ABD Emperyalist Haydudu, Dünyanın Dört Bir Yanındaki Nadir Toprak Elementleri (NTE)’lere Çökmeye Devam Ediyor Sıra Türkiye’ye Geldi… (II)
M. Gürdal Çıngı
Gazetemizin son iki sayısında, Nadir Toprak Elementleri (NTE)’ler konusunu işliyoruz.
Bu sayımızda da özel olarak Türkiye’deki NTE’lere bakacağız. Ayrıca, NTE’lerin çıkarılması, işlenmesi, değerlendirilmesi (kullanımı) ve ihracına yönelik Türkiye’nin ve NTE sahibi ülkelerin yaptıklarına bakacağız. Böylece konu, tümüyle aydınlanmış, kavranmış olacak…
NTE’lerin Özellikleri ve Üretim Süreçleri
Özel olarak NTE’lerin ve genel olarak metallerin, madenlerin çıkarılması, kolay olmayan süreçlerdir. Sadece hammaddenin-maddenin-metalin-NTE’nin varlığı, onların hemen çıkarılması-kullanılması-ihracatı için yeterli değildir. Onların çıkarılması, işlenmesi, mamul madde haline getirilmesi, üretimde kullanılması ve artan kısmının pazarlanması süreçleri bir bütündür. Yani komplike bir süreçtir. Bilgi, teknoloji ve büyük yatırımlar gerektiren bir süreçtir.
Önce maddi olanaklar gerektirir, sonra teknolojiyi bilen ve uygulayan bilim insanlarına ve onları işleyecek teknolojik aletlere sahip olunması gerekir. Bilim dallarının (maden biliminden fizik bilimine, kimya biliminden makine bilimine, jeofizik biliminden ulaştırma bilimine vb. bilimlerin) işbirliğini gerektirir.
Dolayısıyla sadece NTE yataklarına sahip olmak tek başına bir anlam ifade etmiyor. Siz çıkartamazsanız ya olduğu yerde duracak ya da başkaları; bunu çıkartacak teknolojiye ve paraya sahip ülkeler gelip çıkartacaklar. Ve kendileri aslan payını alacak, size de kırıntıları vereceklerdir.
Örneğin %73’lük pay ile dünyanın en büyük Bor rezervlerine sahibiz. (Türkiye’nin bilinen bor yatakları Kırka/Eskişehir, Bigadiç/Balıkesir, Kestelek/Bursa ve Emet/Kütahya’da bulunmaktadır.) Bor üretiminde lider ülkeyiz dünya çapında. Bor ki, neredeyse bütün üretim dallarının ana hammaddelerinden birisidir.
“Dünya Bor Rezervleri ve Üretimi
“Ekonomik boyutta bor yatakları Türkiye, ABD, Arjantin, Rusya, Kazakistan, Çin ve Şili gibi ülkelerde bulunmaktadır. Dünya bor üretim kapasitesi 5,7 milyon ton olup, en büyük üreticiler Türkiye, ABD, Rusya ve Çin’dir. Bor tüketiminin %82’si cam, seramik, tarım ve deterjan-temizlik sanayilerinde gerçekleşmektedir.
“Türkiye’de en yaygın bor mineralleri tinkal, kolemanit ve üleksittir. Cam sektöründe camın akışkanlığını artırır, dayanıklılığını ve yüzey sertliğini iyileştirir. Seramik sanayiinde sır ve fritlerde, çimento üretiminde kolemanit formunda kullanılır. Demir dışı metal sanayinde koruyucu cüruf oluşturucu ve eritmeyi hızlandırıcı madde olarak değerlendirilir.
“Borun Savunma ve Enerji Sektöründeki Kullanımı; Bor karbür, zırh malzemeleri, aşınmaya dayanıklı makine parçaları ve nükleer uygulamalarda nötron tutucu olarak kullanılır. Kaya gazı sektöründe borun kullanımı yaygınlaşmaktadır.” (https://enerji.gov.tr/bilgimerkezi-tabiikaynaklar-bor)
Bütün bu özelliklerine, kullanım alanın genişliğine rağmen borun teknolojik ve maddi olanaklarından yeterince yararlandığımızı söyleyebilir miyiz?
