Site rengi

Tasarım

“Evir Çevir Gıvır Çevir Salla!”

21.02.2024
225
A+
A-

Hüseyin Ali

Bir süreden beri yeni yetme türkücü bozuntularının güzelim “Angara” türkülerini, armoniyi ritim ağırlıklı yapıp güfteyi de bel altı ve “komik” sözlerle değiştirerek yozlaştırdığı sözde Angara türkülerini duyuyoruz. Bunlardan birinin sözleri tam da böyle: “Evir çevir, gıvır çevir, salla”! AKP dönemindeki kültürel yozlaşmanın doğrudan göstergesi…

Bu sözler özellikle de Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK)’e uyuyor. Türkiye İstatistik Kurumu değil de Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu desek daha doğru.

Rivayete göre Amerikalı büyük patron, Standard Oil’in kurucusu John D. Rockefeller  (1839-1937), Birinci Emperyalist Savaş sonrasında ekonomi kötüye sarıp arkasından da Büyük Bunalım (1929’da başlayıp 1930’lar boyunca devam eden ekonomik kriz) patlak verince ve her gün okuduğu New York Times ekonomideki kötü gidişi gösterince moral çöküntü yaşarmış. Ömrünün son demlerinde Rockefeller’i rahatlatmak için çevresindekiler iyi haberler içeren bir gazete çıkarmışlar. Bunu okumuş Rockefeller. Ünlü “Rockefeller Gazetesi” deyimi böyle doğmuş.

Bizim TÜİK de o hesap Tayyip’i rahatlatan veriler veriyor. Ancak Rockefeller Gazetesi’nin yaptığı TÜİK’in yaptıklarının yanında çok masum. Çünkü Rockefeller Gazetesi sadece ömrünün sonuna gelmiş John Rockefeller’i rahatlatmak için kandırıyor. Bizim TÜİK ise tüm halkımızı kandırıyor. Bütün ücretler TÜİK’in verdiği verilere göre ayarlandığından, tüm ücretliler bundan zarar görüyor.

Malum, TÜİK her ay ve yıl sonu ülkedeki enflasyon oranlarını verir. Ama bu oranlar hep gerçek enflasyonun altındadır. Genellikle de verdiği en iyi oran gerçek enflasyonun yarısı kadardır. Böylece Tayyip’i mutlu eder. Asıl amaçsa halkı kandırmak ve yüksek enflasyonun yükünü emekçi halkın omzuna yıkmaktır. Çünkü TÜİK’in verdiği enflasyon oranları çalışanların ve emeklilerin maaşları, toplu sözleşmeler ve asgari ücret artış oranlarında da belirleyici oluyor. Böylece halk gelir kaybına uğruyor, ister istemez kemer sıkmak zorunda bırakılıyor. Tayyip ise IMF’siz IMF reçetelerini daha rahat uyguluyor: Yani zam yap + devalüasyon yap + vergileri artır + yeni vergiler koy.

Ne var ki, yaklaşık 2,5 yıldan beri bazı istatistikçi ve iktisatçı hocaların kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG veya ENA Grup) bu gidişi bozdu. Çünkü TÜİK’e paralel olarak ENAG da enflasyon oranlarını vermeye başladı. ENAG 2020 Eylül ayından beri hem günlük, hem aylık, hem yıllık enflasyon oranları açıklıyor. Ancak, ENAG’ın verdiği enflasyon oranları TÜİK’in verdiğinin en az iki katı (hatta bazen üç katına yakın) yüksek oluyor (Tablo 1) (Kaynak: https://www.ekonomim.com/ekonomik-veriler/mahfi-egilmez-enflasyon-hedefi-tutar-mi-haberi-723327#:~:text=Ekonomist%20Mahfi%20E%C4%9Filmez%2C%20ekonomi%20y%C3%B6netiminin,hedefinin%20tutturulmas%C4%B1n%C4%B1n%20m%C3%BCmk%C3%BCn%20olmad%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1%20a%C3%A7%C4%B1klad%C4%B1).

