Baro Seçimlerinin Düşündürdükleri

06.11.2026
215
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

İzmir Barosu 2026 Olağan Genel Kurulu 17-18 Ekim 2026, İstanbul Barosu da 24-25 Ekim 2026’da toplandı.

İzmir ve İstanbul Barolarında, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin etkisine girmiş olan Çağdaş Avukatlar Grubu (ÇAG) iktidarlarını kaybetti.

Her iki baronun seçim sonuçlarını “demokratlar kaybetti, faşistler kazandı” şeklinde yorumlayanlar olduğu gibi, İstanbul ve İzmir Barolarında “Cumhur İttifakı kazandı” veya “AKP-MHP etkisi baroları belirledi” gibi değerlendirmelere de rastladık.

İstanbul’u tam bilmiyorum, ancak İzmir’de seçimi kazanan yeni yönetime “Cumhur İttifakı yandaşı” demek açıkça haksızlıktır.

İstanbul’da Ümit Kocasakal’ın önceki başkanlığı döneminde yaptığı hataları ve özellikle X-RAY cihazları konusundaki teslimiyetçi tavrını eleştirmekle birlikte, kendisine “Cumhur İttifakı yandaşı” demek ne kadar doğru? Evet, şovenist yönü ağır basan birisi ama yaptığı açıklamalarda iktidarın hukuk dışı uygulamalarını da açıkça eleştirmekte…

Kaldı ki, bugün “barolarda Cumhur İttifakı kazandı” diyenlerin büyük çoğunluğu, AB-D Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye uygulaması olan “Çerçeve Yasa”, “Terörsüz Türkiye” gibi ihanet adımlarını destekleyenler. Bu sürecin uygulayıcıları da AKP-MHP-DEM ittifakı değil mi?

İzmir’de ÇAG’ın kaybetmesinin en önemli nedenlerinden birincisi; 12 Eylül 2026 günü, Baro’nun mekânını, geçmişte, AKP iktidarının ömrünü uzatmasına katkı sunan, Avrupa Fonlarından yemlenen “yetmez ama evet”çilere, “İkinci Cumhuriyet”çilere, “Akil Adam”lara açması ve “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konulu toplantı yaptırmalarıdır.

Bu toplantı açıkça vatana ihanet yolunda atılan bir adımdır.

Bunların “Demokratik Cumhuriyet” dedikleri; toplumun düşmanlaştırılmasıdır.

Ülkenin; Yugoslavya, Irak, Libya ve Suriye gibi en az üç parçaya bölünmesidir. Bu halk düşmanı girişimlere İzmir Barosu’nun mekânlarını açan ÇAG, İzmirli avukatlardan önemli bir tokat yedi.

Kaybın ikinci nedeni de; Cumhuriyetçi Avukatlar tarafından Baro Genel Kurulu’na birkaç gün kala deşifre edilen 1 milyon 936 bin liralık hortumlamadır.

Her ne kadar ÇAG tarafından, bu eylem nedeniyle bir personel hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ve anılan kişi işten çıkartılmış ise de bu gelişmelerin kendi tabanlarından dahi gizlenmesi, önemli bir güvensizlik oluşturmuştur. Sonradan yapılan açıklamaların pek bir kıymeti olmamıştır.

İstanbul Barosu’ndaki ÇAG da daha 2024 Genel Kurulu’ndan hemen sonra başkanın ağzından çıkan, Anayasanın ilk dört maddesinin “olumlu anlamda”(!) değiştirilebileceği sözüyle birlikte kaybetmişti.

“Olumlu anlamda” derken gizli takiyye yaptı Kaboğlu.

AKP’giller, 2010 Referandumu’na da Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinin kaldırılmasını koyarak “12 Eylülcüler yargılanacak” demagojisi ile “yetmez ama evet”çileri yedeklemişti.

