Sevr’ci Sahte Sollardan Yeni Herzeler

01.09.2026
438
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Geçtiğimiz günlerde (10 Ağustos 2026 günü) “Çerçeve Yasa” adı altında on iki maddelik bir düzenleme Meclisten geçirildi. Yasanın adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”.

Teklif hazırlama aşamasında halktan, siyasi partilerden ve milletvekillerinden sır gibi saklanan yasa ile açıkça PKK/KCK yöneticileri ve militanlarına af getirilmekte. Bu durum yasanın “Amaç ve Kapsam” maddesinde tanımlanmakta.

Yasa ile PKK/KCK örgütüne yönelik yürüyen soruşturma ve kovuşturmaların durdurulması ve verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine dair işlemlerin yapılacağı öngörülmekte.

Bu işlemlerin başlatılması da; “örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazetede yayımlanması”, koşuluna bağlanmakta.

Burada okuyucuyu teknik, hukuki bilgilerle yormak istemeyiz.

Bu yasaya “BOP Yasası” adını veren HKP Önderi Sayın Nurullah Efe; Amerikancı siyasal iktidar ile yine Amerikancı üretilmiş muhalefetin elbirliği ile ülkemizi nasıl Yeni Sevr bataklığına götürdüklerini hemen her gün anlatıyor. Sayın Başkanın videolarının izlenmesinde yarar var.

Yasanın amaç maddesindeki bu şarta bağlı düzenleme; bu yasa teklifini hazırlayıp Meclisten geçiren başta iktidar partileri olmak üzere yasaya evet diyenlerin hiçbirinin gerçekten; “barış, kardeşlik, toplumsal bütünleşme, milli dayanışma”, gibi bir dertlerinin olmadığını göstermektedir.

Amaç maddesindeki; “örgütün varlığına son verdiğinin ve silahları teslim ettiğinin tespitinden sonra Milli Güvenlik Kurulu kararının yayımlanması”nın AKP ve MHP ittifakının gündeme getireceği Anayasa değişikliği ve Tayyip’e ömür boyu başkanlık yolunun açılması sürecinden sonraya kalacağı kesin. Anayasa değişikliğinde DEM’lilerin ve diğer muhalefetin tavrını test etmek için bu koşulu koyuyorlar.

Dikkat edilirse, Tayyip, kendisini hiç bağlamadı. Bütün atraksiyonları Bahçeli’ye yaptırdı. İşler tersine gittiği anda tıpkı 2013-2015 arasında yürüyen birinci açılım sürecinin Temmuz 2015’de sonlandırıldığı gibi tekrar başa dönülme olasılığını hep açık tutuyor.

Diğer yandan, Amerikancı Kürt Hareketi sözde kendilerine “terörist muamelesi yapılmasına” karşı çıkarlarken, yasanın bütününde geçen “PKK/KCK terör örgütü” tanımlamalarını görmezden gelmekteler. Yaptıkları açıklamalarda; “demokratik cumhuriyetin inşası, ülkenin demokratikleşmesi için kök yasa”, diyerek yalan söylüyorlar. Öcalan ise; “en az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız”, diyerek yapılan ihaneti Cumhuriyet’in kuruluşu ile kıyaslıyor.

Oysa yasanın bütününe baktığımızda, Kürt Halkının sorunları, talepleri ve çözüm yollarıyla ilgili tek bir satır bulunmamakta. Bütün kapsam; “PKK/KCK terör örgütü” mensuplarına getirilecek af ve siyasal sürece nasıl dahil edileceklerine dair düzenlemelerden ibaret. Dolayısıyla CIA, Pentagon, NATO koridorlarında olgunlaştırılan bu ısmarlama yasayı; emperyalist yedi düvele karşı verilen bir Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kazanımı olan Cumhuriyet’le kıyaslamak Tarihi çarpıtmak için söylenen koca bir yalandır.

Sürecin taraflarının hep bir hesabı var. Bunları yazmak sayfalar alır. Ancak bir de bu sürece; “yasaya evet demezsek barış karşıtı diye suçlanırız”, korkusu ile ya da “barışın önünde durmayacağız”, diyerek “Evet” diyenler var.