Tablo 1. Aylara Göre TÜİK ve ENAG’ın Enflasyon Oranları (Tüketici Fiyatları Endeksi)

 

Tablodan da görüldüğü gibi, gerçek enflasyon TÜİK’in verdiği orana değil, ENAG’ın verdiği orana uyuyordu. Bu durum kaçınılmaz olarak zaten yıllardan beri halk içinde aşınmış olan TÜİK’e güveni daha da sarstı. Çünkü ortada gerçekçi, elle tutulur, piyasadaki hayat pahalılığını daha iyi yansıtan enflasyon oranları vardı.

Zaten azalan güvenin hepten yittiğini gören TÜİK, ENAG hakkında defalarca davalar açtı. Başkanı Veysel Ulusoy hakkında suç duyurusunda bulundu. Ne var ki bu davalar beraatla sonuçlandı. Çünkü ENAG yetkilileri hesaplamaları TÜİK’in enflasyon sepetinde yer alan kalemleri ve aynı TÜİK’in verdiği ağırlıklarla hesapladıklarını bildirdiler.

Bu konuda ENAG’ın açıklaması şöyle:

“ENAG 2020 yılının eylül ayından günümüze kadar enflasyon sepetindeki tüm madde ve ürünlerin fiyat ve fiyat değişimini günlük olarak elde edip, aylık ve yıllık bazda sizlere sunmaktadır. Bunu yaparken TÜİK’in aynı sepet ve ağırlıklarını baz almaktadır.

“Bu zamana kadar da sürekliliğini sağlamış ve halka gerçek enflasyon verilerini ulaştırmaya gayret etmiştir. Öte yandan sürekli bir şekilde TÜİK tacizine uğramış, defalarca dava edilmiştir. An itibariyle tüm davalar ENAG lehine sonuçlanmıştır.

“Tüm bu gerçeklere rağmen TÜİK karar vericilerinin ENAG’ı hâlâ ‘masa başında çalışan bir kaç kişi …’ cümlesiyle sıfatlandırılmaya devam etmesi, bizleri ve enflasyonu mutfağında en derinden hisseden halkı üzmektedir.

“Devletin asli görevlerinin başında halkı doğru (istatistiklerle) bilgilendirmesi gelir. TÜİK de halk da ENAG da ve hatta davalarda karar veren değerli hukuk insanları da verilerin doğru olmadığını, doğru sunulmadığını çok iyi biliyor. Hayat pahalılığı açıkça verilere yansımıyor.

“ENAG olarak devletimizin nadide kuruluşlarından biri olan TÜİK’in yöneticilerine tavsiyemiz olacak:

“- Sağlıklı topladığınıza inandığımız verileri yine sağlıklı bir şekilde sunun

“- ‘EuroSTAT tarafından denetleniyoruz’ yaklaşımına sığınmayın. Yaşanan sorunları onlar da biliyor.

“- Yapılan yanlışların savunmasına başka kurumları karalamayı eklemeyin ve

“- Siyasallaşmayın!” (https://ankahaber.net/haber/detay/enag_an_itibariyle_tum_davalar_enag_lehine_sonuclanmistir_139041)

Güzel cevap! TÜİK ve Tayyip yargısı şimdilik ENAG’a diş geçirebilmiş değil.

 

Hissedilen/Algılanan Enflasyon da Ne Ola?

Güvenilirlik açmazındaki TÜİK bir süreden beri enflasyon oranlarının yanı sıra bir de hissedilen veya algılanan enflasyon oranı vermeye başladı. Sanki meteoroloji haberlerinde hava sıcaklığını verir gibi…

Diyor ki TÜİK, 2023 yılı gerçekleşen enflasyon oranı %64.77 ama hissedilen enflasyon %96’dır. TÜİK böylece güven kaybından sıyrılmaya çalışıyor. Ama gene de verdiği hissedilen enflasyon oranı ENAG’ın verdiği oranın çok altında.

