Devrime Adanan Bir Ömür: Hikmet Kıvılcımlı Anısına
Prof. Dr. Özler Çakır
Gazetemizin bu sayısında, Yazarımız Prof. Dr. Özler
Çakır’ın “Kurtuluş’un Yolu Dergisi”nin 4’üncü sayısı için
kaleme aldığı makaleyi yayımlıyoruz.
Bazı yazıları yazmak zordur. Bu yazıyı yazmak da zor çünkü İnsanlığın kurtuluş mücadelesine, Türkiye Devrimi’ne adanmış bir ömrü, Kızıl Savaş Bayrağı Hikmet Kıvılcımlı Usta’yı satırlara sığdırabilmek mümkün değil.
Henüz 16 yaşındayken, içinde devrimci heyecanı alev alev yanan bir lise öğrencisi iken Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın teori ve pratiği ile tanışmıştım. Tabii o günlerde bunun ne denli büyük bir şans olduğunu görebilmem olası değildi. Şimdi o ilk gençlik günlerimden bugüne, aradan geçen elli yıla baktığımda, bu zaman diliminde dünyada ve ülkemizde olagelenlere baktığımda, Hikmet Kıvılcımlı gibi bir Öndere sahip olmak, onun devrimci teorisi ve pratiğinin yaktığı meşale ile yolu aydınlanan düşünce evlatlarından biri olmak, insanın yaşamında yakalayabileceği en büyük şansmış diyorum.
Daha 17 yaşındayken Yörük Ali Efe Çetesi’nde Kuvayimilliye Savaşı’na katılarak kendini “devrim alevinin içine atan”, Yörük Ali Efe Çetesi’nde gösterdiği başarılardan ötürü Köyceğiz Askeri Kumandanlığına atanan, 69 yıllık ömrünün 22.5 yılını burjuvazinin zindanlarında geçiren ama oraları kızıl bir üniversiteye çeviren, işkencelerde asla boyun eğmeyerek “Ömrüm boyunca işkencede direnmeyi en büyük ahlâki erdem saydım” diyen ve bedence bu dünyadan ayrılana dek sonsuz bir aşk ile kendi deyimiyle “bir çay içimlik mola vererek” devrimci mücadeleyi sürdüren, insana duyduğu sevgiyi “İnsanın hayvan yerine konulmasına duyduğum tepkiden dolayı ben sosyalist oldum.” sözüyle billurlaştıran Gerçek İnsan, Gerçek Devrimci, Kıvılcımlı Usta gibi bir Öndere sahip olmak ne büyük bir nimet!
Düşünün bir, zindanlardasınız, gün yüzü görmeden günler geçiriyorsunuz ama tarihsel temelleriyle Türkiye’nin sınıf ilişki ve çelişkilerini, ekonomisini, politikasını, kültürünü, dinini, ahlâkını her yönüyle inceleyerek o zindanlardan “Kızıl bir Profesör” olarak çıkıyorsunuz.
Attığı her adım, aldığı her nefes bile Parababalarının istihbarat örgütleri tarafından izlenirken, ömrünün onca yılını hapislerde geçirirken, Sınıf Bilimine Marks, Engels ve Lenin Ustaların ardından en büyük katkıyı sunan onca eseri, yaşadığı dönemdeki ülkemiz koşullarında, o günkü kısıtlı olanaklarla üretmek nasıl mümkün olabilmiş diye düşünmeden edemiyor insan. Anıt eserlerinden yalnızca birkaçının adını vermekle yetinelim burada: Tarih Devrim Sosyalizm, Komün Gücü, Osmanlı Tarihinin Maddesi, Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi, Elazığ Cezaevinde 1933 yılında yazdığı Kürt sorununu ele alarak çözümlediği İhtiyat Kuvvet Milliyet Şark…
Kıvılcımlı Usta’nın eserlerini okurken, her birinde yaptığı yüzlerce atıfı, kullandığı orijinal kaynakları gördüğümde, onun içinde bulunduğu zaman diliminde ve koşullarda bunu nasıl mümkün kılabildiğini, o eserlere nasıl ulaşabildiğini, inceleyebildiğini düşünmekten kendimi alamamışımdır.
Hikmet Kıvılcımlı’nın mücadele bayrağını, onun bedence aramızdan ayrıldığı 11 Ekim 1971’den bu yana yoldaşlarıyla birlikte kesintisiz biçimde bugüne taşıyan Halkın Kurtuluş Partisi Kurucu Genel Başkanı Nurullah Efe, Kıvılcımlı’yı Anlamamak adlı eserinde “Kıvılcımlı’yı anlamadan geri ülkelerde devrimcilik yapılamaz” der.
