Süt ve süt ürünleri üretiminde kara günler bizi bekliyor

14.12.2022
A+
A-

Süt ürünleri her geçen gün pahalanıyor. Kelimenin tam anlamıyla her gün zam geliyor. Günlük pastörize sütün litresi 30 TL’ye, peynirin kg fiyatı 160 TL’ye dayanmış durumda. Peynir fiyatı kıyma fiyatını geçti.

Peki neden?

Çünkü üretici, fiyatı sürekli artan yem ve diğer tarımsal girdilere para yetiştiremiyor. Böyle olunca da süt ineklerini kesip sektörden çıkıyor. Hatta bir çiftçinin söylediği şu sözler hal-i pürmelalimizi ortaya koyuyor:

“Ürettiğim yemi satsam para kazanıyorum, ama aynı yemi ineğime yedirip süt alınca sattığım sütten zarar ediyorum.”

İçler acısı bir durum içerisinde köylümüz.

Süt üretimi yapan köylü böyle de besicilik yapan farklı mı?

Hayır.

Tarım Editörü Ali Ekber Yıldırım, üreticilerden aldığı bilgilere göre, 1 kg karkas etin maliyetinin 115-120 TL olduğunu belirtiyor. Et ve Süt Kurumu birinci kalite dana karkas etin kilogramını devletin verdiği destek de dahil üreticiden 100 TL’ye satın alıyor. Yani köylünün maliyeti 120 TL, AKP’giller’in verdiği 100 TL. Piyasada daha da düşük, 85-90 TL’ye kadar fiyatlar veriliyor. AKP’giller’in şu zalimliğine, şu köylü düşmanlığına, halk düşmanlığına bakar mısınız? Köylüyü bile isteye külliyen zarar ettiriyorlar.

Peki üretici buna ne kadar dayanabiliyor?

Dayanamıyor.

Ne yapıyor?

Zarar ediyor ve hayvancılığı bırakıyor, üretimden çekiliyor. Bundan dolayı üretim azalıyor. Fiyatlar artıyor. Halkımız et ve süt tüketemiyor.

Ali Ekber Yıldırım’ın aynı yazısında, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in Eylül 2022 verilerine göre, süt ve süt ürünleri üreten ya da bunları hammadde olarak kullanan ticari işletmelerin satın aldığı inek sütü miktarının bir önceki aya göre yüzde 4,4 azaldığı vurgulanıyor. 2020 yılı Eylül ayında ticari işletmelere giden süt miktarı 773 bin ton, 2021’de 785 bin ton ve 2022 Eylül ayında 750 bin ton. Yılbaşından bu yana inek peyniri üretimi yüzde 5,1 azalmış.

Türkiye İstatistik Kurumu, Eylül ayı tarımsal girdi fiyatlarındaki artış oranlarını açıkladı. Son bir yılda gübredeki fiyat artışı yüzde 226,63 olurken, enerji ve yağlarda (mazot) fiyat artışı yüzde 193,88, hayvan yemindeki artış yüzde 145,46 oldu. Tarımsal ilaçlardaki fiyat artışı yüzde 110,51 ve tohum ve dikim materyalindeki artış yüzde 98,99 oldu.

Köylü artan girdi maliyetleri yüzünden üretemiyor, ineğini kesime gönderiyor. Süt üretimi azalıyor. Tabiî bununla kalmayacak, uzun vadede sanayinin süt bulması daha da zorlaşacak. Süt, peynir, yoğurt, ayran, tereyağı fiyatları daha da artacak. Başta çocuklarımız gelmek üzere Emekçi Halkımız protein kaynağı olan bu gıdalara erişemeyecek. Şu anda zaten halkımızın büyük çoğunluğu erişemiyor. Fiyatlar arttıkça bu sayı daha da artacak.

Ülkemizi gıda ve tarımda dışa bağımlı hale getiren AKP’giller, süt ve süt ürünlerindeki fiyat artışlarına karşı fiyatları düşüreceğim bahanesiyle ithalatın önünü açacak. Onların derdi ülkemizdeki üretimi arttırmak, halkımızın ucuz, güvenli ve yeterli gıdaya erişmesi değil ki… Onların tek derdi ülkemizi ABD-AB Emperyalistlerine satıp geçmek.