Bunlar da tıpkı sürecin tarafları gibi ikili oynamaktalar. Sahtekârlık yapmaktalar.

Yeni Parti lideri Özgür Özel; yasanın Meclisteki oylamasından bir gün önce Güvenpark’ta eylem yapan ve bazılarına rozetini verdiği Gazilerin; “yasaya evet demeyin”, çağrısını sessiz geçiştirdi. Meclise geldi, milletvekillerini sözde serbest bıraktı. Kendisi de “Evet” diyenler arasındaydı. Neymiş; “milletvekilleri geldikleri bölgenin hassasiyetini gözeterek oy vermeliler”miş.

Milletvekillerinin, geldikleri bölgenin değil, Türkiye’nin vekili olarak seçildiklerini bilmezler mi?

Elbette bilirler… Ama halkın gözünü boyamak için demagoji yapmada sınır mı var?

Milletvekillerini serbest bırakma demagojisindeki; “geldikleri bölgenin hassasiyeti” ya da halkın hassasiyetini önemseyen bir partinin yapması gereken; bu teklifin halka sorulmasını istemek olmalıydı. Tutarlı ve samimi olan, halka yalan söylemeyen siyasetçi böyle davranır. Ama bunlar o yolu değil, AKP ve MHP ile iş tutmayı tercih ettiler. Zaten yasanın kabulünden sonra ağızları kulaklarında gülüyorlardı birlikte…

Oysa halkımız bunlara gerçeği gösteriyor.

Bakın, grup başkan vekilleri Gökhan Günaydın ne diyor:

Vatandaş bize şunu söylüyor: ‘Aptal mısınız kardeşim? Her gün sizden birilerini hapsediyorlar. Siz de bunların peşinden gidiyorsunuz.’”

Ardından da; “Biz kimsenin peşinden gitmiyoruz. Biz barışın ve demokrasinin peşinden gitmek istiyoruz. Herkesi de buraya davet ediyoruz. Tavrımız, tutumumuz buna göre olacaktır. Muhtemelen pazartesi günü Genel Kurul’a geçecek. Orada da tavrımızı bütün Türkiye görecektir”, diye savunuyor.

Milletin gördüğü tavırları da “milletvekillerinin serbest bırakılması” oluyor…

Esasen bunlar aptal değiller. Kendileri de Amerikancı “Büyük Ortadoğu Projesi”ndeki piyonluk görevini yerine getiriyorlar. Türkiye siyasetini dizayn etmek için Amerikalı sahiplerinin bunlara verdiği görevi ifa ediyorlar.

Bu sürecin, “barışla, kardeşlikle” ilgisinin olmadığı çok açık. Hazırlanan yasa teklifini herkesten kaçırarak Meclise getirmeleri bile suçluluk telaşlarını gösteriyor.

Öyle ki, anılan yasanın 10’uncu maddesinde öngörülen; “Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz”, şeklinde bir cezasızlık hali getirilmesi bile bu yasa teklifini hazırlayanların, Mecliste kabul edenlerin, uygulayanların Anayasal ve yasal anlamda suçlu olacaklarının itirafıdır.

Bu “aptal”lar da balıklama atlıyorlar. AKP bunlara vurdukça, belediye başkanlarını içeri aldıkça, kendilerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak için harekete geçtikçe, bunlar AKP’ye yaklaşarak kurtulacaklarını sanıyorlar.

Oysa “aptal” olmayıp halkı dinleseler, HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’nin hemen her gün yayımladığı videolardaki önerilere kulak verseler, bağımsız, halkçı siyaset yapsalar başları ağrımayacak.

Bir de Amerikancı Kürt Hareketi’nin şemsiyesi altına sığınan ve HDP listelerinden Meclise taşınan Sevr’ci Sahte Sollar var…

Bunlardan TİP’liler ve EMEP’liler, yasa teklifine imza koymadılar ama tartışmalar boyunca “sessiz kalma” taktiği(!) uyguladılar. Yasa teklifi Meclis Genel Kuruluna geldiğinde ise; “saray rejimi”ni eleştirip; “saraylara savaş, kulübelere barış”, diyerek sözde “barış, adalet, özgürlük ve eşitlik” için “Evet” oyu verdiler. Diğer sığıntı Sahte Sollar ise hem teklife imza verdiler hem de Mecliste “Evet” dediler.

