Yüz Yıllık Emperyalist Plan Hızla Yürüyor
Hüseyin Ali
Trump ne demişti Malum Kişi için?
“İstediğini verelim”.
Malum Kişi’nin istediği neydi?
“Meşruiyet” dediler, yani koltukta kalmak.
Öyle de oldu… Trump her fırsatta Tayyip’e övgüler düzüyor. Türkiye ekonomisi batakta olmasına rağmen uluslararası ekonomi değerlendirme kuruluşları Türkiye ekonomisini iyi gösteriyorlar. Daha yeni IMF; “Türkiye’nin para politikasının önemli başarılar sağladığını, Türkiye ekonomisinin kısa vadede büyümesinin, sağlam kalmasının ve enflasyonun kademeli olarak düşmeye devam etmesinin beklendiğini”, bildirdi. (22 Kasım 2025, https://www.bloomberght.com/imf-den-turkiye-degerlendirmesi-3762086)
Bunlara ek olarak, 1851’den beri yayımlanmakta olan ve ABD’nin başta gelen gazetelerinden olan New York Times’te “Vazgeçilmez Erdogan” başlığıyla bir yazı yayımlandı (6 Kasım 2025). Yazı gerçekçi; bütününde Batı’nın (Emperyalizmin) Tayyip’i desteklediğini, antidemokratik uygulamalarının göz önüne alınmadığını, Batı’nın Türkiye için demokrasiyi lüks olarak gördüğünü vurguluyor. Şöyle deniyor:
“Eylül ayında, on binlerce Türk’ün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi rakiplerine yönelik son baskısını ve tökezleyen ekonomiyi protesto etmek için sokaklara dökülmesinden sadece birkaç gün sonra, Erdoğan Beyaz Saray’da Başkan Trump’ın yanında gülümseyerek duruyordu.
“Uzun zamandır arzulanan bu görüşmenin bedeli ağırdı: Önce Türkiye’nin Boeing uçakları ve F-16’lar satın alacağı bildirildi, sonra Ankara, ABD mallarına uygulanan ek gümrük vergilerinin kaldırıldığını ve ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz satın almak için 20 yıllık bir anlaşma yapıldığını duyurdu. Ancak Erdoğan için buna kesinlikle değdi: Özellikle Batı ile olan dış politika ortaklıkları, Türk demokrasisinin son kalan sütunlarını ortadan kaldırmaya çalışırken, iktidar üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmak için ona siyasi koruma ve ekonomik can simidi sağladı.
“Erdoğan’ın ABD Başkanı ile çekilen fotoğrafları özellikle değerliydi, ülkesine güçlü bir mesaj gönderdi. Geçen hafta Erdoğan’ın Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile tokalaşırken çekilen fotoğrafları da aynı etkiyi yarattı. Şimdi, realpolitik (gerçekçi siyaset) zamanı. Dünya, Erdoğan gibi faydalı güçlü adamlarla iş yapmaya hazır; bu durum, Türkiye’de ve başka yerlerde demokrasi yanlısı sesler için mücadeleyi sonsuz derecede zorlaştırsa bile.” (New York Times, 6 Kasım 2025)
Özetle; Tayyip yönetimi demokrasi dışı davranıyor ama bu Batı’nın umurunda değil, uşaklığa devam etsin yeter, deniyor.
Emperyalizmin bu desteği boşuna mıydı?
Elbette birçok dayanağı vardı: İçeride Laik Cumhuriyet’i dağıtmak. Dışarıda emperyalist politikaları tüm gücüyle desteklemek. Bunu bugüne kadar hem Malum Kişi’yi Türkiye yönetiminde tek adam yaparak, hem de yolsuzluklarından ve mal varlığından dolayı kucaklarına oturtarak başardılar. Kullanabildikleri sürece de koltukta tutacaklar.
Emperyalist politikaların başında tabiî ki BOP’un uygulanması geliyor. Meşruiyet, yani koltukta tutma desteği, başlıca bu yoldaki hizmetlerinin karşılığı… Çünkü emperyalizm, özellikle Tayyip döneminde, BOP yolunda önemli “ilerlemeler” sağladı.