Evlere şenlik mi diyelim kâbus mu diyelim; bir de AKP’giller’in Tarım “Bakan”ı var. Seçim de yaklaşıyor ya, çeşitli illeri dolaşmaya başladılar. Kasım ayı ortalarında Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi Yozgat’a gidiyor, “2023’e Doğru Şehir Buluşmaları” toplantısı düzenliyor. Burada çiftçilere açıyor ağzını yumuyor gözünü. Çiftçi neden çocuğunu tezek kokuları içinde büyütmüyormuş, neden tarımda devam etmiyormuş bu çocuklar…

Sözleri şöyle:

“(…) Kendi çocuğuna çobanlığı layık görmeyen bir işletme sahibi, eğer patronluk veya patroniçelik yaparsa bu doğru bir yöntem değil. Dünyanın neresine giderseniz gidin aile işletmeciliği esastır. Önce biz aile olarak işgücümüzü değerlendireceğiz. Bugün kırsalda muhtar kendine oy veriyor. Kendi kendini seçiyor. Niye? Çünkü çocuklarını hayvancılıkla ilgili aman oğlum, aman kızım ben bu işle uğraştım, ben bunda bir gelecek görmedim. Sen git geleceğini başka yerde ara diyor. Hâlbuki tarım sektörü eğer doğru, yerinde ve dozunda yapılır ise insanlara en çok kazandırabilecek bir sektör.” (https://ankahaber.net/haber/detay/tarim_bakani_kirisci_tarim_sektoru_eger_dogru_yerinde_dozunda_yapilirsa_insanlara_en_cok_kazandirabilecek_bir_sektor_111337)

Kendi ağzıyla itiraf ediyor, ne diyormuş köylü; “ben bu işte bir gelecek görmedim.”

Var mı bir gelecek bu çocuklar için? Tablo ortada?…

“(…) Çocuklarımıza çok afedersiniz o hayvanın dışkısının kokusunun koklatılmasını o çocuğa bir haksızlık olarak görüyoruz. Böyle bir dünya yok kardeşlerim. Bugün teknoloji bizi doyurmuyor. Paramız var alamıyoruz. Bunları yaşadık değil mi?” (agy.)

Koca koca laflara bakın hele. Duyan da bu Tarım “Bakan”ı kendi çocuğunu tezek kokuları içinde büyüttü sanır. Köylüye ve onun yaptığı işe büyük saygı duyuyor, sanır. Hatta bütün köylerde okul var, öğretmen var, çocukların eğitimlerine devam edebilmeleri için her türlü olanak yaratılmış sanır. Hatta daha da ileriye giderek, çiftçinin üretim yapması teşvik ediliyor, destekleniyor ve çiftçi tarım-hayvancılık yaptığına bin pişman edilmiyor sanır. Kirişçi bilmez mi ki, çiftçi kazanamıyor, ürünlerini zararına satıyor, zararına üretim yapıyor. Sosyal güvencesi yok, köyünde okul yok, öğretmen yok. Çocukları için burada bir gelecek görebilir mi?

Hain kere hainsiniz. Hiç utanıp arlanmadan, çiftçiyi üretemez, yaşamını sürdüremez duruma düşürüyor, köyünden, toprağından ayrılmak zorunda bırakıyorsunuz. Sonra da ona kal diyorsunuz, sen hep böyle zararda, sefalet içinde kal.

İşte HKP bu gidişe son verecektir.

Halkın Kurtuluş Partisi Programı’nda Köylü Meselesi, Köye Demokrasi başlığı altında yer alan Serbestlik bölümünde köylümüzün üretemez duruma düşürülmesinin nasıl önleneceği anlatılır:

“SERBESTLİK: Köylüyü, köy sınırları içinde hapseden kast ruhlu kültür ve yönetim sistemleri kaldırılacak. Herkes gibi köylü de vatanın dilediği köşesine gidip, istediği işe katılabilme imkânları bulacak.

“Bugünkü gibi insanlarımız, açlıktan dolayı köylerini terk ederek büyük şehir varoşlarına iş bulma ümidiyle, sırtlarında yorganlarıyla gelmek zorunda kalmayacak. Bugün, tarım ürünlerinin fiyatları yerinde sayarken, mazot, gübre, zirai ilaç, tohumluk fiyatları sürekli artmaktadır. O yüzden köylümüz üretemez duruma düşürülmüştür. Ekip ürettiği zaman bir şey kazanamadığı gibi, eline geçen para girdi maliyetlerini bile karşılayamadığı için bir de borçlu duruma düşmektedir. Bu sebepten, doğup büyüdüğü köyünü, toprağını bırakarak, ne olursa olsun deyip büyük şehir varoşlarına akın etmektedir. Ne yazık ki buralarda da onu yeni felaketler beklemektedir.

“Kurtuluş Partisi bu duruma son verecektir. Köyler, insanca yaşanılan yerler haline getirilecektir.

“Köyünü kendi isteğiyle terk eden insanlarımıza ise, başta iş ve konut olmak üzere, insana yaraşır bir hayat kurabilmesi için her türlü imkân kamu kurumları ve diğer halk örgütleri tarafından sunulacaktır.”

HKP, pahalılığın ortadan kaldırılması, üretimin arttırılıp halkımızın tüm temel ihtiyaç maddelerinde ucuzluk sağlanması için kararlı ve istikrarlı bir şekilde mücadele ediyor.