Asla söyleyemeyiz.
Çünkü borun kullanıldığı alanlarda yeterli yatırımlarımız yok. Var olanlar küçük tesisler. Ve yabancı tekeller, bizim Borumuzu daha çok hammadde olarak alıp işliyorlar-zenginleştiriyorlar ve son teknoloji ürün üretiminde kullanıyorlar. Hatta bize satıyorlar. Hem de nasıl satış?
Bizden diyelim ki 1 birime aldıkları bor hammaddesini işleyerek bize 10-15, 50-100 hatta 1000 birime satıyorlar. Öylesine büyük kârlar elde ediyorlar. Ve biz de aynı şekilde ters orantılı olarak kaybediyoruz…
Bakın 2014 yılındaki durum şudur:
“Türkiye’nin bor ticareti, ucuz fiyata satılan ham bor ürünü ihracatına yöneliktir. Türkiye, gelişmiş ülkelere ham bor ihraç ederken; boraks, sodyum perborat gibi katma değerleri yüksek bor ürünleri piyasasını ABD’ye bırakmaktadır. Dünya “bor ürünleri” ortalama fiyatı 317 ABD$ iken, “ham bor” fiyatı 198 ABD$ seviyesindedir. Türkiye 2004 yılı itibariyle dünya bor üretiminin %33’ünü karşılarken, ABD %27’sini karşılamıştır. Buna rağmen, Türkiye 1,5 milyar ABD$’lık dünya bor pazarından yalnızca 250 milyon ABD$ ihracat geliri elde ederken, ABD 650 milyon ABD$ gelir elde etmiştir.” (https://www.kutso.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/Bor-Madeni-Ekonomisi-Turkiyenin-Dunya-Bor-Piyasasindaki-Yeri.pdf)
Ya aradan geçen yıllardan sonra durum nedir?
“Eti Maden 2 milyon 650 bin ton rafine bor satışıyla kendi rekorunu kırdı
“28.12.2022
“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Eti Maden’in yüzde 95 kapasiteyle çalışarak 2 milyon 650 bin ton rafine bor satışı yaptığını ve Türkiye’ye 1 milyar 300 milyon dolar kazanç sağladığını bildirdi.” (https://enerji.gov.tr/haber-detay?id=21089)
Peki, buna karşılık ABD’nin ve diğer bor üreticisi ülkelerin satışları ve kazançları-kârları ne olmuştur?
Bütün araştırmalarımıza rağmen, bu konuda net rakamlar bulamadık. Satış rakamları var ama kazançları-kârları yok. Dolayısıyla son duruma ilişkin bir karşılaştırma yapamıyoruz.
Bor örneğini neden verdik?
Çünkü bor yataklarımızın varlığı ve önemi çok uzun yıllardır biliniyor olmasına rağmen bu değerli madenin yerli sanayide kullanımı maalesef çok az. “Uç Ürün” de denilen işlenmiş halde madde ihracatımız da çok az. Biz daha çok hammadde olarak ihraç ediyoruz. Çünkü hem bizim kendimizin teknolojik olarak bunları kullanacak yatırımlarımız yeterli değil, hem de “Uç Ürün” haline getirme teknolojilerimiz gelişkin değil.
NTE’lerimiz konusu ise tümüyle yeni bir durum. Ve daha son birkaç yıllık bir varlık tespiti söz konusu.
İnsanlığın-Teknolojinin bugün geldiği aşamada, stratejik bir önem kazanan NTE’ler metaldir. Bildiğimiz gibi NTE’ler; genel olarak yumuşak ve kolay şekillendirilebilir yapısal özellikleriyle tepkimeye girebilme özelliğine sahiptirler. Isıyı ve elektriği çok iyi ileten, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli bileşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren maddelere verilen addır.