Yahu siz üç yıldır “saray rejimi”nin oyuncağı haline geldiniz. Birlikte milletvekili seçildiğiniz arkadaşınızı satıp geçtiniz. Seçildiği anda hakkındaki hüküm kesinleşmeyen arkadaşınız Mecliste yemin edene kadar kendiniz de yemin etmemeniz gerekirken, siz göstermelik bir iki gaz alıcı eylemden sonra gidip yemin ettiniz ve ceylan derili koltuklarda milletvekili ayrıcalıklarına kavuştunuz.

Sonrasında Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararlarının uygulanması ve arkadaşınızın tahliye edilmesini sağlamak için mücadele etmek yerine, “Saray”la uzlaşmayı seçtiniz.

Kaldı ki, Finlandiya’nın NATO’ya katılması oylamasında HAYIR oyu verememekle de bütün bu Sevr’ci Sahte Sollar halka karşı suç işlemişlerdir. Günlük siyasetlerinde de ne bir Emperyalizm teşhiri yapıyorlar ne de Emperyalizmin BOP’una ve NATO’suna karşı çıkıyorlar. Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin şemsiyesi altında “sosyalist siyasetçi”lik oynuyorlar.

Eğer bu yasaya “Evet” demeselerdi, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi tarafından aforoz edileceklerini çok iyi biliyorlar. O nedenle vicdanları başka söylese de bulundukları yer ve yaptıkları karanlık ittifak sonuçta Emperyalizmin BOP yasasına “Evet” demeye zorladı kendilerini.

Velhasıl; bu çerçeve yasası sürecinde yer alanların hepsi AB-D Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi’nin piyonu olarak rol aldılar.

ABD Emperyalizmi, BOP’un Türkiye ayağının uygulama planını, İmralı’da Öcalan’a dikte ediyor. AKP’giller ve Bahçeli’giller de 22 Ekim 2024 gününe kadar birbirlerine urgan atarak “idam edecekleri terörist” olan Öcalan’dan talimat alıyorlar. Yine “PKK’nin legal uzantısı, Meclisten atılmalılar, kapatılmalıdır” dedikleri HDP ve bugün için DEM’lilerle aralarından su sızmıyor…

DEM’liler de Irkçı, Faşist dedikleri Bahçeli ve Tayyip’e “bilge lider”ler muamelesi yapmaktalar.

Sanki bunlar Türkiye’de yaşamıyor!

Belediyelere hikâyeden gerekçelerle operasyonların yapılması, yargı eliyle ana muhalefet partisine çökülmesi, ifade özgürlüğü kapsamında yapılan paylaşımlardan binlerce insanın gözaltına alınması, tutuklanması, cezalandırılması bunları ilgilendirmiyor.

İşçilerin, memurların, öğretmenlerin coplanması, gazlanması, sendikaların üye sayılarına iktidarın keyfi müdahaleleri, keyfi tutuklamalar sanki bu ülkede yaşanmıyor.

Açlık sınırının altında Asgari Ücret, İşsizlik-Pahalılık bunları ilgilendirmiyor.

Sadece bu çerçeve yasa ile ülkeye “barış, demokrasi” gelecek, öyle mi?

Sözde bunların bir kısmı kendisine “sosyalist” der. Ama hepsi, Amerikancı Kürt Hareketi’nin kendilerine bahşettiği ceylan derili milletvekili koltukları için bütün sosyalist değerlerini sattılar geçtiler.

Günlük politikalarla Emperyalizme ve dolayısıyla AKP’ye hizmet etmekteler.

Gelecek günlerin ülkemizde halkların boğazlaşmasına yol açacak olması umurlarında bile değil.

Tabiî yaptıklarıyla, (her ne kadar yasanın 10’uncu maddesi ile cezasızlık hali öngörülmüş ise de) yürürlükteki Anayasa ve yasalara göre suç işlemekteler.

Hatırlatalım, bu suçlarda zamanaşımı işlemez…

15 Ağustos 2026

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.