Kahraman Gerilla Che Guevara Yoldaş’ın “Küba’da Sosyalizm ve İnsan” Üzerine Notlarının Düşündürdükleri
Orhan Sur
Ernesto Che Guevara Yoldaş, 9 Ekim 1967’de Bolivya dağlarında ABD Emperyalist Haydut Devletinin eğittiği halk düşmanı Kontrgerilla ordusu tarafından alçakça katledildiğinde 39 yaşındaydı. 14 Haziran 1928’de Arjantin’in Rosario kentinde dünyaya gelen Che, 39’uncu yaş günüyle ilgili olarak, 1967’nin Haziran ayında gerilla mücadelesi yürüttüğü sırada ünlü “Bolivya Günlüğü”ne şu notu düşmüştü:
“Bugün 39 yaşına bastım; gerillacılıktaki geleceğim hakkında kaygılarımın başlayacağı yaşa doğru amansızca ilerliyorum: şimdilik hâlâ ‘sapasağlam’ım.” (Ernesto Che Guevara, Bolivya Günlüğü, Yar Yayınları, Üçüncü Baskı, s. 129)
Che Yoldaş’ın “gerillacılıktaki geleceğim hakkında kaygılarımın başlayacağı yaş” dediği yaş, 40’tı. Nitekim kendisi, gerillacılık deneyimlerine dayanarak, bazı özel istisnalar dışında 40 yaş üstünün gerillacılık için birtakım sorunlar yaratacağını düşünüyordu. “Gerilla Savaşı” başlığı altında kaleme aldığı yazılardan birinde şöyle diyordu:
“(…) Gerillacılık için ideal yaş nedir?
“Bunun sınırlarını belirtmek çok zordur. Her türlü toplumsal ve kişisel özellik bunu değiştirebilir. Örneğin, bir köylü, şehir adamından daha çok dayanıklıdır. Bedenini çalıştırmaya ya da sağlıklı bir hayata kendini alıştıran bir şehirli, ömrünü masa başında tüketen bir adamdan çok daha etkili olabilir. Ancak özet olarak, gerillanın tam göçebelik döneminde, savaşçının yaşı, özellikle köylülerde rastlanan birkaç istisna dışında kırkı aşmamalıdır. Savaşımızın kahramanlarından biri olan Crescencio Pérez, altmış beş yaşında Sierra’ya çıktı, ordunun en yararlı adamlarından biriydi.” (Ernesto Che Guevara, Askeri Yazılar, Yar Yayınları, Yedinci Baskı, s. 63)
Che, yaş sınırını, elbette çok zor koşullara dayanılması gereken; sıcak çatışmayla, ölümle, yaralanmayla, yoldaşlarının kaybına tanıklık etmeyle her an yüz yüze olunan gerilla savaşı için koymuştu. Kendisini Marksist-Leninist olarak açıkça ortaya koymaktan hiçbir zaman imtina etmeyen Che’ye göre insan, nefes aldığı müddetçe ömrünü devrimci kavgaya vakfetmeliydi. Che, tıpkı Gerçek Devrimci Nurullah Efe gibi; devrimci için mücadeleden, kavgadan başka bir varlık alanının, yaşam alanının var olmadığına inanıyordu.
İşte bu inanç ve kararlılıkla, 1956’da Fidel’le tanıştığı gece Küba Devrimi’nin bir neferi olmaya karar verdi ve 25 Kasım 1958’de Meksika’dan hareket eden ünlü Granma gemisindeki 82 kişiden biri oldu. Destansı hikâyenin devamını hepimiz biliyoruz. O nedenle biz, Sierra Maestra Dağlarına ulaşabilen ve düşmanın ilk saldırısının ardından sayıları 12’ye kadar düşen, Fidel Castro önderliğindeki yiğit devrimcilerin ABD kuklası Batista diktatörlüğünü 25 ay gibi nispeten kısa bir süre içerisinde alaşağı ederek Küba Halkını özgürleştirdiklerini belirtmekle yetinelim.