Gerici yönetimler, faşist darbeler, dinci örgütlenmeler yoluyla emperyalizm yüz yıllık planını oya işler gibi işledi. Süreç eğik düzleme konulmuş bir topun hareketi gibi gittikçe hızlandı. AKP döneminde maksimum hızda yürüyor. Şimdi bir yandan sömürge valisi Tom Barrack açıktan emperyalist projenin propagandasını yapıyor. Bir yandan Suriye’deki PKK, PYD/YPG olarak devletleşiyor. Bir yandan Barzani gelip Şırnak’ta silahlı adamlarıyla “şov” yapıyor. Bir yandan Meclis temsilcileri İmralı’ya Apo ile görüşmeye gidiyorlar, böylece Apo’yu da, PKK’yı da meşrulaştırıyorlar.
Bugünlere nasıl gelindi, kısaca bakalım:
İkinci Emperyalist Savaş sonrasında Marshall Yardımı, Truman Doktrini diyerek, Türkiye’de Menderes-Bayar iktidarıyla Finans-Kapital + Tefeci-Bezirgân iktidarını kurdular, hemen antikomünist ve dinci örgütlenmelere gittiler. 1971 ve 1980’de kanlı faşist darbeler yaptırdılar.
1971 Faşizminin “cumhurbaşkanı” Cevdet Sunay’a; “Bugünkü okullarda yetişen gençlere ülke yönetimi teslim edilemez. Biz, laik okullara karşı imam Hatip okullarını bir seçenek olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu okullarda yetiştireceğiz”, dedirttiler.
1980 Faşizminin baş gorili Kenan Evren’e; “İmam Hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930’lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum”, dedirttiler.
Arkasından gelen Demirel ve Özal iktidarlarını da güçleri ölçüsünde kullandılar. Özal’ın Kuzey Irak ile ilgili; “Bir koyup üç alacağız”, sözü kulaklarımızda.
Böyle böyle Tayyipgil’i iktidar yaptılar. Tayyip’i, her şey iki dudağının arasında olan bir diktatöre dönüştürdüler. Bu dönemde Saddam’ı düşürdüler, Barzani devletçiğine özerklik sağladılar. Bu Türkiye’nin kırmızı çizgisiydi, kabul edilemezdi oysa. Tayyip’i “BOP Eşbaşkanı” yaptılar, “Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir”, dedirttiler. Irak’ta, Libya’da yaptıklarının benzerini Suriye’de de yaptılar. Dinci çapulcuları, katiller sürüsünü örgütleyerek 14 yıllık savaşla Esad yönetimini düşürdüler. Bu süreçte dinci katiller sürüsüne en büyük desteği veren gene Malum Kişi idi. Ama daha da önemlisi, savaş sürecinde Suriye topraklarının üçte birinde, ki Suriye’nin en verimli, en sulak ve petrol bulunan bölgeleri içeren kısmıdır, PYD/YPG’yi (PKK okuyun) örgütlediler, fiilen devletleştirdiler. Esad’ın düşmesine yakın, ajan Bahçeli ile üçüncü açılım sürecini başlattılar. PKK’ya sözde silah bıraktırdılar, Meclis’te komisyon kurdular, Apo’yu ziyarete gittiler. Bu süreç de hızlanarak devam ediyor.
Hedef mi?
Yüz yıl önceki emperyalist planın hayata geçirilmesi.
Amerikalı, Dünya’da da ülkemizde de “sol” görülen ya da gösterilen yazar Noam Chomsky’nin “Kader Üçgeni” adlı kitabının orijinalinde (Fateful Triangle: The United States, Israel & Palestinians), Amerikalı Siyonist yazar Daniel Elazar’ın Ortadoğu’ya yönelik görüşleri aktarılır. Şöyle yazıyor Chomsky:
“Birkaç kez alıntı yaptığım, Kudüs Federal Çalışmalar Enstitüsü başkanı Daniel Elazar’ın editörlüğünü yaptığı ve Amerikan Girişim Enstitüsü tarafından yayımlanan çalışmayı ele alalım (Daniel J. Elazar. ed., Judea, Samaria, and Gaza). Bu bilimsel makalelerin derlendiği kitap için yaptığı özet açıklamasında Elazar, Ortadoğu’da doğal örgütlenme biçiminin devletler değil, ‘etno-dini topluluklar’ olduğunu savunuyor: herhangi bir genel siyasi duruş, on beş, otuz hatta elli yıllık ulusal özkimlik temelinde devlet olma iddiasında bulunanlar konusunda ‘şüpheci’ kalmalıdır. Elazar, olası bir modelin Osmanlı millet sistemi olduğunu öne sürüyor” (s.774-775).
