Çocuk Gelinler: Modern Köleliğin diğer adı

05.03.2016
A+
A-

cocuk gelin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıdaki fotoğrafı hatırlıyor musunuz? Fotoğraftaki Ghulam. Küçük bir Afgan kız çocuğu. Ama onun başka bir unvanı daha var. Henüz 11 yaşında bir gelin… Fotoğrafta Ghulam oturmuş, kendinden en az 40 yaş büyük olan kocası Muhammed’le düğünlerine gelen davetlileri selamlıyor. Bir aralar küçük kız öğretmen olmayı hayal etmiş. Ama ne yazık ki şu an bir adamın üçüncü eşi.

Küçük bir detay verelim. Bu fotoğraf ABD’li serbest fotoğrafçı Stephanie Sinclair tarafından çekilmişti. Amaç Afganistan’daki çocuk gelinlerin dramını gözler önüne sermekti. Ayrıca fotoğraf “UNICEF 2007 Yılının Fotoğrafı” yarışmasında da birinci olmuştu. Bizdeki bazı gazetelerin de arka ve iç sayfalarında haber olmuştu.

Fotoğrafta Ghulam’ın gözlerindeki acı ve dramı okuyabiliyor musunuz?

Size ikinci bir fotoğraf daha gösterelim.

Aşağıdaki fotoğrafta ise 11 yaşındaki Ruşen Kasım ve 55 yaşındaki kocası Said Mohammed’i görüyoruz. Küçük kız 2007’de evlendirilmiş ve kocasının ilk eşi, 4 oğulları ve 2 kızları ile birlikte yaşıyor.

 

cocuk gelin2

Küçük kızın utancını fark ettiniz mi? Ya yanındaki adamın duygusu ne sizce?

Bizce insansı bir duygu değildir.

Verdiğimiz iki örnek dışımızdan, farklı ülkelerdendi. Şimdi de ülkemizin farklı şehirlerinde farklı yaşanmışlıklara tanıklık edelim.

*15 yaşında evlendim. Korkunç bir şey; tanımı yok. Büyük bir ailenin içine giriyorsun, nasıl davranacağını bilmiyorsun. Kız istendiği zaman derler ki “Yaşı küçük olsun eğitelim.” Mesela ben erkeklerin önünde ayağa kalkıldığını bilmiyordum. Bilmediğim için ilk tokadımı yedim. 16 yaşımda oğlumu kucağıma aldım. 23 yaşındayım, eşim vefat etti. (T. – Diyarbakır)

* 10 yaşında Gaziantep’e gelin gittim. Fırına giderken çocuklar beni kovalarlardı. “Küçük gelin” diye bağırırlardı. Elimle çamaşır yıkardım. Kaynanam beni döverdi. Kaynım ben ekmek yaparken karnıma bıçak soktu. Sonra kapıyı üstüme kilitleyip çıktı. Kayınbabam ata bindirip hastaneye götürdü. Bana sorular sordular. “Nasıl oldu?” dediler. “Kış kabağı keserken oldu” dedim. Mahkemeye gönderdiler. Savcı ve hâkim bana sordular, istekli mi evlendin yoksa zorla mı evlendin? İki kolumu mühürlediler. Diyarbakır heyetine gittik yaşımı büyütmek için, yoksa kocam hapse girecekti. Sonra eve döndük. Daha yaram iyileşmeden işe başladım. (Z. E. – Mersin)

* Babam beni 12 yaşında gelin etti. Kocam 20 yaşındaydı. Hiç görmemiştim onu. Beni götürdüler, “Bu kocan” dediler. Tanımam etmem. 20 sene onun yanında kaldım. Vay olmaz olaydı, acı çok. (D. – Nevşehir) (Gazeteler)

* 2014 yılında Türkiye’de bölgelere göre evlenen çocuklar incelendiğinde de İstanbul’da 2 bin 861 kız, 102 erkek, Batı Marmara’da bin 190 kız, 109 erkek, Ege’de 3 bin 633 kız, 222 erkek, Doğu Marmara’da bin 807 kız, 125 erkek, Batı Anadolu 2 bin 814 kız, 125 erkek, Akdeniz’de 5 bin 215 kız, 146 erkek, Orta Anadolu’da 3 bin 340 kız, 111 erkek, Batı Karadeniz’de 2 bin 47 kız, 153 erkek, Doğu Karadeniz’de 705 kız, 43 erkek, Kuzey Anadolu’da bin 908 kız, 76 erkek, Orta Anadolu’da 2 bin 725 kız, 140 erkek, Güneydoğu Anadolu’da 6 bin 384 kız, 318 erkek çocuğun evlendiği belirlenmiş.

