Bu Kaçıncı Tokatçılık? Dine Gerçekten İnananlar ile Dini Çıkarları İçin Kullananlar

03.10.2026
561
A+
A-

Dr. Mustafa Şahbaz

Dini kullanarak yürütülen bu kaçıncı tokatçılık?..

1980’li, 1990’lı yıllarda “Yeşil Sermaye” olarak adlandırılmış; inançlı insanların samimi dini duygularını istismar ederek, özellikle Avrupa’da çalışan, emekçi insanların paralarını (alınterini); size “Faizsiz Kazanç”, “Helal Kazanç” sağlayacağız, diyerek cukkalayan tokatçılar, holdingler oldu. Yeni para akışı olduğu sürece bu holdingler yatırımcılarına bolca “Kâr Payı” adı altında sözüm ona faizsiz kazanç sağladılar. Yani yeni gelen sermayeden üyelerine bol kepçe para dağıttılar. Bunu gören üyeler paralarını çekmek yerine kârlarını ve yeni birikimlerini ekleyerek üyeliklerini devam ettirdiler. Bu holdinglerin gönüllü propagandisti oldular. Bu yağlı kazancı duyan insanlar, bu vurgun çarkının dişlileri arasına gönüllü olarak atıldılar.

Bunların en büyükleri ve en bilinenleri; Kombassan Holding, Yimpaş Holding, Jetpa Holding gibi kuruluşlardır.

Bu holdinglerin hepsi de halkımızın dini duygularını istismar ederek var oldular. Malum, İslam, faizi (rıba’yı) haram kılmıştı. Bu yüzden samimi inançlı gurbetçi işçilerimiz, Avrupa’nın değişik ülkelerinde alınteri dökerek kazandıkları paralarını, bu haramdan korumak ve mümkünse büyütmek istemişlerdir. Bu insanlar, birikimlerini bankalara yatırarak faiz elde etmeyi haram kabul ettikleri için, bankalar sistemine girmek istemiyorlardı. İşte işin bu noktasında dini ticarete alet etmekten hiç çekinmeyen uyanıklar (tokatçılar) devreye girdi.

Bu din istismarcıları, paranızı faize bulaştırmayacağız, bu sermayeyle yatırım yapacağız; paranız, haram olan faize hiç bulaşmadan bu yatırımınızdan size kâr sağlayacak. Böylece paranızı hem helal olarak muhafaza edeceksiniz hem de size işletmenin kârından “Kâr Payı” dağıtılacağı için paranız helal gelirle büyüyecek, denildi. Başlangıçta kurbanlarına yüksek oranda kazanç dağıtarak hem o parayı yatıran kişinin parasını (hatta üstüne para katarak) sistemde tutmasını sağladılar hem de bu yüksek kazancı duyan insanların (hatta dini hassasiyetleri olmayanların bile) bu holdinglere oluk oluk para akıtmasını sağladılar. Yüz binlerce emekçi insanımızın alınteri paralarını kasalarına doldurduktan sonra bir aşamada, ödeme yapamıyoruz, dediler. İflas etmiş göründüler. İşçilerimizin milyonlarca Markını iç ettiler. Yüz binlerce mağdur yarattılar.

“Saadet Zinciri” Vurgunu

Bunların bir benzeri de “Saadet Zinciri” diye adlandırılan bir sistemdir. Kenan Şeranoğlu diye bir şahıs “Titan” diye bir fon kurup insanlarımızı tokatlamıştı. Bu sistemin asıl adı “Ponzi Sistemi”dir. Türkiye’de “Saadet Zinciri” diye isimlendirilmiştir. Bu sistemde de mekanizma şöyle çalışır:

Kişi fona bir miktar para yatırır. Tabiî bu miktar ne kadar büyük olursa gelir de o kadar büyük olacak denmiştir, sistemi kuranlar tarafından. Sonra bu kişinin yakınlarını bu sisteme girmeye ikna etmesi gerekir. Çünkü ne kadar kişiyi bu sisteme dahil ederse o kadar gelir elde edecektir. İnsanlar, yatırdıkları paranın kısa dönemde büyüyerek kendilerine döndüğünü görünce; daha büyük bir hırsla, varlarını yoklarını seferber ederek bu sisteme yatırırlar ve canla başla tanıdıkları hatta tanımadıkları kişileri bu sisteme katmak için çabalarlar. Bu fonların herhangi bir yatırımları yoktur. Yalnızca aldattıkları kişilerden topladıkları milyonlar vardır. Başlangıçta insanları teşvik etmek için dağıttıkları paraların kaynağı da bu milyonların sadece az bir kısmıdır. Sonunda sistem tıkanır. Yolunacak kaz artık kalmamıştır. Sistem iflas eder. Tabiî yine olan yüksek kâr peşinde koşan halka olmuştur. Binlerce mağdurun (Titan Rezaletinde bu rakam 16 bindir) ahı göklere yükselir. Ama ne çare…

Sistemi yürütenler ise cukkaladıkları milyonları bir yerlere istiflemişlerdir. Birkaç ay ya da yıl hapis yatar çıkarlar. Ve onlar için Dolçe Vita (Tatlı Hayat) devam eder.