Kapitalist sistem, Yirminci Yüzyıl ile birlikte emperyalizm aşamasına girince, rekabetçi dönemde her 8-10 yılda bir olan büyük ekonomik bunalımlar sürekli hale geldi. Dolayısıyla enflasyon (hayat pahalılığı) ve işsizlik emperyalist kapitalist sistem için bir kronik hastalıktır artık. Tabiî şöyle bir fark da var: Emperyalist metropoller bu bunalımı türlü yollarla geri ülkelerin halklarının omuzlarına yıkar, kendi halklarını nispeten rahat tutar. Buna rağmen bunalım emperyalist ülke halklarını da etkiler.

Emperyalist sistem bu durumu mümkün olduğunca saklayabilmek için şöyle bir yola gitti: Tıpkı TÜİK gibi gerçek enflasyon oranlarını düşük tutup halkları kandıralım istediler. Buna çözüm olarak da yeni bin yıl ile birlikte “Hissedilen veya Algılanan Enflasyon” kavramını getirdiler.

Bu kavramı önce Euro para birimine geçişle birlikte Avrupa Birliği Emperyalizmi uyguladı, şimdi tüm dünyada uygulanıyor.

Avrupa Birliği (AB) dedikleri aslında Avrupa ve çevresindeki ülkeleri birliğe katarak birlik içindeki geri ülkelerin doğal zenginliklerinden, hammaddelerinden, ucuz işgücünden yararlanmak ve sermaye ihracı ile birlikte plansız üretimden kaynaklı aşırı ürünleri pazarlamaktı. AB Emperyalizmi 2002 yılında tek bir para biriminin, Euro’nun dolaşımı kararını aldı. Ancak bütün AB ülkeleri eşit değildi. Tek bir Euro para birimi tüm ülkelere cevap veremiyordu. Farklı ülkelerdeki enflasyon oranları da farklıydı. İşte bu eşitsizlikleri saklamak amacıyla AB Emperyalizmi Hissedilen/Algılanan Enflasyon (Perceived Inflation) kavramını geliştirdi.

Bu yaklaşımın nedenlerini özetle şöyle açıklıyorlar:

* Fiyat artışları, sabit kalan veya azalan fiyatlara kıyasla daha fazla dikkat çeker ve daha uzun süre hafızada kalır.

* Sık yapılan alışverişlerde ödenen para, seyrek yapılan alışverişler ve otomatik ödemeler için ödenen paradan daha dikkat çekicidir.

* Fiyatlardaki gelişmeler aynı değildir. Sadece artan fiyatlar fark edilip azalanlar fark edilmez, böylece enflasyon algısı hesaplanan enflasyondan farklı olabilir.

* Tüketim alışkanlıkları da, “kişisel” enflasyon oranı üzerinde etkilidir.

* Enflasyon oranı, fiyatlarda bir önceki yıldaki duruma kıyasla meydana gelen değişikliği yansıtır, ancak tüketicilerin hafızası daha eskiye gider.

* Resmi olarak hesaplanan fiyat değişiklikleri, ürün kalitesi veya miktarındaki değişikliklerden de kaynaklanabilir. (https://www.euro-area-statistics.org/digital-publication/statistics-insights-inflation/bloc-3a.html).

Yani halklara diyorlar ki, aslında enflasyon bizim bildirdiğimiz kadardır, siz onu daha yüksek hissediyorsunuz. Dayanakları da yukarıda saydıkları gibi sübjektif değerlendirmeler.

Bu bir kandırmaca! Başlıca amaç emekçilerin gelirlerini düşürmek, böylece sömürüyü artırıp sistemi dengelemeye çalışmak.

İyi de… İstatistik bir bilim dalı ama sanal bir bilim dalı değildir. Bir matematiksel bilimdir. Hatta matematiğin bir alt dalıdır da denilir. Elle tutulur verilerin toplanması, derlenmesi, gruplandırılması, analizi ve yorumunu kapsar. Somut sayılara dayanan pozitif bir bilimdir. Dolayısıyla objektiftir.