Bilindiği gibi Che Guevara Yoldaş, gerilla mücadelesi sırasında sadece askeri dehasını ve cesaretini kanıtlamakla kalmadı; aynı zamanda disipliniyle, fedakârlığıyla, çalışkanlığıyla, her şeyden önemlisi bitmek tükenmek bilmeyen devrimci enerjisiyle, kısa süre içinde sosyalist bir devrime evrilecek olan Küba Devrimi’nin kök salması, güçlenmesi için ne kadar büyük bir misyona sahip olduğunu da gösterdi. İşte bu yüzden Fidel, askeri savaşın zaferle sonuçlanmasının yani Batista diktatörlüğünün devrilmesinin ardından Che’ye çok önemli sorumluluklar verdi. Che Yoldaş, Domuzlar Körfezi Baskını’nda olduğu gibi “zeytin yeşili” askeri üniformayı her an yeniden giymeye hazır olmak koşuluyla başta Küba Merkez Bankası Başkanlığı, Sanayi Bakanlığı olmak üzere çok sayıda önemli görevi, tüm kapasitesini kullanarak en iyi şekilde yerine getirdi.
Ernesto Che Guevara genellikle, bir ölçüde de doğal olarak, askeri mücadelesiyle bilinmektedir. Oysa Che, başta Gerçek Bilim yani Marksizm-Leninizm olmak üzere insanlığı ilgilendiren her konuyu büyük bir iştahla araştırır, kendince sonuçlar çıkarırdı. Çok okurdu, okuduklarıyla her an iç içe olduğu pratik yaşamdan çıkardığı sonuçları sentezleyerek birçok konuda yazılar da yazardı.
Che’nin en çok kafa yorduğu konulardan biri ise kendi deyişiyle “Yeni İnsanın Yaratılması”ydı. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Che bir Marksist-Leninistti ve Yeni İnsanın Yaratılmasını da elbette Gerçek Bilim ışığında ele alıyordu. Örneğin Che, “kaba”, “dogmatik” Marksistlerin, bir başka ifadeyle “Marksolog”ların savunduğu; “bireylerin değişebilmesi ancak ve ancak mülkiyet ilişkilerinin değişmesiyle mümkün olabilir” tezine şiddetle karşı çıkıyordu. Che Yoldaş elbette Marks Usta’nın temel tezlerine hâkimdi. Komünist Manifesto’yu daha ilk gençlik yıllarında, Arjantin’den henüz ayrılmadan önce okumuş, hatta bu dönemde Marksizmin Başyapıtı Kapital’i bile yüzeysel biçimde de olsa incelemişti.
Dolayısıyla Che, Marks Usta’nın toplumdaki altyapı-üstyapı ilişkilerine yönelik çözümlemelerini, insanların zihinsel dünyasının maddi şartlar tarafından koşullandırıldığını elbette biliyordu. Ama Che, bireyin ve kitlelerin olumlu yönde değişebilmesi için illa dört başı mamur bir sosyalist devrimin tüm aşamalarıyla tamamlanması gerektiği yönündeki anti-Marksist teze karşı çıkıyordu. O, sosyalizm uğruna savaşmanın ve savaş sonrası sosyalizmi bizzat inşa etme sürecinin de “Yeni İnsan”ı yaratabileceğini deneyimleriyle görmüştü.
Örneğin 19 Ağustos 1960’ta, Havana’da Halk Sağlığı Bakanlığı emrindeki bir kuruluşun açılışı sırasında yaptığı konuşmada aynen şunları söylüyordu:
“(…) Çünkü bir insanı, devrimin içinde yaşamak kadar hiçbir şey eğitemez. Çünkü içimizden hiçbirinin, Granma grubuyla ilk gelenlerden ve Sierra Maestra’da yerleşip işçiler ve köylülerle yaşayarak onlara saygı duymayı öğrenenlerden hiçbirinin işçi ya da köylü geçmişi yoktu. Tabiî ki aramızda çalışmak zorunda kalmış olan ve çocukluğunda bazı güçlükler çekmiş olanlar eksik değildi. Fakat hiçbirimiz açlığı, gerçekten açlık denilebilecek şeyi görmemiştik, bunu Sierra Maestra’da geçirdiğimiz uzun yıllar sırasında geçici olarak öğrendik. Bundan sonra birçok şey apaçık olarak gözlerimizin önüne serildi. Başlangıçta zengin bir köylüye ya da hatta büyük bir toprak sahibine ait herhangi bir şeye dokunanları şiddetle cezalandıran bizler, günün birinde 10.000 kesimlik hayvan ele geçirip köylülere teslim ettik ve bunları yemelerini söyledik. Köylüler, yıllardan ve yıllardan beri ilk defa, bazıları ise hayatlarında ilk defa öküz eti yemiş oldular.
