Tek Çıkar Yol: İşçi Sınıfı Partisinin Minima Programı’dır

01.09.2026
234
A+
A-

Hikmet Kıvılcımlı

 

 

Bu makale, Hikmet Kıvılcımlı’nın Başyazarı olduğu Sosyalist Gazetesi’nin Başyazısı olarak yazılmıştır 1971 yılı Nisan ayının son günlerinde.

Hangi şartlarda?

Hikmet Kıvılcımlı, 12 Mart Muhturası’nın verilmesi üzerine, daha önceden öngördüğü ve dile getirdiği üzere Parababalarının Faşizme geçeceğini saptamış ve yeraltına çekilmiştir. Nitekim kısa süre sonra 12 Mart Faşizmi tarafından idamla yargılanmak üzere aranmaya başlanmıştır. Bir taraftan da doğanın idam hükmü olan kanserle mücadele etmektedir. Ağır kanser kanamalarıyla boğuştuğu o günlerde illegaliteye (yeraltına) geçmek zorunda kalmıştır. İşte o kaçaklık günlerinde, zor koşullarda kaleme alınmıştır bu makale.

Ancak Sosyalist Gazetesi’nin, 12 Mart Faşizmince Nisan ayı sonunda İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığınca yayımının durdurulması-yasaklanması üzerine yayımlanamamıştır.

Sosyalist Gazetesi’nin 26’ncı son sayısı, 27 Nisan 1971 Salı günü yayımlanmıştır.

Fuat Fegan, Hikmet Kıvılcımlı’nın Hollanda’daki “Hikmet Kıvılcımlı Arşivi”nde yer alan notlarında bunu belirtmektedir.

 

12 Mart Ültimatomu yürürlükte.

Niçin?

“Parlamento” bülbüllerine ve “Hür Basın” saksağanlarımıza bakılırsa, güneşin altında değişen yeni hiçbir şey yok. Bu -halkımızın deyimi ile- “Fırın kapaklığı yapmış” aşırı pişkinlik nereden geliyor?

Antika çağların alışkanlıklarından. Bir Atila, Çin sınırlarından kalkar, Batı Avrupa’nın göbeğine dayanır.

Kaç yıl sürecek?

En çok adam ölür ölmez, her şey eski tas, eski hamam olur.

Cengiz Han öyle. Aksak Timur öyle…

Bu gelenek son yüzyıl Türkiye’mizde başka türlü mü?

Birinci “Hürriyet” (Abdullahamid’in ilk Meşrutiyeti = Anayasası), mürekkebi kurumadan kendisi kurudu gitti. Parababaları yerlerinde kaldılar. İkinci “Hürriyet” (Gene Abdülhamid’in ilan ettiği Meşrutiyet = Anayasacılık) çıktı. Parababaları (Komprador ve Tefeci-Bezirgân Sermayeler) Türkiye’nin alınyazısına Padişahtan daha sorumsuzca ağır bastılar.

Cumhuriyet Teşkilat-ı Esasiyye’si = Anayasası: “Memleketin efendisi köylüdür” parolası ile çıktı. Memleketin Antika Efendileri (Tefeci-Bezirgân Sınıfı), köylüyü her zamankinden daha az köle etmedi. Yalnız, 1908’in Komprador Sermayesi yerine, 1925’ten beri daha sinsice Halk düşmanı ve Vatan haini Çağdaş Parababaları (Finans-Kapital) geçmekle kaldı.

1960 27 Mayıs Anayasası çıktı. Çarçabuk “Mal bulmuş Mağribî”ye dönen Çağdaş ve Antika Parababaları, görülmedik azgınlıkla “yağma Hasan’ın böreği!”ne giriştiler.

Şimdi 1971 Mart 12 darbesi mi çıktı?

