Dünya Halklarının Baş Düşmanı Amerikan Emperyalizmi

26.09.2025
1.994
A+
A-

Hüseyin Ali

 

Amerikan Emperyalizmi, özellikle İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında dünyayı kasıp kavurmaktadır. Dünyadaki bütün kötülüklerin, çekilen acıların anasıdır.

İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında, dedik ama aslında Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında da vardır Amerikan Emperyalizmi. Tabiî kaşarlanmış ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak tanımlanan sinsi İngiliz Emperyalizmine göre yeni palazlanmaktadır.

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşında Amerikan Emperyalizmi esas olarak doğrudan savaşa girmese de (Temmuz 1914’te başlayan savaş Kasım 1918’de sonuçlanmış, ABD bu savaşa Nisan 1917’de İtilaf Devletleri yanında katılmıştır) vardır. Örneğin savaş sonrasında “Wilson Prensipleri” adıyla duyurulan Amerikan Senatosu’nun kararları böyledir (8 Ocak 1918). Amerikan Emperyalizminin işin içinde olduğunu gösterir. On dört maddelik bu “prensiplerde”, başta Osmanlı ve Rusya olmak üzere, savaş bölgesindeki hemen her ülke için (Fransa, Almanya, Belçika, İtalya, Avusturya-Macaristan,  Romanya, Sırbistan, Karadağ, Polonya gibi) kararlar vardır. Bu kararlar, bugün de olduğu gibi “barış, demokrasi, eşitlik, insan hakları” kılıfıyla örtülmüştür. Osmanlı ile ilgili kararlar şöyle verilmektedir “Prensipler”in ünlü 12. maddesinde:

“Şimdiki Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarına güvenilir bir egemenlik sağlanmalı, fakat halen Türk yönetimi altında bulunan öteki milliyetlere, her türlü kuşkudan uzak yaşama güvenliği ve kesinlikle engelsiz bir kendi kendilerine gelişme olanağı verilmelidir. Boğazlar, bütün milletlerin gemilerine ve ticaretine, serbest geçiş için, milletlerarası garanti altında, sürekli olarak açık bulundurulmalıdır.” (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Cilt 1, s. 305)

Bu “yumuşak”, “Ulusların Kendi Kaderini Tayin” ilkesine dayanır gözüken kararlar; aydınları ve halkı kandırmak için uygundur. İçeride Osmanlı İmparatorluğu’nun korunacağı veya sanki Türk çoğunluğun olduğu topraklarda bir Türk ülkesi bırakılacakmış gibi yorumlanır. Nitekim İttihatçı yönetimin Dışişleri Bakanı (Hariciye Nazırı) Halit Menteş bile Wilson Prensipleri’ne katıldığını açıklar. Tabiî o zamanki dünya basını da bu ilkeleri pohpohlamaktadır.

Estirilen bu rüzgârlar etkili de olur. Nasıl işbirlikçi İngiliz Muhipleri Cemiyeti (İngiliz Dostları Derneği) varsa, benzer şekilde 1918 sonlarında, 5 Aralık 1918’de, “Türk Wilson’cular Birliği” adıyla bir dernek kurulur. Kurucular arasında pek çok iyi niyetli aydın da vardır. Halide Edip, Yunus Nadi, Ahmet Emin gibi… Bunlar milliyetçi gazetecilerdir. Derneği kurmakla kalmazlar, bir de Wilson’a mektup yazarlar.

Mektupta, Amerikan Emperyalizmi; “dünyada yeni bir barış ve bolluk döneminin muştulayıcısı Amerika Birleşik Devletleri” olarak tanımlamakta ve “kendi yardım ve deneyimlerini Türkiye’deki farklı din ve ırk sorununun çözümü için kullanmasını” istemektedirler. Bunu açıkça; “İsteğimiz, işin sonunda bağımsızlığımızı sınırlayacak bir vasilik olmayıp, geri kalmış ve gelişmemiş bir milletin, milletler topluluğunda şerefli bir mevkie yükseltilmesi amacıyla belli bir süre için eğitimidir. Geçmişte Amerika tarafından ortaya atılan milletlerin özgürlüğü öğretisi ve şimdi desteklemekte olduğu milletlerin tam ve özgür davranabilmeleri haklarını savunan Wilson Programı’nın, vakti gelince bizim milli ilkeler çerçevesinde kendi gelişmemizi garanti altına alacağına inanmaktayız”, diyerek istemektedirler (Ankara Üniversitesi Tarih Araştırmaları Dergisi cilt III, sayı 4-5’ten aktaran Doğan Avcıoğlu).

