları, ev kiraları almış başını gidiyor. Dağa, tepeye toplu konutlar, gökdelenler yapıyorlar ama ne konut fiyatları ne de kiralar ucuzluyor.
Paramız yabancı paralar karşısında pula dönmüş durumda.
Halkımız bir de dolaylı-dolaysız vergiler cehenneminde yakılıyor. Geliri ne olursa olsun herkesten aynı oranda alınan KDV, ÖTV gibi vergiler soygun aracı olmuş durumda. Oysa bir avuç Parababasına getirilen vergi muafiyetleri, vergi borçlarının silinmesi sıradan bir işmiş gibi topluma yutturulmakta.
Tüm ülkede sayıları 2500-3000 kişiyi geçmeyen Finans-Kapitalist ve Tefeci-Bezirgân dışında, 86 milyon insanımız her geçen gün ölümlerden ölüm beğenmekte.
Cezaevleri kapasitelerinin iki katı mahkûmla dolduruldu. Bir de milyonlarca insana uygulanan imza, ev hapsi, yurtdışı yasağı gibi adli kontrol kararlarıyla ülke açık cezaevine dönüştürüldü.
Sosyal medyada derdini anlatan, siyasi iktidarı eleştiren insanlar anında polis tarafından derdest edilmekte. Sadece Tayyip Erdoğan’a hakaret davalarında 2014’den bu yana 200 binin üzerinde soruşturma yürütülmüş, 45 binden fazla kamu davası açılmış, 15 bin civarında da mahkûmiyet kararı verilmiştir.
Uluslararası alanda hiçbir itibar kalmadı. Batılı Emperyalistlere tam teslim olan bir ekonomik ve siyasi hat izlenmekte. ABD’lere gidip “meşruiyet” dilenmekteler.
Velhasıl, AKP iktidarında zengin daha zengin, fakir daha fakir olmuş, ülke çöküntünün eşiğine gelmiştir.
İktidardakilere sorarsanız da; Batı bizi kıskanıyor, şöyle uçuyoruz, böyle kaçıyoruz derler.
Fakat ülke hiç olmadığı kadar bir yıkım ve yönetim krizi içinde. Parlamenter sistemin, kuvvetler ayrılığının, ifade özgürlüğünün, örgütlenme ve yaşam hakkının ortadan kaldırıldığı bir sistemde bu acı sonuçlar kaçınılmaz elbette.
Tıpkı Osmanlı’nın Çöküş Dönemlerine Benzer Durumlar Yaşamaktayız
Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı, kaleme aldığı “Osmanlı Tarihinin Maddesi” adlı kitabının Birinci Cildinde; 17’nci Yüzyıl’da Koçi Bey’in(*) IV. Murat’a sunduğu Risalesi’nden yaptığı alıntılarla Osmanlı’nın yıkılış sürecini ve çöküşün nedenlerini duruca anlatmıştır:
“Olayın (Osmanlı çöküşünün) üstyapısı kaçamaksızca; halkın aşırı soyulup ezilmesinden (rüşvet ve zulümden) ileri geliyordu. Bunun eskiden beri değişmez yıkılış belirtisi olduğu ortaya konuldu.
“Zulm ve rüşvet her kangı Devlette ki peydâ ü âşikâr oldu, ol Devlet harâb ü yebâb ve bergeşte-i rüzgâr oldu.”
(Zulüm ve rüşvet hangi Devlette ortaya çıkmış ve belirginleşmişse [yaygınlaşmışsa], o Devlet yıkık dökük ve dünyası (talihi) tersine dönmüş oldu.)
“Yıkımın temelinin: toprak ekonomisi düzenindeki bezirgân-tefeci çapulunun getirdiği derebeyleşme biçimleri, olduğu gibi ortaya konuyordu. Yüzeyde görünen şey “askerî ihtilâller”di. Aklı erenler, her askerî ihtilâlin bir iktisadi bozukluktan kök aldığını görmemezlik edemiyorlardı;
“Ve kura ve mezâri (köyler ve ekinlikler) erbâb-ı seyfe (kılıç kişilerine: Dirlikçilerin düzenine) verilmelidir. Ve zeamet ve timarı erbabına tevzie [dağıtımına] mani olup, vilâyetin harabına bâis olanlar (Dirlik düzenine engel olup ekonominin yıkımına sebep olanlar) halen add olunmak (sayım yapılmak) lâzım gelse ancak otuz-kırk âdem olur, ziyade olmaz. Öyle olsa 30-40 âdemin hatırını riayet [gözetmek] içün böyle bir Devlet muhtel ve müşevveş olmasını [Devletin bozulmasını ve karışmasını] hâşâ ki saâdetlû padişahımız hazretleri caiz [uygun] göre.”
“Koçi Bey, Türkiye’yi yıkıma götürenleri 30-40 kişi sayıyor. Önünde sonunda, soygunun “reâya”yı (köylüyü ve halkı) ezdiğini rakamla gösteriyor. Yarım yüzyılda vergilerin 80-90,5 akçadan 700-800 akçaya çıktığını, demek 10 misli, hele Anadolu’da koyun başına 40-50 misli yükseldiğini gösteriyor. Devlet vergiden 1 alırken, aracıların 20-30 akça soyduklarını anlatıyor.
“50 yılda 10 misli vergi olmuş. Koçi Bey, Padişahın yakasına yapışmış, kıyameti koparıyor. Türkiye’de Cumhuriyet’in kurulduğu yıl, vergi “Tahsilatı” 111 milyondu; 1959 yılı 6 milyar 385 milyon, 1963’te 10 milyarı aşkın. Demek 40 yılda vatandaşlar 100 misli vergi ödüyorlar. Saltanat zamanı 5 yılda 1 misli vergi artışı “Yıkım” (Harab) ve zulüm sayılmış; Cumhuriyetin her 4 yılında 10 misli vergi arttırılıyor. (1959 İstatistik Yıllığı, s. 381.): herkes övünüyor.
“Otokrasi (Müstebit padişahlık) ile Paşakrasi (demokratik cumhuriyet) arasındaki fark bu olsa gerek.” (Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı Tarihinin Maddesi Cilt I, Derleniş Yayınları, s. 37-38.)
Kıvılcımlı’nın bu satıları kaleme almasından bugüne gelmiş-geçmiş bütün iktidarlar döneminde, hep katmerli rüşvet ve zulümler, dolaylı/dolaysız vergi zorbalıkları, kemer sıkmalarla karşılaşıyor halkımız.
Sanki “tarih tekerrür” edermiş gibi…
Osmanlı kaçınılmazca çöktü.
Böyle giderse Türkiye’nin çöküşü de yakın.
Acilen HKP saflarında örgütlenip, Demokratik Halk Devrimi Programını uygulamak için İkinci Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştırma mücadelesinde yerimizi almalıyız…
12 Haziran 2026
(*) Koçi Bey: 17’nci Yüzyıl’da yaşamış ve padişaha sunduğu risaleleriyle tarihe geçmiş değerli bir Türk yazarıdır. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte onun I. Sultan Ahmed döneminden IV. Murat dönemine dek Erderûn’da çeşitli hizmetlerde bulunduğu bilinmektedir. Özellikle IV. Murat zamanında padişahın güvenini kazanarak, onun sır dostu olmuş ve ona risaleler sunmuştur (1631). Sultan Murat’ın ölümünden sonra başa geçen Sultan İbrahim’e yine sır dostu olarak risaleleriyle yol göstermiştir (1640).q
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