*Özetçe 2014 yılında Türkiye’de bölgelere göre evlenen çocuklar ortalamasında, en yüksek oranın 6 bin 384 kız, 318 erkek çocuğu ile Güney Anadolu’da gerçekleştiğini ve kız çocuğu evliliklerinde en düşük oranın ise Doğu Karadeniz’de olduğunu görüyoruz.(TÜİK resmi internet sitesi)

Çocuk gelinler meselesine geçmeden önce gelin çocuğun kavramsal tanımını yapalım.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin birinci maddesinde; “çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” denilerek çocuk kelimesinin kavramsal tanımı yapılmıştır.

Bu tanıma göre çocukluk, erken reşit olma durumu dışında on sekiz yaşına kadar devam etmektedir. Biraz daha ayrıntılayalım. Bütün psikologlar, sosyologlar, eğitimciler ve az çok bilimle uğraşan insan şu yalın gerçeği bilir:

Bir bireyin kendi kendine karar verebilmesi, sorumluluk üstlenebilmesi, soyut ve analitik düşünceye sahip olması ancak bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak belirli bir olgunluğa ulaşmasıyla mümkündür. Bu da bireyin fizyolojik olarak gelişimi açısından 18 yaşına karşılık gelmekte. Dolayısıyla 18 yaşın altındaki bireyler “çocuk” olarak kabul edilmekte ve 18 yaşın altında gerçekleşen evlilikler de “erken evlilik” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere mesele ergen olma ya da olmama ile bağlantılıdır.

İşte konumuz olan çocuk gelinler de böyle bir çıkmazın içinde kalmıştır. Kendilerinin rızası alınmadan çoğu zaman zorla, kendilerinden yaşça büyük kişilerle evlendirilen bu kız çocukları fizyolojik olarak 18 yaş altında ergen olsa dahi sizce bu çocuklar yukarıda saydığımız kriterleri ne kadar taşıyorlardır?

Evlilik denen olay bir seçim meselesidir; her iki tarafın da rızasının olması şarttır. Ne yazık ki çocuk gelinler meselesinde bu çocuklara seçim hakkı tanınmayarak gencecik bedenler köleleştirilmektedir.

Erken yaşta zorla yaptırılan bu evlilikler aynı zamanda;

* Büyük bir insan hakkı ihlali,

* Cinsiyete dayalı özellikle kız çocuklarına yönelik bir çeşit şiddet,

* Bedenlerin bir cinsel meta gibi sömürülmesi,

* Duygusal ve fizyolojik ihmal ve istismar,

* Çocukların, çocukluklarının ve özgürlüklerinin ellerinden alınması,

* Ve son olarak da içinde bulunduğumuz kanserleşmiş düzenin ne kadar insan düşmanı olduğunun kanıtıdır.

 

Meselenin diğer bir boyutu da şudur

Her yıl binlerce kız çocuğu, henüz büyümeye fırsat bulamadan evlendiriliyor. Araştırmalar, eğer önlem alınmazsa, dünya genelinde, 2020 yılına kadar 150 milyon kız çocuğun “gelin” olacağını gösteriyor. Türkiye’de ise her üç kadından biri çocuk yaşta evlendiriliyor. Küçük yaşta evlenmek/evlendirilmek kız çocuklar için geri dönülmesi mümkün olmayan bir süreci başlatıyor. Eğitim yaşamları son buluyor, sağlık sorunları baş gösteriyor, çoğu gebeliklerde ya kendisinin ya da bebeğin yaşamı tehlikeye giriyor, şiddete maruz kalma riski artıyor, kendi haklarını talep etme ve kullanma becerileri azalıyor, ömür boyu yoksulluğa mahkûm bırakılıyorlar. Kısacası hem insanlıklarından hem de çocukluklarından mahrum bırakılıyorlar.

Sorunun nedenleri arasında eğitim kalitesinin düşüklüğü ve yetersizliği, otoriter ataerkil yapının halen devam edişi, dinsel faktörler, “töre” olarak nitelendirilen katı gelenekler ve toplumsal değerler, toplumdaki feodal kalıntılar, mülkiyet sorunu (miras başkasına gitmesin diye zorla yaptırılan evlilikler), işsizlik ve yoksulluk gibi birtakım nedenler sayılabilir. Bunlar klasik nedenlerdir. Fakat yukarıda da dediğimiz gibi asıl sorun bu kokuşmuş, kangrenleşmiş düzendedir.

Netçe yineleyelim. Çocuk gelinler dramının asıl nedeni; insanı insanlıktan çıkaran, onu bir meta gibi görüp iliğine kadar sömüren Parababaları düzeni ve onun yedeğine aldığı dini gerekçelerle sosladığı, geleneksel ve ataerkil kültürel kodlarla şekil verdiği toplum düzenidir. İşte bu tür toplumlarda erken evlilikler ve dolayısıyla da çocuk gelinler bir sorun olarak ele alınmamakta, aksine meşrulaştırılmakta ve normalleştirilmektedir.

Bu durum tam da bizim ülkemizde yaşanmaktadır. Vereceğimiz örnekler her şeyi anlatacaktır.