 

Amerikan Mandacılığı

Bunun adı “Amerikan Mandacılığı”dır. Manda, Fransızca “mandat” sözünden gelir. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında boyunduruk altına alınacak halkların sinsice sömürülmesini amaçlayan bir ara yoldur. Dünya halklarında, eski sömürgeciliğe karşı bir tepki vardır. Bu tepkiyi gizlemek için sömürü yardım biçimine sokulur. Milletler Cemiyeti (Cemiyeti Akvam) tarafından emperyalistlere verilen süslü, kamufle edilmiş bir yetkilendirmedir. “Büyük bir devletin, henüz kendi kendini yönetme yeteneği olmayan ulusların elinden tutarak belli bir süre için bir kendi kendini yönetmeyi öğretmesi” olarak sunulur. “Öğretmen” tabiî ki büyük devlet diye tanımlanan ve Milletler Cemiyeti tarafından seçilecek olan emperyalisttir. (Burada Milletler Cemiyeti’nin, bugünkü Birleşmiş Milletlerin öncülü sayılabileceğini ve Paris Barış Konferansı’nda alınan karar gereği 10 Ocak 1920’de kurulduğunu da belirtelim.)

Görüldüğü gibi ortada ne emperyalist, ne de sömürge vardır. Böyle olunca, dünya halkları da, bizim o zamanki önünü göremeyen basiretsiz aydınlarımız gibi, tuz yalamaya koşan davar misali, emperyalistlerin kucağına doğru seğirtirler. Sinsi mandacılık siyasetinin arkasında, emperyalist sömürü alanına geç giren ama güçlü ve diri Amerikan Emperyalizmi bulunmaktadır.

Neyse ki dışarıda Ekim Devrimi yapılmıştır ve Lenin sağdır. Lenin, emperyalizmi tekelci kapitalizm olarak tanımlar ve en temel özelliğinin de sermaye ihracı olduğunu ortaya koyar. Dünya nimetlerinin paylaşılması için pazar savaşlarının olacağını ama bu aşamanın aynı zamanda kapitalizmin de son aşaması olduğunu vurgular. Daha önce de emperyalistlerin gizli antlaşmalarla, Çarlık Rusyası dahil İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Osmanlı topraklarını nasıl paylaştıklarını açıklamıştır.

 

Karikatürdeki Rusça yazı: Yoldaş Lenin dünyadaki pislikleri temizliyor.

 

Lenin ve Bolşevikler, ABD Başkanına bir nota vererek Wilson Prensipleri ile de bir anlamda kafa bulurlar. Notada şöyle denir:

“Ne tuhaftır ki, ilkeleriniz arasında İrlanda, Mısır, Hindistan ve hatta Filipinler’in özgürlüğüyle ilgili hiçbir şey göremedik… Bu halkların bizimle birlikte Milletler Cemiyeti’nin kuruluşuna serbestçe seçilmiş temsilcileri eliyle katılma fırsatından yoksun bırakıldıklarını öğrenmekle çok üzüleceğiz.

“Sizin Milletler Cemiyeti projenizi bu Milletler Cemiyeti’nin milletlere karşı bir kapitalistler cemiyeti olmasını önleyecek biçimde yeniden düzenlemeye çalıştık.” (Aktaran: Doğan Avcıoğlu, a.y.)

 

Ve neyse ki içeride, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa gibi cesur, kendine ve halkına güvenen, emperyalistlerin niyetlerini gören bir önder vardır. Başta Halide Edip, bazı komutanlar ve Damat Ferit Hükümeti’nden sonra kurulan yeni hükümet, Amerikan Mandacılığını yere göğe sığdıramamaktadırlar. Mustafa Kemal Paşa, hükümet bildirisi üzerinden bu aymazlığı yerden yere vurur. Nutuk’ta o günleri ve görüşünü şöyle aktarır:

“Hükümet bu bildiride barış üzerindeki görüşünü de şöylece açıklıyor: ‘Wilson ilkelerinden gereği gibi yararlanılarak, Osmanlı Devleti’nin, birlik halinde ve Padişahına bağlı, bağımsız bir devlet olarak yaşatılması için hiçbir girişimden geri durulmayacaktır.’

