Halkın Kurtuluş Partisi Ermenek’teki Maden Katliamı’yla İlgili Suç Duyurusunda Bulundu

 ermenek-maden-671

 

Ermenek Cumhuriyet Başsavcılığına

 

 

 

 

Suç Duyurusunda

Bulunan……………….: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

 

Vekilleri………..: Av. Orhan Özer, Av. Metin Bayyar, Av. Ayhan Erkan, Av. Ali Serdar Çıngı,

Av. Tacettin Çolak, Av. Sait Kıran, Av. Ayça Alpel, Av. Halil Ağırgöl, Av. Pınar Akbina, Av. Doğan Erkan

 

Şüpheliler….…..:

1- Recep Tayyip Erdoğan (Başbakanlık Dönemi)

2- Taner Yıldız (TC Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı)

3- Faruk Çelik (TC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı)

4- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürlüğü yetkilileri

5- Maden İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri

6- Has Şekerler Madencilik Limited Şirketi’nin suça karıştığı tespit edilecek yöneticileri ve yetkilileri

7- Suça karıştığı tespit edilecek diğer tüm yetkililer

 

Suç………………………:

TCK 83/1-2 (Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi)

TCK 257 (Görevi Kötüye Kullanma)

TCK 170 (Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması)

TCK 251 (Denetim Görevinin İhmali)

 

İhbar ve Beyanlarımız:

 

1- Olay

Bilindiği üzere, 28 Ekim 2014 Salı  günü saat 12:15 sıralarında Has Şekerler Madencilik Limitet Şirketi tarafından işletilen Karaman/Ermenek’te IR: 617-1260 ruhsat nolu maden sahasında takriben 778 kotunda, yaklaşık 10.000 metreküp suyun maden ocağı içerisindeki çalışma alanlarına dolması sonucu 18 maden işçisi su altında kalmıştır. Bu işçiler için artık yaşam umudu kalmadığı gerek şikâyet edilen kişiler gerekse diğer resmi yetkililer tarafından dile getirilmektedir.

Söz konusu olay 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da meydana gelen ve 301 işçinin öldüğü maden kazasıyla benzer durumlar taşımaktadır. Aynı ihmaller silsilesiyle bu kez 18 işçi yaşamını yitirmiştir.

Maden Mühendisleri Odası tarafından olay yerinde yapılan ilk incelemede;

– Olayın meydana geldiği ocakta, özel sektör tarafından rodövans yöntemi ile üretim yapıldığı,

-Ocakta 3 vardiya halinde çalışma yapılmakta olup, kaza anında ocakta bulunan 26 işçiden 8 işçi kendi imkânları ile dışarı çıkmış olup, ocak içerisinde 18 işçi mahsur kaldığı,

-Ocakta çalışan işçiler genellikle çevre köylerden sağlanmakta, sendikasız ve düşük ücretlerle çalıştırıldıkları,

-Kazanın, 778 kotunda yapılan çalışmalar sırasında 08.00 – 16.00 vardiyasında saat 12.15 civarında meydana geldiği,

-Kazanın meydana geldiği sahada, 3 ayrı firma tarafından aynı anda rodövans yöntemi ile üretim yapıldığı,

-Geçmiş yıllarda ocağın mücavir alanında üretim yapılmış ve eski imalat olarak adlandırılan bu üretim alanlarında biriken suların ocak içerisine deşarj olduğu,

-Şu andaki su seviyesi ocakta mahsur kalan işçilerin bulunduğu seviyenin üzerinde bulunduğu tespit edilmiştir. (29 Ekim 2014 tarihli Rapor, -file:///G:/TMMOB%20MADEN%20M%C3%9CHEND%C4%B0SLER%C4%B0%20ODASI%20%C2%BB.ht)

Söz konusu bu olayın meydana gelmesinde işveren konumundaki Has Şekerler Madencilik Limitet Şirketi yetkilileriyle birlikte yukarda belirttiğimiz bakanlar ve ilgili bakanlık personeli cezai anlamda sorumludurlar. Şöyle ki;

 

A- Has Şekerler Madencilik Limitet Şirketi yetkilileri yönünden;

6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4’üncü maddesi

İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;

  1. a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
  2. b) İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
  3. c) Risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır.

ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır.

  1. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.

(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.

(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.” hükmünü içermektedir.

Aynı Yasanın 5. Maddesinde belirtilen “Risklerden Korunma İlkeleri” başlıklı kısmında ise; “(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:

  1. a) Risklerden kaçınmak.
  2. b) Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.
  3. c) Risklerle kaynağında mücadele etmek.

ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.

  1. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.
  2. e) Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.
  3. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.
  4. g) Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.

ğ) Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü mevcuttur.

Yasanın 10. Maddesinde ise Risk değerlendirmesi, kontrol, ölçüm ve araştırma İşverenin, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla Yükümlü olduğu (10/1), işverenin, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlayacağı (10/4) açıklanmıştır.

Gerek basına yansıyan bilgilere göre gerekse resmi kurum ve kişilerin yaptıkları açıklamalara göre İş güvenliğiyle ilgili bu temel yasa hükümlerinin gerekleri işveren tarafından hiçbir şekilde yerine getirilmediği görülmektedir.

İş yerinde risk analizi yapılmamıştır. Yapılmışsa bile resmi kurumlar ve işçiler yanıltılarak bir analiz sonucu açıklanmıştır. Maden Mühendisleri Odasının yaptığı incelmede de belirtildiği üzere bu bölgede faaliyet gösteren başka maden ocakları da vardır. Bu ocakların durumu ve konumları değerlendirilmeden şirket tarafından faaliyetlerine devam edilmiştir. Maden Mühendisleri Odasının hazırlamış olduğu ön raporda; “Havza madenciliği yapılmadığı için, ocaklarda yapılan üretimle mücavir alanlarda daha önceki yıllarda yapılan imalatların birbirini nasıl etkileyebileceği bilinmeden planlama ve üretim gerçekleştirilmektedir. Ermenek’te meydana gelen kaza da havza madenciliği yapılmamasının bir sonucudur. Havza madenciliği, bir havzada bulunan madenlerin, bütüncül bakış açısı ile planlanması ve üretilmesi anlamına gelmektedir.” denilmektedir.

Bu ocakta 2011 yılında da bir su baskını yaşanmıştır. İşveren ocakta su baskını olma riskini bilerek ve bu konuda önlem almayarak işçileri ölüme göndermiştir.

Bu maden ocağında çalışan İsmail Sevil’in, “Suyun patladığı noktanın 200 metre altından kömür çıkarılmaya başlandı. Bu şartlar altında madende çalışamayacağımı belirterek noterden ihtarname çektim’’ şeklindeki beyanı birçok gazete ve internet sitesinden kamuoyuna yansımıştır.

Maden ocaklarında her ayağa inildiğinde 25 metre derinliğinde bir sondajın yapılması gerekmektedir. Böylelikle işçilerin çalıştığı ayakta olası risklerin tespit edilebilecektir. Ancak bu sondaj işlemleri Şirket yetkililerince yapılmamıştır. Bu işlemin yerine getirilmediği bizzat Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından dile getirilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği üzere 6331 Sayılı Yasanın 4. maddesine göre işveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamayacaktır. Oysa olayımızda Şikâyet edilen şirket yöneticileri ve yetkilileri henüz yürürlüğe girmediği halde 6552  Sayılı Yasadaki işçi lehine düzenlemeleri bahane ederek işçilerin bir kısım haklarını kısmıştır. Daha önce işçilere servis hizmeti ve bir öğün yemek verilirken bu hakları işçilerden alınmıştır. İşçiler bu yasanın çıkmasından sonra kendi getirdikleri yemeği yeryüzüne çıkmadan ocak içerisinde yemek durumunda kalmışlardır. Ne yazık ki su baskını da bu esnada gerçekleşmiştir.