“10.000 öküzün pek kutsal mülkiyetine karşı duyduğumuz saygı, silahlı savaş sırasında kayboldu. Tek bir insan hayatının dünyanın en zengin adamının tüm mülkiyetinden binlerce kez daha değerli olduğunu gayet iyi anlamıştık. İşçi ya da köylü sınıfının çocukları olmayan bizler, bunu işte orada öğrendik.” (Ernesto Che Guevara, Küba’da Sosyalizm ve İnsan – Savaşçıya Pratik Öneriler, Sekizinci Baskı, s. 53)
Che, işte bu ve benzer deneyimlerden yola çıkarak devrimci sürecin sadece silahlı mücadele aşamasının değil, bir bütün olarak tüm sürecin insanı değiştirebileceğine ikna olmuştu. Harekete geçmeden, hiçbir şey yapmadan, bir anlamda “Godot’yu bekler gibi” mülkiyet ilişkilerinin altüst olmasını bekleyerek pasifizme savrulmayı, Marksizm-Leninizm diye yutturmaya çalışan oportünistlere, revizyonistlere işte bu yüzden kısacık ömrü boyunca hep ateş püskürdü.
Che Yoldaş’ın, Yeni İnsanın Yaratılmasıyla ilgili çıkardığı en önemli sonuçlardan biri ise kuşkusuz bir devrimcinin halktan beklediği davranışları; örneğin fedakârlığı, cefakârlığı, disiplini, çalışkanlığı, dürüstlüğü, mertliği vb. erdemleri başta kendisinin hayata geçirmesi gerekliliğiydi. Yaşamı boyunca özdisiplinden asla kopmayan Che’ye göre halk önderlerinin işleyebileceği en büyük günah, toplumdaki ortalama insanların yaşamlarından daha iyi koşullarda yaşamaktı. Böyle bir yaşam tarzı, günahtan öte bir suçtu Kahraman Gerilla için.
Che Yoldaş, 1965’te, “Küba’da İnsan ve Sosyalizmin İncelenmesi” üzerine notlarından oluşan bir mektup yazarak Uruguay-Montevideo merkezli Marcha (Yürüyüş) adlı dergiye gönderdi. Bu notlar aynı zamanda Küba Silahlı Kuvvetleri’nin yayın organı olan Verde Olivio (Zeytin Yeşili – Gerillanın kıyafet renginden dolayı bu adı almıştır) dergisinde de yayımlandı.
İşte bu incelemelerinde Dünya Halklarının Kahraman Gerillası Che, halk önderlerinin, devrimcilerin nasıl bir yaşam sürmesi gerektiğine ilişkin çarpıcı tespitlerde bulunuyordu. Bu tespitler kesinlikle bugün de geçerliliğini sürdürmektedir.
Yukarıda da altını çizdiğimiz gibi Che için, devrimcilerin bırakalım lüks içinde yaşamalarını, halk kesimlerinin ortalama yaşantısından daha iyi standartlarda bir yaşam sürmesi bile affedilmez bir suçtur. Che, o sözünü sakınmaz dürüstlüğüyle, saf gerçekliği net bir şekilde ortaya koyar:
“(…) Eğer bir insan bütün hayatını devrime adamak istiyorsa, bazı şeylerden yoksun olduğu ya da çocuğunun ayakkabılarının eskidiği yahut da ailesinin bazı ihtiyaçlarını karşılayamadığı gibi endişeleri olmamalıdır, yoksa zihnini gelecekteki yozlaşmanın tohumlarının etkisine açık tutan bir düşünce yapısına sahip olur.