“Yeni hükümet, bu görüşlerini başarabileceği görüşünü desteklemek üzere şunları söylüyor: ‘Aslında büyük devletlerin adaletli duyguları ve gerçekten gittikçe belirmekte olan Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranma isteği, bu konuda güven vermektedir.’

“Baylar, bütün bu düşünceler, Ferit Paşa Hükümetinin Padişah ağzı ile yayımladığı bildirinin harfi harfine benzeri değil midir?

“Bu biçim bildiriler yayımlamanın amacı, ulusu aldatmak ve uyuşukluğa sürüklemek değil midir?

“Hangi adaletten söz ediliyor? Hangi ılımlı davranma isteğinden dem vuruluyor? Bunların asılları var mıydı? Ülkenin merkezinden başlayarak, her yerde yabancıların davranışları, gerçekte bunun tersini ispat edecek eylemi ve seçik kanıtlar değil miydi?

“Gerçekte Wilson, ilkeleriyle birlikte, ortadan çekilmiş ve Osmanlı ülkesinin, Suriye’de, Filistin’de, Irak’ta, İzmir’de, Adana’da ve her yerde, işgaline ilgisiz bulunmuyor muydu?

“Bunca kesin dağılış belirtileri karşısında aklı, anlayışı, vicdanı olan adamların kendilerini aldatmaları düşünülebilir mi? Bu gibi adamlar, doğrusu, kendilerini aldatacak kadar bön olurlarsa onların yurt kaderini yönetmelerine, aklı eren, gerçeği ve acıklı durumu gören kişiler dayanabilirler mi? Eğer bu adamlar gerçeği biliyor ve kendilerini aldatmıyorlarsa, bunların ulusu aldatarak koyun sürüsü gibi düşmanın pençesine bırakmaya canla başla çalışmalarına ne anlam verilebilir?”

Büyük asker Mustafa Kemal

Görüldüğü gibi, Mustafa Kemal Paşa, Wilson’u da hem ülkenin işgaline ses etmeyip hem de bu prensipleri yayımlamasındaki çelişkiyi vurgulayarak yermekte ve suçlamaktadır. Barış, eşitlik, demokrasi martavallarına karnımız tok demektedir.

 

Wilson’un Karnındaki

Amerikan Başkanı Woodrow Wilson

Gerçekten de durum tam tersinedir. Amerikan Emperyalizmi de Türkleri önce Trakya ve İstanbul’dan silmek, sonuçta Büyük Ermenistan’ı kurarak ve işgale ses çıkarmayarak Anadolu’dan da silmek istemektedir. Prensiplerin 12. maddesi hakkında Wilson’un onayladığı Amerikan resmi yorumu şöyledir:

“Açıktır ki, Boğazlar ve İstanbul, ad olarak Türk kalsalar bile, milletlerarası kontrol altında tutulmalıdır. Bu kontrol birlikte yapılabilir, ya da Milletler Cemiyeti’nin görevlendireceği bir mandacı devlet eliyle de gerçekleştirilebilir.

“Anadolu Türklere bırakılmalıdır. Yunanlıların daha çok sayıda bulundukları kıyı bölgeleri, belki Yunan mandasında özel bir milletlerarası kontrol altına konulabilir

“Ermenistan’a Akdeniz’de bir liman verilmeli ve bir himayeci devlet gösterilmelidir. Fransa bunu isteyebilir, fakat Ermeniler İngilizleri yeğ tutuyorlar.

“Suriye İngiltere ile Fransa’nın yaptığı bir anlaşma sonucu şimdiden Fransa’ya ayrılmıştır.

“Filistin, Mezopotamya ve Arabistan için en uygun Mandacının İngiltere olduğu açıktır.

