Ya Ampul Rozeti Ya Çelik Bilezik: Godfather’ın “Reddedilemeyecek” Teklifleri
Orhan Sur
Mario Puzo’nun “The Godfather” adlı romanından uyarlanan “Baba” filmini çoğumuz izlemişizdir. Filmin başkahramanlarından, gençliğini Robert De Niro, yaşlılığını ise Marlon Brando’nun canlandırdığı Don Vito Corleone; babasını, annesini ve ağabeyini öldüren Sicilyalı mafya babası Don Ciccio’dan kaçırılarak bir gemiye bindirilir ve ABD’ye gönderilir. Burada büyük zorluklarla karşılaşan Corleone, bir aşamadan sonra alınteriyle geçimini sağlamaktan vazgeçer ve para kazanmak için yasadışı yollara başvurur. Hızla yükselen Corleone, çocuklarıyla birlikte büyük bir mafya imparatorluğu kurar ve aile, New York’un en nüfuzlu ailelerinden biri haline gelir.
Filmdeki en meşhur enstantanelerden biri, Don Vito Corleone’nin hedefine yerleştirdiği, zorla bir iş yaptıracağı kişileri “ikna etme” biçimidir. “Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım” cümlesi, filmin en akılda kalan repliklerinden biridir. Repliğin bağlamı ise kısaca şöyledir:
Don Corleone’nin vaftiz oğlu, ünlü şarkıcı Johnny Fontane, kariyerinin başlarında bir orkestra şefine bağlı olarak çalışmaktadır. Popülaritesinin hızla artmasıyla birlikte Fontane, bağlı bulunduğu orkestra şefiyle olan sözleşmesini feshedip daha kârlı projelerde yer almak, dolayısıyla daha fazla para ve şöhret kazanmak ister. Ancak orkestra şefi sözleşmeyi feshetmeye yanaşmaz. Bunun üzerine Fontane, vaftiz babası Don Corleone’ye başvurarak yardım ister. “Baba”, duruma derhal el koyar ve orkestra şefine “reddedemeyeceği bir teklif” yapar.
Teklif ne midir?
Corleone, en sadık adamlarından Luca Brasi’yle birlikte orkestra şefine gider. Brasi orkestra şefinin başına revolver silahını dayarken Corleone de önüne sözleşmenin fesih belgesini koyar ve şöyle der: “Bu kâğıdın üzerinde ya imzan ya da beynin olacak.” Zavallı orkestra şefi, kolayca tahmin edileceği üzere, beyninin dağılmasındansa fesih belgesini imzalamayı tercih eder. Don Vito Corleone’nin “reddedilemeyecek” tekliflerinin özü ve biçimi işte budur.
Baba filmini konu edinmekteki amacımız elbette insanları suça teşvik eden bir film serisini tanıtmak ya da övmek değildir. Amacımız, Türkiye’de son dönemlerde şahit olduğumuz ve ne yazık ki artık insanlarımızın kanıksamaya başladığı utanç verici bir ahlâksızlığı göze batırmaktır.
Bilindiği gibi ABD, İngiltere ve Siyonist İsrail tarafından kurulan AKP’giller, 15 Ağustos tarihinde 25’inci kuruluş yıldönümünü kutladılar. Kuruluşlarından çok kısa bir süre sonra efendileri tarafından iktidara getirilen AKP’giller, bu 25 yılın 24 yılını zulüm iktidarlarını sürdürerek geçirdiler. AKP’giller, Laik Cumhuriyet’i tasfiye etmeyi iktidarlarının en önemli hedefi haline getirdiler ve ne yazık ki bu hedeflerine büyük ölçüde ulaştılar. Sonuç olarak Gerçek Devrimci Nurullah Efe’nin ifadeleriyle Laik Cumhuriyet’i yerle bir ettiler ve bir “Çete Devleti”, bir “Mafya Devleti” yarattılar. Ve yine Nurullah Efe’nin saptamasıyla tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi ülkemizde de bugün “İkili Devlet” yapısı vardır: Bir tarafta Kuvayimilliye’nin zaferi üzerine inşa edilmiş, ABD devşirmesi Tayyipgiller iktidarlarının efendileriyle el ele tezgâhladığı saldırılarla kolu kanadı kırılmış Laik Cumhuriyet’in son kalıntıları, diğer tarafta ise yukarıda andığımız mafyatik çete devleti, yani AKP’giller Ortaçağcı Faşist Din Devleti…
Baba filmindeki mafya imparatorluğunun şefi nasıl Don Vito Corleone ise AKP’giller Çete Devletinin şefi de hiç kuşkusuz Tayyip’tir. Bildiğimiz gibi bu çete devletini Kaçak Saray’ından yöneten Tayyip, bugünlerde bolca milletvekili ve belediye başkanı satın almaktadır.
“Godfather Tayyip”, bu satın alma işini iki farklı yolla yapmaktadır. Birinci yol malûm; AKP’giller’in tüm insani değerleri çürüttüğü günümüz Türkiye’sinde menfaat karşılığında insanlığını satan mebzul miktarda insan sefaleti mevcuttur. Hele “millet iradesinin tecelligâhı” olmaktan çoktan çıkıp Amerikan devşirmelerinin ihanet üretme merkezi haline gelmiş olan Meclis söz konusu oldu mu, Stoacı Filozof Epiktetos’un; “İnsanlar kendilerini farklı fiyatlara satarlar”, şeklindeki karamsar tespiti neredeyse bütünüyle gerçekliği yansıtan bir önerme haline gelir.
