Çerçeve Yasanın Anahtarı ile Yeni Sevr’in Kapısını Açan Amerikan Devşirmelerinin İkiyüzlü Çevre Mücadelesi!

01.09.2026
187
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

 

ABD Emperyalistlerinin Sevr emelleri, zaferle sonuçlandırdığımız Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mız ile kursaklarında kalmıştı. Ama onlar, o hain emellerinden asla vazgeçmediler. Başta ABD Emperyalist Haydudu olmak üzere AB Emperyalistleri, 1950’lerden bu yana, devşirdikleri uşakları ile ülkemizi Yeni Sevr’e götürmenin planlarını yaptılar ve adım adım uygulamaya koydular. Meclisi, en sağından en sol görünenine, Amerikancılık ortak paydasında buluşan kuklaları ile doldurdular. Bunların kimilerine iktidar, kimilerine de muhalefet rolü verdiler. Nitekim CIA eski şeflerinden Nelson Ledsky de “Türkiye’de Meclisin her yerindeyiz.” diyerek Meclisteki bütün siyasi partileri yönettiklerini dile getirmişti. Meclisteki bu durumu çok netçe açıklamıştı.

İşte Amerikancılık ortak paydasında buluşan vatan satıcıların doluştuğu Mecliste, tam da Sevr’in imzalanışının 106’ncı yıldönümüne denk gelen bir tarihte, 10 Ağustos 2026’da; “Barış, demokrasi, kardeşlik, Terörsüz Türkiye”, çığırtkanlıklarıyla ambalajlanan ve ABD Emperyalistlerinin hain Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağı olan Yeni Sevr’in, Abdullah Öcalan’ın deyişiyle “anahtar”ı olacak olan “Çerçeve Yasa”, Meclisteki 467 hainin oylarıyla kabul edildi.

Ölümsüz devrimci Che’nin deyişiyle “İnsan soyunun başdüşmanı” ABD Emperyalist çakalının ulus devletlere saldırıp bölerek, dünyayı bin devletli “Kent Devletçikleri”ne dönüştürerek, onları sömürgeleştirmek, halklarını modern köleler haline getirmek ve yeraltı-yerüstü kaynaklarını kendi emperyalist çıkarları için sınırsızca talan etmek hedefinin önemli bir parçasını oluşturan BOP çerçevesinde Nurullah Efe Yoldaş’ın söylemiyle; “Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye, Sıra Sende Türkiye” denmektedir.

Ülkemiz, yukarıda da belirttiğimiz gibi, zaten 1950’lerden bu yana ABD-AB Emperyalistlerinin yarısömürgesi haline gelmiştir. Bin Yılın Felaketi AKP’giller iktidarında ise 25 yıldır ormanlarımız, dağlarımız, sularımız, yeraltı-yerüstü zenginliklerimiz, vatan topraklarımız hayâsızca, başta yabancı Parababaları olmak üzere, yabancı-yerli sermayeye peşkeş çekilmektedir. Halk düşmanı, doğa düşmanı, hayvan düşmanı bu iktidar, cennet vatanımızı cehenneme çevirecek her türlü talanı, hiçbir hukuk, hiçbir yasa tanımaksızın yapmaktadır. Ülkemizin tüm doğal güzellikleri, bereketli toprakları, köylümüzün tarım alanları, yaşam kaynağı sularımız, ormanlarımız bu zalim, bu korkunç saldırılardan payını almaktadır. İşte Kazdağları, işte Akbelen, işte Cerattepe, işte İkizdere… Hangi birini sayalım ki!

Topraklarına çökülen, yaşam alanlarına saldırılan halkımız, özellikle de kadınlarımız, kadim ataları Kibele’nin, Umay Ana’nın genlerini taşıyan, Anacıl düzenin özgürlük, eşitlik, kardeşlik, cesaret değerlerini varlıklarının en derinlerinde koruyan Anadolu kadınlarımız; bu hayâsız talana, bu ölümcül yıkıma, yok edişe isyan ettiler. Üretim yaptıkları topraklara, doğalarına, yaşam kaynakları sularına, ölmez ağacı zeytinlerine, ormanlarına, vatanları belledikleri ata topraklarına sahip çıkmak için var güçleriyle mücadele ettiler, önderlik yaptılar direnişlere, eylemler örgütlediler.

