HKP, her türlü engele karşın Soma Katliamı’nın peşini bırakmıyor

01.10.2014
A+
A-
HKP, her türlü engele karşın Soma Katliamı’nın peşini bırakmıyor

HKP’nin Soma Katliamı sorumluları hakkındaki suç duyurusuna cevap olarak “soruşturma izni verilmemesi”
kararı çıktı. HKP, katliamın sorumluların aklanma çabalarına karşı karara itiraz etti.

 

DANIŞTAY (  )  DAİRESİ BAŞKANLIĞINA

 

İtiraz Eden

Davacı                   : Halkın Kurtuluş Partisi

 

Vekilleri     : Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN, Av. Ali Serdar ÇINGI

Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ayça ALPEL, Av. Halil AĞIRGÖL,

Av. Pınar AKBİNA, Av. Doğan ERKAN

Sezenler Sk. 4/15 Sıhhiye/Ankara

 

Davalı                    : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı-ANKARA

 

Dava Konusu        : Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 26.08.2014 tarih, İTK-04 Karar numaralı sayılı, 4483 Sayılı Yasaya göre “Soruşturma İZNİ VERİLMEMESİ KARARI”nın yetki, şekil, amaç, konu, maksat yönlerinden hukuka, kuvvetler ayrılığı prensibine, hukuk güvenliği ilkesine, hukuka uygun idare ilkesine, ve idari işlemlerin belirliliği ilkesine aykırı olduğundan itirazımızın incelenmesiyle İptaline karar verilmesi dava ve talebimizdir.

 

Tebliğ Tarihi         : 11/09/2014

 

Beyanlarımız         :

Bilindiği gibi, 13 Mayıs 2014 günü Soma’da Dünyanın en büyük iş cinayetlerinden biri, Türkiye tarihinin ise en büyük iş cinayeti  yaşandı. Üstelik Cinayet göz göre göre işlendi ve toplu katliama dönüştü.  Bu toplu katliam sonucu Soma Holding bünyesinde faaliyet gösteren Soma Kömür İşletmeleri AŞ tarafından işletilen kömür işletmesinde resmi rakamlara göre 301 işçi yaşamını yitirdi.

Bu iş kazası nedeniyle, TCK 83/1-2 (Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi), TCK 257 (Görevi Kötüye Kullanma), TCK 87/1-2-4 (Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama), TCK 170 (Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması) suçlarından dolayı müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan dilekçeyle Recep Tayyip ERDOĞAN (Başbakan), Taner YILDIZ (TC Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), Faruk ÇELİK (TC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı), Kasım ÖZER (TC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü),  Yusuf Yerkel (Başbakanlık Müşaviri), Alp GÜRKAN (Soma Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı), Soma Holding AŞ’nin suça karıştığı tespit edilecek yöneticileri ve yetkilileri) ve suça karıştığı tespit edilecek diğer tüm yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu.

Bu şikâyet sonucunda davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, iptalini talep ettiğimiz “soruşturma izni verilmemesine dair karar” verilerek, 4483 Sayılı Yasaya göre sorumluların bir kısmının yargılanmasının önüne geçilmek istenmiştir. İlgili karar müvekkil Partiye 11.09.2014 tarihinde Bakanlığın İş Teftiş Kurulu Başkanlığının 05/0972014 tarihli 49189603/663.02/7034 sayılı üst yazısıyla tebliğ edilmiştir.

 

Verilen bu karar yasaya ve hakkaniyet ilkelerine aykırıdır. Şöyle ki;

1- Anayasanın Çalışma hakkı ve ödevi başlıklı 49’uncu maddesinde; “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” denilmektedir.

Sosyal güvenlik hakkı başlıklı 60’ıncı maddesinde de; “ Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” hükmü mevcuttur.

Buna göre öncelikle çalışanların iş güvenliğinin sağlanması, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması devletin ve bu konuda yetkilendirilmiş kişilerin asli, anayasal görevidir.