“Anadolu’daki bütün mandacı devletleri bağlayacak garantileri kapsayan genel bir Manda Yasası, Barış Antlaşması’na eklenmelidir.

“Manda Yasası, ‘açık pazar’ ve azınlıklar için hükümler getirmelidir. Ana demiryolu hatları, milletlerarası bir yönetim altına konulmalıdır.” (L. Evans. US Policy and the Partition of Turkey. Aktaran Doğan Avcıoğlu, a.y.)

Görüldüğü gibi, Wilson Prensipleri, Ermenistan’a denizden denize bir toprak sağlıyor, İstanbul ve Trakya’dan Türkleri atıyor, Anadolu’da kıyıları Yunanlılara veriyordu. Neredeyse Sevr’den farksız, hatta daha da kötü denebilir.

O dönemde saray yanlıları zaten İngilizcidir. Bazı uyanık olmayan yurtsever aydınlarsa Amerikan Mandacısı… Ne diyelim, halkımıza dayatılan kırk katır mı kırk satır mı ikilemi…

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda ABD hem Avrupa’da, Afrika’da ve Ortadoğu’da yürütülen savaşa uzaktı hem yeni palazlanıyordu. Ama nasıl saldırgan ve açgözlü olduğu görülüyor.

İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında kaşarlanmış İngiliz Emperyalizmi yoruldu. Yerini çok daha zinde, çok daha büyük bir ekonomik ve silahlı güç olan Amerikan Emperyalizmi aldı. Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı ve yüz binlerce sivil Japon Halkının ölümüne yol açan nükleer saldırıyla acımasızlığını sergiledi; emperyalistler içinde en tepede yerini aldı. Amerikan Emperyalizmi zaten daha savaş bitmeden dünyayı paylaşmak, dünyadaki bütün ülkeleri kendi yanına çekmek için bazı örgütlenmelere gitti. En önemlileri: Office of Strategic Services (1942) ki bu daha sonra 1947’de bugün dünya halklarının sinsi düşmanı CIA olacaktı; IMF (1944); Dünya Bankası (1947); NATO (1949) vb…

Amerikan Emperyalizmi Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp ayaktayken (Soğuk Savaş Dönemi diyorlar) bile pek çok gizli veya açık kirli işe bulaştı. Her türlü yolu deniyorlar bu kirli işlerde: askeri güç, istihbarat gücü, terör, sabotaj, suikast, basın, kültür-sanat, vakıf örgütlenmeleri, ekonomik, siber saldırılar vb. Sonu yok! Bundan Türkiye de nasibini aldı biliyoruz. En açık olanları 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Faşizmleridir. Başlı başına AKP’nin iktidara oturtulması da bir ABD örtülü projesidir. Demirel’in Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in deyişiyle; CIA Türkiye’nin altını oymuştur.

Amerikalı kadın akademisyen, Lindsey A. O’Rourke 2018’de Amerikan Emperyalizmi’nin kirli işlerini ortaya koyan bir kitap yazdı: “Covert Regime Change: America’s Secret Cold War” (Örtülü Rejim Değişikliği: Amerika’nın Gizli Soğuk Savaşı).

Örtülü Rejim Değişikliği: Amerika’nın Gizli Soğuk Savaşı başlıklı kitap.

Yazar, kitapta Sovyetler Birliği yıkılmadan önce Amerikan Emperyalizmi’nin kirli işlerini bir tabloda derlemiş. Bu tablonun Türkçe çevirisini aynen aktarıyoruz (Tablo 1):

Tablo 1.Soğuk Savaş Döneminde ABD Destekli Rejim Değişikliği Girişimleri (1947–1989)

 

Saldırgan (Offensive) Girişimler

Gizli (Covert) Girişimler

Arnavutluk (1949–56), Belarus SSC (1949–56), Bulgaristan (1949–56), Çin (1949–68),

Çekoslovakya (1949–56), Doğu Almanya (1949–56), Estonya SSC (1949–56), Macaristan (1949–56), Letonya SSC (1949–56), Litvanya SSC (1949–56), Polonya (1949–56), Romanya (1949–56), Sovyetler Birliği/Rusya SSC (1949–59), Ukrayna SSC (1949–56), Kuzey Kore (1950–53), Tibet (1958–68), Kuzey Vietnam (1961–64), Küba (1961–68), Afganistan (1979–89)*, Nikaragua (1980–89)*, Polonya (1981–89)*, Kamboçya (1982–89), Libya (1982–89)

