İzmir’in Ormanları Kül Olmuş, Ciğerleri Yanmış; Savcılar, Soruşturma Açmak İçin “Somut Delil” İstiyor

01.09.2026
180
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Bildiğimiz gibi, geçtiğimiz yıl İzmir’in dört bir yanında yangınlar çıktı. Yangınlarla ilgili herkes bir gerekçe söyledi. İzmir Valisi de “yangınların bazısının elektrik hatlarından çıkan kıvılcımlardan kaynaklandığını” açıkladı.

Biz de bu açıklamadan hareketle Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğimiz şikayet dilekçesiyle ilgili kamu görevlileri ile Gediz Elektrik şirketi yöneticileri hakkında soruşturma başlatılmasını istedik.

Esasen, savcıların bu açıklamaya bile gerek kalmadan yangınların nedenlerini araştırması gerekirken, İzmir’in en yetkili mülki amirinin açıklamasına rağmen hareketsiz kaldıklarını görünce, biz, onlara görevlerini hatırlattık.

Zira Ceza Muhakemesi Yasasının 160’ıncı maddesinde kendilerine emredilen; “bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcısının ihbar veya şikayet üzerine suç şüphesini alır almaz derhal soruşturma başlatır” şeklinde tanımlanan emredici hükümdeki görevlerini yapmadılar.

Oysa bir garibanın evinde herhangi bir nedenle bir yangın çıksa hemen o ev sahibi hakkında soruşturma açılır.

Bir yıl bekledikten sonra önümüze koydukları Soruşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (SYOK)’da ise hukuk adına ibretlik gerekçeler bulunmakta.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, SYOK kararında, “suç duyurusu dilekçesinde yangınların elektrik hatlarından kaynaklandığının ileri sürülmesine rağmen, hangi yangının, hangi tarih ve saatte, hangi yerleşim yerindeki hangi enerji nakil veya dağıtım hattından çıktığının ortaya konulmadığı; hattın teknik özellikleri, bakım sorumlusu ve iddia edilen bakım eksikliğinin nasıl meydana geldiğinin de açıklanmadığı” yazılı.

Yine, “partinin ihbarında GDZ Elektrik yönetim kurulu üyelerinin isimleri, görev dönemleri ve yangınlarla doğrudan bağlantılı karar veya ihmallerinin ortaya konulmadığı, ilgili kamu görevlileri yönünden de hangi kurumda görev yapan, hangi unvana sahip ve hangi tarihte hangi denetim, izin, gözetim veya müdahale yükümlülüğünü ihlal ettiği ileri sürülen kişilerin belirlenmediği” ileri sürülmekte.

Yani Savcılar, açıkça kendi yetki ve sorumluluk alanlarındaki görevleri bize yıkarak dosyadan el çekmek istemekteler.

Yine SYOK kararında, “yangın mahallinde yapılmış teknik inceleme, olay yeri raporu, itfaiye tespit tutanağı, yangın çıkış sebebini gösteren bilirkişi raporu, enerji hattında meydana gelen arıza veya bakım eksikliğini ortaya koyan teknik belge yahut belirli bir kişinin kusurunu gösteren herhangi bir somut delilin bulunmadığı ve yangınların elektrik hatlarından çıktığı yönündeki iddiaların da basına yansıyan genel değerlendirmeler ile bazı idari açıklamalardan ibaret kaldığı” ifade ediliyor.

Dahası “elektrik tesisatı ile yangın arasındaki teknik nedensellik bağının olay yerinde yapılacak keşif, teknik inceleme ve uzman bilirkişi raporlarıyla ortaya konulabileceği söylenerek, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 14 Ekim 2021 tarihli kararına da atıf yapılıyor. Taksirle yangına neden olma iddiasında uzman bilirkişi heyetiyle inceleme yapılması ve kusurun gerekçeli raporla belirlenmesi gerektiği” yazılıyor.

Yahu bütün bu teknik incelemeleri, bilirkişi incelemesini, olay tutanaklarını biz mi yapacağız? Kamu görevlilerinin yapması gereken iş ve işlemleri bizden beklemek hangi yasada, hangi hukuk kitabında yazar?

Elbette idari açıklamalar, basında çıkan haberler nedeniyle şikayetçi olacağız. Bütün bunlar hukukta, soruşturma başlatılması için “yeterli şüphe”yi oluşturur.

Kendileri (savcılar) Vali’nin açıklamasının yeterli şüphe oluşturduğundan hareketle re’sen soruşturma başlatmaları gerekirken, bu görevlerini yapmamışlardır.

Kaldı ki ceza yargısında şikayetçinin bilirkişi incelemesi yapılmasını gerektirecek hazırlıklar yapması ya da belge, bilgi toplayıp savcılıklara sunması diye bir yükümlülüğü yoktur. Kararı veren savcı, kendi görevlerini bize yıkmaya çalışmaktadır. Böyle bir değerlendirme ile şikayetimizin işleme konulmaması inanılır gibi değil. Bu durum, kararı verenlerin hukuki yeterliliğinin sorgulanmasını gerektirir.

Bir yıl sonra verilen bu SYOK kararında açıkça siyasi müdahaleler var. Yoksa usul ve yasaya dolasıyla hukuka bağlı olan bir makamın kendi görevlerini bizden beklemesi yaşamın olağan akışına aykırıdır.

Öyle ki, Çeşme’de yerel bir gazete tarafından ele geçirilen İtfaiye Yangın Raporu bu SYOK kararı basına düştükten sonra bize de iletildi. Anılan raporda, “yangının elektrik direklerindeki tellerden çıkan kıvılcımlardan başladığı” yazılmaktadır. Soruşturma savcısının en azından bu raporları temin etmek için hiçbir girişimde bulunmadan işin kolayına kaçıp dosyayı kapatmak istemesi açıkça görevin kötüyü kullanılmasıdır.

Bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız. Kararın kaldırılması ve etkin bir soruşturma yürütülmesinin sağlanması için Sulh Ceza Hakimliğine itirazımızı yapacağız.

Maalesef yargının getirildiği içler acısı durum bu.

Ceza Hukukunun en temel amacı olan maddi gerçeği ortaya çıkartma görevinden uzaklaşmış, siyasetin güdümünde hukuksuzlukları kapatma işlevi görmekte…

Böyle gitmez ama…

Hukukun üstün olacağı günlere kavuşacağız…

Onun için mücadele ediyoruz.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.