Bu tokatçılığın son örneklerinden biri Çiftlikbank olayıdır. Bu olay daha tazedir. Bilen insan sayısı da o oranda çoktur. Ayrıntısına girmeyelim.

Benzer ama biraz daha “masum” bir mekanizma da sigorta, özellikle de sağlık ve hayat sigortası işinde yürür. Sigorta acentası, eleman aradığını ilan eder. Gelen elemanlarla prim üzerinden ücret vermek üzere anlaşır. Yani kişi ne kadar insanı o sigorta sistemine dahil ederse o kadar prim alacaktır. Eleman, anne babasından başlayarak, yakın, orta yakın, uzak yakın akrabalarını, eşini dostunu ve hiç de yakını olmayan insanları ikna ederek sigorta sistemine dahil eder. Başlangıçta çok sayıda kişiyi üye yaptığı için yüksek prim alır. Ama bu gelir, zaman uzadıkça ve buna bağlı olarak sigortalayacağı kişi sayısı azaldıkça küçülür. Yok derekesine düşer. Patronun elemanı işten çıkarmasına bile gerek yoktur. Primsiz (gelirsiz) kalan eleman, kendisi işten ayrılmak zorunda kalır.

Patron için hava hoştur: Sözünü ettiğimiz eleman çalışırken bile patron yeni elemanlar almaya devam eder. Gelen her elemanın suyu sıkıldıktan sonra posası (işçinin kendisi) işsizler ordusuna postalanır.

Sülün Osman Tarzı
Tokatçılık

Bir de Sülün Osman yöntemiyle yürütülen tokatçılık vardır. Sülün Osman, bulduğu saf Anadolu insanına Dolmabahçe Saat Kulesi, Galata Köprüsü gibi göz alıcı eserleri hatta Boğaz Köprüsü’nü satmakla meşhurdur. Bu yöntem Kemal Sunal’ın “Tokatçı” adlı filmiyle komedi tarzında anlatılır.

Bir da Selçuk Parsadan olayı var ki evlere şenlik.

Selçuk Parsadan olayının kısa hikâyesi şudur:

“Aslında onun hikâyesi biraz da babası tarafından yazılmış. Kadıköy Merkez Emniyet Memuru olan baba Sebahattin Parsadan, aynı zamanda dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in hem sevdiği bir isim hem de  Menderes’in gönüllü yakın korumasıydı. Ama iddiaya göre yakın korumadan çok, Menderes’in aşk hayatını organize eden ve masrafları örtülü ödenekten karşılayan gölge bir isimdi.

“Oğul Selçuk Parsadan’ın, babasının ‘tavsiyesiyle’ dolandırdığı ilk ünlü isim ise Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel. Kendisini “Paşa” olarak tanıtan Parsadan, Demirel’e Atatürk posteri satmak istediğini söylüyor ve olaylar şöyle gelişiyor:

“İlk telefonlarımdan biri Demirel’edir. Paşa olarak açtım. Galiba Atatürk tablosu sattım ya da bir devlet bileti… İlk on konuşmamdan biriydi. Babamın tavsiyesi ile Başbakan Demirel’i aradım ve kaptım parayı.”

“Fakat Parsadan’ın Tansu Çiller’i dolandırması hepsinden çok daha ilginç bir hikâye. 2 Kasım 1995 tarihinde kendini Emekli Orgeneral Necdet Öztorun olarak tanıtan Selçuk Parsadan, Çiller’e Kemalistler Derneği adına aradığını söylüyor.

“Emekli paşaların DYP lehine çalışacağını ve kendisi için binlerce oy toplayacağını ancak bunun için derneğe yardım etmesi gerektiğini aktarıyor Parsadan. Tansu Çiller, partisi adına gelecek bu oy yatırımına seve seve destek veriyor ve hükümetin örtülü ödeneğinden tam 5.5 milyar TL Parsadan’a bağış yapıyor.