Oysa “hissedilen/algılanan” deyince işin içine sübjektivizm girer. Ve istatistik de bilim olmaktan çıkar.

 

Dezenformasyon mu?

Evet, istatistik bir pozitif bilim ama tıpkı TÜİK’in yaptığı gibi kötüye kullanılabilir. Bir Amerikalı yazarın (Mark Twain) yaygınlaştırdığı ama aslında İngiliz Başbakan Benjamin Disraeli’nin olduğu bir söz var:

“Üç tür yalan vardır: Yalan, kuyruklu yalan ve istatistik”.

TÜİK maalesef bu sözü doğruluyor. Tayyip’in İletişim Başkanlığı’na bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi var. Normalde bu kurum iyi çalışsa, ikide bir çıkardığı Dezenformasyon Bülteni’nin her sayısında TÜİK’in kandırmacalarının veya dezenformasyonunun bulunması, çürütülmesi gerekir. Dezenformasyon Bülteni’nin amacı “hakikati” ortaya koymak değil, çarpıtmak veya gizlemek.

Dolayısıyla burada dezenformasyonu yapan bizatihi devlet.

Hatta devlet ya da Tayyip Diktatörlüğü, baskı ile hayat pahalılığı konusunda gerçeklerin örtbas edilmesini sağlıyor. Örneğin kısa süre önce Ankara Simitçiler ve Pideciler Esnaf Odası, 27 Ocak 2024’te Ankara’da simidin 10 TL’den 15 TL’ye çıkarıldığını açıkladı. Ama hemen arkasından 29 Ocakta oda başkanı Savaş Delibaş, zammı geri aldıklarını, Ankara’da simidin gene 10 TL’den satılacağını belirtti. Ne olduğu belli…  Savaş Delibaş 27 Ocakta zam kararını açıklarken şöyle demişti:

“(…) Bugün özellikle emekli, öğrenci kesiminden dar gelirli hemşehrilerimizden özür diliyoruz, bu zammı yapmak zorunda kaldık. Susam fiyatlarının, un fiyatlarının, doğal gaz işçi giderlerinin yüzde 200’lerin üzerinde konmasından dolayı zorunlu bir zam oldu. Herkesten özür diliyorum. Yalnız sadece özür dilemesi gereken bizler değiliz, özür dilemesi gerekenlerde lütfen çıkıp özür dilesinler.” (https://www.ekmeginsesi.com/gundem/oda-baskani-ozur-dileyerek-acikladi-ankara-da-simit-fiyati-h13124.html)

Aynı kişi 29 Ocakta zammı geri alırken ise şöyle konuşmuş:

“Bizim bazı sözlerimiz siyasi mecraya çekilmiş, bundan dolayı da özellikle devlet büyüklerimizden özür diliyoruz. ‘Bizim kendi esnaf teşkilatımız özür dilemeli.’ diye söylemek istemiştik ama sözlerimiz farklı anlama çekildi. Üzdüğümüz halkımızdan özür diliyoruz.” (https://www.ensonhaber.com/ekonomi/zam-iptal-ankarada-simit-10-liradan-satilmaya-devam-edecek)

Belli ki fırıncılar mesajı almışlar. “Ulan şunun şurasında 31 Mart seçimine ne kaldı, sıkın dişinizi, zammı hemen geri alın ve özür dileyin, yoksa fırınlarınıza çökeriz, ananızdan emdiğiniz sütü burnunuzdan getiririz”, denilmiştir büyük olasılıkla. Nitekim Savaş Delibaş, daha sonra süreci Saygı Öztürk’e açık açık anlattı:

“Simit fiyatlarına yaptığımız zammın haberlerde yayımlanması üzerine Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan beni makamına davet etti ve niçin zam yaptığımızı sordu. Fiyat artışlarını hatırlattım. Tarım Bakanlığı uzmanlarının çıkardığı maliyeti bakan yardımcısına gösterdim. Onların hesabına göre 12 lira 70 kuruş maliyet çıktı. Yani bizim belirlediğimiz maliyetten de yüksek. Zammı ertelememizi istedi. Hatta bizi üzen, kıran bazı ifadeleri de oldu. Ben de bunun üzerine açıklama yapacağımı söyledim.” (https://www.sozcu.com.tr/ankara-pideciler-ve-simitciler-odasi-baskani-savas-delibas-sozcu-ye-acikladi-secimden-sonra-simit-p19439)

Seçime kadar zamsız gidelim, seçimden sonra tufan yaklaşımı!

