AKP’giller’in İkiyüzlülüğüne Bir Örnek Daha: “Aile ve Nüfus On Yılı” İlanı

20.05.2026
28
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

Uyguladıkları halk düşmanı, kadın düşmanı, çocuk düşmanı hainane politikalarla ailenin köküne dinamit koyan AKP’giller, 2026-2035 arasındaki dönemi aile ve nüfus yapısının korunması, doğurganlığın desteklenmesi, evliliğin teşvik edilmesi için Aile ve Nüfus On Yılı” ilan etmişler ve her yıl Mayıs ayının son haftasının “Milli Aile Haftası” olarak kutlanması kararını almışlar.

AKP’giller’in Reisi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı’nda yaptığı konuşmada; ülkemizi, insanlarımızı, aileleri darmadağın eden, çökerten sorunların kaynağı kendileri değilmiş gibi, Türkiye’de doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indiğini hiç utanmadan, sıkılmadan söyleyebilmiştir. (https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/cumhurbaskanierdogan-aile-ve-nufus-10-yili-vizyon-tanitim-programinda-konustu)

Evet, 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızı, nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,10’un oldukça altına düşerek 1,34 ila 1,48 seviyeleri arasına gerilemiştir. AKP’giller iktidarının uyguladıkları halk düşmanı ekonomik politikaların acı sonucudur bu durum. ABD Emperyalist Haydudunun uşağı iktidarın, ülkemiz için Yeni Sevr demek olan BOP’a hizmet etmek için 13-15 milyon civarında Ortaçağcı gerici Suriyeli, Afganistanlı, Pakistanlı istilacıları sığınmacı-mülteci yaftasıyla ülkemize doldurduğu, bizim doğurganlık hızımız böylesine gerilemişken, Türkiye’deki Suriyelilerin doğurganlık hızının 5,3 civarına ulaştığı göz önüne gerilsin… Genel Başkanımız Nurullah Efe’nin son derece açık tespiti ile Türkiye’de Türk’ü azınlığa düşürme hain planının nasıl işlediğinin somut göstergesidir bu durum.

Halkımızın işsizlik ve pahalılık cehenneminde yanıp kavrulduğu, yoksulluğun, açlığın kıskacındaki ailelerde geçimsizliğin ve aile içi şiddetin arttığı, gençlerimizin hayallerini, umutlarını, geleceğini yitirdiği, iş bulamadıkları için bunalıma girdiği bu kahrolası vurgun ve talan düzeninde insanlarımız aile kurmaya, kursa bile çocuk sahibi olmaya cesaret edemiyor.

Ne insana ne doğaya ne de hayvana içinde en ufak bir sevgi taşımayan, vicdan ve merhamet gibi en temel insani değerlerin zerresini taşımayan, ahlâksızlıkta sınır tanımayan ve toplumun tüm kurumları ile birlikte tüm değerlerini de çürüten, çökerten dördüncü tür yaratıkların iktidarının reisi bakın ilan ettikleri “Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı”ndaki konuşmasında başka neler söylemiş:

Hayata önce ailede hazırlanılır. Merhamet, şefkat, empati kurmak ilkin ailede öğrenilir. Sevgi ve kardeşliğin ilk tohumu ailede atılır. Vatan, millet sevgisinin ilk adresi ailedir.

Oysa bunlarda merhametin, şefkatin zerresi olmadığı gibi, sınıf karakterleri gereği vatan sevgisi de yoktur, ulus sevgisi de. Genel Başkanımız Nurullah Efe’nin söylediği gibi, Ortaçağ’ın Ümmetçilik Konağının anlayışına sahip oldukları için vatana ve ulusa dair hiçbir değer taşımazlar. Bunlar için vatan, yeryüzünde seccadelerini serdikleri yerdir.

Nitekim Ege’deki 22 Adamızı ve 2 Kayalığımızı Yunanistan’a bunlar peşkeş çekmediler mi? Laik Cumhuriyet yadigârı kamu mallarını yerli-yabancı şirketlere bunlar yeyim etmediler mi?

Ya kadınlar? Ya analarımız? Onlara neler ettiler?