“Bizim durumumuzda ortalama insanın çocuğunun sahip olduğu şeylere bizim çocuğumuzun da sahip olmasıyla ve ortalama insanın çocuğunun yoksun olduğu şeylerden bizim çocuğumuzun da yoksun olmasıyla yetiniriz. Ailelerimiz de bunu anlamak ve bu düzeyde kalmaya çalışmak zorundadır. Devrimi insanlar yapar fakat insan, devrimci ruhunu günden güne çelikleştirmelidir.” (age, s. 90)
Dikkat edersek Che Yoldaş bu satırlarıyla aslında Halkın Kurtuluş Partisi’nin her il ve ilçe örgütlerinde asılı bulunan ve Gerçek Devrimci Nurullah Efe’ye ait olan “‘Viran olası hanede evlad-ü iyal var’ siperine yattın mı, siyasi rahmetli olacaksın demektir!..” özdeyişinin ne kadar yerinde olduğunu, Gerçek Devrimciliğin temel prensiplerinin dünyanın her yerinde aynı olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koyuyor.
Demek ki kendisini gerçekten “devrimci” olarak niteleyen halk önderlerinin sadece kendilerine karşı değil, gözlerinden bile sakındıkları evlatlarına karşı dahi “acımasız” davranması gerekiyormuş. Demek ki Gerçek Devrimcilerin, Che’nin örneğinden yola çıkarsak, binlerce çocuk okula eskimiş hatta yırtık ayakkabılarla giderken kendi evlatlarının eskimiş ayakkabısının derdine düşmemesi gerekiyormuş. Demek ki ortalama insanların çocuğu neye sahipse Gerçek Devrimcilerin çocukları da ancak o kadarına sahip olabilirmiş. Demek ki ailenin ihtiyaçlarının (ki günümüzün Parababaları düzeninde bunun sınırı, ucu bucağı yoktur) karşılanamadığı kaygısıyla kişinin kendisini kavganın alevinden bir milim dahi uzak tutması, Che Yoldaş’ın ifadesiyle “yozlaşma”nın başlangıcıymış.
Düşmanlarının bile kabul ettiği gibi, Che Guevara Yoldaş’ın en önemli özelliklerinden biri dürüstlüğüdür. Büyük Devrimci Kahraman José Martí’nin; “Söylemenin en iyi yolu yapmaktır”, şiarına sıkı sıkıya sarılan Che için yukarıdaki satırlar, “hariçten gazel okumak” değildir. Che, daha ilk gençlik yıllarında bile kendisi için Latin Amerika’nın çilekeş halklarından daha iyi standartlarda bir yaşam düşlememiştir. Ve yukarıda aktardığımız, Gerçek Devrimciliğin niteliğini ortaya koyan tespitlerini bire bir hayata geçirmiştir. Che, Fidel’e yazdığı ünlü “Veda Mektubu”nda böyle bir yaşam sürmenin iç huzurunu şu şekilde kelimelere dökmüştür:
“Çocuklarıma ve eşime maddi hiçbir şey bırakmıyorum ve bundan dolayı üzgün değilim. Aksine, böyle olmasından memnunum. Onlar için hiçbir şey istemiyorum.” (Ernesto Che Guevara, Yaşamöyküsü-Röportajlar-Mektuplar, Yar Yayınları, Üçüncü Baskı, s. 184)
Toparlarsak; ömrünü başta Latin Amerika Halkları olmak üzere tüm dünya halklarının kurtuluşuna adayan, bu uğurda devrimini başarmış bir ülkeyi bile terk ederek antiemperyalist mücadeleyi sürdürmek için gittiği Bolivya dağlarında ABD Emperyalist Haydut Devleti tarafından katledilen Che Guevara’nın, devrimcilerin kişisel yaşamlarının nasıl olmasıyla ilgili aktardığımız düşünceleri elbette yoksulluğa, sefalete, çaresizliğe, gereksizken güçlükler çekmeye yönelik bir övgü niteliğinde değildir. Che’nin, insanın kendisine ve en sevdiklerine karşı dahi “acımasız” olması gerektiği yönündeki düşüncesi, onun içindeki gerçek adalet duygusunun, gerçek insan sevgisinin dışavurumundan başka bir şey değildir.
Ve Gerçek Devrimcilerin de Che Yoldaş kadar objektif ve yeri geldiğinde kendilerine ve en yakın çevrelerine karşı “acımasız” olmaları gerekir.
30 Eylül 2026