Metaller, kendi aralarında Soy Metaller (altın, gümüş, platin gibi) ve Soy Olmayan Metaller (demir, çinko, alüminyum gibi) şeklinde sınıflandırılabilir. Yarı Metaller, iyi metal özelliği göstermez. Bu elementler hem metal, hem de ametal özelliği gösterir. Silisyum, bor, antimon, arsenik gibi elementler yarı metaldir.
NTE’ler Dünya kabuğunda özellikle “nadir” yani az bulunur halde değildirler. Ancak başka metallerin içinde bulunmaları dolayısıyla bu metallerden arındırılmaları gerektiği ve bu da zorlu süreçler gerektirdiği için, çıkarılmaları-işlenmeleri zor olduğu için bunlar “Nadir Toprak Elementleri” adını almaktadırlar.
NTE’lerin bazıları Dünya kabuğunun derinliklerinden içeri girmiş ve “birincil” olarak kabul edilirken, diğerleri kimyasal ve fiziksel ayrışmaya maruz kalmış ve “ikincil” olarak tanımlanabilir.
NTE’ler; Hafif ve Ağır olmak üzere iki kategoriye ayrılırlar.
NTE’lerden skandiyum ile atom numaraları 57-64 aralığında yer alan elementler Hafif, atom numaraları 65-71 aralığındaki elementler ile itriyum ise Ağır nadir toprak elementleri olarak sınıflandırılmaktadır.
NTE’ler Açık İşletme, Yeraltı Madenciliği ve Solüsyon Madenciliği gibi yöntemlerle çıkarılır. NTE’lerin çıkarılmasındaki asıl zorluk bir arada değil dağılmış ve çeşitli mineraller halinde bulunmalarından kaynaklanır. Ayrıca diğer elementlerle bileşikler halinde bulunmaları, elde edilmelerini daha da zorlaştırır.
Bu yüzden de NTE’lerin; Öğütme, Kırma gibi Fiziksel, Kimyasal ve Metalurjik işlemler uygulanarak ayrıştırılması gerekir. Fiziksel İyileştirme, Flotasyon (Kimyasal Zenginleştirme) yapılması gerekir.
Ayrıca diğer önemli zenginleştirme teknolojileri de vardır: Elektrostatik Ayırma, Manyetik Ayırma, Sensör Tabanlı Ayıklama gibi…
Tüm bu komplike işlemlerin sonucunda NTE’ler elde edilebilir. Bu sebeple sadece NTE rezervine sahip olmak yeterli değildir. Farklı türleri bulunan bu elementleri işlenebilir hale getirmek için her birine özel olan ayırma teknolojisine sahip olmak gerekir.
NTE’lerin elde edilmesi sürecinde; maden sahalarına erişim için gerekli altyapı yatırımlarına, delici, parçalayıcı, çözücü aletlere, çıkan cevherin yüzlerce tonluk kamyonlarla taşınmasına, ayrıştırılmasına; kimyasal ve metalürjik işlemlerden geçirilmesine kadar bir dizi işlem vardır. Ve her ülke bu teknolojilere sahip değildir.
Örneğin ABD bile NTE’leri, mineral konsantresi üretimi için ileri işleme tabi tutulmak üzere Çin’e göndermektedir. Dünyanın en önemli nadir toprak madenlerinden olan Kaliforniya’daki Mountain Pass, Çin’in bu alandaki ezici rekabeti karşısında verimsiz kalmış ve bu nedenle 2002’de kapanmak zorunda kalmıştır. 2017’de faaliyetlerine yeniden başlamışsa da çıkarılan hammaddeleri endüstriyel ölçekte nihai ürünlere dönüştürme kapasitesi henüz yeterli değildir. Bu iş için gerekli olan rafineriler, mıknatıs fabrikaları vb. şu anda inşa aşamasındadır. Bu yüzden, oksitler gibi ön ürünler Çin’e gönderiliyor ve daha sonra örneğin kalıcı mıknatıs olarak yeniden ithal edilmek zorunda kalıyorlar. Sadece Avustralya’daki Mount Weld (Lynas), Hint mineral kumları ve Rusya, nadir toprak elementlerini Çin dışında üretip rafine etmektedir.