“İlk hafta için 3 milyar beklentisi olan Parsadan bir anda 5.5 milyar TL’yi görünce sevinçten çıldırıyor. Dolandırdığı bu parayı, sevgilisiyle birlikte rulet masalarında kumar oynayarak yiyor. Zaten onu ele veren de bir süre sonra ayrıldığı sevgilisinin ihbarı oluyor.” (https://onedio.com/haber/basbakan-tansu-ciller-i-bile-dolandiran-selcuk-parsadan-in-hikayesini-okuyunca-agziniz-acik-kalacak-1201655)

Yani Selçuk Parsadan, tokatçılığı yeni bir düzeye, seviyeye taşıyor. Moda deyimle “level” atlatıyor. Adam Cumhurbaşkanını, Başbakanı tokatlıyor. Daha da doğrusu onlar aracılığıyla devleti, tabiî halkın alınterini tokatlıyor.

Yukarıdan beri anlattığımız Tokatçılıklar, bir hiyerarşiye göre sıralanır: En çok mağdur yaratanı ilk önce vermiş olduk. Aşağıya doğru mağdur sayısı daha azdır. Yani daha az can yakılmıştır.

Bir de burada sözünü ederek konuyu uzatmak istemediğimiz “Bankerler Faciası”, “Bankalar Faciası” vardır. Geçelim…

Son Fon Tokatçılığı,
Tokatçılığın Zirvesidir

Baştan sona AKP’nin eseri olan ve AKP’lileri ihya etmek üzere işletilen 331 Fon’un yarattığı yıkım, yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz tokatlamalara rahmet okutacak düzeydedir. Vurulan para 20 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir. Yani tokatlanan para miktarını Türk Lirası cinsinden 1 trilyon TL (bu da şimdiliktir) olarak hesaplayanlar da var.

Yani Türkiye Tarihinin en büyük vurgunuyla karşı karşıyayız.

Tokatçılar
Tayyip ve Avanesidir

Ve bu soygunun baş mimarı bizzat Kaçak ve Haram Saray’da oturan Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü bu soygunun daha doğrusu tokatlamanın engellenmesini sağlayacak devletin bütün mali denetim organlarını atayan bizzat kendisidir. Oysa bu organlar, tokatlamayı engellemek yerine onun gerçekleşmesini sağlamışlardır. Yani bu tokatlamayı, başında Tayyip’in Amigolarının bulunduğu denetim organları engellemek bir yana, teşvik etmişlerdir. Örneğin Borsa İstanbul (BİST) listelerinde bu fonlar yeşil renkle yani satın “Al”, İngilizcesiyle “Buy” rumuzuyla gösterilmiş; küçük yatırımcıların bu fonlara yönelmesi teşvik edilmiştir.

Sözü uzatmamak için görevlerini yapmayarak ya da bizzat teşvik ederek bu tokatçılığa göz yuman ya da teşvik eden ve hepsinin başında da Tayyip’in atadığı yöneticilerin, yönetim kurullarının bulunduğu devletin organlarının yalnızca adlarını listelemekle yetinelim:

1- Sayıştay,

2- Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu (VDK),

3 Hazine ve Maliye Bakanlığı Maliye Teftiş Kurulu,

4- Kamu Görevlileri ve Kurum İçi İç Denetim Birimleri,

5- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK),

6- Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDE),

7- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK),

8- Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK).

Bunların içinde görevini yapmış gösterilen tek kuruluş, başında Mehmet Şimşek’in (İngiliz Mehmet’in) bulunduğu Hazine ve Maliye Bakanlığıdır. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek 4 Kasım 2025 tarihinde fon konusunda uyarıda bulunuyor. Şöyle diyor:

“SPK’nın fon kriziyle ilgili açıklamaları 2025 yılının son mali çeyreğine kadar gidiyor.

“Konuyu doğrudan ele alan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, 4 Kasım 2025’te yaptığı açıklamada, ‘Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, manipülasyon alanında eksikler olduğunu biliyoruz, eksikleri gidereceğiz’ demişti.” (https://www.bbc.com/turkce/articles/c6kg09x8yjn8o)

İngiliz Mehmet bu açıklamayı yapmış…

Pekiyi, kendi sözleriyle söylersek “eksikleri gider”miş mi?

Gerekli önlemleri almış mı?

Bu rezaleti önlemek için çabalamış mı

Önlemiş mi?

Hayır.

Sadece ellerini yıkamış…

Bu felaketin geleceği besbelli… Ben kendimi kurtarayım, demiş.

Hazine ve Maliye Bakanlığının durumu bu!

Ya diğer kurumlar?..