“O, Lenin sonrasında Marksizmin-Leninizmin teorik hazinelerine en büyük katkıyı sağlayan devrimcidir. Antika Tarih’in üzerindeki örtüyü kaldırarak, İnsanlık Tarihinin tümünü, başlangıçtan bugüne gün ışığına çıkaran ve en anlaşılır şekilde, kendi deyişiyle en cahil yurttaşımızın bile anlayabileceği açıklıkta ortaya koyan insandır. Nasıl 20’nci Yüzyıl’da Lenin’i anlamadan devrimci olmanız, sadece Marksist olmakla kalmanız sizi gerçek devrimci yapmıyorsa Lenin sonrasında da Kıvılcımlı’yı anlamadan, özümsemeden özellikle Ortadoğu’da ve geri ülkelerde devrimcilik iddiasına kalkışmanız, kendinizi kandırmaktan öte bir anlam taşımaz. Antika Tarihi bilmezseniz geri ülkeleri, Ortadoğu ülkelerini, İslam ülkelerini ve ülkemizi kavrayamazsınız, anlayamazsınız. Orada olup bitenleri, ekonomik, sosyal, siyasi olayları gerçekte olduğu gibi görüp değerlendiremezsiniz, ona uygun bir siyaset, bir devrimci yol belirleyemezsiniz. İşte Türkiye Solu’nun bir trajedisi de budur, yoldaşlar. Usta’mızın kendi deyişiyle Kıvılcımlı’yı; “eşşekce küçümseyiş”ler, onların savrulmasına, devrimci hattan fırlayıp gitmesine sebep olmuştur. İşte bu sebepten sadece biz doğru devrimci mücadele yapabiliyoruz ve sadece biz halkımızı İşçi Sınıfımız yanından görerek, davranarak değerlendirebiliyoruz.” (age)
Hikmet Kıvılcımlı, İşçi Sınıfı mücadelesinde teorik ve pratik mücadeleyi birbirinin ayrılmaz bir parçası olarak gördü ve öyle yaşadı. Yüzün üzerinde kendi alanında orijinal teorik eser üretmenin yanı sıra, yukarıda da değindiğim gibi 22,5 yılı zindanlarda geçen yoğun bir pratik faaliyetin içinde bulundu. 1920’de kurulan gerçek TKP’nin en genç kurucusuydu. Davalar, yargılanmalar, işkenceler, mahpusluklar, ama buna karşın hep örgütlü mücadele. 1954’de Vatan Partisi biçimi ile legaliteye çıktı. Vatan Partisi 1957’de kapatıldı. 1967’de Sosyalist Gazetesi’yle yeniden sosyalist ortama çıktı, 1970’de tekrar Sosyalist Gazetesi’yle devam etti. O, Hikmet Kıvılcımlı Usta, Devrimci bir Önder olarak hep örgüt adamı oldu, her koşulda mücadeleyi örgütlü sürdürdü. Ve bu mücadelede asla Vatan toprağını, mevzii terk etmedi!
İşte yukarıda pek azına değinebildiğim nitelikleri, Hikmet Kıvılcımlı’yı Marks, Engels ve Lenin’den sonra ustalık mertebesine ulaştırdı. Böylesine bir Devrimci Önderin bizim topraklarımızdan çıkmış olması, bizler için ne büyük bir şans!
Vah ki ne vah o şansı kullanamayanlara! Kıvılcımlı Usta’yı tanımadan, anlamadan, anlamak istemeden hatta “eşşekçe küçümseyerek” solculuk, sosyalistlik yaptığını sananlara!
Çünkü Kıvılcımlı’yı tanımamak demek Nurullah Efe’nin de vurguladığı üzerinde yaşadığı toprakların, ülkemizin sınıf ilişki ve çelişkilerini görememek demek. Nitekim de göremediler göremiyorlar. O nedenle de savrulup gittiler, gidiyorlar, bizim tabirimizle “Sevrci Soytarı Sol” oluyorlar!
Neden bu adlandırmayı hak ediyorlar?
Ülkemiz dahil tüm Doğu Toplumlarının baş belasının, üretimle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi olmayan, ideolojisi din bezirgânlığı olan tarihin ilk sömürgen sınıfı, antika sermaye sınıfı Tefeci-Bezirgân Sermaye olduğunu, bu sınıfın ekonomik, sosyal, toplumsal, siyasal yaşamda varlığını dipdiri koruduğunu göremiyorlar. İşçi-emekçi halkımızın kanını, tepemize çöreklenen biri modern diğeri antika iki gerici sermayenin, Finans Kapital Zümresinin ve Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının domuztopu egemenliğinin kuruttuğunu göremiyorlar.
