NATO’cuların Rahatı İçin Halka Zulmettiler

28.07.2026
1.319
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Emperyalizmin kanlı katliam örgütü olan NATO’nun temsilcileri, 36’ncı zirve için 7-8 Temmuz 2026 günlerinde Ankara’da bir araya geldiler.

Ankara Valisi, daha temsilciler gelmeden, 28 Haziran’dan itibaren yasak genelgesini uygulamaya koydu. Andından çevre illerin valileri de aynı yasakları uyguladılar.

İllerden topladıkları 70 bin polis ordusu ile sözde güvenlik sağladılar. Yollar trafiğe kapatıldı. Parklar, bazı metro istasyonları kapatıldı. Kent girişlerinde yaptıkları arama taramalarda yüzlerce insan gözaltına alındı. Kamu çalışanları idari izinli sayıldı. Adliyelerde bile duruşmalar ertelendi, nöbetçi personelle hizmet verildi.

İlan edilmemiş bir sıkıyönetimle kentteki fiziki hareketlilik asgari seviyeye indirilerek, NATO’cular için steril bir koridor oluşturuldu.

Bu fiziki önlemlerin yanı sıra, başta Ankara olmak üzere pek çok ilde 50 bin civarında insan gözaltına alındı. Bunların bir kısmı “önleme gözaltısı” denilerek toplantı gününden önce yapıldı ve birçok insan keyfi olarak tutuklandı. TEMA gönüllüsü insanlar bile tutuklananlar arasındaydı. Toplantı tarihinden sonra da gözaltıların büyük çoğunluğu serbest bırakıldı.

Bu arada önemli bir gelişme olmuştur. Onu da okuyucunun dikkatine sunmadan geçmeyelim.

İstanbul’da 19 Mart 2025 günü başlatılan İmamoğlu operasyonlarından sonra İstanbul Valiliği tarafından alınan bir kararla “kamu düzeninin korunması ve olası provokatif eylemlerin önlenmesi” gerekçesiyle 19-23 Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul genelinde her türlü toplantı, gösteri yürüyüşü ve basın açıklamasını yasaklamıştı. Kararla birlikte (tıpkı Ankara’da olduğu gibi) Taksim ve Emniyet-Fatih metro istasyonları kapatılmış, Vatan Caddesi başta olmak üzere çok sayıda cadde ve sokak araç trafiğine kapatılmıştı.

Bu yasaklara karşı açılan iptal davasında İstanbul 3. İdare Mahkemesi; 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17 ve 19’uncu maddelerinin valilere belirli şartlarda müdahale yetkisi tanıdığı, ancak bu yetkinin ilin tamamını kapsayan genel bir yasaklama kararı alınmasına olanak vermediği, Valiliğin herhangi bir coğrafi sınırlama yapmaksızın İstanbul’un tamamında dört gün boyunca tüm toplantı ve gösterileri yasaklamasının kanuni sınırları aştığı, yasağın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı ve temel haklara en az müdahale ilkesini karşılamadığı, işlemin ölçülü olmadığı, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle bağdaşmadığı, bu nedenle, kararın hem 2911 sayılı Kanun’un 17 ve 19’uncu maddelerine hem de 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesine aykırı olduğu” gerekçeleriyle İstanbul Valiliğinin yasak kararını iptal etmişti.

Bu kararın ortadan kaldırılması amacıyla İstanbul Valiliği tarafından yapılan İstinaf başvurusu da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi’nin 16 Temmuz 2026 tarihli kararıyla reddedilmiş ve anılan karar kesinleşmiştir.

Dolayısıyla değişik zamanlarda valiliklerce alınan kararlarla bütün bu toptan yasaklamaların yasal dayanağının bulunmadığı bir kez daha kesinleşmiştir.

Konumuza dönersek…

Bu yılki “steril alan yaratma” uygulaması; 2004 NATO, 2009 IMF ve 2015 G-20 zirvelerindeki uygulamaların daha da şiddetlisi idi. Devletin bütün derdi, NATO’cular gibi diğer emperyalist örgüt temsilcilerini rahat ettirmekti. Bunun için de yaklaşık on gün boyunca halkına her türlü zulmü uyguladı.

Oysa bu tür toplantıların yapıldığı başka ülkelerde bu kadar abartılı ve temel insan haklarını ortadan kaldırıcı önlemlerin alınmadığını biliyoruz.

Bu kapsamda bizler de HKP’nin günler öncesinden duyurduğu ve Emperyalizme karşı Bağımsızlığımızın kazanıldığı Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın komuta merkezi olan Ankara Ulus’taki Birinci Meclis önündeki protesto gösterisinde gözaltına alındık. Altı avukat arkadaşım bir gün, partili yoldaşlarımız ise üç gün Ankara Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde tutulduk. NATO’cuların toplantısı bittikten sonra da serbest bırakıldık.

AKP’giller ise tüm bu zulümlerden rant devşirme peşindeydi.

Yandaş kanallarda yapılan yayınlarda inanılmaz zaferler elde edildiği yalanı boca edildi.

Oysa NATO Zirvesinin kısa sonuç bildirgesinde iki önemli karar açıklandı.

Birincisi Rusya’ya karşı Ukrayna’ya 70 milyar dolarlık destek paketi.

İkincisi de İran’ı tehdit etmeleri…

Bu iki karar doğrudan Türkiye’yi ilgilendiriyor.

İstanbul Boğazı’ndaki ve Adana’daki yeni askeri yapılarla birlikte değerlendirildiğinde NATO’nun bu iki kararı Türkiye’yi komşu devletler bakımında zora sokacağı çok açık.

Nitekim, ABD Başkanı pedofil Trump; Ankara’daki otelinden İran’a saldırı emri verdi ve NATO’cular buradayken İran’ın çeşitli kentlerini bombaladılar.

Bu açıkça bizim egemenlik haklarımızı tanımadıklarını göstermektedir.

Kaldı ki, Trump gelir gelmez yine rahip Brunson olayını konu edip “Biliyorsunuz bir rahip Brunson olayı vardı. Büyük ve travmatik bir olaydı. Uzun bir hapis cezası ile karşı karşıyaydı. Masum olduğunu düşünüyordum. Birçok kişi aradı, hiçbir ilerleme sağlayamadılar. Ben Cumhurbaşkanı’nı aradım ve derhal serbest bıraktı. Bu, Evanjelik toplumun da asla unutmayacağı bir adımdı çünkü rahip Brunson iyi bir adamdı.” diyerek bizimkilerle açıktan bir kez daha kafa buldu.

Tabiî bu sözleri sadece mavra olarak alamayız..

Trump, “Ben Cumhurbaşkanı’nı aradım ve derhal serbest bıraktı.” demekle ülkemizdeki yargının da bağımsız olmadığını, “uzun hapis cezası ile karşı karşıya” olan birisinin iktidarın talimatıyla serbest bırakıldığını da söylemiş oluyor.

O zaman mahkemeler ne iş yapıyor?

Ya da verilen kararların siyasi talimatlarla ortadan kaldırılması hangi kitapta yazar?

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine ne oldu?

Bütün bunların yanıtı; “AKP’giller eliyle yok edildi” olur…

Tabiî bu içler acısı durum, Türk Yargısı bakımından utanılacak bir durumdur.

Aynı zamanda bizim yıllardır söylediğimiz “yargının AKP’nin hukuk bürolarına çevrildiği” tespitimizin bir kez daha kanıtlanmasıdır.

Sonuç olarak; AKP’giller iktidarı, Emperyalizmin kanlı katliam örgütü NATO toplantılarının güvenli geçmesi için ve katılımcılara sunulan aşırı şatafat bozulmasın diye temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırarak halkına zulmetmiştir.

Unutmayalım; zulm ile abad olanın akibeti berbad olur.

23 Temmuz 2026

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.