Onların bırakalım bir önlem almalarını, bir uyarıları bile olmamış… Tam tersine bir davranış içinde olmuşlar. Bu kurumların eski yöneticileri, eski yöneticilerinin ve tabiî yeni yöneticilerinin akraba-i taallukatı, hep bu vurgunda baş aktörler olarak yer almışlar.

Bütün bu teferruatı bir yana bırakalım…

Bu tokatçılığı, hastane yangınını bile “Reis”lerinin “talimatı” olmadan söndüremeyen AKP’giller’in 20 milyar dolarlık yani 1 trilyon TL’lik bu vurgunu “Reis”lerinin onayı olmadan gerçekleştirebilmeleri mümkün mü?

Bu sorunun cevabını yazmamız fazlalık olur herhalde…

Tam tersine, bu kurumlara amigolarını, avanesini yönetici olarak atayan ve o yöneticiler bu konuda bir girişimde bulunmak isteseler bile onları engelleyen bizzat Tayyip’tir.

Artık sağır sultanın bile bildiği bir gerçek var. Nerede bir vurgun, talan varsa o vurgunu yapanlar çaplarına göre paylarını alırlar elbet. Fakat Aslan Payı her zaman Tayyip ve ailesinindir. 5-6 yıl önce AKP kurucularından olan ve programını yazan Abdüllatif Şener; “Tayyip ve ailesinin kamudan çaldığı servet 300 milyar doları aşkındır”, demişti. Demek ki günümüzde bu miktar 500 milyar dolardan aşağı değildir.

“Hükm-ü Avam İstinafsızdır!”

Tayyip, Fatma Betül Sayan Kaya ve kocasının, bu tokatlama sürecinde 2 milyar TL vurmasını ve birkaç vurguncu kişinin aynı tarz eylemini Akın Gürlek Yargısının önüne atarak ellerini temizlemek istemektedir. Tıpkı 15-27 Aralık’ta ortaya çıkan ve Kısıklı’daki villasında istiflediği ve Bilal Oğlan’ın ancak iki günde kamyonetlerle, kamyonlarla taşıdığı ve yine de “sıfırlayamadım babacığım”, dediği dolarlar avrolar gibi bu rezaletten de (vurgundan en büyük payı kendisi aldığı halde), hiçbir dahli yokmuş gibi davranarak sıyrılmak istemektedir.

“Big Boss” Tayyip…

Elinde tuttuğu basın yayın tekeli ve Akın Gürlek Yargısı sayesinde bu rezaletten de sıyrılacağı kesindir. Tabiî bir de bu ibişler muhalefeti de bu sıyrılma eyleminde Tayyip’in işini alabildiğine kolaylaştıracaktır.

Fakat eski bir söz vardır: “Hükm-ü Avam İstinafsızdır!”

Yani bugünkü Türkçeyle; “Halkın adaletinin temyizi yoktur!”

Kaçak ve Haram Saray’da mukim Tayyip Erdoğan’ın kısmen de olsa laik olan Türkiye Cumhuriyeti’ni adım adım yıkıp yerine inşa ettiği mafyatik bir vurgun örgütü olan Ortaçağcı Faşist Din Devleti, halkımızın kanını kuruttu. Halkımız 24 yıldan bu yana sürmekte olan Tayyipgiller iktidarının vurgunları, soygunları sonucunda; pazar çöplerinden, çöp konteynerlerinden rızık arar hale geldi. Bu son Fon Tokatlamasının halka bindireceği yük en az 20 milyar dolardır. Yani bu vurgunun faturası yine halka çıkarılacaktır. Nitekim Katılım Evim ve Birevim fonlarının Emlak katılıma devredileceği açıklandı bile.

Kayahan’ın sözleriyle noktalarsak:

“Yine bana [halkımıza] hüsran, bana [halkımıza] yine hasret var.”

Ama ne dedik az yukarıda:

“Hükm-ü Avam İstinafsızdır!”

Ve halkımız artık kararını vermiştir. AKP’den ve onun “Reisi” Tayyip’ten umudu kesmek bir yana nefret eder hale gelmiştir, yaka silkmektedir halkımız.

Bu halk bir kere uyanmaya görsün…

En karanlık günlerden Birinci Kuvayimilliye’yle çıkıverir. Bu karanlık günlerden de “İkinci Kuvayimilliye”yle çıkacaktır. Yeter ki biz halkımızı uyandırmak için gereken çabayı sürdürelim ve örgütlenmeyi başaralım.

Tarihte her zaman kazanan halklar olmuştur. Belki pek yavaş, pek sancılı olmuştur ama mutlaka olmuştur…

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.