Açık (Overt) Girişimler

Kuzey Kore (1950), Libya (1986)

Önleyici (Preventive) Girişimler

Gizli (Covert)

Fransa (1947–52)*, İtalya (1947–68)*, İran (1952–53)*, Japonya (1952–68)*, Endonezya (1954–58), Suriye (1955–57)*, Lübnan (1957–58)*, Laos (1959–73), Kongo (1960)*,

Güney Vietnam (1963)*, Angola (1964–72), Mozambik (1964–68), Somali (1964–67),

Tayland (1965–69), Güney Vietnam (1967–71)*, Irak (1972–75), İtalya (1972–73)*,

Portekiz (1974–75)*, Angola (1975–76), Güney Yemen (1979–80), Çad (1981–82)*,

Etiyopya (1981–83), Liberya (1985–88), Filipinler (1981–86)*, Angola (1985–88)

 

Açık (Overt) Girişimler

Lübnan (1958)*

 

Hegemonik Girişimler

Gizli (Covert)

Guatemala (1952–54)*, Küba (1960–61), Dominik Cumhuriyeti (1960–61)*,

Britanya Guyanası/Guyana (1961–71)*, Dominik Cumhuriyeti (1961–62)*, Şili (1962–73)*,Haiti (1963), Bolivya (1963–66)*, Brezilya (1964)*, Dominik Cumhuriyeti (1965–68)*,Haiti (1965–69), Bolivya (1971)*, Grenada (1979)*, Nikaragua (1979–80), Surinam (1982–85),Şili (1984–89)*, Haiti (1986–88)

 

Açık (Overt)

Dominik Cumhuriyeti (1965)*, Grenada (1983)*, Panama (1989)*

* ABD destekli güçlerin varsayıldığı veya müdahalenin uygulamaya geçirilmeden önce iptal edildiği girişimler.

Not: Görüldüğü gibi Amerikan Emperyalizminin Türkiye’de yürüttüğü gizli operasyonlar tabloda yer almamış. Bu incelemenin yetersiz kaldığını ve dünyada gizli operasyon yapılan ülkelerin sayısının burada verilenlerden kat be kat fazla olduğu gösteriyor.

Gaddar Amerikan Emperyalizmi, Sovyetler’in ve sosyalist ülkelerin dağılmasından sonra daha da azgınlaştı. Yugoslavya’nın parçalanması, kendi yetiştirmesi El Kaide’nin 11 Eylül saldırısını bahane ederek Afganistan ve Irak’a açıktan saldırması, Arap Baharı’nda bütün Kuzey Afrika’da rejim değişiklikleri yapması ama özellikle Libya’nın parçalanması; Suriye’de Esad rejiminin çökertilmesi ve Suriye’nin parçalanması; Gazze’nin elden çıkması ve Filistin Soykırımı; İran’a saldırı… Ve en önemlisi “Sömürge Valisi” görünümlü ABD Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’ın güdümünde Amerikan Uşağı bir Kürt devletinin resmiyet kazanması.

Bunlar görünenler… Görünmeyen nice operasyon var. Küba’da, Venezuela’da, diğer Latin Amerika ülkelerinde, Afrika’da, dünyanın her bir bölgesinde…

Yazımızı büyük ozanlarımızdan Mahzuni Şerif’in dizeleriyle bitirelim:

Defol git benim yurdumdan

Amerika katil katil

Yıllardır bizi bitirdin

Amerika katil katil

 

Tuz diye yutturur buzu

Gafil düştük kuzu kuzu

Dünya’nın en namussuzu

Amerika katil katil

 

Devleti devlete çatar

İt gibi pusuda yatar

Kan döktürür, silah satar

Amerika katil katil

Bunca milletlere yazık

Sömürülmüş bağrı ezik

Seni seven kanı bozuk

Amerika katil katil

 

Mahzuni der Türk milleti

Çıksın gitsin elin iti

Demedim mi bunlar kötü

Amerika katil katil

Mahzuni Şerif

 

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.