O, daha AP iktidarını devirmeden kendi yavrularını yedi. Ve onun yeni bir Anayasası bile yok. Eskisinde “unutulan!” “Reform”ları diriltecek. Parababaları boş veriyorlar öyle kuruntulara. Milyarlık Bankalar, Sigortalar ellerinde. Milyarlık Dış Ticaret ellerinde, milyarlık Devlet Sanayisi ve Bütçeleri ellerinde. Çifte kumru Meclisler tekellerinde. Düzineyle Siyasi Partiler tekellerinde. Ismarlama Kabine’nin Uzmanları, Bakanları, Çakanları tekellerinde. Bütün su başlarıyla Büroları, Adliyeleri, Polisleri, Jandarmaları tekellerinde.

Neden korkacaklar?

Silahlı Kuvvetlerden mi?…

Sel gider, kum kalır.

Böyle düşünüyor Parababaları. Ve boş veriyorlar Reform kuruntularına.

“Silahlı Kuvvetler” yarın maaşlarını almaya gelmeyecekler mi?

Para kimde?

Onlarda.

Dünyanın Parababası kim?

Dolarlı Amerika US Dolar ve Amerika da onlarda “ÜS’lerde): yahut Parababaları Dolarda ve Amerika’da (NATO’da, CENTO’ta, SEATO’da, vb.de).

Hem maaşı Parababasından al, hem de Parababasına kafa tut, ey “Şanı büyük Osman Paşa!”

“Olur mu böyle, olur mu?

“Evlat babayı vurur mu?”

Bütün Parababaları ve çeşitli Kapıkulları hep bir ağızdan bu mavalı okuyorlar. Ancak boylu boylarınca yanılıyorlar. Mesele Politikanın Devlet kiremitliğinde Mart kedilerinin çatışıp çığrıştıkları gibi değildir. O kiremitliği tavanda tutan Ekonomi tabanı ile Sosyal Sınıflar üstyapısından görmek istemedikleri değişiklikler, akla sığmaz sosyal çelişkiler ve çatışkılar yaratmıştır. İkide bir 27 Mayıs yahut 12 Mart patlangıçlarının altındaki itici güçler asıl kızılca kıyametleri kışkırtmaktadır.

O kimsenin önleyemeyeceği çelişki dinamitleri nelerdir?

Herhalde zorla kışkırtılan birkaç gencin “dinamit lokumu” değildir.

Birinci Problem: Türkiye, henüz “Antika Uygarlık Düzeyi”nden çıkmamıştır, ama “Çağdaş Uygarlık Düzeyi”ne çoktan girmiştir. Girmek için şu veya bu Beberuhi’nin müsaadesini yahut dayanağını beklememiştir. Batı’da “Uygarlık” yalın kat “Çağdaş”tır. Türkiye’de Uygarlık çifte telli oynar: hem Çağdaş’tır hem Antika’dır. Ve bu durum, “Kambur Üstüne Kambur” yüklemiştir. Dinamitli çelişkilerin en patlayıcısının ve en kocamanını tepemize silme yığmıştır.

Parababalarımız, dünyanın el çabukluğu marifet kumarbazları olabilirler. Var mı o temel ekonomik ve sosyal çelişkiler bombasını söküp atabilecek güç Parababalarımızda?

Yok.

Örneğin, Çağdaş Parababaları, altmış batman ağırlığında tezek gibi başlarını içine gömdükleri Antika Parababalarını ortadan kaldırıp Tarihin mezarlığına gömebilirler mi?

Açıkçası: Beş altı yüz kişilik Finans-Kapital zümremiz, beş altı bin kişilik Tefeci-Bezirganı, bir daha geri gelmemecesine Hacılığa gönderebilir mi?

Ne gezer… Bu iki asalak, tutalak küme, birbirleriyle domuz topu olmadıkça ikisinin de yaşayamayacağını enikonu anlamışlardır. Anca beraber, kanca beraber; ya var olacaklardır ya yok olacaklardır. Ölseler ayrılmayacaklardır. Öyleyse, ne diye “Çağdaş Uygarlık Düzeyi” uğruna dem çeker dururlar?

İşsiz Aydın Küçükburjuvalara ve sayıları yıldız hesabını geçmiş dar gelirli Kapıkullarına “yem borusu” çalmak için. İyi Dileklileri kandıracaklar, tabanı yatıştıracaklar.