Bugün tüm emperyalist ağızlar aynı:
Sömürge valisi ne diyor?
Ulus devleti bırakın, Osmanlı gibi olun. Ulus devletler zararlıdır, İsrail (dolayısıyla ABD) bölgede ulus devlet istemiyor.
Şimdi bunu daha da geliştirdi. Tarihi İpek Yolu’na giderek “İpek Yolu, Doğu’yu Batı’ya üç veya dört farklı güzergâhtan bağlıyordu. Tekrar olabilir, ancak 1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz.”
Geriye baktığımızda 1919’da ne oldu?
Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Kuvayimilliye Hareketi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızı başlattı. Barrack açıktan diyemiyor ama suçladığı Mustafa Kemal ve Türkiye. Bakıyoruz, o dönemde Kuvayimilliye Hareketi dışında bağımsızlık peşinde olan, kurtuluş savaşı veren ülke yok. Ve başarılı ilk ve tek kurtuluş savaşı. Elbette başka halklara örnek oldu. Başka bağımsızlık hareketlerini körükledi. Emperyalizm doğal olarak bunlardan hoşlanmaz.
Tayyip’e bakıyoruz. O ne diyor?
“Türk, Kürt, Arap eğer bir aradaysa, birse, beraberse işte o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır. Ayrıştıklarında, bölündüklerinde, uzaklaştıklarında ise mağlubiyet, hezimet, hüzün vardır”, diyor.
“Tarih; Türk, Kürt ve Arap bir ve beraber olduğumuzda, birbirimizi Allah için sevdiğimizde, ortak hedeflere doğru hep birlikte yürüdüğümüzde içeride ve dışarıda hangi başarılara imza attığımızın sayısız örnekleriyle doludur”, diyor.
Kısacası “ümmet” diyor. Osmanlı, diyor. Ulus ya da Millet kavramını reddediyor. Normaldir… AKP Tefeci-Bezirgân Sermayenin sınıfsal temsilcisi. Tefeci-Bezirgân Sınıfı ümmetçidir, dini esas alır, ulusu değil.
Yeni açılım sürecini körükleyen Barrack ve Tayyip ikilisine sacayağının üçüncü kişisi de eklendi: Apo! Malum, Meclisi temsilen üç milletvekili İmralı’ya Apo ile görüşmeye gitti. (Bu görüşmede ne konuşulduğu sır gibi saklanıyor. Halkın hoşlanmayacağını bildiklerinden içeriği sansürlüyorlar. Tutanaklar gizleniyor.) Bu görüşmede DEM adına yer alan Gülistan Koçyiğit, Apo’nun “Yaz Gülistan” diyerek kendisine yazdırdıklarının bir kısmını PKK’nın Mezopotamya Ajansı’nda paylaştı. Şöyle diyor Gülistan Koçyiğit:
“Başlangıç itibarıyla Cumhuriyet tarihi açısından ifade edersek Şeyh Sait isyanına dair kısa bir değerlendirme yaptı ve bu isyanın 1921’lerde değil 1925’lerde olmasının nedeni üzerinde durdu. Çünkü en nihayetinde bir ümmet anlayışıyla Kürtler de Kurtuluş Savaşı’na dahil oldu ve bu savaş Kürtler ve Türkler tarafından birlikte verildi, nedeni de ümmet anlayışıydı. Ama daha sonra ümmet anlayışından uzaklaşılıp ulus-devlet anlayışının hâkim olmaya başlamasının bir isyana yol açtığını ifade etti.”
Özetle Apo da ümmet diyor, hatta gerici, İngiliz parmağı olan Şeyh Sait ayaklanmasını da övüyor. Dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa’yı karalıyor. Ümmet iyi, ulus devlet kötüdür, diyor. Tıpkı Barrack – Tayyip ağzı. Bu da normal…
Yeni açılım sürecinin üç ayağı var: Sömürge Valisi Barrack (Amerikan Emperyalizmi) + BOP Eşbaşkanı Tayyip (Amerikan Emperyalizmi) + PKK Şefi Apo (Amerikan Emperyalizmi). Sacayağının bu üç elemanı aynı cümlelerle olmasa da aynı hedefi gösteriyorlar: Türk-Kürt-Arap Birliği, Ümmet, diyerek Büyük Kürdistan’ın kurulması.
