Muğla’da Yargıçlar varmış

04.04.2015
A+
A-

Gezi Davalarından birinde daha Tayyipgiller’e İnsan Hakkı dersi veren bir karar:

Muğla’da Yargıçlar varmış

Bilindiği gibi, Şanlı Gezi İsyanı nedeniyle yurdun dört bir yanında davalar açılmıştı. Bu davalar, genellikle hükümetin talimatlarıyla polis fezlekelerinin iddianamelere dönüştürülerek açılan davalardı.

“Destan yaratan” polislerin bir kısmını öldürdüğü, bir kısmını yaralayıp sakat bıraktığı gençlerin büyük bir kısmına da açılan davalarla sindirilmeye çalışıldığı açıktır.

Bu davalardan birisi de Muğla’da 36 kişi hakkında; “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme, Kamu Malına Zarar Verme, Basit Yaralama, Kanuna Aykırı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Düzenleme Yönetme Bunların Hareketlerine Katılma, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma” suçlarından dolayı açılan davadır.

HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak ve Ankara İl Sekreteri Av. Doğan Erkan’ın da takip ettiği davada; Partimiz Hukukçuları tarafından ileri sürülen 2911 Sayılı Yasanın Anayasaya aykırılığı iddiası kabul görmemiştir. Ancak mahkeme yargıcı; kararında, hemen her demokratik eylemi suç olarak nitelendiren polise İnsan Hakları ve Özgürlükler dersi vermiştir. Aynı zamanda bu ders, ağzını her açtığında Gezi Direnişi’ne saldıran Tayyip’e ve diğer hükümet üyelerine de verilmiştir.

Kararın hüküm gerekçesini içeren bölümünü ekte sunuyoruz.

 

İzmir’den Kurtuluş Partililer

 

 

 

TC

Muğla

  1. Asliye Ceza Mahkemesi

 

Türk Milleti Adına

Gerekçeli Karar

Beraat- H. A., G. B.

 

Dosya No:                                     2013/392 Esas

Karar No:                       2015/98

[C. Savcılığı Esas No]:                2013/1724

 

Hâkim            :

Kâtip               :

 

Davacı            :                                              K. H.

 

Delillerin Değerlendirilmesi ve Kabul:

İddia, savunma, görüntü CD’leri, fotoğraflar, tutanaklar, diğer belgeler ve tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde;

Olay tarihinde sanıkların bir kısmının ülkemizde Taksim Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen eylemlere destek vermek ve bu eylemlerde yaşananları protesto etmek amacıyla düzenlenen yürüyüşe katıldıkları, İsmail Hakkı Tonguç Parkı’nda mum yakma ve oturma eylemi yapıldığı, oturma eyleminden sonra sanıkların Tekel Kavşağı, İsmet Çatak Caddesi ve Hastane Caddesi’ni takiben Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi alt tarafında bulunan eski Acil girişine geçerek Akasya Sokağı Hastane Caddesi’ne bağlayan kavşağa kadar Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanlığı binasına gitmek üzere yürüdükleri, bu yürüyüş esnasında bir takım sanıkların durduruldukları ve gözaltına alındıkları parti binası önünde yapılan konuşmaların ve görüş bildirmelerinin güvenlik kuvvetlerince engellenmek istendiği sırada göstericiler ve güvenlik kuvvetleri arasında arbede yaşandığı, güvenlik kuvvetleri tarafından göstericileri dağıtmak amacıyla biber gazı kullanıldığı, yaşanan arbede sırasında katılanlar ve müştekilerin yaralandığı, ayrıca göstericilerin yürüyüşü sırasında yürüyüş güzergâhında bulunan Kipa alışveriş mağazasının karşısında bulunan otobüs durağının camının kırıldığı, yol üzerinde oturmak için kullanılan ve kamu hizmetine tahsis edilen tahta bankların yakıldığı, Belediye’ye ait geri dönüşüm bidonlarının yakıldığı, bu şekilde kamu hizmetine tahsis edilmiş eşyaya zarar verildiği, dosya kapsamı ile sabittir. Olay günü gözaltına alınan sanıklardan bir kısmı parti binası önündeki  eylemlere katılmış bir kısmı ise gösteri ve yürüyüşler esnasında  meydana gelen kaos ortamında şehir, cadde ve sokaklarında yapılan kontroller esnasında gözaltına alınmıştır.