Ve Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mız ile vatan yaptığımız bu topraklara olan sevgilerini haykırdılar direnişlerde, yapılan eylemlerde:

Bu topraklar bize piyangodan çıkmadı. Atalarımızdan, dedelerimizden miras kaldı. Bizim dedelerimiz bu vatan toprakları için cephelerde can verdi, şehit oldu. Şimdi üç beş kuruş para, bir avuç kömür için dedelerimizin kemiklerini sızlatmalarına izin vermeyeceğiz.”

Bu vatan kanla kazanıldı; çocuk yaştakiler bile elde silah can verdiler; onlara, atalarımıza borcumuz var.”

Biz mal mülk peşinde değiliz. Bu topraklar atalarımızın bize bıraktığı kutsal emanettir. Dedelerimizin mezarları bu topraklarda, bu köylerde. Biz parayı ne yapalım? Atanın mirası parayla satılır mı?

Bizim iman var göğsümüzde, biz onlara teslim olmayacağız. Sen Cengiz, Türk değil min? Sende iman yoh mu? Bizim dedelerimiz, benim babamın dedesi, İngilizlere esir düştü Çanakkale harbinde, aç susuz ölmüş. Biz onların torunlarıyız.”

Eyy halk, kendi ülkelerinden bi dal bile goparttırmıyolaa, geri galan ülkeleri yedilee, sıra Türkiye’ye geldi.”

Kazdağı, hem anamızdır hem babamız, hem ekmeğimiz hem aşımız, hem canımız can yoldaşımız. Kazdağı, altından, zümrütten, yakuttan, inci mercandan daha değerlisin halkın yanında. Yoluna başkoyduk, senin yoluna!”

“Kazdağı, uzanınca göklere değiyor başın. Kışın karından yol vermezsin, baharda bir cennet gibisin. Her ağacında kuşlar ötüşür.”

“Eyy güzel Kazdağı, ne desem sana az gelir, yaşam seninle güzelleşir.”

“Denizin suyu acıdır içilmez, Çanakkale’nin boğazı dardır geçilmez, bu bayraklar oldukça bu vatan bölünmez!”

Bu ülkenin en vatansever, en halksever, en doğasever partisi HKP olarak, biz de halkımızın bu haklı mücadelelerinin yanında olduk, direnişlere katıldık, destek ziyaretlerinde bulunduk. Seslerini daha fazla duyurmak için destek çağrısı yaptıkları eylemlere, siyasi hiçbir çıkar gözetmeden, Parti olarak katıldık.

Ama ne acıdır ki bu alanlarda kuzu postuna bürünmüş kurtların, Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal sevgilerini, atalarının kazanımlarını, Tam Bağımsızlık aşklarını yüreklerinde hissederek haykıran köylülerimizin bu düşüncelerine gerçekte diş bileyen hainlerin; kendi siyasi çıkarları, ikballeri için o alanları nasıl kullandıklarını gördük. Ülkemizi Yeni Sevr bataklığına sürükleyen hainliği yapanların Meclisteki temsilcilerinin; DEM’lilerin, TİP’lilerin, EMEP’lilerin, Bin Yılın Felaketi AKP’giller İktidarının halkımızı Allah ile kandırdığı gibi, ormanını, suyunu, toprağını, zeytinini, kısacası doğasını Parababalarının talanından korumak için var gücüyle mücadele eden halkımızı, çevrecilik ikiyüzlülüğü ile nasıl kandırdıklarını gördük.

Bu Amerikan kuklası hainlerin, ülkemizin tamamını emperyalizmin azgın ellerine teslim ederek işçimize, köylümüze, emekçi halkımıza ne çevre ne doğa ne gelecek ve ne de üzerinde yaşanacak bir vatan bırakacak olan, sonu kan ve gözyaşından başka hiçbir şey getirmeyecek olan Yeni Sevr’in anahtarı, özünde bir ABD-Washington-Pentagon-CIA ve sömürge valisi Thomas Barrack açılımı olan “Çerçeve Yasa”ya bugün EVET oyu vermiş olanların, hiç utanmadan, sıkılmadan, hep yaptıkları gibi halkımızı tuzaklarına düşürüp kandırmak için dün yaptıkları ikiyüzlülüklerden bazılarını aşağıda aktarıyoruz:

BOP çerçevesinde ülkemizin en az üç parçaya bölünmesi için dem bu demdir diyen DEM’in Meclisteki çevreci(!) yüzü İbrahim Akın’ın Akbelen’de acele kamulaştırma kararına karşı nöbet tutan köylüleri ziyaretini haber yapan İzgazete’den. Tabiî haberde Akın’a eşlik eden diğer Sevrci şürekâların adları da yer alıyor:

“Akın, yaşanan hukuksuzluğa karşı demokratik haklarını kullanmaktan ve birlikte mücadele etmekten başka seçenekleri olmadığını vurguladı.