– İşçilere gerekli güvenlik ekipmanlarının verilmediği ve çalışmaya başlamadan önce iş güvenliği konusunda eğitilmedikleri de yine sağ kurtulan işçilerin aktardıkları bilgilerdendir. Hatta sağ kalan işçiler çizme eldiven ve diğer benzeri malzemeleri kendi paralarıyla aldıklarını açıklamışlardır.

İşverenin üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmediğine dair, kısaca belirttiğimiz bu durumlar soruşturma aşamasında elde edilecek diğer delil ve belgelerle de hiç şüphesiz artacaktır. Zira daha önce bu Maden Ocağıyla ilgili tutulmuş Çalışma Bakanlığı müfettişleri raporları, sağ kurtulan diğer işçilerin ifadeleri, işyeri kayıtları, zemin incelemesi ancak yapılacak soruşturmayla ortaya çıkacaktır.

Yalnız bizim bildiğimiz ve emin olduğumuz bu maden ocağının başından beri iş güvenliği ve sağlığı normlarına aykırı şekilde işletildiğidir. Zira şu ana kadar elde edilen bulgular bu yöndedir.

Defalarca denetime tabi tutulmasına rağmen ve bir kısım eksikleri idare tarafından da tespit edilmesine rağmen şirket yetkililer “ ne olursa olsun” mantığıyla maden ocağını işletmeye devam etmişlerdir.

Bu nedenle taksirden ziyade olayda suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörülmesine rağmen, fiilin (ihmalin) işlenmesi durumu vardır. (TCK md.21/2) Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2009 yılında Bursa Mustafakemalpaşa İlçesinde meydana kelen kazada, defalarca yapılan tespitler ve uyarılara rağmen hatalı, eksik ve tehlikeli çalışma yöntemini sürdüren işveren yetkilisi sanıkların kusurluluk düzeyinin taksir düzeyini aştığı, bu şekildeki çalışma ile grizu patlaması olabileceğini öngörmelerine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici nitelikte bir çalışma yapmadıkları, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek suretiyle, “olursa olsun” düşüncesi ile hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri; bu nedenle gerçekleşen bu neticeden olası kast hükümleri uyarınca sorumlu tutulmaları gerektiği şeklinde hüküm kurmuştur. (YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ 2012/21104 E. 2013/25712 K. Sayılı 14.11.2013 Tarihli Kararı)

 

B- Recep Tayyip ERDOĞAN (Başbakanlık Dönemi) yönünden;

  1. Tayyip ERDOĞAN 2003-2014 yılları arasında başbakan olarak görev yapmıştır. Kendisi 12 yıl boyunca, Genel Başkanı olduğu AKP’nin Meclisteki çoğunluk partisi olması dolayısıyla, Türkiye’nin ekonomik tercihleriyle ve işçilerin çalışma koşullarıyla ilgili belirleyici kişi olmuştur.

Ancak bu başbakanlık dönemi, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda Ülkemizin Dünya çapında gerilediği, özellikle madencilik sektöründe en fazla ölümlerin yaşandığı ülkelerden biri haline geldiği dönemdir.

Resmi kayıtlara göre son 10 yılda madenlerde yaşanan iş kazalarında her yıl ortalama 43 kişi yaşamını yitirmektedir. Sektördeki iş kazası oranı 2002- 2012 döneminde 2,5 kat artış göstermiştir. (2000- 2008) döneminde Türkiye, dünya kömür rezervinin % 0.2’sine sahip olup; linyit kömürü üretiminde 35 ülke arasında (4.) sırada, taşkömürü üretiminde ise 50 ülke arasında (44.) sıradadır. Ancak Türkiye, üretim sıralamasındaki ardıl konumuna karşın, dünyadaki ölümlü maden kazaları ülkeler sıralamasında – G. Kore ve Çin’in önünde – (1.) sırada gelmektedir.

(2008) yılı için milyon ton kömür üretimi başına düşen ölüm oranı göz önüne alındığında Türkiye oranının, maden üretiminde dünya birincisi olan Çin’in 5.7 katı, ABD’nin ise 361 katı olduğu görülmektedir. (Madenlerde Yaşanan İş Kazaları ve Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme- TEPAV, Temmuz 2010, Araştırmacılar Selin Arslanhan ve Hüseyin Ekrem Cünedioğlu.)