Sanıklar hakkında Belediye’ye ait otobüs durağına, banklara ve geri dönüşüm kutularına kırmak ve yakmak suretiyle zarar verdikleri iddiası ile cezalandırılmaları istemi ile mahkememize kamu davası açılmış ise de; olay yerinde bir kısım sanıkların bulunduğu bunun sanık beyanları ile de sabit olduğu ancak; olay yerinde bulunan sanıkların Belediye’ye ait durak, bank ve diğer eşyalara zarar verdiklerine dair bir delil bulunmadığı gibi; sanıklardan herhangi birinin atılı suçu işlediğine doğrudan doğruya illiyet bağını sağlayabilecek bir delil de bulunmadığından meydana gelen zararının hangi sanık tarafından ne şekilde meydana getirildiğine dair kesin deliller bulunmaması nedeniyle sanıkların atılı suçtan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.

Sanıklar hakkında katılan ve müşteki polis memurlarına karşı nitelikli kasten yaralama suçunu gerçekleştirdikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemi ile dava açılmış ise de; TCK 265/son maddesinde “bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerini gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde düzenleme yapıldığı, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin TCK 87. madde kapsamında değerlendirildiği ancak; katılanlardaki yaralanmanın TCK 86/2-3,c,e kapsamında olduğu, bu itibarla sanıklara atılı eylemin görevli memura direnme suçu kapsamında ve kül olarak değerlendirilmesi gerektiği atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla; sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.

Olay tarihinde büyük bir çoğunluğu öğrenci olan sanıkların bir kısmı olaylar sırasında gösterilerde bulunduklarını ikrar etmişlerdir. Dosya kapsamında bulunan tutanaklar ve fotoğraflar ve tutanaklar ile de bu husus doğrulanmıştır.  Sanıkların bir kısmı gösteri ve yürüyüşlere hiç katılmamış, bu sanıklar sadece görevlilerce yapılan önleme ve olay sonrası olay yerini kontrol altına alma çalışmaları sırasında tesadüfen gözaltına alınmışlardır. Bu şahısların gözaltına alma tutanakları incelendiği zaman; olaya karıştıklarına ilişkin herhangi bir ibareye rastlanmamış, olay tarihi ve ülkemizin gündemi itibariyle gösterici profiline uyan şahısların olaya karışsın karışmasın olayları kontrol altına almak amacıyla tümü gözaltına alınmıştır. Tüm sanıkların protesto olaylarına karıştığını ve etkin olarak olaylarda bulunduğunu kabul etsek dahi;

Dosya içerisinde bulunan fotoğraflar, görüntü kayıtları ile 2013 yılı Mayıs ayı sonlarında ülkemizde yaşanan Gezi olaylarının uzantısı olarak öğrencilerin yoğun olduğu Kötekli Bölgesinde başlayan ve şehir merkezine doğru devam eden yürüyüş yapılmış olmakla; sanıkların eyleminin 2911 Sayılı Yasa kapsamında hukuka aykırı toplantı ve yürüyüş yapma suçu kapsamında değerlendirilemez. Öncelikle sanıklar demokratik tepkilerini dile getirmişlerdir. Kamu görevlilerinin sade vatandaşlara göre tahammül sınırının daha yüksek olması gerekir.  Sanıkların eylemi güncel bir soruna kamuoyunun dikkatini çekmek kapsamında değerlendirilebilir. (İnsan Hakları Mahkemesi Oya Ataman – Türkiye Kararı) göstericilerin elinde veya üzerinde herhangi bir silah bulunmamış veya müdahalede önce herhangi bir şiddet eylemi içeren davranışlarına rastlanmamıştır. İnsan Hakları Sözleşmesi’nin toplanma ve örgütlenme Özgürlüğünü düzenleyen 11. Maddesine göre açılan davalarda  “(…) göstericilerin şiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığı hallerde, sözleşmenin 11. Maddesi tarafından güvence altına alınan özgürlüğün içeriğinin boşalmaması için kamu makamlarının barışçıl toplanmalara belli bir hoşgörü ile yaklaşmaları büyük önem taşımaktadır”. Emniyet güçlerinin bu tip olaylarda makulün üzerinde sabır göstermesi gerekliliği bulunmaktadır. Olay yerinde görevli Emniyet güçleri toplantının bitişini beklemeli ve somut bir tehlike gördüğü zaman olaya müdahale etmelidir. Suça konu olayda sanıkların toplanması ve slogan atması somut tehlike olarak nitelendirilemez.

Sanıkların eylemleri, yasalar, T.C. Anayasası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Yargıtay içtihatları ile güvence altına alınmış ifade özgürlüğü hakkı ile toplantı ve örgütlenme özgürlükleri kapsamında değerlendirilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesinde ifade özgürlüğü hakkı düzenlenmiştir. Bu hakka göre; “Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. Maddesi ile toplantı ve gösteri özgürlükleri düzenlenmiştir. Ayrıca; Anayasamızın 34. Maddesinde de “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” düzenlemesi ile bu hak güvence altına alınmıştır. Toplantı ve gösteri yapma hakkının olmazsa olmaz en önemli kuralı “Barışçıl” olmasıdır.  Barışçıl olmayan toplantı ve gösterilere Kamu Makamlarının kolluk güçleri aracılığı ile müdahale etme hakkı doğmaktadır. Ancak; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine uygun nitelikteki her gösteri ve yürüyüş iç hukuk kurallarına da uygun olunacaktır şeklinde bir şart yoktur. Önemli olan bu hakkı kullanan kişilerin şiddet hareketine niyetlenmemiş olmalarıdır. Kamu Makamlarının bu tip toplantılarda yapması gereken barışçıl toplantı -gösteri hakkının özüne dokunmamak için belirli oranda hoşgörü göstermektedir. Bu hoşgörü normal bir insanın diğer bir insana göstereceği hoşgörüden çok daha fazla olmalıdır. Kamu görevlilerinin makul sabrın üzerinde tolerans göstermeleri, olaylar sırasında göstericilerin davranışları eylemli olarak barışçıl amaçlar dışına çıkmadıkça aktif rol oynamamalıdırlar.

Sanıkların demokratik isteklerini ve fikirlerini dile getirmek amacıyla olay tarihinde toplandıkları, muhatap olarak iktidar partisi İl Teşkilat Binasını seçtikleri, bina önünden slogan atmaktan öteye barışçıl olmayan bir davranış sergileyeceklerine dair herhangi bir hareket yapmadıkları, gözaltılar sırasında sanıklardan (…)’nın üzerinde bir adet çakı sanık (…)’ın üzerinde bir adet bandana bulunmuş ise de bu eşyaların  tek başına suç aleti olmasından bahsedilemeyeceği gibi sanıkların bunları barışçıl amaçlarla kullandıklarına veya kullanacaklarına dair delil bulunmadığı, sadece sanıklardan (…) üzerinde bulunan çakının gösterinin  anti barışçıl olarak  nitelendirilmesine yetmeyeceği anlaşılmaktadır.

Sanıkların katılan polis memurlarına karşı direnme suçu işledikleri iddia edilmiş ise de; soruşturma aşamasında düzenlenen iddianame içeriği ile sanıkların hukuka aykırı eylemleri somutlaştırılmamıştır. Hangi sanığın hangi hareketi ile atılı suçu işlediğine dair suçun sübutuna yarayacak deliller ile sanıklar arasında birebir bağlantı kurulmamıştır. Sanıkların hepsinin birden görevli memurlara saldırarak darp ettikleri düşünülse dahi şikâyetçi memurların BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları dikkate alındığında sanık sayısı ve yaralanmanın şiddeti konusunda orantısızlık söz konusudur. Sanıkların atılı görevli memura direnme suçunu işlediklerine dair somut kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.