Bu emperyalizmin yüz yıl önceki planı aynı zamanda.
Kuvayimilliye Hareketi sırasında, emperyalizmin o zamanki başlıca gücü İngiliz Emperyalizmi, Türkiye’ye istihbarat uzmanı Binbaşı Noel’i gönderdi. Noel, Kürt aşiretleri emperyalizm yönünde davranmaları için bir Kürdistan kurmak yemiyle kandırmaya çalıştı. Ajan Noel, “Binbaşı Noel’in Kürdistan’daki Özel Görev Günlüğü” başlıklı anılarında bu görevi açıktan şöyle tanımlıyor:
“Diyarbakır’dan Halep’e geçtim, orada Bağdat’tan Haziran’ın 26’sında dönen Albay Wilson’la görüştüm. Albayın 13 Haziranda HMG’ye (Britanya Ordusu Yönetim Birimi – H.A.), kabaca Van, Bitlis, Diyarbakır ve Elazığ vilayetlerini kapsayan İngiliz himayesinde bağımsız bir Kürdistan oluşturulmasını önermiş olduğunu öğrendim.” (Kürdistan 1919, Avesta Basın Yayın, 1999, s. 7)
İngiliz ajan Noel’in Kürdistan haritası. (Kaynak: TNA, FO 371/5068, Diary of Major E.W.Noel, C.I.E., D.S.O., on Special Duty on Kurdistan From June 14th, To September 21 st, 1919, son sayfa. Aktaran:
Cengiz Kartın. Binbaşı E. W. C. Noel’in Personel Dosyası ve Faaliyetlerine Genel Bir Bakış. Selçuk Türkiyat 2023;59:139-170).
Binbaşı Noel, 14 Haziran 1919’dan 21 Haziran 1919’a kadar yaptığı çalışmalardan hareketle bir de harita çıkarır: Kürdistan haritası. Bu harita bugün Amerikan Emperyalizminin de hedef olarak koyduğu haritadır. Yüz yıl önceki plan devam etmektedir.
Bu görevde Elazığ Valisi Ali Galip de, saraydaki hainlerin (Damat Ferit-Vahdettin) yönlendirmesiyle yer alır. Ali Galip, Binbaşı Noel ve silahlı Kürt birlikleri ile birlikte Sivas’ta kongre düzenleyen Mustafa Kemal Paşa ve diğer yurtseverleri imha etme peşindedir.
Ancak Mustafa Kemal Paşa durumdan haberdardır. Hainleri izletir ve gerekli önlemleri alır. Nutuk’ta şöyle der:
“Buraya Galip Bey adında bir vali atanmış, geliyormuş; ama bunun Harput Valisi Ali Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey mi olduğu anlaşılamadı. Fakat, biz başka bir bilgi elde ettik. Bay Novil (Noel) adında bir İngiliz binbaşı, Bedirhanlılardan Kâmuran, Celâdet ve Cemil beylerle birlikte yanında on beş kadar Kürt atlısı ile Malatya’ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır. Harput Valisi de bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman’daki (Eski adı: Hısnımansur) birlik de verilmiştir. Amaçlarının, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtleri, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere de başvurulmuştur.”
Alınan önlemler sonucu emperyalist oyun bozulur. Ali Galip de Binbaşı Noel de kaçarlar.
Mustafa Kemal Paşa, diğer bir İngiliz ajan Rahip Fru’ya (Frew) da bir mektup yazarak; “bak bunu yapıyorsunuz ama sökmedi, sökmeyecek”, mesajı verir. Nutuk’ta bu süreci şöyle aktarır:
“Baylar, bütün bu gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru’nun kafasında toplandığını ve oradan din kardeşlerimiz olacak hainlerin kafalarına sokularak uygulama alanına çıkarıldığı kestirildiğinden, bir zaman için olsun Rahip Fru’nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım.
“(…) (İstanbul ve çevresinde, Adapazarı ve Karacabey’deki İngiliz oyunlarının sökmediğini vurguladıktan sonra – HA) İngiliz subayı Novil’in, Diyarbakır dolaylarında Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya’da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle, Sivas’a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?” (Nutuk)
Büyükelçi Arolov, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarıyla (3 Mart 1922).