* “12 yaşındaki bir kız 60 yaşındaki bir adamla evlenebilir. Dinimizce bu caizdir. İslam’da yaş sınırı yoktur. Ama laik hukuk buna izin vermiyor. Türkiye’ye şeriat gelmeli. Şeriat gelirse çok eşlilik yasağı ve yaş sınırı kalkar. İçki ve fuhuş yasaklanır.”

Bu sözleri sarf eden kişi AKP’li bir belediyede evlilik danışmanlığı yapan Sibel Üresin’dir.

* İkinci örneğimiz Mersin’den. Hatırlanacağı gibi 27 Ocak 2016 tarihli gazetelerde de çıktı bu haber. Mersin İl Müftülüğü’nün “Annemle Dinimi Öğreniyorum” projesi kapsamında anneler Kur’an’ı Kerim öğrenirken, camilerde kreş ortamına dönüştürülen sınıflarda ise yaşları 4-6 arasında değişen çocuklara dini eğitim verilmektedir. Eğitim sonunda Kur’an’ı Kerimi iyi okuduğuna karar verilen kız çocuklarına gelinlik, erkek çocuklarına da fes giydirilerek mezuniyet töreni düzenlenmişti. (abc internet gazetesi)

Pedagojik olarak bu işin izah edilir bir yanı olamaz. O küçücük beyinlerde küçük yaşta evlenilebilir algısı oluşturulmaktadır. Bu şekilde çocuklar hem dini yönden hem de psikolojik yönden istismar edilmektedir.

Eğitim sayesinde kız çocuklarının küçük yaşta evlenmelerinin önüne az da olsa geçilebilir. Ne yazık ki getirilen 4+4+4 eğitim sistemi ile çocuk gelinlerin yolu açılmıştır. Özellikle açık liselerin de varlığı bunu hızlandırmıştır. Kız öğrencilerin örgün eğitimden kopuşu artış göstermiştir. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) tarafından hazırlanan 2015-2016 eğitim raporunda, kız öğrencilerin okulu terk etme oranının yüzde 36 ile rekor bir seviyeye ulaştığı belirtilmiştir. (birgün.net)

28.09.2015 tarihinde odatv.com’da şöyle bir haber yayınlandı. Aslında haberi El Cezire kanalı yapmış, odatv’de bunu haber yapmıştı. Buradan öğreniyoruz ki;

2014-2015 eğitim öğretim yılında yaklaşık 350 bin öğrenci lisede örgün eğitimin dışına çıkmış.

Yine “Eğitim Reformu Girişimi’nin Eğitim İzleme Raporu 2014-2015”e göre de Türkiye’de eğitimden erken ayrılma oranları AB ülkelerinin çok üstünde. Türkiye’de 2014 yılı itibariyle 18-24 yaş arasındakilerin liseyi bitirmeden eğitimden ayrılma oranı yüzde 38. Bu oran kızlarda yüzde 41, erkeklerde yüzde 35. Oysa AB ülkelerinde liseyi bitirmeden eğitimden ayrılan gençlerin oranı yüzde 11.

Aslında rakamlar çok şeyi anlatıyor. Çocuk gelinler meselesi çok boyutlu bir sorundur. Ama yukarıda da söylediğimiz gibi asıl nedeni içinde yaşadığımız sınıflı toplumdur, içinde yaşadığımız düzendir. Bir yanda tek bir öğrenci için dahi okul açan Küba örneği diğer yanda ise bizim örneklerini verdiğimiz ülkemizdeki eğitim manzaraları ve çocuğa bakış açısı. Hangisi insana değer veriyor? Hangisinde çocukların gözleri ışıl ışıl? Hangisinde çocuklar çocukluklarını yaşıyor? Hangisinde Rıfat Ilgaz’ın şu güzel dilekleri gerçekleşebilir? Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki…

Uçurtmayı seviyorlar sözgelişi,

Bir havalandı mı uçurtmaları

Daha da güzelleşiyorlar.

Maviliklerde gözleri

Özgürlüğü yaşıyorlar

Uçurtmalarla birlikte.

 

Koparıp da iplerini hele

Bir kurtuldular mı ellerinden,

Öylesine seviniyorlar ki,

Gidiş o gidiş, bile bile…

 

Kızalım mı umursamayışlarına?

Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta.

Onlar da birer uçurtma değil mi?

 

Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı,

Alıp başlarını gitmediler mi?

Gözümüzden bile esirgedik

Hangi birinin ipi kaldı elimizde?

cocuk gelin3

Bırakın çocuklarımız özgürce uçurtmalarını uçursunlar, uçurtmanın ipleri ellerinde, kendileri bulutların üstünde bir kuş kadar özgür kalsınlar. Bırakın çocuklarımız çocuk masumiyetinde kalsınlar. Bırakın çocuklarımız fotoğraftaki çocuklar kadar şen olsunlar.

 

Bursa’dan Bir Halkçı Eğitimci