Mersinli çiftçiye “Ananı da al da git” diyerek kadınları, anaları aşağılayanlar bunlar değil mi?   Şanlı Gezi Direnişi’mizin çocuk şehidi Berkin Elvan’ımızın acılı annesini yuhalatan bunlar değil mi? Ülkeyi kadın salhanesine bunlar çevirmedi mi? Bu cinayetleri işleyenleri “iyi hal” indirimleri ile bunlar salıvermedi mi?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun son verilerine göre, Nisan 2026 itibarı ile 26 kadın cinayeti işlendi, 23 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 26 kadından 4’ü ekonomik bahanelerle, 1’i barışmayı kabul etmemesi bahanesiyle, 1’i bebeğini aldırmadığı bahanesiyle öldürüldü. 20’sinin hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi. Üstelik bu kadınlar yıllardır olduğu gibi Nisan 2026’da en çok evli olduğu erkekler tarafından öldürüldü; öldürülen 26 kadından 10’u evli olduğu erkek, 2’si eskiden evli olduğu erkek, 2’si birlikte olduğu erkek, 1’i babası, 1’i akrabası, 1’i oğlu ve 1’i de tanıdığının kurbanı oldu.

Ya çocuklarımız? Bu koşullar altında dünyaya gelen çocuklarımızın hali nicedir? Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı, gıda enflasyonun had safhaya ulaştığı, çarşı-pazar fiyatlarının el yaktığı, mutfaklarda ocakların tütmediği, işçi-emekçi halkımızın beslenmek şöyle dursun sadece karnını doyurabilmek için mücadele ettiği, anaların “Açız aç, çocuklarımız aç” diye feryat ettiği ekonomik koşullarda, çocuklarımız ne hale getirildi?

Kaçak Sarayın günlük harcamasının 60 milyon TL’ye yaklaştığı, kolunda 50.000 dolarlık Hermes markalı çantayı taşıyan Emine Erdoğan’ın hiç utanmadan; “İsraf haramdır, porsiyonlarınızı küçültün”, diyebildiği günümüz Türkiye’sinde, ne yazık ki çocuklarımızda beslenme yetersizliğine bağlı bodurluk oranı artıyor. Beş yaş altı çocuklarda bodurluk oranı yüzde 10 civarında seyrediyor. Çocukluk çağında yaşanan bodurluk sadece fiziksel bir kısalık değildir. Bu aynı zamanda çocuklarımızın zihinsel gelişiminin gerilemesi yani beyin gelişiminin yavaşlaması ve bilişsel kapasitenin azalması demektir. Bu da doğal olarak onların kavrama, öğrenme süreçlerini zorlaştırarak, okul başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.  Tabiî bağışıklık sistemlerini de etkileyerek hastalıklara karşı dirençlerini düşürmektedir.

Çocuklarımızı bu hale getiren iktidarın Reisi, Aile Yılı toplantısında yaptığı konuşmada doğum hızının düşüşüne işaret etmek için sofralardan 10 yılda yarım milyona yakın küçük kaşığın eksildiğini söylüyor. Evet, sofralardan küçük kaşıklar eksiliyor çünkü yavrularımız bu vurguncu, talancı haramilerin saltanat sefaları yüzünden kaşık sallayacak aş bulamıyor, bulamadıkları için hastalanıyor, ölüyorlar. Öğrencilerimiz okulda açlıktan bayılırken, okullarda verilecek bir öğün yemeği bile çok görüyor bu hamuduyla yutanlardan derleşik gözü doymazlar sürüsü.  Meclise sunulan yemek önergesi, AKP-MHP oylarıyla reddediliyor.

Velhasıl, işçi-emekçi halkımız kendi karınlarını doyuramazken çocuklarına nasıl bakacaklarının endişesi ile ana-baba olmaktan korkuyorlar, böyle bir zulüm dünyasına çocuk doğurmak istemiyor yoksullukla boğuşan kadınlarımız.

Çocuklarımızı bekleyen felaketler beslenme ile bitmiyor elbette. Sıralayalım mı onlara yaşatılan felaketleri?

Oynaması, okula gitmesi, çocukluğunu yaşaması gereken evlatlarımız, ailelerin bu kadar yoksullaştığı bir ortamda çocuk işçi oluyor, Patronların sömürü çarklarında eziliyor, posaları çıkarılıyor. İş cinayetlerine kurban gidiyorlar. İSİG tarafından yayınlanan raporlarda, 2025 yılı boyunca en az 94 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiği verisi yer alıyor.

Yoksullaşan, oluşan şiddet ortamında şiddetten beslenen çocuklarımızın şiddete, suça eğilimi artıyor. Okullarda akran zorbalığı günlük olaylar haline gelmiş durumda. Kitap-kalem tutması gereken ellerde artık silah var ve okuldaki kardeşlerini, öğretmenlerini katlediyorlar. Sabah okula öpe koklaya gönderdikleri canparelerinin, akşam morgda soğuk bedenlerine sarılan analarının yürek dağlayan çığlıklarına kulakları sağır, okulları dahi bu hale getiren Muaviye Yezid dincilerinin.

Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün Nisan 2026’da açıkladığı 2025 yılı verilerine göre, 2025 yılında suça sürüklenen çocuk (18 yaş altı) sayısı yaklaşık 497.162 olarak kaydedilirken, son 10 yılda suça sürüklenen çocuk sayısında %17,47 artış yaşanmış ve en yaygın suçlar olarak da yaralama ve hırsızlık suçlarının ön plana çıktığı bilgisi yer almakta.

Devam edelim mi çocuklarımıza yaşattıkları cehennem hayatına, onları bedenen ve ruhen nasıl yaşayan ölüler haline getirdiklerine? Körpecik yavrularımızın ömürleri Ortaçağcı gerici cemaat-tarikat evlerinde talan edilirken, insanlıklarından çıkmış bu yaratıkların söylediklerine, yapıp-ettiklerine?

TBMM Genel Kuruluna, küçücük yavrularımızın cinsel istismarı suçunu işleyen sapıkların, pedofillerin aklanması için mağdurla failin evlenmesi durumunda cezanın ertelenmesini öngören önerge verip, bu ahlâksız düzenlemeyi de savunurken; “Bunlar tecavüzcü değil, bunlar cinsel istismar suçunu işleyen kişiler değil. Bunlar tamamen ailelerin ve küçüğün de rızasıyla yapılmış işler.”;

Karaman’daki Ensar Vakfı’nda 45 çocuğumuzun ağzı salyalı Ortaçağcı-gerici sapıklar tarafından cinsel istismarına ilişkin olarak hayâsızca; ”Bir kere olması karalamak için gerekçe olamaz.”;

Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, kızı H.K.G.’yi 6 yaşındayken imam nikâhıyla 29 yaşındaki müridi ile ‘evlendirmesi’ ve bu körpecik yavrumuzun yıllarca tecavüze maruz kalarak cehennem hayatı yaşadığının ortaya çıkmasının ardından; “Hiçbir anne-baba 6 yaşındaki çocuğunu evlendirmez. 6 yaşındaki çocuğu da kimse başına bela almaz.” diyebilmişlerdir çocuk düşmanı, ahlâk yoksunu sefaletler.

Ve Laik Cumhuriyet’i yıkarak,  özlemini çektikleri 1400 yıl öncesinin Medine Köleci toplumuna giden yolun taşlarını döşemek için uğraştıkları 24 yılın sonunda,  Adalet Bakanlığı tarafından Nisan 2026 tarihinde yayımlanan 2025 yılı Adalet İstatistikleri de kendi iktidarlarının yarattıkları bu kara tabloyu, çocuklara yönelik cinsel suçlardaki korkunç artışı ortaya koymaktadır. Çarpıcı bazı istatistikleri paylaşalım:

2025 yılı verilerinde,

Çocukların cinsel istismarı dosya sayısı 57.324 olarak belirtilmiştir.

Cinsel taciz dosya sayısı 59.490 olarak kayıtlara geçmiştir.

Son 10 yılda (2016-2025) çocukların cinsel istismarı dosyalarında %172 oranında artış olduğu tespit edilmiştir.

Cinsel istismar soruşturmalarının yaklaşık %33’ü mahkemeye gitmeden, takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştır.

Yani kısacası değerli okurlarımız, Bin yılın felaketi AKP’giller iktidarı; 24 yıldır uyguladıkları halk düşmanı, kadın düşmanı, çocuk düşmanı politikalarla ailenin de ocağına incir ağacı diktiler. Tarumar ettiler yaşamlarını işçi-emekçi halkımızın.

Kurtulur muyuz bu dertlerden? Mutlu, sağlıklı, yuvalar kurabilir miyiz? Birbirine aşk ile bağlı ana-babaların ellerinde büyümenin tadını yaşayabilir mi çocuklarımız? Gençlerimiz geleceklerinden endişe duymadan, özgüvenle ve üretken bireyler olarak hayata atılabilirler mi? Sevdikleri kişilerle evlenip, ekonomik kaygılardan uzak, nasıl bakacağım, nasıl yetiştireceğim endişesi duymadan istedikleri kadar çocuk sahibi olabilirler mi? İnsanlarımız eşit, adil, laik, sömürünün olmadığı, tam bağımsız, hür, güçlü, mutlu bir ülkede yaşayabilirler mi?

Elbette! Bu soruların hepsinin yanıtı kesin bir “Evet!”

İşte biz Halkımızın hak ettiği böyle bir yaşam, böyle bir ülke için mücadele ediyoruz.

Yaşasın Devrimci Demokratik Halk İktidarı Mücadelemiz!

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.