 

2- Ayrıca İş Yasasının Çalışma Hayatının Denetimi ve Teftişi Devletin yetkisi başlıklı 91/1’inci maddesinde; Devlet, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izler, denetler ve teftiş eder. Bu ödev Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı ihtiyaca yetecek sayı ve özellikte teftiş ve denetlemeye yetkili iş müfettişlerince yapılır.” düzenlemesinin yanında,

92’inci maddesinde de;  91 inci madde hükmünün uygulanması için iş hayatının izlenmesi, denetlenmesi ve teftişiyle ödevli olan iş müfettişleri, işyerlerini ve eklentilerini, işin yürütülmesi tarzını ve ilgili belgeleri, araç ve gereçleri, cihaz ve makineleri, ham ve işlenmiş maddelerle, iş için gerekli olan malzemeyi 93 üncü maddede yazılı esaslara uyarak gerektiği zamanlarda ve işçilerin yaşamına, sağlığına, güvenliğine, eğitimine, dinlenmesine veya oturup yatmasına ilişkin tesis ve tertipleri her zaman görmek, araştırmak ve incelemek ve bu Kanunla suç sayılan eylemlere rastladığı zaman bu hususta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılacak İş Teftişi Tüzüğünde açıklanan şekillerde bu halleri önlemek yetkisine sahiptirler.

(Değişik ikinci fıkra: 13/2/2011-6111/78 md.) Teftiş, denetleme ve incelemeler sırasında işverenler, işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişiler izleme, denetleme ve teftişle görevli iş müfettişleri ve işçi şikayetlerini inceleyen bölge müdürlüğü memurları tarafından çağrıldıkları zaman gelmek, ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve vermek; iş müfettişlerinin birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmaları için kendilerine her çeşit kolaylığı göstermek, bu yoldaki isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlüdürler.

(Değişik üçüncü fıkra: 13/2/2011-6111/78 md.) Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmü mevcuttur.

 

3- 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 24’üncü maddesinde de; Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının izlenmesi ve teftişi, iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Bakanlık iş müfettişlerince yapılır. Bu Kanun kapsamında yapılacak teftiş ve incelemelerde, 4857 sayılı Kanunun 92, 93, 96, 97 ve 107 nci maddeleri uygulanır.

(2) Bakanlık, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapmaya, bu amaçla numune almaya ve eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde kontrol ve denetim yapmaya yetkilidir. Bu konularda yetkilendirilenler mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlüdür. Kontrol ve denetimin usul ve esasları Bakanlıkça düzenlenir.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir.

Dolayısıyla özetlemek gerekirse; şikâyet edilen ancak haklarında soruşturma izni verilmeyen başta İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım ÖZER gelmek üzere diğer iş müfettişleri Anayasaya, 4857 Sayılı İş Kanunu ve 633 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa göre 301 insanımızın öldüğü iş yerinde

– Düzenli ve sağlıklı denetim yapmak,

– İş Sağlığı ve güvenliğine aykırı şekilde işçilerin çalıştırılmasının önüne geçmekle birinci dereceden sorumlu ve yükümlü memur kişilerdir.

 

Ancak bu kişiler bu yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir;

A- Öncelikle ilgili “soruşturma izninin verilmemesine dair karar” olayda sorumluluğu birinci derecede bulunan bakan Faruk ÇELİK tarafından verilmiştir. Faruk ÇELİK soruşturma izni istenen kişilerin en üst düzey amiri konumundadır ve Bakanlığın sorumluluğunu düzenleyen yasa hükümlerine göre ihmali davranışlarda ilk sorumlu tutulacak kişidir. Şayet Bakan tarafından anayasa ve yasal düzenlemelere uygun davranılarak buna göre bir çalışma sistemi oluşturulmuş olsaydı bu gün 301 işçi pek muhtemeldir ki yaşıyor olacaklardı.

 

B- Gerek basına yansıyan gerekse birebir edindiğimiz bilgilere göre müfettişlerin yaptığı teftişler, “sosyal taraflardan” yalnızca işveren tarafın görüş ve önerilerine açık olmakla birlikte, işveren tarafın eksikliklerinin göstermelik olarak tamamlatıldığı veya bu eksikliklerin görmezden gelindiği bir faaliyete dönüştürülmüştür. Zira kaza sonrası uzman incelemesi olmadan bile, sıradan vatandaşların tespit edeceği şekilde, işçilerin nasıl ölümcül şartlarda çalıştığı görülmüştür.