Yine İstanbul yönetimi de “Terörsüz Türkiye”, “Çerçeve Yasa” vb. adlarla yürütülen BOP sürecine destek sunma girişiminde bulundu. Bunun için 18 Temmuz 2025 tarihinde “Demokrasi ve Barış Mücadelesinde Meslek Örgütlerinin Rolü” başlıklı panel düzenledi.

Oraya katılan Halkçı Hukukçu Yoldaşlarımız, ülkemizde “Barış, çözüm süreci” adı altında dayatılanın BOP’un bir parçası olarak emperyalist bir politika olduğunu dile getirdiler.

Beklemedikleri bu çıkış karşısında sözde “çağdaş ve demokrat” Kaboğlu ve ekibi, öfkelendiler, tepki gösterdiler ve mikrofonu bırakıp salonu terk etmeye kalktılar. İstanbul’da arkadaşlarımızın gösterdiği bu vatansever çıkışın da etkisiyle Kaboğlu yönetimi, çok hevesli olmalarına rağmen İstanbul Barosu’nu AKP-MHP-DEM işbirliğinin ürünü olan “çözüm süreci’ne dahil edecek başka bir etkinlik yapamadı.

Buradan tekrar genel kurullara dönersek…

Aslında büyük baroların genel kurulları meslektaşların pek ilgisini çekmiyor. Ya da meslektaşlar barolarına küsmüş ve faaliyetlerine katılmıyorlar.

Örneğin İzmir Barosu’nda kayıtlı 14.513 avukatın sadece %51,5’i (7.480’i) oy kullandı. İstanbul Barosu’nda 68 bin 500 civarında avukat var, oy kullanan 30 bin 213 kişi. Yani %44’ler civarında.

Görüldüğü gibi barolarda Avukat sayısı arttığı halde, genel kurula katılım sayısı sürekli düşüyor. Bu da göstermektedir ki büyük barolarda grup rekabeti meslektaşları kapsamadığı gibi, tam tersine, avukatı baroya yabancılaştırmaktadır. Bunun bir nedeni de grupların Çarşaf Liste gibi temsilde adaleti sağlayan ve liyakati öne çıkartan yöntemden uzak durmalarıdır bence.

Blok liste tahakkümü altında girilen tüm baroların genel kurullarında yürütülen hummalı çalışmaların, hazırlanılan pahalı görsellerin, kuşe kâğıda bastırılan bildirgelerin, yenen yemeklerin hiçbiri meslektaşların ilgisini çekmeye yetmiyor. Hatta adliyelerde kurulan stantlar bile grup üyelerinin fotoğraf çektirip muhabbet ettiği yerlere dönüşmüş durumda…

Baro Genel Kurulu’nda grupların bütün ufku seçim kazanmaya endeksli olduğundan seçimden başka bir şey düşünmez oluyorlar.

Örneğin, mesleğin sorunları ve çözüm yollarına ilişkin bir iki istisna dışında önergeler bile verilmiyor. Öyle ki; İzmir Barosu Genel Kurulu’nda, İzmir Avukat Hareketi grubunun Baro Meclisi, Genç Avukatlar Meclisi ve Tüketim Kooperatifi kurulması önergeleriyle, yönetimin Baroya giriş keseneğine uygulanacak gösterge rakamının 8 bin olması önerisine karşı; bu rakamın 2 bine düşürülmesi yönündeki karşı önergelerinin dışında (ki bu önerge de salonda ÇAG’a rağmen kabul edilmiştir) benden başka önerge veren olmadı.

Her zamanki gibi bizim çarşaf liste önergemiz tüm grupların oylarıyla reddedildi.

Baro organlarında görev alabilmek için getirilen 5 ve 10 yıllık kıdem koşullarının kaldırılması için yasa teklifi hazırlığı yapılması yönündeki önergemizin, seçilecek Yönetim Kuruluna tavsiye olarak iletilmesi kabul edildi. Hoş, geçen yıllarda da aynı tavsiye kararı alınmıştı ama bu karar da seçimden sonra unutulan kararlardandır.

