4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü Vesilesiyle: İçinde Yaşadığımız Zalim Sınıflı Toplum Düzeninde Hayvanlarımız da Asla Korunamaz!
Prof. Dr. Özler Çakır
Gerçek İnsan, Gerçek Devrimci ve militan Hayvansever olan Önderimiz Nurullah Efe’nin engin hayvan, doğa ve dolayısıyla insan sevgisini içeren yazılardan oluşan “Bütün Canlılar Doğa Ana’nın Evlatlarıdır Aynı Ölçüde Değerli, Saygın…” [1] kitabında da alıntılanan, Amerikan Yerli Kabilesi Suquamish’in lideri Şef Seattle’a atfedilen ünlü mektupta şu sözler yer alır:
“Her şey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar… Hayvanlar olmadan insan nedir ki? Eğer tüm hayvanlar yok olsaydı, insan ruhunun büyük yalnızlığından ölürdü. Hayvanların başına ne gelirse, çok geçmeden insanların da başına o gelir. Her şey birbirine bağlıdır. Çocuklarınıza, ayaklarının altındaki toprağın atalarınızın küllerinden oluştuğunu öğretmelisiniz. Toprağa saygı duymaları için, onlara yeryüzünün soydaşlarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu anlatın. Çocuklarınıza, bizim çocuklarımıza öğrettiğimiz şeyi; yani yeryüzünün bizim annemiz olduğunu öğretin.” (https://www.pick-upau.org.br/site_english/world/indian_charter/indian_charter.pdf)
Nasıl çıkar bu sözler insanın ağzından, nasıl oluşur böyle bir düşünce?
Çünkü insan yaşadığı gibi düşünür. Ve Önderimiz Nurullah Efe’nin de vurguladığı gibi:
“Amerikan Yerlileri İlkel Komünal Toplum İnsanlarıdır. Yani Sosyalist insanlardır. Sınıflı Toplumu hiç tanımamış ve yaşamamış olan insanlardır. Onlardaki bu yüce gönüllülük, bu yüce ahlâki değerler ve sevgi dolu yürek, hep içinde yaşamış bulundukları Sosyalist Düzenden kaynaklanır. Hep deriz ya; insan toplum yaratığıdır, diye. Gerçek Sosyalist Sistem, insanlarına işte böyle yüce değerler yükler.
“(…)
“İlkel Komünal Toplum İnsanı son derece vicdanlıdır, hoşgörülüdür, sevecendir, fedakârdır. Gereksiz yere tek bir hayvanın bile canına kıymaz, ona eziyet etmez. Bir tek ağacın bile dalını kırmaz. Üzerinde yaşadığı dağları, ovaları, nehirleri gözü gibi korur. Hatta, kutsallık atfeder onlara. Onların hepsinin, ruhu olduğunu varsayar. Ve o ruhları incitmemeye, üzmemeye olabildiğince özen gösterir, dikkat eder.” (age)
Yani insanın insanı ezmediği, sömürmediği toplumlarda en yüce ahlâki, insani, vicdani değerler egemen oluyor toplumun yaşayış biçimine. Bunların içine doğuyor o toplumun çocukları ve bu değerleri doğalında, yaşamları içinde edinerek büyüyorlar.
Ama Sınıflı Toplum bataklığına saplanmış toplumlarda, yukarıda değindiğimiz değerlerin hiçbiri kalamaz, kalmıyor. Bir avuç egemenin hâkim olduğu, insanın insanı ezmesi, sömürmesi, kandırması ve her türlü zulmü kendi çıkarı için yapması üzerine kurulu olan Sınıflı Toplum, doğası gereği insanları da insanlıktan çıkarıyor, ahlâksızlaştırıyor. Toplumun egemen sınıfı, kendi rezil ahlâkını tüm topluma yayarak, tüm insani değerlerden uzaklaştırıyor.
Bugün ülkemizde de bu acı gerçeklikle karşı karşıya değil miyiz?
Son 25 yıldır Soysuz Parababaları düzeninin bekçiliğini yapan Bin Yılın Felaketi AKP’giller; ülkemizi yaktı, yıktı, tarumar etti. Dağlarını delik deşik ettiler, maden şirketlerine peşkeş çektiler; göllerini, ırmaklarını, sularını kirlettiler, kuruttular, ormanlarını kestiler, yaktılar, ülkemizin akciğerlerini söküp aldılar, bizi soluduğumuz havamızdan ettiler. Ve doğal olarak, doğayı evi belleyen yabanıl hayvanlarımızı da yok ettikleri doğada acılar içinde yok edip geçtiler. Yetmezmiş gibi, sağ kalabilenlerin canlarını zenginlerin kanlı zevkleri için ihaleye açtılar.
Şehvet gülüşleriyle çıkardıkları Kanlı Yasalarıyla sokak canlarımıza insan yüreğinin dayanamayacağı işkenceler yaptılar, soykırıma uğrattılar, ölüm kampları olan barınaklara gönderdiler, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sokak hayvanlarının yüzde 92’sini topladıklarını, yıl sonuna kadar da tüm sokak köpeklerini toplayarak barınaklara yani ölüm kamplarına göndereceklerini açıkça ilan etti. Temmuz 2026’da yapılan NATO toplantısı için Ankara’da 56 bin köpek toplandı. Canlarımızın canını belediyeler eliyle ihaleye çıkardılar, olmayan barınaklara hapsedilen mazlum canlarımız diri diri toplu mezarlara gömüldüler. Ve bu kanlı zulüm devam ediyor.
Nasıl yapabiliyorlar tüm bunları?