İşte bu sebeple Tayyip, para karşılığında satın alacağı milletvekili, belediye başkanı görünümündeki insan sefaletlerini bulmakta pek de güçlük çekmez. Ve Tayyip’te para boldur. Kuru ekmeğe muhtaç hale getirdiği çilekeş halkımızın alınterinden gasp ettiği trilyonlarca lirayı cebine koyan Tayyip için TBMM, adeta ucuz bir pazar yeri gibidir. Tezgâhtan karpuz seçer gibi milletvekili seçer ve satın alır. Arada tek bir fark vardır yalnız: Gariban halkımız karpuz seçerken eline alır, şöyle bir vurur, çıkan sesi dinler ve en iyilerini seçmeye gayret eder (gerçi bugünlerde tanesi 300-400 lirayı bulan karpuza da ulaşamaz ya, o da işin ayrı bir trajik yönüdür). Tayyip ise insani değerler bakımından en kalitesiz, en çapsız, en hain olanlarını seçmeye özen gösterir. Bu da doğaldır çünkü kendilerini satılığa çıkarmış bu yaratıklar da ihanet pazarının en iyi mallarıdır. Tayyip bunları gözüne kestirir, fiyatını belirler, parayı bastırır ve sonuçta yakasına ampul rozetini takar.
Tayyip’in milletvekili ya da belediye başkanı satın alırken kullandığı ikinci yöntem ise tam olarak Baba filminde Don Corleone’nin kullandığı yöntemdir. Kancasını taktığı milletvekili ya da belediye başkanına; “reddedemeyeceği bir teklif”, yapar. Ama (en azından şimdilik), Don Corleone’nin Luca Brasi’yle birlikte yaptığı gibi muhatabının kafasına silah dayayıp önüne eski partisinden istifa formunu koymaz.
Peki ne yapar?
Bir tarafa ampul rozetini, diğer tarafa ise Çelik Bileziği (kelepçeyi) koyar. Tayyip’in ağına düşen zavallıların önünde iki seçenek vardır: Ya partisinden istifa edip çıkar amaçlı suç örgütü AKP’ye katılacaktır ya da Kaçak Saray’ın operasyon silahına dönüştürülmüş yargı marifetiyle Silivri, Hasdal, Sincan vb. zindanlardan birine tıkılacaktır. Her gün televizyon ekranlarından, gazetelerden, sosyal medyadan acı acı takip ettiğimiz gibi, ampul rozetiyle kelepçe arasında gidip gelen milletvekili ya da belediye başkanlarının çoğunluğu Godfather’ın şantajı karşısında diz çökmekte, onun ihanet imparatorluğunun bir parçası olmaktadır. Az da olsa onurlu bir duruş sergileyenler ise Türkiye’nin farklı yerlerindeki cezaevlerine gönderilmektedir.
Ve bu yolla Tayyip, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerinden bu yazının kaleme alındığı güne kadar geçen sürede, Meclisteki diğer sermaye partilerinden tam 19 milletvekili satın almıştır. Bu sefaletlerin isimlerini aktarıp temiz gazete sayfamızı kirletmeyelim isterseniz.
Godfather Tayyip, alım satım işini belediyelerde de ara vermeden sürdürür. Yine bugün itibarıyla partisinden istifa ederek AKP’nin ihanet saflarına katılan büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanlarının sayısı 77’yi bulmuştur. Bağımsız aday olarak seçimi kazanan, sonrasında ise AKP’giller tarafından mamalanarak Godfather’ın kanatları arasına sığınan 7 satılmışı da eklediğimizde bu sayı 84’e ulaşmaktadır. İhanet pazarındaki alt düzey belediye meclis üyelerini hesaba katmaya gerek görmüyoruz zira onlar, kallavi satılmışların yanında verilen küçük eşantiyonlar gibidir; o bakımdan Tayyip’in gözünde pek bir kıymeti harbiyeleri yoktur.
Bu alım satım işi ne yazık ki sadece Türkiye’de değil, Tarihin ilk egemen sınıfı olan Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının çürüttüğü, kirlettiği, çamurlara buladığı bütün Doğu Toplumlarında aşağı yukarı aynı şekilde sürüp gitmektedir.
Ve hiç kuşkumuz olmasın ki sadece bir örnek üzerinden anlatmaya çalıştığımız bu çürümüşlüğü onarmak, yamamak, tamir etmek, ıslah etmek ve de sürdürmek mümkün değildir. Gerçek çözüm; her yerinden lağımlar fışkıran bu ihanet düzeninin baştan ayağa yıkılması, parçalanması, yok edilmesi; yerine ise yüzyıllardır süregelen sınıf savaşımlarından, Paris Komünü’nden, Şanlı Ekim Devrimi’nden süzülüp gelen deneyimlerin pratik yaşama aktarıldığı adil bir düzenin tesis edilmesidir. İşte bu düzenin adı Sosyalizmdir.
Parti Programı’nda “Partisinden çekilen, Milletvekilliğinden de çekilecek” ilkesi bulunan, Türkiye’nin Eneski İdeoloji Partisi olan Halkın Kurtuluş Partisi, işte bu düzeni kurmak için savaşmaktadır. Bu savaş, insanlık tarihinin en haklı, en meşru savaşıdır ve başta İşçi Sınıfı olmak üzere ezilen, sömürülen tüm toplumsal kesimlerin örgütlülüğü sayesinde mutlaka zafere ulaştırılacaktır.
18 Ağustos 2026