Mustafa Kemal Paşa, Kürtlerin İngiliz Emperyalizmi tarafından Kürdistan vaadiyle ayartıldığının, sarayın emperyalizmle işbirliği içinde olduğunun farkındadır. Zaten bire bir yaşamaktadır. Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine Ocak 1922’de atanarak Nisan 1923’e kadar görev yapan Semyon İ. Aralov, “Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları” başlıklı kitabında, Kürt Sorunu’na ilişkin Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı görüşmeleri aktarır. Bu görüşme kayıtları, Mustafa Kemal Paşa’nın o dönemde olayları nasıl sağlıklı değerlendirdiğinin kanıtıdır:
“Mustafa Kemal, sık sık Kürt sorunu üzerinde durmuştur. Rumye gölü çevresinde yaşayan Kürtler, Türkiye ile birlikte hareket etmek isteğini göstermişlerdi. Onların silahları, paraları vardı. İngiliz emperyalizmine karşı harekete geçmeye hazırdılar. Mustafa Kemal:
“- Kürt sorunu, karışık, çetin bir sorundur demişti. Şunu dikkate almalısınız ki: Kürdistan, petrol, bakır, kömür, demir ve daha başka madenler bakımından zengin bir ülkedir. Başta, başlıca düşmanımız İngiltere olmak üzere birçokları Kürdistan’a göz koymuş bulunuyorlar. Burada stratejinin, İran’a, Kafkasya’ya, Irak’a giden ticaret yollarının da etkisi vardır. İngiltere, Kürtlerin iki devlete ait olmasından faydalanmakta, bunu da koz olarak kullanmaktadır. İngiltere, kendi egemenliği altında bir Kürt devleti kurmak ve bu sayede İran’a, Kafkasya’ya kumanda etmek istemektedir. İngiltere eskiden beri Kürt liderlerini satın almaktadır. Şimdi Kürt liderleri bölünmüş bulunuyor. Kimisi İran’a, kimisi İngiltere’ye, kimisi bize bağlıdır. İngiliz ajanları Wool Noel ve başkaları Kürdistan’ın bağımsızlığından dem vurmaktadırlar. Süleymaniye’de İngilizler Şeyh Mahmud’u, Türkiye’ye karşı harekete geçmeye zorlamışlardır.
“Mustafa Kemal, Sivas kongresi sıralarında, İngilizlerin padişaha bağlı hainlerle birlikte, bu kongreyi başarısızlığa uğratmak ve kongre delegelerini tutuklamak için, nasıl Kürtleri ayaklandırdıklarını hatırlattı. Mustafa Kemal, gülümseyerek:
“- Biz Türkler borç altında kalmayız dedi. Güneyde Kürtlere, İngilizlere karşı baş kaldırmaları için yardım ettik. Hain Sadrazam Ferid Paşa’nın İngilizlerle bir anlaşmaya vardığını ve bu anlaşma gereğince, Kürdistan’ın Türkiye’den ayrılmasını kabul ettiğini herhalde biliyorsunuzdur… Bu anlaşma Fransız gazetelerinde yayımlandı. Bu anlaşmanın imzalanıp imzalanmadığını bilmiyorum. Padişahla Damat Ferid’in, vicdanlarının elvermediğini sanmıyorum. Çünkü onlarda ne vicdan ne de memleket sevgisi var. Ama uluslararası durum ve bizim zaferlerimiz İngilizleri böyle bir anlaşmayı imzalamaktan alakoydu” (s. 119-120)
Bu anlatılanlar tıpkı bugünkü duruma benziyor. Türkiye’yi yönetenler emperyalizmin kucağına oturmuş, halkımıza karşı hainlik yapıyorlar. Emperyalistler ve piyonları azmış, köpeksiz köyde değneksiz dolaşıyorlar. Halkımız ise henüz durumu kavrayıp ciddi bir tepki ortaya koyamıyor.
Ancak, halkımız yüz yıl önce emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini nasıl kovduysa, bugünkü benzerlerini de kovacaktır.
Kürt Halkına çağrımızsa, ne kadar cazip gelirse gelsin, emperyalistlerin oyununa kapılmamaları, halkların kardeşliği yönünde davranmalarıdır.
11 Aralık 2025