İkinci Problem: Bu, Kıyamete dek sürüp gider mi?

Antika Çağ’da olsaydı sürerdi. En sonunda içinden çıkılmaz çelişkiler patlaya patlaya, bir gün: “Kıyamet” (yani Tarihcil Devrim) kopardı. Altlı üstlü bütün çelişik ve çatışık sınıflarla birlikte “Uygarlığın” tümünü tepesi taklak getirip, “Gayya Kuyusu”na atardı.

Çünkü toplumu kurtaracak bir örgütlü ve bilinçli Sosyal Sınıf yoktu. Bugün Türkiye 50 yıl önceki ülke olmadığı gibi, Türkiye İşçi Sınıfı da 10 yıl önceki proletarya; Türkiye Gençliği, 10 yıl önceki gençlik değildir. Hatta Türkiye’nin en gelenekçil yığını Köylülük de, 20 yıl önceki alınyazısına katlanmış yığın değildir. İçine Kapitalizm kurdu alabildiğine girmiştir.

Tüm nüfusumuzun içinde Şehir nüfusu 1927 yılı %16,4 iken, 1950 yılı %18,7 olmuştur. 23 yılda köylülerin işçileşmeleri %2,3 yani her yıl 1000’de 1’dir. Tek parti çağının “Değişmezliği” bu durgunluktan gelir. Çok parti çağının 20 yılında (1950-1970) ise, işçileşme %17,5 artmıştır. (1000’de 1 yerine 8,7): Bu, proleterleşmenin 9 kat arttığını gösterir. Bu nedenle Türkiye’de 3 milyon Köylü ailesi’ne karşılık 3,5 milyon Ücretli kişi vardır.

O 3,5 milyon ücretli, hep Kapıkulu değil; Çağdaş İşçi Sınıfıdır. Bu insanlarımızın 2 milyondan fazlası Sigorta, 1,5 milyondan fazlası Sendika aidatı öder. Bu aidatları, şimdilik, köpekbalıkları çarçur etseler de, hızla örgütlenen ve bilinçlenen İşçi Sınıfımız, her gün hesap sorma savaşına girmiştir. Parababalarından maaş bekleyen Kapıkulu değildir. Yarattığı değerden Parabalarlarına Artıdeğer kaptırdığını gören Hak ve Kuvvet sahibidir… Böyle bir İşçi Sınıfı Türkiye’de her şeyi temelinden değiştirmiştir. Bu yaman devrimci İşçi Sınıfını, Parababaları dünyanın bütün hilelerini ve zorbalıklarını kullansalar yok edebilirler mi?

Ne gezer!

Çünkü İşçi Sınıfını yok etmek, herkesten önce işçinin Artıdeğeri ile yaşayan kapitalistleri acından öldürmek olur. Bütün öteki Kapıkulları gibi Silahlı Kuvvetlerimizin insanları da er geç şu iki aşırıca açık ve duru doğruyu kavrayacaklardır:

1- Çağdaş Uygarlık demek, İşçi Sınıfının yarattığı Sanayi ve Bayındırlık değerleri demektir. İşçi olmasa; ne Sanayi kalır, ne Uygarlık, ne de Kapitalist… Ama Kapitalist sömürü ve tahakkümü olmasa: Sanayi de, Uygarlık da, İnsanlık da büsbütün daha çok yolunda yürür.

2- Maaşlar, Parababalarının kasasından çıkıyormuş gibi görünür. O kasalara İşçi ve Köylü çalışanların alınterleri para olup dolmuştur. Parababalarının sefahatleri, israfları olmasa, asker-sivil aydınlar daha bol ve daha şereflice maaşlara ve çoluk çocukları için daha insanca ve daha garantili geleceklere kavuşurlar.

Bu durumda geri dönülemez. Her aybaşı bir “Kabine” değiştirilse, kapitalizm yolundan sonuçlar değişemez. Tek çıkar yol: İşçi Sınıfı Partisinin Minima Programı’dır. Boşuna Vakit, Emek, İnsan ziyan etmeyelim.

 

 

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.