Fakat verdiğimiz önergelerden mesleğe yeni başlayan arkadaşlarımıza pozitif ayrımcılık yapılarak; adli yardım listesinde yer almak isteyenlere üç adli yardım görevi verilmesi, CMK eğitimi alarak listede yer almak isteyenlere üçer soruşturma ve kovuşturma görevlendirmesi, üç yıla kadar kıdemi olan meslektaşların daha fazla görev alabilmeleri için CMK puanlarının her yıl Nisan ayında sıfırlanması yönündeki önergemiz genel kurul kararına dönüştürülmüştür. Bu kararın uygulanmasının takipçisi olacağız.

Büyük baroların genel kurullarında Çalışma Raporu ve Bilanço da çoğunluklu genel kurul tarihinden 15 gün öncesinden meslektaşlara gönderilmesi yönündeki yasal yükümlülük yerine getirilmiyor.

Sonuç olarak; barolardaki grupçuluk her geçen gün meslektaşlarımızı birbirinden soğuttuğu gibi, genel anlamda avukat kitlesini de barolardan uzaklaştırmaktadır. Bu ilgisizlik nedeniyle seçimlerde yönetime gelenler ancak yüzde 15-20 civarında bir destekle seçilmekteler.

Biz, bu yıl İzmir Barosu Genel Kurulu’nda bağımsız başkan adayı olarak yer aldık. Genel kurul sürecinde, komik düzeyde oy alır diyerek bizi küçümseyenlerin olduğu kulağımıza geldi.

Hatta meslektaşlara “Tacettin Bey iyidir hoştur ama seçimi kazanamayacağından ona vereceğiniz oy boşa gidecek” şeklinde propagandalar da yapıldı. Buna rağmen İzmir Barosu Genel Kurulu’nda almış olduğum 372 oy; kazananla kaybeden arasında 120 farkın bulunduğu Baroda dengeleri değiştiren bir sayıdır.

Bana oy veren meslektaşlar, kazanamayacağımı bildikleri halde sırf savunduğumuz görüşlerin ve baro için önerdiğimiz tezlerin doğruluğuna inanarak oy vermişlerdir. Kaldı ki, yanlış oy kullanmaktan kaynaklı 324 geçersiz oyun en az yarısı da bana gelmesi gereken oylardı.

Artık Barolarda “kadim grup” tahakkümüne son verme zamanı geldi…

27 Ekim 2026

 

* * *

NOT: Yazının kaleme alındığı anda, İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda Avukat Hakları Grubu Başkan Adayı olarak yer alan Av. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu hakkında genel kurulda yaptığı konuşma nedeniyle soruşturma başlatıldığı haberi gündeme düştü.

Sayın Kanadoğlu’nun genel kurulda söylediği; “Kürsüde görev yapan tüm hâkim ve savcılara sesleniyorum: Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yargıçlar, keyfî tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimleri, sizleri tek tek not ediyoruz. Sizin her kararınızı izliyoruz. Bu kararlarınızı raporluyoruz.

“Bu yargıçlar ve savcılar, ‘Ben yasaya uymayacağım, ben avukata ve yurttaşa eziyet çektireceğim ve bundan da hiçbir sorumluluk taşımayacağım’ diye düşünüyorlarsa, bilsinler ki iki elimiz yakalarında olacak.” şeklindeki sözlerde herhangi bir suç unsuru yoktur.

Asıl bu soruşturmayı başlatanlar görevlerini kötüye kullanmaktalar. İfade özgürlüğünü ortadan kaldırıcı bu keyfilik karşısında Türkiye Barolar Birliği ve Baroların sessiz kalmaması gerekir.

İlk elden 79 baro tarafından yapılan açıklama olumlu bir davranıştır. Destekliyoruz.

Korkut Hoca yalnız değildir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.