Yani Çin’in bu alanda ezici bir üstünlüğü vardır. Dolayısıyla Çin, yalnızca en büyük nadir toprak elementleri üreticisi, kullanıcısı değil, aynı zamanda en büyük ithalatçısıdır da… (https://rareearths.com/)
NTE’ler ve Türkiye
Türkiye yakın zamana kadar, NTE konusunda söz sahibi bir ülke değildi. Elbette NTE’lerin varlığı biliniyordu ve az da olsa çıkartılıyordu. Ancak bu, kendimize bile yetmiyordu. Gerekli NTE’leri başka ülkelerden alıyorduk. Eskişehir/Beylikova’daki NTE yataklarının varlığı 1950’li yıllardan itibaren biliniyordu. Ancak yatağın büyüklüğü tam olarak tespit edilememişti. 2010 yılından başlayarak ve nihayetinde 2022 yılında NTE yataklarının kapasitesinin aşağı yukarı netleştirilmesiyle birlikte durum değişti. Türkiye, NTE yataklarının büyüklüğü bakımından Çin’den sonra ikinci sıraya yerleşti.
Türkiye’de NTE’ler başka hangi bölgelerde, şehirlerde var?
Şimdilik; Malatya’nın Kuluncak ilçesi, Manisa’nın Kula ilçesi ve Isparta’nın Aksu-Sütçüler, Çanaklı bölgesinde Sivas-Yıldızeli’nde, Adıyaman ve Burdur’da de farklı oranlarda NTE’lerin varlığı bilinmektedir. Ancak yatakların verimliliği, büyüklüğü henüz tam anlamıyla tespit edilebilmiş değildir. Araştırmalar devam etmektedir.
Ülkemizde NTE alanında yapılan araştırmaları izlemek ve teşvik etmek amacıyla 2020 yılında “Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü (NATEN)” kurulmuştur. NATEN, yeni kurulan “Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK)” bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedir.
Eskişehir Beylikova Florit, Barit ve Nadir Toprak Elementleri İşletme Tesisi, pilot olarak kurulmuştur.
Yani ülkemiz, sadece 2 kıtada yer aldığı, 2 kıtayı birleştirdiği için stratejik bir konumda değildir. Coğrafi olarak da çok verimli bir konumda yer almaktadır. Ülkemiz 4 mevsimin yaşandığı (hatta aynı ayda 4 mevsimin yaşandığı) bir iklime sahiptir. Ve bundan dolayı da neredeyse yetişmeyen bir ürün yoktur. Bir zamanlar dünyanın kendi kendine yeten 7 ülkesinden birisiydik.
Ve şimdi, çok geç de olsa, madenler-metaller açısından da çok zengin bir konumda olduğumuz ortaya çıkmıştır.
Yine doğalgaz kaynaklarımızın varlığı da gün geçtikçe çoğalmaktadır.
Yani ülkemiz, insanlarımızı huzur ve mutluluk içinde, insanca yaşatacak her türlü maddi-manevi varlığa sahiptir. Yeter ki kıymetini bilelim. Yeter ki bunları bir avuç yerli yabancı Parababası için değil halkımız için üretelim, kullanalım, değerlendirelim…
Konumuzla ilgili olarak söylersek, günümüzde kimi Madenler ve Metaller dünya çapında “Kritik” ve “Stratejik” hammaddeler olarak sınıflanmaktadır. Ve bu doğrultuda dünyada ilk önce Çin, kendileri açısından “Stratejik ve Kritik Hammadde” beyanı yapan, liste oluşturarak açıklayan ilk ülke olmuştur. İkinci ülke grubu ise AB olmuştur.