“Akın’a Ekoloji Birliği Eşsözcüsü Süleyman Eryılmaz, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Ekoloji Meclisi ve Yeşil Sol temsilcileri de eşlik etti.

“Ziyarette konuşan Akın, 7554 Sayılı Yasa’ya ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunduklarını aktardı. Bu yasaya dayanarak birçok bölgede doğaya yönelik saldırılar yaşandığını belirten Akın şunları söyledi:

“Yaklaşık 10 gün önce yapılan bir genelgeyle 5 bin 93 zeytin ağacının yerinden edilmesiyle ilgili bir faaliyet başlatıldı. Ülkede artık bağımsız bir yargı kurumu olmadığını, hukuksuzluğun alenen yapıldığını görüyoruz. Şirketlerle açıkça iş birliği yapan bakanlar ve komisyon başkanlarıyla çok kavga verdik. Planlı bir saldırının karşısındayız. Esra Işık, toprağını savunduğu sırada tutuklanıyor, o sırada topraklarında keşif yapılıyor. Bu hukuksuzluk.

“Kendi havasını suyunu toprağını koruyan Esra Işık’a bir taraftan gözaltı yapılıyor. Gözaltı yapılması sırasında da sanki el koyularak topraklara giderek keşif yapılabilir… Bu hukuksuz bir şey. Yani şunu söylüyor aslında bu mevcut egemen hukuk sistemi, hukuk kalmayan yapının kendisi, ‘Ben istersem sizi alırım, hapse atarım. Bu arada evinizi keşif yaparım’ diyor. Yani göz göre göre el koyma pratiğinin gerçekleştiği bir durum var burada.

“Aslında bu Anayasa bize şu görevi veriyor: Vatandaş yerini, toplağını, havasını, suyunu, doğasını korumak zorunda.” dedi. Akın, bu meşru haktan köylülerin mahrum bırakılmasının Anayasa’nın ihlal edildiğini hatırlattı.”(https://www.izgazete.net/dem-partili-akin-akbelen-direnis-alaninda-goz-gore-gore-el-koyma-pratigi#google_vignette)

Yine Akın’ın acele kamulaştırma yasasıyla 7 köyü ilgilendiren 679 parsel için bilirkişi keşfinin oldubittiye getirilmesi ve Esra Işık’ın hukuksuzca tutsaklığına karşı İkizköylülerin 19.04.2026’da düzenlediği eylemde yaptığı konuşmadan:

“Anayasa Mahkemesine itirazlarımızı tüm muhalefet milletvekilleri olarak yaptık. On gün önce Anayasa mahkemesine gittiğimizde henüz bir işlem yapmamışlar. Sadece bakanlıktan görüş almışlar. Şu anda Akbelen’de kamulaştırma yapıyorlar. Bu yapılanları durdurmazsak, oradaki insanlar dahil olmak üzere Türkiye’nin her tarafında bu yaygınlaşacak ve sizler de aynı zamanda bu işin suçlusu olacaksınız dedik mahkeme yetkililerine.  Bir an önce bu meseleyi durdurma konusunda karar almaya çalışın dedik. Bizden belge istediler, belgeleri de gönderdik. Burada verilen mücadele Akbelen’le ilgili değil, sadece. Bu ülkenin geleceğini kurtarmak için birlikte olmak zorundayız. Bu ülkede hiçbir şeyin güvencesi kalmadı. Çocuklarımız okullarda katlediliyor. Zenginler gittikleri otellerde yanıyorlar. Böyle bir ülkede artık yaşamak istemiyoruz. Kurtuluşumuzu birlikte gerçekleştirmek zorundayız. Biz burada bir vahşi saldırıyı, bir katliamı, bir kötülüğü önlemeye çalışıyoruz.” (https://haberveinsan.com/nejla-isik-biz-gocmen-kusu-muyuz-oradan-oraya-surulecek/6077/)

TİP Milletvekili Sera Kadıgil:

Son iki gündür hepimizin içini yakan, hepimizin duyması, duyurması gereken bir mevzu var; Akbelen ormanlarındaki direniş. Orada kalan son yaşlı ve doğal çam ormanlarını Limak ve İçtaş Holding ortaklığında maden çıkartılabilsin diye katletmeye ant içmiş bir iktidar tarafından yönetildiğimiz, seçimin ardından iki ay geçmeden bir kez daha yüzümüze vuruldu… Bunu iki tane şirket o toprağın altındaki madenleri çıkartabilsin ve o madenle para kazanabilsin diye yapıyorlar. Ve bunu yaparken jandarmayı kullanıyorlar.