Bunun yanında özellikle madenlerde çalışan işçilerin hangi koşullarda çalıştığı ve yapılması gerekenler Devletin başka kurumları tarafından bile Soma’daki facia olmadan tespit edilmiştir. Örneğin Devlet Denetleme Kurulunun 08/06/2011 tarihli Raporu madencilikle ilgilidir. Soma’daki kaza meydana gelmeden neler yapılması gerektiği tek tek yazılmıştır. Bu raporda taşeronluk sisteminden risk değerlendirmesinin yapılmamasına, işçilerin kapasiteyi aşacak şekilde üretime zorlanmalarına, işçilere iş güvenliği ekipmanının verilmemesinden gaz ölçümlerinin sağlıklı yapılmamasına kadar birçok konu değerlendirilmiştir.

Bunun Yanında Maden Mühendisleri Odası da 2010 yılında madenlerdeki sorunları değerlendirdikleri ve alınması gereken önlemleri belirttikleri bir rapor yayımlamışlardır. “Madencilikte Yaşanan İş Kazaları Raporu” başlıklı raporda Soma’dan çok önce uyarmış ve yol gösterilmişti. Girişinde Türkiye’de ve dünyadaki iş sağlığı ve güvenliği ile iş yaşamına ilişkin genel bilgilerin verildiği raporda, madencilik alanında çalışan şirketlerin durumu, maden kazalarına neden olan hatalar kazalardan somut verilerle anlatılıyor ve acil önerilerde bulunuluyordu. Raporda Soma’daki kömür madenlerine ilişkin de acil öneriler yer alıyordu.

Ancak bu raporlarda önerilen hiçbir önlem ne Çalışma Bakanlığınca ne de şikâyet edilen diğer kişiler tarafından dikkate alınmamıştır. Kısacası 301 işçi için ölüm göz göre göre gelmiştir.

 

C- Şikâyet dilekçemizde de belirttiğimiz üzere kazadan 20 gün önce CHP’nin Soma ile ilgili verdiği önerge Çalışma Bakanının üyesi olduğu AKP’li milletvekillerince reddedilmiştir. İlgili önerge Soma’da faaliyet gösteren madenlerdeki çalışma koşullarıyla ilgilidir. Burada çalışanların bölge milletvekillerine ulaşmasıyla dile getirilmiştir. Dolayısıyla bu madende insanca çalışma koşullarına aykırı bir durumun olduğu apaçık ortadadır. Buna rağmen Bakanlık ve çalışma müfettişleri her ne hikmetse bu madenin derhal faaliyetinin durdurulması ve önlem alınması için bir girişimde bulunmamışlardır.

 

D- Kaza sonrasında kazadan sağ kurtulan işçilerin anlattıkları iptalini istediğimiz bakanlık kararının nasıl insani değerler atlanarak hazırlandığını açıkça göstermektedir. Bu ifadeler, tanıklıklar, ne yazık ki soruşturma izni verilmediği için resmi evrak şeklini almasa da artık kamuoyu vicdanın da en yüksek derecede kabul görmektedir.

İşçilerin bu beyanlarına göre ölümler göz göre göre gelmiş, hakkında şikâyette bulunulan görevliler de sorumluluklarını yerine getirmemişlerdir. Bu ihmallerin en büyüklerini sıralayacak olursak;

Kapasitenin üstünde ucuz maliyetli üretim yapılmıştır.

“TKİ, Soma’da kömürü kendisi çıkarırken tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Biz ihaleye girip, tonunu TKİ’ye rödovans payı dahil 23.80 dolara çıkarma taahhüdü verdik.”,  “Gerek biz, gerek diğer özel şirketler, kâr etmesek bu işe girmezdik” sözleri işçilerimize mezar olan madeni işleten şirketin sahibi Alp GÜRKAN’a aittir.

Bu düzeyde bir maliyet düşüşünün tek yolunun işçi ve iş güvenliği maliyetlerinde yapılacak kısıtlama olduğunu en sıradan vatandaş bile bilmektedir. Ancak bu durumu her nedense uzman müfettişlerimiz görememişlerdir.

