Site rengi

Tasarım

Bir İhanet İttifakı ve Ahmet Ağa’nın Derin Devleti

25.03.2024
367
A+
A-

31 Mart Yerel Seçimleri öncesi “Yüzyılın Felaketi” AKP’giller’le Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi bir kez daha el sıkışıp ittifaka girdi. AKP’giller’in temsilcileri bir taraftan alanlarda, meydanlarda, ekranlarda DEM Parti’yi ve onunla ittifaka girdiğini iddia ettikleri CHP’yi terörist ilan ederken, diğer taraftan Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’yle gerçek anlamda bir ittifak yapmış durumda. Bunun en dolaysız kanıtı, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin legal plandaki siyasi partisi DEM Parti’nin kazanamayacaklarını yüzde yüz kesinlikte bildikleri halde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday çıkarması, böylece AKP’giller’in adayı Murat Kurum’un şansını arttırmaları oldu.

El altından yeni bir “Çözüm Süreci”nin taşlarını döşeyen, pazarlığını yapan bu iki Amerikancı yapının her biri, kurdukları ittifakı alenen halka ilan etmekten şu an için kaçınıyorlar. AKP’giller ve Amerikancı Kürt Hareketi, her ne kadar kendi tabanlarını büyük oranda meczuplaştırmış olsalar da doğrudan bir ittifak ilanının kendilerine bu aşamada zarar vereceğini, tepki toplayacağını biliyorlar. Bu yüzden aralarındaki ittifakı yavaş yavaş, gün geçtikçe daha da belirgin hale getiriyorlar.

Bu anlamda son zamanlarda, hem AKP’giller kanadından hem DEM Parti kanalından birbirlerine yönelik güzellemeler ardı ardına gelmeye başladı. Satılmış yazarçizerler, sözde aydınlar, AKP’giller’in yüzde 95’ini ele geçirdiği ihanet medyasındaki yazılarıyla, televizyon programlarıyla AKP tabanını DEM Parti’yle yeni bir sürecin başlangıcına ısındırmak için canhıraş bir çaba içerisine girmiş durumda.

AKP’giller’in temsilcileri de bu süreçte boş durmuyorlar tabiî. Onlar da DEM Parti’yle işi bağlamış olduklarını usturuplu bir şekilde, yavaş yavaş, ima yoluyla da olsa çıtlatmaya başladılar. Örneğin AKP’giller’in Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, Rûdaw’dan Abdulselam Akıncı’yla yaptığı bir röportajda şu ifadeleri kullanıyor:

“DEM Parti milletvekilleriyle dostluğumuz var, görüşmelerimiz var, oturuyoruz sohbet ediyoruz. Geçenlerde de yetkilileriyle sohbet ettik. Ne yapabiliriz, Türkiye’de yeniden bir yumuşama için nasıl kapı aralanabilir, birlikte yeniden bir huzur ve şey ortamı nasıl sağlanabilir? Bunları doğal olarak kendi aramızda konuşuyoruz.” (https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/0901202415)

DEM Parti’nin şefleri de bu konuda üzerlerine düşeni yerine getiriyorlar. Selahattin Demirtaş, Amerikancı Kürt Hareketi’nin bir aparatına dönüşmüş olan İnsan Hakları Derneği’nin 16 Mart’ta düzenlediği “Kürt Meselesinin Çözümü ve Barış Konferansı” başlıklı konferansa Selçuk Mızraklı’yla birlikte gönderdiği mesajda şu ifadelere yer verdi:

“Kürt sorununun çözümü, resmi olarak bir masa etrafında konuşulacaksa -ki bizce gecikilmeden konuşulmalıdır- masada Türkiye Cumhuriyeti devletini temsilen Hükümet olmak zorundadır. Hükümet de bugün itibarıyla Sayın Erdoğan şahsında temsil edildiğine göre, bu işin birinci muhatabı Sayın Erdoğan’dır. Yine geçmiş deneyimlerden bilinen, kabul gören ve devletin de resmi hafızasında meşruiyeti kayıt altına alınmış Sayın Öcalan bir başka muhataptır.” (https://www.odatv.com/guncel/demirtas-ve-mizraklidan-erdogana-mesaj-acilim-demlendi-turkiyeye-isgalci-dedi-120033874)

Bundan bir gün sonra, yani 17 Mart günü ise DEM Parti’nin Kasrı Konca’da mukim toprak ağası Ahmet Türk, yine Rûdaw’a verdiği röportajda aynen şu ifadeleri kullandı:

“Davamız, talebimiz barıştır. Arzumuz halkların kardeşliğidir. Ama şunu söylüyoruz: CHP yapamaz. Neden? Derin devleti ikna edemez çünkü. Erdoğan isterse, ki bugün bütün yetkiler, kurum ve kuruluşlar elinde, o isterse ikna edebilir. Sorunu çözebilirler. CHP istese de bütün devleti, derin devleti ikna edemez.” (https://medyascope.tv/2024/03/17/selahattin-demirtastan-sonra-ahmet-turk-de-erdogani-muhatap-gosterdi-chp-derin-devleti-ikna-edemez-erdogan-isterse-edebilir/)

Gördüğümüz gibi Demirtaş’la Ahmet Ağa’nın dile getirdikleri bire bir örtüşüyor. “Barış”, “halkların kardeşliği” gibi demagojik ifadelerle süslenmiş açıklamalarda, 1 Nisan sonrası AKP’giller’in Şefinin hamiliğinde yeni bir “Çözüm Süreci”, yeni bir “Açılım Süreci”nin sinyalleri veriliyor.

Bu noktada Ahmet Ağa’nın sözlerine biraz daha yakından bakalım.

Ne diyor?

CHP ile bu iş olmaz, çünkü CHP “Derin Devlet”i ikna edemez. Ama Erdoğan isterse ikna edebilir ve Kürt Sorunu’nun çözümü için adımlar atılabilir…

Dünya âlem bilmektedir ki Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin çözümden kastı, Türk ve Kürt Halklarının yararına, Antiemperyalist, Antifeodal ve Antişovenist ilkelere dayalı bir çözüm değildir. Onlar, Türkiye’nin en önemli siyasi meselesi olan Kürt Meselesi’nin gerici, Amerikancı Çözümünden yanadırlar.

Bu çözüme göre Kürt Halkına reva görülen, ABD Emperyalist Haydutlarının Ortadoğu’da yeni bir ileri karakolu olacak, yeni bir petrol bekçisi olacak, ikinci bir İsrail görevi görecek kukla bir devlettir. Bin yıldır bir arada yaşayan Türk ve Kürt Halklarının birbirlerinden kopması, birbirine düşman haline gelmesi, böylece de Türkiye’nin parçalanması, ABD Haydudunun BOP’unun hayata geçirilmesi, bu Amerikancı Çözümün temel hedefleri arasında yer almaktadır.

Ahmet Türk’ün sözlerine geri dönelim. Dikkat edersek bir de “Derin Devletin ikna edilmesi” gibi anlamsız, saçma, nereden baksanız tutarsız ve ahmakça bir tez öne sürüyor. Yani Ahmet Ağa’ya göre Türkiye’de bir Derin Devlet var. Ama bu Derin Devlete karşı savaşılması değil; tam tersine ikna yöntemi kullanılarak onunla uzlaşılması gerekiyor. Ahmet Ağa’ya göre bunu da yapsa yapsa Kaçak Saraylı Reis yapabilir…

Peki, Türkiye’de gerçekten bir Derin Devlet var mı?

Evet var…

Türkiye’deki Derin Devlet, başka ülkelerde olduğu gibi faaliyetlerini el altından, gizli bir şekilde yürütür. Burjuva siyasetindeki figürleri avcunun içinde tutar, onları istediği gibi oynatır. Meşruluk kaygısı taşımaksızın bütün araçları kullanarak toplumu terörize eder, yargısız infazlar gerçekleştirir. 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Diktatörlüklerini tezgâhlayarak binlerce devrimci genci, binlerce masum insanımızı katleden işte bu Derin Devlettir. Namuslu yazarlarımızı, akademisyenlerimizi, bilim insanlarımızı katleden işte bu Derin Devlettir. Maraş, Çorum, Sivas vb. alçakça katliamları yapan işte bu Derin Devlettir. Bu şer kaynağının ülkemize ve halkımıza yaptığı kötülükler, anlatmakla bitmez.

Ancak…

Ahmet Türk’ün dile getirdiği bu Derin Devlet; ne yerde ne gökte, kerameti kendinden menkul bir gizli güç değildir. Türkiye’deki Derin Devlet, Türkiye’nin 1952’de Bayar-Menderes Çetesi tarafından NATO’ya sokulmasıyla birlikte ABD Emperyalist Haydutlarının ülkemizin bağrına sapladığı yapılanmalardan, ajan örgütlerden, gölge örgütlerden başka bir şey değildir. Kısacası ortada bilinmez bir güç yoktur. Türkiye’deki Derin Devlet, ABD Emperyalizminin bizzat kendisidir: Adına “Kontrgerilla”, “Süper NATO” ya da “Gladyo” denen yapılanmalardır. Bu yapılanmaların emrinde olan, “yerli ve milli” isimler taşıyan Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi’dir. İşte bu yapılanmalar, 1952’den beri Türkiye’nin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiştir. Siyasetimizi, ekonomimizi, Ordumuzu, istihbaratımızı, eğitimimizi, kültürümüzü; kısacası toplumsal yaşama dair her şeyimizi ele geçirmiştir.

Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut, bu karanlık yapılanmaları konu edinen birçok yazı kaleme almıştır. Sadece bir örnekle yetinelim:

“Süper NATO adı verilen Kontrgerilla’yı bildiğimiz gibi ABD kurmuştu. Ve bu illegal katliam örgütünü tüm NATO ülkelerine yaymıştı. NATO ülkelerinde birer şubesi vardı bu örgütün. Merkez tabiî ABD’deydi. Örgütün patronu da CIA ve Pentagon’du. Yine bildiğimiz gibi bu örgütün amacı da NATO’yla aynıydı. Bu kanunsuz olanıydı; fark buydu. Tabiî her türlü kanunsuzluğu yapma hakkını kendinde görüyordu bu örgüt. Ve yapıyordu. Katliamlar yapıyor, halkı birbirine kırdırıyor ve faşist diktatörlükler kuruyordu. Bizdeki 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerinin mimarı ve uygulayıcısı da bu gizli, karanlık örgüttür.” (Gazetemizin 19 Temmuz 2008 tarihli 37’nci sayısının Başyazısından alınmıştır)

Türkiye’de bir Derin Devletten söz edilecekse; işte tam anlamıyla budur. Dolayısıyla Ahmet Ağa’nın Derin Devleti, kendisinin ve Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin iplerini elinde bulunduran ABD Emperyalizminden başka bir şey değildir.

O halde bu “Derin Devlet”in; Kürt Sorunu’nun Kürt, Türk ve tüm dünya halklarına zarardan başka bir şey getirmeyecek olan Amerikancı Çözümü için “ikna edilmesi” gerekir mi?

Tabiî ki gerekmez çünkü S. Demirtaş’ların, A. Türk’lerin gönlündeki çözüm, bizzat “Derin Devlet”in yani ABD Emperyalistlerinin çözümüdür…

Ancak bir noktada Ahmet Ağa’nın hakkını yemeyelim. “Bu iş olsa olsa Erdoğan’la çözülür”, tezinde son derece haklıdır. Çünkü bahsettiği kişi, bizzat ABD Emperyalist Haydudu tarafından iktidar koltuğuna oturtulmuştur ve ona yaptığı hizmetler sayesinde 22 yıldır orada tutulmaktadır. Dolayısıyla “Derin Devlet”in yani ABD Emperyalizminin emirlerini, isteklerini en büyük heveskârlıkla yerine getirecek kişi de bizzat odur.

AKP’giller’le Amerikancı Kürt Hareketi’nin ittifakına geri dönersek…

Bu hainane iş nasıl bir sonuç doğurur; AKP’giller’e 31 Mart Seçimlerini kazandırmaya yeter mi; 1 Nisan sonrası AKP’giller, Türkiye’yi BOP uçurumuna sürükleme konusunda daha da pervasızlaşacak güce erişir mi; bu soruların cevabını şimdilik bilmiyoruz. Bunu yaşayarak göreceğiz.

Ancak net olarak bildiğimiz, asla şüphe duymadığımız bir şey var:

ABD Emperyalist Haydudunun farklı kuklaları olan AKP’giller ve Burjuva Kürt Hareketi, Türk Halkına da, Kürt Halkına da düşmandır. Her ikisi de ABD’nin BOP’unun hayata geçirilmesi için çabalamaktadır. Her ikisi de politikalarını Türk ve Kürt Halklarının kardeşliği değil, düşmanlığı üzerine inşa etmektedir.

Başta Türk ve Kürt Halkları olmak üzere tüm dünya halklarının kardeşliğini savunan Gerçek Devrimciler, Kurtuluş Partililer, bu hayâsızca gidişe dur demek için savaşmaktadır. Eninde sonunda ABD-AB Emperyalistleri ve hain işbirlikçileri yenilecek, Türk ve Kürt Halkları bin yıldır olduğu gibi kardeşçe yaşamaya devam edecektir. Bunun tek yolu ise Türk ve Kürt Halkının gerçek anlamda eşitliğine ve kardeşliğine dayanan, emperyalizm cephesinin karşısında devasa bir antiemperyalist kale işlevi görecek Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasıdır.

17 Mart 2024