(2000-2012) döneminde, maden kazalarında Türkiye’de ölen işçisi sayısı 1024 olurken, bu sayı İngiltere’de yalnızca 62’dir.

Bu tablo ortadayken Başbakan olduğu dönemde R. Tayyip Erdoğan Soma’da meydana gelen kaza için “Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok.” ifadesini kullanabilmiştir.

Bunun yanında Maden ocaklarının özelleştirilmesi, taşeron işçi çalıştırılması, rodövans uygulaması hep bu dönemde yaygınlaştırılmıştır. Bu uygulamalarda yukarıda belirttiğimiz üzere her geçen gün daha fazla işçinin ölümüne yol açmıştır. Ermenek’te 18 işçimize mezar olan bu maden de Soma’da olduğu gibi rodövans yöntemiyle işletilmektedir. Böylelikle en fazla kömür en az maliyet ve işçiyle çıkarılmaya çalışılmıştır.

Ayrıca bu yöntemler uygulanırken işçilerin sosyal ve ekonomik çıkarları yerine R.Tayyip Erdoğan kendi partisine yakın işverenlerin ekonomik durumunu gözetmiştir. 301 İşçinin ölümüne neden olan Soma Kömür İşletmeleri AŞ’nin Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru AKP’den Soma Belediye Meclis üyesi  olduğu gibi, şikâyet ettiğimiz Has Şekerler Madencilik şirketinin sahibi Saffet UYAR da AKP üyesidir, AKP’den belediye başkanlığı seçimlerine girmiştir. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. sahibi Alp Gürkan’ın 1970’li yıllarda başladığı maden işletmeciliğinde yaşadığı ekonomik zorlukların sona ermesi ve kendi anlatımına göre “işlerinin asıl büyümesi, TKİ’nin 2005 yılında rödovans karşılığı kömür ocaklarının işletmesini özel sektöre devretme kararı ile gerçekleşmiş”tir. (Vahap Munyar röportajı, 14.05.2014, Radikal)

  1. Tayyip Erdoğan’ın özellikle maden işçilerine yönelik ihmali tavrı, Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen kazadan 20 gün önce Manisa Milletvekili Özgür Özel’in madenlerle ilgili verdiği önergenin AKP tarafından reddedilmesiyle de anlaşılmaktadır. İlgili önerge Soma’da faaliyet gösteren madenlerdeki çalışma koşullarıyla ilgilidir. Burada çalışanların bölge milletvekillerine ulaşmasıyla dile getirilmiştir. Dolayısıyla bu madende insanca çalışma koşullarına aykırı bir durumun olduğu apaçık ortadadır. Buna rağmen Bakanlık ve çalışma müfettişleri her ne hikmetse bu madenin derhal faaliyetinin durdurulması için, önlem alınması için bir girişimde bulunmamışlardır.

İş kazalarıyla, özellikle madenlerde meydana gelen kazalarla ilgili pek çok kurum tarafından raporlar uyarılar yapılmasına rağmen bu uyarıların hiçbiri dikkate alınmamıştır. Böylelikle adeta işverenlerle bir olunarak işçiler ölüme gönderilmiştir. Devlet Denetleme Kurulunun 08.06.2011 tarihli Raporu, TMMOB Maden Mühendisleri, 2010’da yayımladığı “Madencilikte Yaşanan İş Kazaları Raporu” bu konuda yazılmış ve kamuoyuna da yansımış önemli iki rapordur.

Çalışma Bakanlığı verilerine göre iş sağlığı ve güvenliği denetimleri son 10 yılda yüzde 70 azalmıştır. 2005 yılında 27 bin teftiş yapılırken bu rakam 2009’da 19 bine, 2011’de 15 bine, 2012’de 11 bine, 2013’te 8 bine gerilemiştir. Oysa aynı dönemde işyeri sayısı 850 binden 1 milyon 600 bine çıkmıştır.