Çözüm Var mı?

Enflasyon kapitalist sistemin bir ürünü dedik. Ama bizim gibi burjuva devrimini yapamamış, dolayısıyla kapitalizmöncesi üretim ilişkileri ve sınıfları diri kalan ülkelerde çok daha vahim seyreder. Bizdeki durum budur. Yoksul gittikçe yoksullaşır, zengin daha da zengin olur. Enflasyonda topun ağzındakiler emekçilerdir. Böylece zaten çok büyük eşitsizlik içeren gelir dağılımı daha da bozulur.

Örneğin 2023 yılı istatistiklerini alalım: 2023 yılında nüfusun en yüksek gelir elde eden %20’si milli gelirin %49,8’ini almış. Bu oran 2022’de %48,0. En alt %20 pay alan kesimin oranı 2022’de %6,0 iken %5,9’a inmiş. Bozuk gelir dağılımı daha da bozulmuş.

Öte yandan Tayyip Diktatörlüğü ekonominin içini boşalttı. Cumhuriyet’in 80 yıllık üretim tesislerinin birer birer sattı. Ekonomi çarkını sıcak parayla çevirdi.

Taşıma suyla değirmen döner mi?

Bizdeki sanayi zaten dışa bağımlı montaj sanayisi. Kapitalist geçinen Finans-Kapitalistler kapitalizmöncesi sınıflarla ittifak halinde. Bu üretim düşüklüğü anlamına gelir. Sanayi üretiminden kopuş anlamına gelir.

Vergi rekortmenlerinin gelir kaynakları bunu kanıtlıyor. Odatv’de Yusuf İleri bu durumu netçe ortaya koydu:

“(…) Bu listedeki yüz kişiden 67 kişinin ismini sakladığını biliyoruz. Listede ismi olan 23 zenginden 11’nin faaliyet konusunu ‘menkul sermaye iratları’, 4’ünün ‘menkul kıymet yatırım ortaklığı’. 2’sini fon yönetim faaliyeti olarak okuyoruz. Hemen belirtelim ki bunları aynı gruptan sayabiliriz. Menkul kıymet yatırım ortaklığından da fon yönetiminden de sonuçta menkul sermaye iradı sayılan kâr payı elde edilir. Özetle 23 zenginimizin 17’sinin kazançlarının kaynağını menkul sermaye iradı olarak gösterdiğini söyleyebiliriz. İkisi avukatlık ikisi kira geliri biri işletme danışmanlığı bir de ticari olarak yazılı.” (https://www.odatv4.com/yazarlar/yusuf-ileri/turkiyenin-en-buyuk-zenginlerinin-degirmen-suyu-nereden-120025880)

“Menkul kıymet yatırım ortaklığı”, “fon yönetimi” gibi gelir kapıları faiz ve kâr payı anlamına gelir. Üretimle bir ilgisi yoktur. Çünkü ortada bir sabit sermaye yatırımı yoktur. Bir fiziki varlık yoktur. Dolayısıyla katma değerleri sıfırdır, milli gelire bir katkıları yoktur. Paradan para kazanmaktır yapılan.

Ya nerede kaldı “Nass”?

Peki kapitalist sistemin bu genel hastalığına bir çözüm var mı?

Var, evet. Kapitalizmin antitezi sosyalizm.

Bağımsız, planlı, eşitlikçi ekonomiye dayanan, herkesten yeteneğine göre emek istenen ve emeğinin karşılığında ücret verilen sosyalizm.

Şekil 1. TÜİK’e göre 2022 ve 2023 yıllarında enflasyonun seyri (TÜFE olarak)