2023 yılı itibarıyla yayımlanmış olan güncel Kritik Hammadde Listelerinde, AB 34, ABD 33, Japonya 35 ve Güney Kore 36 hammaddeye yer vermiştir. yer almaktadır. Çin’in kritik hammadde listesinde 36 hammadde olduğu görülmektedir. Bunların 20’si stratejik, 16’sı ise kritik hammaddedir.
Türkiye ise 23 hammadde için “Kritik ve Stratejik” tanımlamasında bulunmuştur.
Dolayısıyla bu “Kritik ve Stratejik” hammaddelere gözümüz gibi bakmamız gerekir. Onları yabancı tekellerin şerrinden korumamız gerekir.
Ancak ne yazık ki iktidarda, Yüzyılın Felaketi AKP’giller var. Ve onlar ülkemize ve halkımıza düşmanlar. Onlar için ülkemiz vurgun alanı. Talan alanı. Yağmalama alanı.
ABD başta gelmek üzere AB ülkelerinin ve diğer büyük emperyalist devletlerin, tekellerin sömürü alanı.
Ülkemizin yeraltı ve yerüstü servetleri Tekelci şirketler için yağma Hasan’ın böreği. Gelen vuruyor, giden vuruyor. İktidardaki AKP’giller ise iktidarda kalmak için bütün bunlara her türlü olanağı sağlayarak, göz yumuyor. Varlıklarımızı peşkeş çekmekte hiçbir beis görmüyor…
Ülkemizin ürettiği orijinal hangi ürün var?
Sözde “KAAN” adlı uçak yapıyoruz, motoru yok! ABD vermiyor, üretime geçemiyoruz…
Özellikle 1950’den, Amerikancı Demokrat Parti’nin iktidara getirilmesinden beri, gelen tüm iktidarlar, 27 Mayıs Politik Devrimi süreci ve kısmen Ecevit iktidarları hariç tümüyle Vatan ve Halk düşmanı iktidarlardır. İktidara ABD getiriyor ABD götürüyor. O yüzden ABD tarafından en son iktidara getirilen AKP’giller için biricik Kâbe; Wasington’dur. O ne derse ona “emrin olur”, diyorlar.
Yokluk ve yoksulluk içindeki halkımız, bundan yüz yıl önce, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında, 4 yıl gibi uzun süren bir Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla, Batılı Emperyalistleri yendi. Onların Sevr planlarını parçaladı, attı. Ve ülkemize Ulusal Bağımsızlığını kazandırdı, Mustafa Kemal önderliğindeki Birinci Kuvayimilliyeciler. Ve yine onlar, Sovyetler Birliği’nin maddi-manevi yardımlarıyla bu savaştan başarıyla çıktılar. Ve yine Sovyetler Birliği’nin maddi-teknolojik-kültürel yardımlarıyla, yoktan var ettiler vatanımızı. Kamu kuruluşlarıyla donattılar ülkemizi. Fabrikalar yükseldi yurdun dört bir yayında. Zonguldak’tan Seydişehir’e, Malatya’dan Nazilli’ye, İskenderun’dan Konya’ya ve ülkemizin her bir tarafına fabrikalar kuruldu. Uçak üretiyorduk bir zamanlar. Tarımda kendi kendimize yetiyorduk. Hayvancılığımız gelişiyordu…
Sonunda bütün bu Kamu Malları, iktidara gelen-getirilen Amerikancı siyasiler eliyle yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekildi.
Şimdi de NTE’lerimizi de yazımızın en başında belirttiğimiz gibi, ABD’ye veriyorlar. Onun kullanımına sunuyorlar.
“Kritik ve Stratejik” hammaddelerimiz, göz göre göre elimizden kayıp gidiyor. ABD’nin manyak, sapık Başkanı Trump, o yüzden ellerini ovuşturuyor sevinçle. “Yakında istemediğimiz kadar NTE’lerimiz olacak” diye o yüzden söylüyor.
Bu düzen elbet böyle sürmeyecek, elbet böyle gitmeyecek.
Halkımız er ya da geç Halkın Kurtuluş Partisi etrafında örgütlenecek ve Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracak!
rafında örgütlenecek ve Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracak!