“(…)

“Sanıyoruz, bu akıl almaz derecede hiçbirimizin hayatında şahit olmadığı sıcaklıkların bir tesadüf olduğunu hiç kimse düşünmüyordur aramızda. Çünkü bir iklim kriziyle de karşı karşıyayız. Hemen Akbelen’in karşısındaki Rodos’ta, Manisa’da, Muğla’nın dört yanında orman yangınları devam ederken yaşlı ve yetişmiş bir çam ormanının bir tane şirket kar etsin diye kesime açmaktan daha büyük bir vatana ihanet yoktur. Eğer bir vatan haini, bir vatana ihanet durumu arıyorsanız dönecek ve tam olarak buraya bakacaksnız.”(https://ankahaber.net/haber/sera_kadigil_bolgedeki_son_yasli_ve_dogal_cam_ormanlarini_limak_ve_ictas_holding_ortakliginda_maden_cikartilabilsin_diye_katletmeye_ant_icmis_bir_iktidar_tarafindan_yonetiliyoruz_148486)

Bak Türkiye’de hukuk dedikleri bu. ‘Hukuka, mahkeme kararına saygı’ dedikleri bu. ‘Kimse hukuktan üstün değil’ diye yatıp kalkıp sayıkladıkları ülke bu. Akbelen dün Zehra Anneyi kaybetti. Bugün iki şirket daha çok para kazansın diye ömrünü vakfettiği zeytinlerine girdiler.

“Mahkemelerin tedbir kararlarına rağmen zaten giriyorlardı. Baktılar mahkemelerle uğraşmak da yorucu, topladılar Meclis’i, el kaldırıp el indirdiler. ‘Kanun’ deyip geçirdiler zeytin, ağaç, toprak, hayvan, insan ve su düşmanı bir şirket talimatını.” (https://ankahaber.net/haber/tip_sozcusu_sera_kadigil_kanun_deyip_gecirdiler_zeytin_agac_toprak_hayvan_insan_ve_su_dusmani_bir_sirket_talimatini_261610)

EMEP’in WEB sitesinden:

Sürekli yerli ve millilik hamaseti yapan AKP iktidarı, halka ait kaynakları yerli ve yabancı enerji-maden şirketlerine peşkeş çekerek iki yüzlülük yapmaktadır.

“Suyuna, toprağına, ormanına ve geleceğine sahip çıkan İkizköylüler’in yanındayız. Halkımızı kâr ve rant uğruna tarım ve ormanlık alanları sermayenin talan ve tahribatına açan AKP iktidarına karşı birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz.” (https://www.emep.org/akbelen-ormanlari-kar-ve-rant-ugruna-yagmalaniyor-enerji-sirketlerini-degil-halki-koruyun)

 

Değerli okurlarımız;

Yukarıda aktardığımız çevre dostu, halk dostu, söylemler yalnızca bir maskeden ibarettir. Yapılan ihaneti maskelemeye yönelik söylemlerdir bunlar. “Ülkede hukuku bırakmadılar, Meclisi toplayıp el kaldırıp el indirerek kendi talan kanunlarını çıkardılar, halkın topraklarını, yerli-yabancı sermayenin sömürüsüne açtılar, hainler”, dediklerinizle el ele vererek, hukukla, yasayla uzaktan yakından ilgisi olmayan, ülkemizi en az üç parçaya bölerek sömürgeleştirecek emperyalist yıkım projesinin anahtarı olan “BOP Çerçeve Yasası”na “EVET” diyeceksiniz. Böylelikle halkımıza en büyük ihaneti yapacaksınız. Sonra da vatanı koruma pozuna bürüneceksiniz.

Ama yağma yok! Yanınıza kalmayacak bu ihanetleriniz!

Önderimiz Nurullah Efe ne diyor?

Meclisteki ABD kuklalarının bütün ihanetlerine karşı olduğu gibi bu ihanetlerine karşı da mücadele edeceğiz.

“Umutsuzluk yok!

“Yılgınlık yok!

“Er ya da geç bu ihanete imza atanları bağımsız ve tarafsız mahkemelerde vatana ihanetten yargılayacağız!”

16 Ağustos 2026

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.