1400 yıl öncesinin kokuşmuş, çökkün, Medine Köleci Toplumunun örf ve adetleriyle halkımızı afyonlayarak, onlara, bunları din diye yutturarak, kendi çürümüşlüklerini tüm topluma yayarak. Soygun düzenlerinde insanları yoksullaştırarak, umutlarını tüketerek, her türlü şiddete maruz bırakarak, insanlıklarından çıkararak. Halkı, Allah ile kandıran bu iktidar, ne yazık ki tüm toplumumuzu çürüttü. Ahlâk diye diye ahlâkı, vicdan diye diye vicdanı, insan diye diye insanı çürüttü, çürütmeye de devam ediyor. En kötüsü de geleceğimiz çocuklarımızı çocukluklarından çıkarıyor, birer caniye, dönüştürüyor.
Laik ve Bilimsel eğitimin kırıntısını dahi bırakmayarak çocuklarımızı kul kişiliklere, müritlere dönüştürüyorlar. Okullarda eli kalem tutacak çocuklarımız, elde silah katliam yapıyor. Maraş’taki katliamın ardından, bu yazının yazıldığı gün (22 Eylül’de), yeni bir okul saldırısı içimizi yaktı. Manisa Turgutlu İnci Üzmez Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesinin önünde pompalı tüfekle yapılan saldırıda, ikisi ağır 11 öğrenci yaralandı. Saldırgan da yine bir öğrenci.
Açılımı “Cehennemin 31. Katı” olan C31K gibi sanal yapılanmalarla örgütlenen, içinde sevgi, merhamet taşımayan zalimlere, suç makinasına dönüşüyor çocuklarımız. İşte en son Ankara Keçiören’de yavru kediyi 6 dakika boyunca akıl almaz işkenceler yaparak katleden, daha önce başka kedileri de işkence yaparak öldüren 14 yaşındaki S. Medyada yer alan haberlerde S’nin kendisinin de aile içi şiddete uğradığı belirtiliyor.
Kızılderili Şefi diyordu ya her şey birbirine bağlıdır, diye. İnsanın insanlığından çıkarıldığı bu aşağılık, bu kötücül, bu ahlâksız düzende, çocuklarımızı da doğamızı da patilisiyle, pençelisiyle, kanatlısıyla, yüzgeçlisiyle, boynuzlusuyla, velhasıl yabanılı ve evciliyle hayvanlarımızı da korumak mümkün olmuyor.
İşte o nedenle bir kez daha yineleyelim: Mademki her şey birbirine bağlı, mücadele de bir bütün. Bu görüşlerimi, 20 Eylül’de, yaşadığım ilçe Seferihisar’a bağlı, sadece 25 haneden oluşan bir dağ köyü olan Gölcük’te altı tane yavrusu olan emziren bir köpeğin acımasızca zehirlenerek katledilmesini, patili dostlarımızın doğal yaşam alanı olan o dağlık bölgede belediye toplama araçlarının toplama yapmasını protesto etmek için düzenlenen eylemde yaptığım konuşmada da dile getirmiştim:
“İnsanı da kurtaracağız, doğayı da kurtaracağız, hayvanı da kurtaracağız. Bu sömürü düzenine son vermediğimiz sürece, bu zulüm hepimize yönelecek ve devam edecek. Öyleyse alanlarda hep birlikte haykırmalıyız, vatanımızı kurtarmak için, doğamızı kurtarmak için, hayvanımızı kurtarmak için, insanımızı ve çocuklarımızı kurtarmak için el ele verip bu kötücül düzene karşı mücadele etmekten başka çıkar yolumuz yok. Bunları haykırmaya devam edeceğiz. Umut asla tükenmez. Her karanlık gecenin bir sabahı var. Bu sabah ülkemizde er geç doğacak. Bu halk aydınlık günleri doğuran bir halktır, buna inancımız tamdır.”
Yazımı “Patili canların bir tek tüyü için belaya atlar gideriz.” diyen Kurucu Genel Başkanımız Nurullah Efe’nin başta andığım eserinden alıntı ile noktalıyorum:
“Amerikan Yerlileri, Beyaz Adam oraya ayak bastığında “İlkel Komünal Toplum Konağında yaşamaktaydılar. Yani toplum, sınıflara parçalanmamıştı… Bu sebeple de Yerli Halk mertti, yiğitti, adaletliydi, yalan dümen bilmezdi. Özü sözü birdi. Güvenilirdi… Ve de insan, hayvan ve doğa sevgisiyle doluydu. Biz de işte İnsanlığın bir milyon sekiz yüz bin yıl farkında olmadan içinde doğup yaşadığı, sonra da altı bin yıl önce Sınıflı Topluma geçerek kaybettiği o insancıl toplumu, insanların, hayvanların mutlu olarak yaşadıkları, doğanın gözbebeği gibi korunduğu toplumu, sevgi toplumunu yeniden kurmak için mücadele ediyoruz, savaşıyoruz… En değerli, insana en yakışan, en anlamlı yaşama biçimi budur, diyoruz. Bu sebeple de bizim davamız en insancıl, en yüce davadır… Demek ki kadınların da çocukların da hayvanların da doğanın da kurtuluşu, İşçi Sınıfının Kurtuluşundan bağımsız değilmiş. Halk İktidarındaymış. Sosyalizmdeymiş, Komünizmdeymiş…” (age.)
22 Eylül 2026
1- Nurullah Efe Ankut, Bütün Canlılar Doğa Ana’nın Evlatlarıdır Aynı Ölçüde Değerli, Saygın…, Derleniş Yayınları, 2026.


