Eee Tayyip… Buna Ne Diyeceksin Şimdi?
M. Gürdal Çıngı
Bak Tayyip, kimden söz ediyoruz?
Senin Denizli Belediye Başkanından, Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekilinden ve Türk Dünyası Belediyeler Birliği Başkanından söz ediyoruz. Senin 2 dönem Ekonomi Bakanından söz ediyoruz!
Nihat Zeybekci’den, senin has adamından söz ediyoruz!
Hatırlamak istemezsin büyük olasılıkla ama sana ve halkımıza hatırlatalım:
“Nihat Zeybekci (d. 1 Ocak 1961; Pınarlar, Tavas), Türk siyasetçi, ekonomist ve iş insanıdır. 2013-2015 ve 2016-2018 yılları arasında iki dönem Türkiye Ekonomi Bakanı olarak görev yaptı. Daha öncesinde 2011’den 2018’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekiliydi.
“Çiftçi bir ailenin çocuğu olan Zeybekci, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin işletme bölümünden mezun oldu ve İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul ve Denizli’de özel sektörde çalıştı ve bu dönemde Denizli Platform Sözcüsü ve Denizli Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçılar Birliği Başkanı oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı olarak 2004 Türkiye yerel seçimlerinde Denizli Belediye Başkanı adayı oldu ve %51,51 oy oranıyla seçimi kazandı. 2009 Türkiye yerel seçimlerinde ikinci dönemi için aday olan Zeybekci, %39,9 oy oranıyla yeniden seçildi. Belediye başkanlığı sırasında Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekilliği ve Türk Dünyası Belediyeler Birliği Başkanlığı görevlerinde bulundu. 2011 yılında Türkiye genel seçimlerine katılmak için görevinden istifa etti.
“2011 Türkiye genel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Denizli milletvekili oldu. AK Parti MKYK üyesi olan Zeybekci, Türkiye Büyük Millet Meclisi Enerji Komisyonu Başkanlığı yaptı. 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’nun ardından Ekonomi Bakanlığı görevine atandı. Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan 62. Türkiye Hükûmetinde de aynı görevi sürdürdü. Haziran 2015 ve yenilenen Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde yeniden milletvekili seçildi ve Ekonomi Bakanlığını bıraktı. Davutoğlu’nun istifa etmesinin ardından Binali Yıldırım tarafından kurulan 65. Türkiye Hükûmetinde Ekonomi Bakanı olarak görevlendirildi.” (https://tr.wikipedia.org/wiki/Nihat_Zeybekci)
Evet Tayyip, bu Nihat Zeybekci’den bahsediyoruz.
Niye konu ediyoruz peki bunu?
O da senin gibi “Ekonomist(!)”
Ha, Allah var; o çakma, korsan, sahte “Ekonomist” değil. En azından Diploması var!
“Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin işletme bölümünden mezun ol”muş “ve İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans yap”mış…
Ve sen de o yüzden olsa gerek, 2 kez Ekonomi Bakanı yapmışsın kendisini.
Yani senin kadar olmasa da(!) “Ekonomist”liğine güvenmişsin…
Peki ne olmuş Nihat Zeybekci’ye?
O da Fon “mağduru” olmuş(!)
Şirketlerinin parasını kaptırmış TERA’ya!
Şimdi feryat ediyor. Feryat ederken de gerçekleri bir bir anlatıyor, senin Bilal’e anlatışın gibi…
“Eski Bakan Nihat Zeybekci de fon mağduru oldu: Devlet bilebilecek durumda, ihmal var
“Eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ortağı olduğu dört şirketin tasfiye kararı verilen Tera TP2 fonunda parasının kaldığını açıkladı
“(…)
“Gazeteci İsmail Saymaz’a konuşan Zeybekci, konuyu Erdoğan’a iletmediğini ancak devletin ihmali olduğunu söyledi. Saymaz, bugünkü köşesinde konuyu şöyle aktardı:
“Parası TP2’de kaldı”
“Bir kere 455.758 mağdurdan biri olduğunu vurguluyor.
“Benim ve şirketlerimin borsada zerre miktarda işlemimiz yoktur. Hisse alım satımında asla bulunmadım” diyor.
“Ortağı olduğu 4 şirketin Tera’nın TP2 fonuna para yatırdığını kabul ediyor.
“17 Eylül’de tasfiye kararı alınan 131 fondan biri de TP2 idi.
“Zeybekci, ‘Bu fonun manipülatif işlemlerde adı geçenlerle alakası yok. En güvenli fon ve aylık kazancı yüzde 3.5 ile 4.5 arasında’ diyor.
Ancak parasının içeride kaldığını söylüyor.
“Hangi ihtiyaç üzerine yatırdınız?”, fona para yatırdınız diye sordum.
“Şu yanıtı veriyor:
“Mesela, otomotiv şirketimiz var. Elinde nakit duruyor. 3-5-15 gün sonra ödemesi var. Bu parayı orada tutuyor.”
“Yani, işletiyor” dedim.
“Şöyle devam ediyor:
“İşletiyor derken, şöyle bir hassasiyetten oralara koyduk: ‘Bir özelliğimiz var, faizde, overnight’ta (gecelik), repoda şey yapmamız… Birileri sonra der ki ‘Zeybekci’nin faizde parası var,’ onun için. Faizsiz finans kuruluşları gibiydi. Son iki aydan beri, bu mazeret değil tabiî, bilgim olması gerekiyordu ama olmadı. Arkadaşlar buraya koymuşlar.” (https://gazeteoksijen.com/turkiye/eski-bakan-nihat-zeynekci-de-fon-magduru-oldu-devlet-bilebilecek-durumda-ihmal-var-291080)
Yani “faiz” almıyor ha(!) Yanlış anlaşılmasın. Müslüman insan hiç Faiz alır mı(!)
Almaz! Almaz!
Ne alır?
Kâr alır canım, kâr alır!
O helal çünkü(!)
Hem de bir gecede aldığı kârla ödemelerini yapacak kadar çok para yatırır!
“Bilginiz dışında mı?” diye sordum.
“Bilgim olması gerekiyordu. Haberim olsa müsaade etmezdim” diyor.
“Neden izin vermeyeceğini merak ettim.
“Fonlarla ilgili uyarıldıklarını belirterek, şunları söylüyor:
“Bu fonlarla ilgili kurumlar ve arkadaşlar bazı uyarılarda bulunuyorlardı. Tera’nın nakit fondan parayı alıp manipülatif işlemlerde kullanmasından kaynaklı bir süreç yaşıyoruz.”
Niye “müsaade etmez”miş?
Yukarıda yazdığımız gibi Haram olduğu için falan değil ha, “uyarıldı”ğı için aldırmazmış.
Kimlerden uyarı almış?
“Bu fonlarla ilgili kurumlar ve arkadaşlar”dan almış.
Kim onlar?
Ne İsmail Saymaz soruyor habere göre, ne de o anlatıyor. Yani orası “sır”(!)
Hani “bazı sırlar vardır mezara götürülür”. O tür bir sır demek ki…
Ne diyordu Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı “Yol Anıları”nda?
“Parababalığında ‘Bazı sırlar’ mezara götürülmezseler, mezara götürürler.” (Derleniş Yayınları, s. 86)
Ne gibi uyarılar almış?
“Tera’nın nakit fondan parayı alıp manipülatif işlemlerde kullan”dığı yönünde…
Peki bunu duymuş da ne yapmış bir AKP’li olarak, Bir Ekonomi eski Bakanı olarak?
Hiç!..
Haberi olsaymış müsaade etmezmiş…
E, hangi insan bu haberi aldıktan sonra müsaade eder? Etmez tabiî…
“Zeybekci, mağduriyetini Cumhurbaşkanına aktarmadığını ifade ediyor.
“Devlet bunları bilecek durumda, ihmal var”
“Vatandaşın taksidini veya kirasını ödemek için parayı kısa süreli fonlara yatırdığını anlatarak, ‘Bu alışkanlık haline geldi’ diyor.
“Devletin ihmaline dikkat çekerek, şöyle devam ediyor:
“Maalesef devletin ihmali var. Devlet bunları saniye saniye bilebilecek, gözetleyebilecek, müdahale edebilecek durumda. Vatandaş ‘Bir şey olsaydı devlet müdahale ederdi’ güvencesiyle buralarda parasını tuttu. Manipülatif işlemler yapan, milyarlarca para kazanıp çıkanlarla 455 bin kişiyi karıştırmamak lazım.” (https://gazeteoksijen.com/turkiye/eski-bakan-nihat-zeynekci-de-fon-magduru-oldu-devlet-bilebilecek-durumda-ihmal-var-291080)
Söylenene, açık itirafa bakın!
Bundan daha açık itiraf olur mu?
Savcıların, tabiî gerçek Savcı olsa, ne yapması gerekir?
Bu röportajı okuduğu anda, Nihat Zeybekci’ye; “Gel bakalım. Kimdi seni uyaran bu kurumlar ve arkadaşlar? Adları ne? Yetkileri ne? Görevleri ne? Sen niye bekledin. Bize niye gelmedin?” demesi gerekmez mi?
Gerekir!
Ama hangi yönetim biçiminde gerekir?
Normal Hukuk Devletinde gerekir.
Var mı öyle bir devlet?
Gören, bulan, duyan haber versin…
Var mı Devlet?
Evet, var bir Devlet. Hem de şu anda ülkemizde bulunan İkili Devletin Birincisi; Tayyipgiller Faşist Din Devleti var.
Ve ondan, onun kurumlarından, onun savcılarından görev beklemek, görevi yerine getirmesini ummak; ölü gözünden yaş ummaya benzer.
Evet Tayyip, bütün bunları söyleyen ana, yavru muhalefet değil, muhalif medya değil!
Senin has adamın Nihat Zeybekci!
Ne diyeceksin şimdi halkımızın karşısına geçip?..
Ha, dersin sen, dersin…
Allah dersin, Kitap dersin, Kur’an dersin… Dersin oğlu dersin…
Nasılsa Allah’la aldattığın, vurgundan pay verdiğin bir kitlen var. Dersin sen, onlar da inanır nasılsa…
Ey Halkımız:
Uyan!
Gör Gerçekleri!
Anla Bizi!
Yoksa ünlü Ozanımız Nazım Hikmet’in dizelerindeki gibi misin Ey Halkımız?
Dünyanın En Tuhaf Mahlûku
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
– demeğe de dilim varmıyor ama –
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