Ayrıca 2009 yılında 230 bin ton olan üretim 10 kattan fazla arttırılarak 2010 yılında 2,6 milyon tona yükseltilmiştir. Üretimdeki hızlı artış, daha sonraki yıllarda da devam etmiş ve 2012 yılında 3,8 milyon ton düzeyine kadar ulaşmıştır. İşçi sayısı da 3.000’lere ulaşmıştır. Buna rağmen aynı oranda iş güvenliği denetimleri arttırılmadığı gibi bu üretim artışının altyapısı da yetkililerce araştırılmamış, sorgulanmamıştır.

İşçilere yeterli derecede iş güvenliği ve sağlığı ekipmanları verilmediği gibi bunların denetimleri de yapılmamıştır. 1992-1993 yılları arasında Çin’de üretilmiş kullanım süresi 5 yıl olan gaz maskeleriyle işçiler madenlere indirilmişlerdir. Sormak gerekir; binlerce işçide bulunan bu gaz maskeleri denetimler sırasında çalışma müfettişlerince hiç mi görülmemişlerdir

Bizim ve toplumun genel kanaati, eğer gerektiği şekilde işyerinde inceleme yapılmış olsaydı bu eksikliklerin görüleceği, tespit edileceği şeklindedir.

– Madendeki galerilerin çalışmaya uygun olmadığı, gaz sensorlarının yetersiz olduğu ve olanların da çalışmadığı, kömür taşınan bantların madenler için yangına dayanıklı malzemeden özel yapılması gerektiği, işçilere eğitim verilmesi gerektiği konuları hep atlanarak incelemeler yapılmıştır. Daha doğrusu bu işyerinde bir anlamıyla göstermelik incelemeler yapılarak işin esasına girilmemiştir.

Öyle ki 13 Mayıs’ta meydana gelen kazada eğitimde olduğu gösterilen işçiler bile yaşamını yitirmiştir. Bunun yazılı belgesi basında da yayımlanmıştır. (http://www.sabah.com.tr/Gundem/2014/05/29/egitimde-gorunen-isciler-oldu)

Bu durumdaki işçilerin tespiti için işverenle istişare yapılmasına, görüşlerinin alınmasına ve dahası inceleme yapılmadan işverene “geliyoruz” diye bilgi verilmesine ihtiyaç var mıdır?

Ortalama insan zekasına göre bu durumda işverene önceden teftiş yapılacağının bilgisinin verilmemesi gerekir. Oysa soruşturma izninin verilmediğine dair kararda, işverenle bu tür ilişkiler kurulduğu adeta gurur duyularak anlatılmıştır.

Sonuç olarak; Her gün ortalama 4 işçinin iş kazaları sonucunda yaşamını yitirdiği bir ülkede yaşamaktayız. 2014 yılının ilk altı ayında iş kazalarında 946 işçi hayatını kaybetmiştir. Bu işçilerden 313’i maden kazalarında can verirken, 175 işçi ise inşaat ve yol yapımında meydana gelen kazalarda vefat etmiştir. Özellikle Avrupa standartları değerlendirildiğinde bu kazaların çoğunluğunun önlenebilir olduğu açıktır.

Bu fecaat durumdan birinci derecede görevli olan ve önlem alması gereken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır. Ancak bu bakanlık ve görevlileri sorumluluklarını yerine getirmemektedirler. Bu ihmallerinin sonucunda da yıl içinde bini aşkın işçi ölmektedir. Bu nedenlerle göstermelik incelemelerle insanların çalışamayacağı koşullara sahip madenlerin çalışmasına izin veren ve bu işçilerimizin ölümüne neden olan sorumluların yargılanması, adaletin karşısına çıkması gerekmektedir.

 

Sonuç ve İstem: Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 26.08.2014 tarih, İTK-04 Karar numaralı sayılı, 4483 Sayılı Yasaya göre “SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEMESİ KARARI”nın yetki, şekil, amaç, konu, maksat yönlerinden hukuka, kuvvetler ayrılığı prensibine, hukuk güvenliği ilkesine, hukuka uygun idare ilkesine ve idari işlemlerin belirliliği ilkesine aykırı olduğundan itirazımızın incelenmesiyle İptaline karar verilmesini vekaleten talep ederiz. Saygılarımızla. 19/09/2014

 

İtiraz Eden Davacı Vekilleri

Av. Metin BAYYAR          Av. Sait KIRAN          Av. Doğan ERKAN

 

EK  :

– Soruşturma İzni Verilmemesi Kararı

– Vekâletname

 

ETİKETLER: