Site rengi

Tasarım

Traduttore, traditore: Asıl hain çevirmen mi?

04.08.2022
900
A+
A-

AB-D Emperyalistlerinin kanlı savaş örgütü NATO’nun son “Liderler Zirvesi”, 28-30 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Zirve sonrası çok şey yazıldı çizildi, hatırlanacağı gibi. Tıpkı 1918’lerdeki Ali Kemal’lerin, Refi Cevat Ulunay’ların, Sait Molla’ların, Mustafa Sabri’lerin, Mehmet Asım’ların “Mütareke Basını” gibi artık iyiden iyiye paçavralaşmış, halk düşmanlığı misyonunu üstlenmiş olan yandaş basın, Zirveden “Erdoğan zaferi” çıkarmakta gecikmedi. Oysa cümle âlem Zirvenin sonucunu net bir şekilde görüyordu:

AKP’giller’in Reisi bir kez daha diz çökmüş, bir kez daha tükürdüğünü yalamış, bir kez daha patronları olan emperyalist haydutların dikte ettikleri her şeyi kabul etmişti.

Elbette AKP’giller’in gerçek niteliğini bilenler için bu durum hiç de şaşırtıcı değildir. Zira AKP’giller ve Reisi, 20 yıldır zulüm iktidarlarını bu şekilde ayakta tutmaktadırlar. Ve kendileri de çok iyi bilmektedir ki emperyalist patronları arkalarından çekildiği anda iktidar koltuğundan gümbür gümbür yuvarlanacaklardır. O bakımdan bu durumu derinlemesine incelemenin çok da bir anlamı yoktur: AKP’giller emperyalist uşağıdır, onların esiridir, onlara mahkûmdurlar; dolayısıyla onların bir dediklerini iki etmezler.

Fakat son NATO Zirvesinin ardından bu uşaklığın, bu esaretin boyutu bir kez daha gözler önüne serildi. Hatırlanacağı gibi Zirveyle ilgili en çok konuşulan konulardan, biri Tayyip’in en önemli görüşmeleri yalnızca çevirmenini yanına alarak kapalı kapılar ardında yapması oldu.

Kimdir Tayyip’in çevirmeni?

Halkın sırtına kene gibi yapışan Kavakçı ailesinden Fatima Gülham Abushanab

Tayyip’in Kuala Lumpur Büyükelçisi yaptığı Merve Kavakçı ve Ürdün asıllı ABD vatandaşı Ali Ahmad Abushanab’ın kızı olan ABD vatandaşı Fatima Gülham Abushanab, sadece NATO Zirvesinde değil, son zamanlarda ülkeyi doğrudan ilgilendiren en üst düzey konuların görüşüldüğü bütün toplantılarda Tayyip’in yanında olan tek kişi. Öyle ki AKP’giller’in Reisi zaman zaman yanına Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nu veya bürokratları bile almıyor. Özellikle “ikili görüşme”lerin ardından birkaç eveleyip geveleme dışında bir bilgilendirme de yapılmıyor. Dolayısıyla emperyalist çakallara hangi tavizlerin verildiği, görüşmelerde Tayyip’in iktidarda kalabilmesi için hangi koşulların dayatıldığı, AB-D Emperyalistlerinin uşaklarına hangi görevleri tebliğ ettiği gibi konuların sırrına patron ve uşağı dışında vakıf olan tek kişi var: Fatima Gülham Abushanab…

Oysa tüm bu görüşmelerin kayda geçirilmesi, tutanak haline getirilip devlet arşivlerinde saklanması gerekmez mi?

Tabiî ki gerekir…

İşte bunu yapamaz AKP’giller’in Reisi.

Neden?

Çünkü onun AB-D Emperyalist Haydutlarıyla, Siyonist İsrail’in temsilcileriyle, hatta zaman zaman Putin’le yaptığı tüm ikili görüşmeler birer ihanet anlaşmasıyla sonuçlanır. İhanetin boyutu o kadar büyük olur ki Kaçak Saraylı Reis geride bir belge bırakmak istemez. Hiç kimsenin bu görüşmelere şahit olmasını istemez.

Hatırlanacağı gibi AKP’giller’in Reisi’nin ikili görüşmelere sadece ABD vatandaşı çevirmeniyle girmesi doğal olarak eleştirilmişti.

Eleştiriler karşısında ne demişti?

Okuyalım:

“Çevirmen eleştirisine yanıt: ‘Biden da Trump da övdü’

“Toplantıda gündeme gelen konulardan birisi de Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden ile NATO Zirvesi’nde ilk kez yüz yüze yaptığı görüşmede çevirmen olarak Kuala Lumpur Büyükelçisi ve eski Fazilet Partisi Milletvekili Merve Kavakçı’nın kızı Fatma Abushanab’ın tercüman olarak görevlendirilmesine yönelik muhalefetin eleştirileri oldu.

“Erdoğan, Abushanab’ı çok iyi İngilizce bilmesi nedeniyle tercih ettiğini belirtirken, eski ABD Başkanı Trump’la görüşmesinde de aynı ismin görev aldığını, bir anısını da anlatarak şöyle açıkladı:

“Fatma kızımız, Trump döneminde de benim tercümanım olarak bir toplantıya katılmıştı. O zaman Trump bana, Fatma kızımızın İngilizceye çok hakim olduğunu söyledi ve nerede öğrendiğini sordu. Ben de ‘Teksas’ta’ deyince Sayın Trump, ‘Ben de Teksaslıyım. Teksas aksanını herkes bilmez. Her liderin dile hakimiyeti olan güvenilir bir tercümanı olması gerek’ dedi.

“Aynısını Biden da söyledi. Yani Sayın Trump da Biden da, Fatma kızımızın İngilizcesinden övgüyle söz ederken, tebrik ederken bizimkiler burada başörtülü vesaire diye eleştirdiler.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-57582159)

Gerekçeyi ve gerekçenin dile getirilişindeki üslubu görüyor musunuz?

Öğretmeninden “aferin” almış bir çocuğun heyecanıyla “Sayın” diye hitap ettiği Trump ve Biden adlı faşist bunaklardan duyduğu övücü sözleri nasıl da aktarıyor…

AKP’giller’in Reisi neden yanına sadece ABD vatandaşı bu çevirmeni almış?

Çünkü “Sayın Trump da Biden da Fatma kızımızın İngilizcesinden övgüyle söz ed”iyormuş…

Tabiî ki övgüyle söz edecek ABD Emperyalist Haydutları. Ne de olsa satış anlaşmalarına o aracılık ediyor, emirlerin iletilmesinde o görev alıyor. Ve öyle görünüyor ki bu işi de gayet iyi yapıyor…

AKP’giller’in Reisi hemen din sömürüsüne girişmekten de geri durmuyor tabiî. Alışmış bir kere bunu yapmaya. Adına “ikili temaslar” denen satış görüşmelerinde sanki tek eleştirilen şey çevirmenin başörtüsüymüş gibi; “burada başörtülü vesaire diye eleştirdiler”, diyerek meczuplaştırdığı kitlelere mesaj göndermeyi ihmal etmiyor.

İsterseniz burada biraz konu dışına çıkalım…

Bilindiği gibi çevirmenler hakkında eskiden beri söylenegelen Latince kökenli İtalyanca bir deyim vardır: “Traduttore, traditore.” Türkçe kaynaklarda bu deyim “Çevirmen haindir”, diye geçer. Deyim, bir dildeki ögelerin başka bir dile tam anlamıyla aktarılmasının mümkün olmadığı varsayımına dayanır. Bu varsayıma göre çevirmenler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar kaynak dildeki ifadeleri hedef (erek) dile bütün ruhuyla aktaramazlar. Yani çevirmen, bu yaklaşıma göre ne yaparsa yapsın “hain” olmaktan kurtulamaz çünkü istese de istemese de kaynak dilde ifade edilenlerin aynısını değil, onlara anlamca en yakın aktarımı yapmak zorundadır.

Kaldı ki buradaki “hain” sözcüğü aşağılama anlamı da taşımaz çünkü en kötü çeviri, kaynak dildeki ifadeleri donuk bir şekilde hedef dile olduğu gibi aktarmak yani bir anlamda transkripsiyon yapmaktır. Bu yüzden iyi bir çevirmenden kaynak dildeki ifadelere “ihanet” ederek hedef dilin yapısına, söz dağarcığına, o dili konuşan toplumun kültürel özelliklerine uygun çeviriler yapması istenir. Özellikle edebi çevirilerde, örneğin şiir çevirilerinde bu “ihanet” şiire renk ve ahenk katar. Shakespeare’in 66. Sonesi’nin Can Yücel tarafından yapılmış muhteşem çevirisinde bunu görmek mümkündür. Her ne kadar çevirmenler “hain” sözcüğünü (haklı olarak) antipatik bulsalar da onların “hainlik”leri zararsızdır.

Yukarıda aktardığımız şekilde ülkemizin ABD Emperyalistlerine peşkeş çekilmesinde aracılık eden, “Trump’ın da, Biden’ın da İngilizcesinden övgüyle söz ettiği” insan sefaleti ise sıradan bir çevirmen değil, kelimenin gerçek anlamıyla haindir.

Peki, bu aşağılık ihanet senaryosunda asıl hain olan çevirmen midir?

Tabiî ki değildir. Asıl hainler, yukarıda da belirttiğimiz gibi Birinci Kuvayimilliyecilerin canlarını vererek kurdukları Cennet Vatanımızı para pul, koltuk, şan şöhret uğruna emperyalist çakallara peşkeş çeken AKP’giller’dir. Ve tüm hainler gibi eninde sonunda hak ettikleri sonla karşılaşacaklar, Çelik Bilezikle tanışacaklardır.