E göremeyince neler yaptılar, yapıyorlar? Bizim gibi ülkelerde her zaman Şeriat tehlikesi olduğunu göremiyor, uyarılarımıza “Şeriat paranoyası görüyorsunuz” diyerek, üniversite kapılarında, Ortaçağcı gerici örgütlerle birlikte, özgürlük, insan hakkı adı altında, erkeklerinin türban taktığı eylemler yapıyorlar. Ortaçağcı gericiliğin mızrak başı yaptığı türbanı “solculuk, sosyalistlik” adına savunuyorlar.
Lenin Usta’nın en büyük destekçisi olduğu, Sovyetler Birliği’nin silah ve para yardımı ile Emperyalist Yedi Düvele karşı kazandığımız ve tüm mazlum uluslara örnek olan Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızı yok saymayı, onun Ölümsüz Önderi Mustafa Kemal’e ve Silah arkadaşlarına, Birinci Kuvayimilliye’nin zaferi üzerine kurulan Laik Cumhuriyet’e, onun kazanımlarına, Ortaçağcı gericilerle ağız birliği ederek saldırmayı devrimcilik belliyorlar.
ABD-AB Emperyalistlerinin bir proje partisi olarak iktidara getirdiği ve 24 yıldır halkımıza kan kusturan, kadın, çocuk, hayvan, doğa düşmanı Bin Yılın Felaketi AKP’giller iktidarının sınıfsal temelini, 6000 yıldır bu topraklarda kök salmış olan Tefeci-Bezirgân Sermayenin iktidardaki siyasi temsilcisi olduğunu da göremiyorlar. O nedenle Laik Cumhuriyet’in tüm kurumlarının kerte kerte yok edildiği 24 yıllık süreçte, bu yok edişin önemli ayaklarından olan 2010 referandumunda “Yetmez ama Evet” çi oluyorlar; Jön Türk, Mustafa Kemal gelenekli Türk Ordusunu ABD Emperyalist Haydudunun BOP’u çerçevesinde Site Güvenlik Görevlisi konumuna düşürmek için planlanan Ergenekon, Balyoz, kumpaslarına “Vesayet kaldırılıyor” diyerek alkış tutuyorlar. Sonuç olarak, günümüzde tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi bugün ülkemizde İkili Devlet olduğunu, Birincisinin kolu kanadı kırılmış, nefesi kesilmiş, Laik Cumhuriyet’in “Norm Devleti”, diğerinin ise AKP’giller’in Ortaçağcı Faşist Din Devleti olduğunu göremiyorlar.
Amerikancı Burjuva Kürt Hareketinin peşine takılıp, savruldukça savrulan, NATO’ya hayır diyemeyen insan sefaletlerine dönüşüyorlar. Dünyanın başhaydudu, mazlum halklara kan ve gözyaşından başka hiçbir şey getirmemiş olan ABD Emperyalist Çakalının, ülkemiz için “YENİ SEVR” demek olan BOP’u çerçevesinde AKP’giller’le el ele, kol kola, demokrasi, kardeşlik, özgürlük soslarına bulanmış Çerçeve Yasa’sına “Evet” diyecek kadar halk düşmanı, vatan haini oluyorlar.
Günahları o kadar çok ki yazmakla bitmiyor.
Ve bizler, Kıvılcımlı Usta’mızın teori pratiğinin projeksiyonu ile yolu pırıl pırıl aydınlanan bizler! Ne mutlu bizlere, Onun düşünce kızları ve oğulları olan bizlere! Ne mutlu Mustafa Kemal’in, Birinci Kuvvacıların “Ya İstiklâl Ya Ölüm!” şiarıyla yürüttüğü mücadeleyi, onların bıraktığı yerden “Vatan Aşkını Söylemekten ve Gereğini Yapmaktan Korkar Hale Gelmektense, Ölmek Yeğdir” diyerek alan, İkinci Kuvayimilliye Bayrağını bedence aramızdan ayrılıncaya kadar taşıyan, Türkiye Devriminin Önderi Hikmet Kıvılcımlı’nın emanetini bugünlere taşıyan yıldırılamaz devamcılarına.
İkinci Kuvayimilliye Bayrağı ellerimizdedir ve o bayrak güzelim ülkemizin burçlarına dikilinceye dek mücadele devam edecektir. Emperyalistler, İşbirlikçiler Bir Kez daha Geldikleri Gibi Gidecekler. Tek bir farkla, bir daha geri gelmemek üzere. Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracak, onu Sosyal Kurtuluş ile de taçlandıracağız!
(Kurtuluş’un Yolu Dergisi, Sayı: 4, Yıl: 2026)