Demokrasinin başta gelen özelliklerinden biri bir ülkenin sorunlarının şiddete başvurmadan sıkıcı olsa bile diyalog yolu ile çözülmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile gelişir. Demokratik ülkelerde gençlerin istek ve şikâyetlerini bazen olağanı aşan şekillerde ifade etmesine Devlet müşfik bir şekilde karşılık vermeli, demokratik düzenin gelişimi ve devamı açısından destek olmalıdır. Soyut bir kamu düzeni tehlikesine dayanarak toplantı ve yürüyüşün yasaklanamayacağı, ifade özgürlüğünün Anayasal bir hak olduğu, kolluk güçlerinin göstericileri dağılmaları için uyarmadan önce göstericilerin taşkın ve tehdit edici ve kamu düzenini bozmaya yönelik bir davranış sergilemedikleri anlaşılmakla ( İnsan Hakları Mahkemesi Aşıcı (No. 2) – Türkiye Davası ) tüm bu hususlar dikkate alındığında yasa, Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınmış toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında bulunan ve yasalarda suç olarak düzenlenmeyen eylem nedeniyle sanıklar hakkında 2911 Sayılı Yasaya Muhalefet’ten açılan davalar nedeniyle sanıkların beraatine karar verilmiştir.

Sanıklardan (…) üzerinde olay tarihinde yapılan aramada Muğla C.Başsavcılığı Adli Emanetinin 2013/633 sırasında kayıtlı muşta ele geçtiği, bilirkişi Bülent Savran tarafından düzenlenen raporda ele geçen muştanın 6136 Sayılı Yasa kapsamında bulunduğu dosya kapsamı ve sanığın samimi ikrarı ile anlaşılmakla atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmiştir.

 

Hüküm: Yukarıda açıklanan nedenlerle :

1- Sanıklar  …………………….. hakkında Muğla C. Başsavcılığının 12/09/2013 tarih, 2013/1724 Esas sayılı iddianamesi ile

– TCK’nin 37. Maddesi delaleti ile 2911 Sayılı Yasanın 28/1 maddesine muhalefet suçundan cezalandırılmaları istemi ile açılan davada sanıkların eyleminin yasada suç olarak düzenlenmediği ve atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla sanıkların CMK 223/2-a maddesi gereğince atılı suçtan ayrı ayrı BERAATLERİNE,

– Birden fazla görevli memura direnme suçundan TCK’nin 37. maddesi delaleti ile TCK 265/1-3-4, 43/1-2 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemi ile açılan davada; yapılan yargılama ve toplanan delillere göre dosya kapsamından sanıkların üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK 223/2-e maddesi gereğince atılı suçu işlediği sabit olmayan sanıkların AYRI AYRI BERAATİNE,

– Kamu malına zarar verme suçundan cezalandırılmaları istemi ile TCK’nin 37. Madde delaleti ile TCK 152/1-a – 2a maddesi gereğince açılan davada yapılan yargılama ve toplanan delillere göre dosya kapsamından sanıkların üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK 223/2-e maddesi gereğince atılı suçu işlediği sabit olmayan sanıkların AYRI AYRI BERAATİNE,

-Görevli memurları kasten yaralama suçundan TCK 37 madde delaleti ile TCK’nin 86/2-3,c,e ( 6  kez ) cezalandırılmaları  istemi  ile açılan  davada; sanıkların eyleminin yasada suç olarak düzenlenmediği ve atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla sanıkların CMK 223/2-a maddesi gereğince atılı suçtan ayrı ayrı BERAATLERİNE,

Dosya kapsamı ve verilen kararın niteliği itibariyle sanık vekillerinin Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulması talebinin REDDİNE,

Bir kısım sanıklar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden hüküm tarihinde geçerli olan AAÜT gereğince 1.500 TL vekâlet ücreti takdiri ile kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklara verilmesine,

Beraat eden sanıklar için yapılan yargılama giderlerinin Hazine üzerinde bırakılmasına,

Dair, …………. yüzüne karşı, diğer sanıklar, sanıklar müdafii ve katılanların yokluğunda, verilen kararın yüze karşı verilenlerde tefhimden itibaren, yoklukta verilenlerin tebliğden itibaren, 7 gün içinde mahkememize vereceği ya da bulunduğu yerdeki Asliye Ceza Mahkemesi aracılığı ile göndereceği dilekçe veya zabıt katibine tutanağa geçirilmesi için beyanda bulunmak koşulu ile hükmün 1 nolu bendi bakımından Yargıtay’a gönderilmek üzere temyiz yoluna başvurabileceği,  hükmün 2 nolu bendi bakımından Muğla Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmek üzere itiraz yoluna başvurulabileceği 7 gün içinde kanun başvurulmadığı takdir de kararın kesinleşeceği açıkça okunup anlatıldı.  02/03/2015