Sonuç olarak siyasi ve idari yönden en yetkili kişinin bu bilimsel yaklaşımlara rağmen açık kayıtsızlığı ve tersi yönde davranışlarıyla yalnızca 2014’ün ilk 9 ayında 1414 işçi iş kazalarına bağlı olarak yaşamını yitirmiş durumdadır. Bu nedenle R. Tayyip Erdoğan hakkında gerek Ermenek’teki olay gerekse diğer işçi ölümleriyle ilgili ihmali davranışı nedeniyle soruşturma açılmalıdır.

 

C- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri yönünden;

Madenlerin aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ile ilgili yetkili kurum 3213 Sayılı Maden Yasanına ve Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği göre Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile Maden İşleri Genel Müdürlüğü’dür.

Madencilik faaliyetlerine ilişkin tüm bilgiler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB)/Maden İşleri Genel Müdürlüğünde (MİGEM) toplanmakta ve tüm izinler MİGEM tarafından verilmektedir. Maden Mühendisler Odasının Ermenek’le ilgili ilk belirlemesi MİGEM ruhsat verirken Ermenek’te olduğu şekilde havza madenciliğini göz önünde bulundurmadığı yönündedir. Kazanın meydana geldiği sahada, 3 ayrı firma tarafından aynı anda rodövans yöntemi ile üretim yapılmaktadır. Bunun sonucunda aynı sahadaki işletmelerden kaynaklanan gaz ve su baskınları gibi tehlikeler bilinmediği gibi önlemde alınmamıştır. Bu kazanın da en önemli nedenini bu durum oluşturmaktadır.

Ayrıca maden ocağının bulunduğu bölgenin maden işletmeciliğine uygun olmadığı, TEMA Vakfı tarafından 12 bilim insanına hazırlatılan – Konya Kapalı Havzası (Konya-Karaman Bölgesi) Termik Santral Etkileri Uzman Raporu’nda ; “ Yeraltı su düzeyleri ve toprak yapısı göz önüne alındığında, işletmenin her yerinde 20 m.’yi biraz aşan derinliklerden başlayarak yeraltı suyu mevcut olduğu ve açılacak kazı çukuruna farklı tabakalardan yeraltı suyu gireceği görülmektedir. İşletmenin sürdürülebilmesi için ya ocak tabanında birikecek olan suyun pompalarla ocak çukuru dışına atılması ya da (veya aynı zamanda) ocağın ilerleyeceği yönde yeteri kadar önceden, yeterli sayıda su kuyusu açılması ve içlerinden sürekli su çekilerek su tablasının düşürülmesi ve böylece ocağa su girişi önlenirken zayıf tabakaların su kapsamının da zamana yayılarak düşürülmesi gerekmektedir.” Şeklinde bir belirlemede bulunulmuştur. (http://www.tema.org.tr/folders/14966/categorial1docs/83/TERMIK%20SANTRAL%20RAPOR%20A5%20BASKI.pdf)

TEMA Vakfı bu raporu Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına da bildirdikleri halde bu bölgedeki maden işletmeleri faaliyetlerine devam etmiştir. Sonuçta da elde edilecek kar karşılığında bilimsel incelemeler göz ardı edilmiş ve işçilerimiz ölüme gönderilmiştir.

 

D- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürlüğü yetkilileri yönünden

Çalışanların iş güvenliğinin sağlanması, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması konusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yasal olarak görevlendirilmiş asli kurumdur. İş Yasasının Çalışma Hayatının Denetimi ve Teftişi Devletin yetkisi başlıklı 91 ve 92. maddesi, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 24’üncü maddesi, iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Bakanlığı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak belirlemiştir.   Bakanlık yetkilileri Ermenek’te meydana gelen kazanın olduğu işyerinde belirtilen yasa hükümlerine göre Düzenli ve sağlıklı denetim yapmak, İş Sağlığı ve güvenliğine aykırı şekilde işçilerin çalıştırılmasının önüne geçmekle birinci dereceden sorumlu ve yükümlü memur kişilerdir.

Ancak bu kişiler bu yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir. Öncelikle sorumluluğu birinci derecede bulunan bakan Faruk ÇELİK’tir. Faruk Çelik en üst düzey amir konumundadır ve Bakanlığın sorumluluğunu düzenleyen yasa hükümlerine göre ihmali davranışlarda ilk sorumlu tutulacak kişidir.

Bizzat Faruk Çelik’in kendisi de bu ihmalini kaza sonrasında dile getirmiştir. Facianın kaza sonucu meydana gelmediğini vurgulayan Bakan, söz konusu ocağa ruhsat verilmemesi gerekirken verildiğini ve bu tür madenlerin kapatılması gerektiğini söylemiştir. Faruk Çelik, denetimlerde siyasi baskıyla karşılaştıklarını da açıklayarak, “Kapatmaya kalktığınızda 50 kişi devreye giriyor” demiştir. (30 Ekim 2014- http://www.haber7.com/guncel/haber/1215779-faruk-celik-dayanamadi-itiraf-etti)

Kısacası 50 kişinin hatırına bu gün yüzlerce işçi yaşamını yitirmiştir.

Gerek basına yansıyan gerekse birebir edindiğimiz bilgilere göre müfettişlerin yaptığı teftişler, “sosyal taraflardan” yalnızca işveren tarafın görüş ve önerilerine açık olmakla birlikte, işveren tarafın eksikliklerinin göstermelik olarak tamamlatıldığı veya bu eksikliklerin görmezden gelindiği bir faaliyete dönüştürülmüştür. Zira kaza sonrası uzman incelemesi olmadan bile,   sıradan vatandaşların tespit edeceği şekilde, işçilerin nasıl ölümcül şartlarda çalıştığı görülmüştür. Devlet Denetleme Kurulunun 08/06/2011 tarihli Raporu madencilikle ilgilidir. Somadaki kaza meydana gelmeden neler yapılması gerektiği tek tek yazılmıştır. Bu raporda taşeronluk sisteminden, risk değerlendirmesinin yapılmamasına, işçilerin kapasiteyi aşacak şekilde üretime zorlanmalarına, işçilere iş güvenliği ekipmanının verilmemesinden, gaz ölçümlerinin sağlıklı yapılmamasına kadar birçok konu değerlendirilmiştir. Ancak bu raporlarda önerilen hiçbir önlem ne Çalışma Bakanlığınca ne de şikâyet edilen diğer kişiler tarafından dikkate alınmamıştır.

 

Sonuç olarak; Her gün ortalama 5 işçinin iş kazaları sonucunda yaşamını yitirdiği bir ülkede yaşamaktayız. Bu fecaat durumdan birinci derecede görevli olan ve önlem alması gerekenler ucuz işçi-maksimum kâr politikasını uygulayan ve belirleyen şüpheli Bakanlar ve diğer yetkililerdir. Bunun yanında Has Şekerler Madencilik Limitet Şirketi sahibi ve yöneticileri  de olayda yaşamını yitiren 18 işi açısından özel olarak sorumludur. Bu nedenlerle insanların çalışamayacağı koşullara sahip madenlerin çalışmasına izin veren ve bu işçilerimizin ölümüne neden olan sorumluların yargılanması, adaletin karşısına çıkması gerekmektedir.

 

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda açıklandığı üzere öncelikle; şüpheliler hakkında soruşturmaya başlanılmasına, başlanılmışsa suç duyurumuzun bu dosyaya eklenmesine, belirtilen şüpheliler ve soruşturma sırasında ortaya çıkacak faillerin tespiti ile delil karartma ihtimali bulunan şüphelilerin tutuklanmasına, şirket yönetici ve yetkilerinin malvarlığına el konulmasına ve kamu davası açılarak şüphelilerin cezalandırılmasına karar verilmesi arz ve talep olunur. Saygılarımızla. 31/10/2014

 

Suç Duyurusunda Bulunan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Vekilli

Av. Orhan ÖZERermenek-maden-671